Osman Sevim

Osman Sevim

YazarDerleyenÇevirmen
8.3/10
36 Kişi
·
11
Okunma
·
1
Beğeni
·
617
Gösterim
Adı:
Osman Sevim
Unvan:
Yazar
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
304 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
1900 yılında Servet-i Fünun dergisinde hikaye şeklinde yayımlanmaya başlamış.Daha sonra roman halini almıştır.
Kitapta kişilerin ruhsal durumlarından sıkça bahsetmiş. Bana kalırsa insanların değişken hallerini Eylül ayına benzetmiş. Sık sık iç seslere yer vermiş yazar.
Kahraman isimlerini neden öyle seçmiş halen bir anlam veremedim.(baş kahramanlar; Suat kadın,Süreyya erkek) Aşk, namus, merhamet duygularının ağırlıkta olduğu psikolojik bir roman. Eleştirdiğim tek nokta yasak aşkı biraz masum göstermiş. Geneli itibariyle keyifle okudum .
306 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Spoiler içerir!

Vurgulayarak ve altını çizerek başlıyorum ilk psikolojik roman olan Eylül, Servet-i Fünun gazetesinde yayınlanır ardından kitap olarak basılır. Aşkı en iyi anlatan roman olmasının yanı sıra iç konuşmaların, karakterlerin kafa seslerinin, yoğun olarak ruhsal çözümlemelerin yapıldığını görüyoruz.

Üç ana karakter üzerinde gelişen olayların örgüsüne kapıldığınızda kendinizi Suad'a hak verirken Necib'e öfkelenip, yanlış anlaşılmalar yüzünden boş yere acı çeken bu talihsiz aşıklar için içlenirken bir yandan da ihanetleri yüzünden ise onlara kızarken bulabilirsiniz.
Piyano, notalar ve denizin dalgalarıyla ruhunuz ferahlayacakken iç kavgalara kapılıp karmakarışık bir ruh haline bürünebilirsiniz.

Aşk, arkadaşlık, ihanet, evlilik, beklentiler filmlerin bize göstermediği mutlu sonların sonrası... Dönüp dönüp tekrar okuduğum en sevdiğim alıntısı ise;

Ah niçin o sürekli böyleydi?

"Dünyada sessizlik ve rahatın hep şüpheden doğduğunu görüp kendini üzen şeylerin de hep kendi hayal gücünün, kendi yaptıklarının ürünü olduğunu düşünerek, kendine, ruhuna karşı bir şey yapamadığından kendini düzeltmek için bir çare bulamadığından deliren bir öfke ve kızgınlık duyuyordu.
Önce birden uçmak için gökyüzünü yeterli bulmayan bir şiir, bir yüce emel, bir masum arzu ile boğulur, o zaman bir hiç için canını verecek hâle gelirdi.
Fakat sonra yine o hiçlerden biriyle bütün uçma arzusu yaralanır, bütün araştırması her şiiri bir yara yapan bütün inceleme melekeleri uyanır, hayatın, dünyanın insanların, ruh ve kalbin ne olduğunu soğukkanlılıkla, kendine karşı bile düşmanca, bir parça bile şiire yenilmeyerek, arzularının ne iğrenç, emellerinin ne gülünç, başarılarının ne miskin, bütün mutlulukların, neşelerin ne kadar süslü olurlarsa olsunlar ne pis olduğunu düşünmekten doğan ümitsizlik ve korku ile yıkılır, sisli, küflü kalırdı.
Ah, ara sıra ruhunu heyecanla titreten o temiz sevgi ve şiir sürekli olsaydı...
Herkes gibi o da hayatı sade, renkli, günahsız gözlerle görseydi...
Hayat onu kollarının arasına alıp tırnakları, dişleriyle paralayarak bu hâle getirmemiş olsaydı..."

Keyifli okumalar dilerim
365 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
EYLÜL – MEHMET RAUF 12.02.2020

Edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman örneği olan Eylül’ü okudum yıllar sonra. Gecikmiş bir okuma oldu. Kız ve erkek isimlerinin uyumsuzluğu dikkat çekiyor hemen günümüzle karşılaştırınca.

Yakın dönemde yayınlanan ve tüm ülkede milyonları ekrana kilitleyen Aşk-ı Memnu romanının diziye aktarılmış halini bir şekilde anımsıyorsunuz kitabı okurken. Büyük bir farkla tabi. Kirlenmeyen, saf ve temiz bir aşk buluyorsunuz Eylül’de.

Suad ve Necib’in iç konuşmaları ve bunalımları ile devam ediyor. Sevdiğine acı çektirme ulaşamama, ihanet, ikilemde kalma, duygusal karmaşa… Tüm bu duygu yoğunluğunu Suad ve Necib’in iç konuşmaları şeklinde görüyoruz. Hikayemiz Suad’ın yangında ateşler içinde kalması ve Necib’in tereddüt etmeden ateşe atılmasıyla son buluyor. Süreyya’nın tereddütte bulunması aslında hangisinin gerçekten aşık olduğunu son nokta olarak romanda bizlere gösteriyor.

- Kabahat hep aynı hayatı sürdürmekte.
- Yasak bir şeyin gizlice yapılması saadetiyle onun başını döndürüyordu. Dudakları daima titriyor, daima o isimle titriyordu.
- Evet, seviyoruz ve çaresiz aşkımıza esir oluyoruz.
- Eylülde sanki bahara hasretlik çeken üzgün bir tazelik, sanki üzerine çöken kışın, kendini mahvetmek isteyen sonbaharın aksine devam etmek, tekrar bahar olmak mücadelesi vardır.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Okuduğum kitap 'sadeleştirilmiş tam metin'dir. Hem özgün eser sadeleştirilmiş hem de sayfa altlarında bilinmeyen/kullanılmayan/argo/mecazi bazı kelimelere de açıklama eklenmiş. Bu sayede sözlük karıştırmadan ve konudan kopmadan metin anlaşılabiliyor.

Hayattan Sayfalar, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın (1864 - 1944) 1919 yılında yayımladığı bir romandır. Bu roman da diğer romanları gibi 'İstanbul' ve İstanbul'dan 'insan manzaraları'nı içerir. Bizi İstanbul'un bir semtinde yolculuğa çıkartıyor. Bunu yaparken de orada yaşayanları da peşimize takıyor. O anlatıyor, biz okuyoruz; geçmiş, insanlar, inanışlar ve kültür peşi sıra bize eşlik ederken, toplum içinde yaşanan sevinçler, hüzünler, farklılıklar; görünen veya görünmeyenleri de bir araya toplamış.

İstanbul neresi denildiğinde, 'gerçek İstanbul' olarak tabir edilen semtlerden biri olan Edirnekapı ve oranın tasviriyle kitaba başlanır. Hem çevre hem de insan iç içe anlatılır. Örnekler vererek, olan ve olması gerekenleri bir anlatıcı yoluyla bize ulaştırır. Bir mahalle ve o mahallenin ahalisi konuşmaya başlar. Yeri geldiğinde mahalle ağzı kitabın içinde yer alarak, onu da olduğu gibi semtin içinde yürütür. Mahalle içindeki bir kavga ya da durum anlatılırken, argoya geniş açıdan bakılır.

Ölüm olgusu işlenirken onun üzerinden dönemin zengin ve fakirlerine de bakılıyor. Hayattan Sayfalar içinde belli bir karakter yok. O mahalle var. O mahallenin eşrafı da var, fakiri de var, sokakları, mezarlığı, ölüm, cenaze hizmetleri de var. Mahalle ağzı ve mahalleden haberler eşliğinde bir hikaye anlatılıyor. 1900'lerin başları, İstanbul'un bir semtinden kesitler sunuyor.

Uzun uzadıya ayrıntılı anlatmaya gerek yok. Sonda söylenmesi gerekenleri başta söyleyeyim: Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı okuyalım. Derin analizler, kişilik tahlilleri, karakter derinliği olmayabilir. Ama o bize bu kitapta İstanbul'un bir semtinde yaşanan bir olayı anlatıyor. Güzel, okunabilir. Anlatırken de kendine has cümlelerle yani mahalle ağzı, atasözleri, deyimler; mahallenin yapısı hakkında bizlere de bilgi veriyor.

Bu kitap ile 'hayatın bir sayfası bizler için açılıyor'. Benim gibi o tarihleri, yaşayışları, kültürü hakkında okumayı sevenlere hitap edebilir.

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın yaşamı ve edebiyatçı yönü hakkındaki bilgiye çeşitli kitaplardan ve internetten ulaşılabilir.

Kitap hakkında bazı özel notlar:

++ Okuduğum baskı Bilge Kültür Sanat, sadeleştirilmiş metin, sadeleştiren Osman Sevim, 1. Basım Mayıs 2015 tarihlidir. Ayrıca elimde farklı baskıları da yer almaktadır. Bunu yazmamın sebebi ise bir durum tespiti yapmak. Sadeleştirilmiş metinleri okumak daha avantajlı oluyor ama özgün metni okumak isteyenlere de hitap eden yayınlar da mevcut. Örneğin, Papersense Yayınları tarafından çıkartılan "Hayattan Sahifeler, 1.Baskı Ekim 2015, Osmanlıcadan aktaran Nuri Sağlam. Bu kitap içinde H.R.Gürpınar hakkında bilgi verilmesi haricinde Osmanlıca baskından yeni Türkçeye (eski Türkçeden yeni Türkçeye) bir aktarım olduğu da belirtiliyor. Yayınevi bunu kitabın kapağına "Orijinal Metin" olarak işlemiş. Bendeki diğer bir baskı ise Atlas Kitabevi, 6. Basım 197?, sadeleştiren Mustafa Nihat Özon. Mustafa Nihat Özon'un 1965 - 1972 yılları arası H.R. Gürpınar'ın kitaplarını sadeleştirdiğini çeşitli internet kaynaklarından öğreniyoruz. Başka bir baskı ise 1947 tarihli. 1919 tarihli Osmanlıca baskıdan sonra yeni harflerle ilk baskısı 1940 tarihli olan kitabın 3. baskısı oluyor. Bendeki kitapta, Hilmi Kitabevi, 3. Basım 1947 tarihli. Şimdi bunları niye yazdım (Esas yazmamım sebebi burayı bir depo olarak gördüğüm için yazılı metinleri bu şekilde internette saklamış olmam ve ilerisi için kendime bilgi sağlamak. Okuyan olur ve faydası gören ya da yardımcı olan olursa ne ala!) . Bu yazdığım kitaplar içinde gözüme çarpan bazı yerlerde farklılıklar olması. Fark ettiklerimi aşağıya sıraladım ve özellikle "Amarke" için yazdım.

++ Amarke > Papersense 2015 (56. sayfa), Hilmi 1947 (44. sayfa), Atlas 197? (37. sayfa). Fakat Bilge Kültür 2015 baskısının 45.sayfasında ise "Amarke" > Amerika olmuş. Dipnot olarak da, (argo) zengin, paralı kimse denilmiş. Hulki Aktunç'un Büyük Argo Sözlüğü'nün 26. sayfasında Amerika için şu ifade yer almaktadır: İtalyan denizci Amerigo Vespuccinin adından İngilizce America. Zengin, paralı kimse diye açıklama var. Cümlenin yapısından "zengin, paralı kimse" anlaşılabilir ama bu "Amarke" ya dizgi hatası ile yanlış yazılmış olabilir ya da başka bir şey olabilir diye düşünüyorum ?

++ Papersense 2015 (53. sayfa) "…inle", Hilmi 1947 (42. sayfa) " … ınla", Atlas 197? (35. sayfa) " ağzınla", BilgeKültür 2015 (42. sayfa) " bohçanla". Bu sayfada bir dipnot yok. Hulki Aktunç'un yine Argo Sözlüğünün 51 sayfasına baktığımızda "bohça" kelimesi; kalça, kıç, but olarak geçiyor. Kitap içindeki cümle yapısına uygun. Peki, "… inle ya da ınla" diye geçen yerler acaba zamanında yazar tarafından mı sansür edilmiş (1919 -1940) yoksa zamanın örfi idaresi tarafından mı?

++ Papersense 2015 (86. sayfa) " … u yedi", Hilmi 1947 (72. sayfa) " … u yedi), Atlas 197? (60. sayfa) " boku yedi), BilgeKültür 2015 (74. sayfa) " …u yedi). Bu yerler de acaba zamanında yazar tarafından mı sansür edilmiş (1919 -1940) yoksa zamanın örfi idaresi tarafından mı?

Okumamda fark ettiğim yerler bunlardı. Eski Türkçe metinden yeni Türkçeye tam, sansürsüz (sansür varsa o da dipnot olarak belirtilebilir) ve dipnotlu yeni bir çeviri arıyorum. İş Kültür, H.R. Gürpınar'ın külliyatını yayımlamaya başladı. Bu kitaba sıra ne zaman gelir bilemem ama umarım bu soruların da cevabı çözümlenir. İyi okumalar.

Bu kitabı 22 /24 Aralık 2019 tarihleri arası okuyup, inceleme yazısı ise 1 Ocak 2020 tarihinde siteye eklenmiştir.
304 syf.
·9/10
"Hayatta aşka üstün gelecek hiçbir şey bulamıyordu. Hisler ve insani temayüllerin en ulvisi, en seçkini o idi ve bütün öbürleri onun huzurunda sadece susmak ve aşağılanmaya katlanmak icab ederdi; dünyada büyük, hükmeden, tabii ancak o vardı, onun yanında her şey suni, sıradan, göreceli kalıyordu, bunlar sadece imkansız değil vahşi, yapay, doğalı bir zorlama olarak kalıyordu; ne kadar tahammül yakan bir ateş olursa olsun ıstırapları lezzet ve saadetini o kadar arttırıyor, bizzat işkencesi bir saadet oluyordu. Öldürerek, korkutarak yakan, zevki ne kadar ani ise o kadar insan tahammülünün haricinde can yakıcı olan bir ateş. "İşte aşk!" diyordu. Ekleyerek "Ah sadece aşk, sadece birbirini sevenlerin, her şeyi unutup aydınlık, süslenmiş gördükleri heyecan ve şiir rüyası var, sadece o, sadece o..." Hatta bütün ceza bile olsa, bütün bir cinayet bile olsa, onu bilmeyenler, bu saniyeyi yaşamayanlar için "Yaşamadık!" diye feryat etmek lazımdı. Ondan başka her şey boş, her şey hiç, her şey boşuna idi; o olmasa hiç, hiçbir şey olmazdı ve yine ondan başka hiçbir şey yok. Yalan olsun, sahte olsun, yine daima o hükümran oluyor, her şey de, her halde o üstün geliyordu. " Ah ne iyi oluyor da yine üstün geliyor, her yerde daima o üstün geliyor, bütün beceriksizlikler daima eziliyor, aşağılanıyor!" ..."

Kitapla ilgili elbette benim de söyleyeceklerim vardı. Okurken biriktirmiştim, ama sonuna gelip de bu bölümü görünce hiç gerek görmedim acemice cümleler kurmaya. Kitap baştan sona bu bölümdür bana kalırsa. Evet, Türk Edebiyatı için yeri çok önemli.
Bu gerçeği yok sayarsak da şunu söyleyebilirim ki, bir kitabın sonunu bildiğiniz halde onu okurken keyif alıyorsanız, o kitabın değeri asla tartışılmaz; bana göre. Müthiş bir ifade şekli. Tek üzüldüğüm nokta orijinal metin değil, günümüz Türkçesine aktarılmışını okumuş olmam. Yapay geldi bu açıdan. Yayınevinden de kaynaklı bu.
Mutlaka orijinal metni de okuyacağım, zaman kaybı değil büyük bir kazanım olacak.
Tavsiye ediyorum, doğanın insan ruhu üzerindeki etkisini görür, dış dünyadan kopar biraz insan gönlüyle ilgilenirsiniz. (Baştan sona toplumsal hiçbir konunun işlenmemiş olmasını övüyorum. Adiyö!*

*Adiyö: Allah'a ısmarladık. (Bilge Kültür Sanat'a dipnotlarıyla ilgili gönderme yapıyorum.))
304 syf.
·Beğendi·10/10
Mehmet Rauf’un edebiyat tarihimize ilk psikolojik roman olarak geçen eseri Eylül’de anlattığı üçlü aşk hikayesi Rauf-Fikret-Nazime Hanım arasındaki durumdur. Rauf’a göre Fikret, mutluluğunun önündeki tek engeldir.
Yazarın yasak aşka kötü bakmadığı hoşgörülü baktığı Suat ve Necip musiki sayesinde başlayan yasak aşklarına tanık olduğumuz edebiyatımızda ilk olan bu psikolojik romanın okunmasını tavsiye ederim.
Bu kitabı okuduktan sonra artık eylül ayları farklı olacak İstanbul eski baktığınız gibi olmayacak Boğaziçinin güzellikleri sizi alıp götürecek.
304 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kitabı birkaç ay önce okudum.İlk psikolojik roman olması nedeniyle mutlaka okunmalı diye düşünmüştüm. Ne yazık ki aradığımı bulamadım.Batılılaşma çabalarında kast yalılar ,giyim kuşak, aşk,huzur rahatlık...Evli bir kadının romantik aşığa aşık olması ve iç konuşmalar kolay değil tabi iffetli ve kocasını seven biri Suad ..Sonu hiç beklemediğim gibi oldu.Okunmayı hak ediyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Osman Sevim
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 11 okur okudu.
  • 8 okur okuyacak.