Müşahedat

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.279
Gösterim
Adı:
Müşahedat
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051004006
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Bütün bir Tanzimat ve Servet-i Fünun devirlerini ve hatta Meşrutiyet devrinin de ilk yıllarını eserleriyle dolduran Ahmet Mithat Efendi’nin birden çok sıfatı vardır: Gazeteci, hikaye ve roman yazarı, tarihçi, ilahiyatçı, felsefeci… O, bütün bu alanlarda ciltler dolusu eseri bulunan edebiyattan coğrafyaya, müzikten dinler tarihine hemen her konuda kalem oynatmış ve okuyucunun her alandan haberdar etmek isteyen bir gazeteci, bir ansiklopedisttir.

Müşahedat rommanı, son yıllarda postmodern anlatının edebiyatta bir çeşit ana akım haline gelmesiyle birlikte, Ahmet Mithat Efendi’nin diğer eserlerinden daha fazla ilgi görmüş ve hakkında çok sayıda inceleme yapılmıştır. Yeni okumalarla bu ilginin daha da artacağı kuşkusuzdur.
432 syf.
·8 günde
Nereden, nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Doğalcı romana bir örnek olarak Müşahedat’ı yazdığını iddia eden Ahmet Mithat Efendi ki bence de öyle ama başlangıçta romantik romandan da izler vardı, başka türlü olduğunu iddia edenler de olmuş, okurken, araştırırken ilginç şeyler deneyimledim.
Dergâh Yayınlarından 2013 birinci baskıyı okudum ve anladığım kadarıyla ikinci baskı şimdilik yapılmamış, alışveriş sitelerinde tükendi yazıyor. Bu ayrıntıyı niçin veriyorum, Dergah Yayınları eseri sadeleştirmeden basmış ki, eserin kalitesi ve orijinalliği bakımdan özenli bir çalışma da yapmışlar ama ülkemin gerçekleri farklı olunca belki de bu sebepten ikinci baskıyı yapamadılar. Ne diyorum ben! Okurken yoruldum, yoruldum demek eseri beğenmedim, keyifle okumadım, sıkıldım manasında değil. Bilmediğim kelimeler, bilemediğim kelimeler, yayınevinin dipnotları ve sözlük arasında gidip gelmeler, bazı yerleri tekrar okumama sebebiyet veren durumlar… Yıl 1890, yıl 1920 de, yıl 1935 de, yıl 1940 da fark etmiyor… Yanlış bir şeyler var çok açık ortada… Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini sadeleştirmek durumda kalmışız… Derinden üzüldüğüm için bu konuya girdim…
İşin bir başka boyutu Türk Dil Kurumu tarafından eser 2000 yılında basılıyor… Eee Cemil Meriç Ahmet Mithat Efendiye “tek kişilik akademi” diyor, Türk edebiyat tarihinde romancılığa yeni başlandığı zamanlarda, meddahlık kültürü ile yetişmiş bir topluma kitap okuma alışkanlığı kazandırmış, kendini sevdirmiş ve bu uğurda da bir sürü eser vermeye çalışmış bir yazar ki şöyle söyleniyor hakkında: “Gazeteci, hikaye ve roman yazarı, tarihçi, ilahiyatçı, felsefeci…O, bütün bu alanlarda ciltler dolusu eseri bulunan, edebiyattan coğrafyaya, müzikten dinler tarihine hemen her konuda kalem oynatmış ve okuyucularını her alandan haberdar etmek isteyen bir gazeteci, bir ansiklopedist hatta ilk öğretmen”
Ama değeri geç anlaşılanlardan… Ahmet Mithat Efendiden sonra yetişenler, onun romancılıktaki eksikliklerini görmüşler, iyi de onun eksiklerini görmek onu yok saymakla eş değer olur mu? Bir defa denemiş, yeni bir şeyler denemiş… İddia atmış ortaya doğalcı roman aynı zamanda şöyle de olmalıdır demiş, bu da yetmemiş onu göstermek için daha önce denenmediğini iddia ettiği şekilde Müşahedat’ı yazmış… Romanın yazılışını roman haline getiriyor, romanın yazılması esnasına roman kişilerini de katıyor ve romanın içine kendisi yazar Ahmet Mithat Efendi olarak karışıyor...
Hasan Ali Toptaş’ın en beğendiği eserlerin başında gelen 1759 yılında yayınlanmış “Tristram Shandy” de romanın yazılışını konu haline getirdiği söyleniyor. Ahmet Mithat Efendi’ni bu eserden haberi var mıydı bilmiyorum.
Özetle; Müşahedat türk romancılığının ilk yıllarında batıda denenmemiş bir şekilde yazım tekniği denenerek yazılması hadisesi ile büyük bir iştir.
384 syf.
·4 günde·5/10 puan
Ahmet Mithat Efendi, Tanzimat döneminde anılmasına rağmen Tanzimat ikinci dönem ve Servet-i Fünun arasındaki "Ara Nesil'de eser vermiş sanatçılardan biridir. Her ne kadar kusurlu diye tabir edilebilecek şekilde yazsa da, Ahmet Mithat Efendi'nin kalemini seviyorum. Çok içten, samimi bir yazar olmak ile beraber nüktedanlığı ile okurların gönüllerinde bir yer edinmekte.

Müşahedat, o döneme ve Batı Edebiyatına bakıldığında daha önce hiç kullanılmamış bir tarzda yazılan bir romandır. Diğer yazarlardan farklı olarak üst kurmaca tekniği ile yazmıştır. Şöyle ki, Ahmet Mithat Efendi bir yazar olarak Müşahedat romanının bir karakteridir. Diğer roman karakterleri ile beraber bu romanı yazarlar.

Naturalist bir roman yazmak isteyerek Emile Zola'dan esinlenir. Ahmet Mithat, bir gün bir vapurda iki kadın ile karşılaşır, konuşmalarını dinler, onlan takip eder ve tanışırlar. Bu iki kadın Siranuş ve Agavni'dir. Yazar, onların hayatlarını roman olarak yazmak ister. Bu yolculukta karşılarına çıkan Refet Bey ile birlikte kafa kafaya verip bir roman yazmaya başlarlar.

Oldukça ilgi çekici bir konusu vardı, severek okudum.
406 syf.
Kitabı dönemin özellikleri hakkında bilgi sahibi olmak için okudum. Ahmet Mithat'ı ve Tanzimat Dönemi romancılığını bilenlerin aşina olduğu gerçek yani yazarın eserin içinde sürekli aktif olması bu kitapta da fazlasıyla mevcut. Sanki romanı olaylar olurken sürekli kaleme almaya devam etmiş gibi. Bu sebeple sürükleyicilik noktasında sıkıntılar var. Fakat dönemi keşfetmek o zamana dair ipuçları yakalamak için okunması gereken kitaplardan.
Aşağıda okunacaklar bir inceleme değil, Berna Moran'ın Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1 adlı eserinden bir alıntıdır. Müşahedat için daha açıklayıcı olduğunu düşünerek burada paylaşmayı daha uygun buldum.
"Romanın yazılışını konu haline getirme bakımından Müşahedat’takini andıran bir tekniği, 18. yüzyıl İngiliz romancısı Lawrence Sterne Tristram Shandy’de kullanılmıştı. Roman görünüşte Tristram’ın yaşamını anlatıyordu, ama Tristram’ın ağzından anlatılan bu yapıtta romanın kahramanı sözde gerçekçi bir yöntemle yazmaya çalışırken, gerçekçi romanın bir parodisini yapmış ve dolayısıyla bu tür romanın benimsediği kuralları sergilemiş ve saymaca olduklarını ortaya koymuş oluyordu. Başka bir deyişle Tristram Shandy’nin de konusu bir bakıma ‘’roman’’dı.
Romanın kendi dışında bir şeyi değil de kendisini anlattığını söyleyen Rus Biçimcilerinden Şklovskiy, bundan ötürü Tristram Shandy’yi dünyanın en tipik romanı sayar. Ahmet Mithat’ın yaptığı elbette ki çok daha basit bir düzeyde, ama doğalcı bir romanın yazılış yöntemini ve kurallarını konu edinmesi bakımından Stern’ü çağrıştıran bir yönü var. Rus Biçimcileri Müşahedat’ı okumuş olsalardı, bu açıdan ilginç bulurlardı herhalde…
Ahmet Mithat’ın, kişilerini romanın yazılması eylemine katmakla, L. Pirandello’nun Altı Şahıs Yazarını Arıyor (1921) oyununda kullandığı tekniği ondan önce bir ölçüde denediğini de söyleyebiliriz isterseniz.
Müşahedat ile Andre Gide’in Kalpazanlar’ı (1925) arasında da teknik bakımından bir benzerlik bulunur. Kalpazanlarda da romanın içinde bir romancı vardır ve onun roman sanatı hakkındaki düşünceleri, romanın kişileriyle ilgili notlar ve anı defterine yazdıkları romanın içinde yer alır ve konunun bir parçasını oluşturur. Andre Gide bu tekniğin sağladığı olanakları çok iyi değerlendirir ve yaptığı iş Ahmet Mithat’ınkiyle karşılaştırılamayacak kadar karmaşık ve usta işidir. Bununla birlikte yazarımızın Türkiye’de romana daha yeni başlandığı yıllarda ‘’Roman tarz-ı tahririnde (yazma tekniğinde) bir tuhaf turfanda olmak üzere bu kitabı da böyle yazmayı iltizam etmişimdir (uygun bulmuşumdur)’’ diyerek, söz konusu tekniği, çok basit düzeyde de olsa, Pirandello’dan ve Gide’den önce denemeye girişmesi ilginçtir. Tanzimat romancıları bütün acemiliklerine rağmen bazen böyle buluşlarıyla şaşırtıcı yeniliklerde getirmişlerdir."
70/71
416 syf.
·11 günde·Beğendi·7/10 puan
19. yüzyıldan postmodern tekniklere bir selam romanı: Müşahedat

Müşahedat; Tanzimat Dönemi Türk edebiyatının önemli kalemi, çok sayıda eser kaleme almasından dolayı "Yazı Makinesi" lakabıyla anılan Ahmet Mithat Efendi'nin bir romanı. Romanın ilginç bir yanı var: Postmodern romanlarda sıkça gördüğümüz "üst kurmaca" tekniğinin 19. yüzyılda kullanılması. Peki, nedir üst kurmaca? Kısaca bahsedeyim: Edebiyatı bir oyun olarak gören postmodern yazarların, yazma eylemlerini de oyunun bir parçası olarak görmelerinden dolayı, anlattıkları ya da kurguladıkları şeyi nasıl oluşturduklarını dile getirmeleri, romanın veya öykünün içinde kendileriyle veya okurla bir nevi sohbet etmeleridir. Sohbet etmek kısmı zaten tam Ahmet Mithat Efendi'ye göre bir iş. Bilen bilir, romanlarında okuruyla sohbet etmeye bayılır.

Ahmet Mithat Efendi, Emile Zola gibi türalist bir eser kaleme almayı amaçlar. Bunun için gözlem önemli tabii. O da gözlemlerinden hareketle bir roman yazmaya başlıyor. Roman kahramanlarını da bu romanın yazma serüvenine ortak ediyor. Yazdıkça ilgili bölümleri onlara okuyup romanda değişikliklere gidiyor. Ahmet Mithat da bu yönüyle hem anlatıcı hem de romanın bir kahramanı üstelik gerçek kimliğiyle roman kahramanı oluyor. Bu romanda gözlem çok önemli olduğu için romanın adını da "Müşahedat" koyuyor çünkü bu isim "gözlemler" demektir.

Romanda Ahmet Mithat, Siranuş, Agavni, Refet, Karnik, Seyit Mehmet Numan, Vartov Dudu karakterleri karşımıza geliyor.

Dergah Yayınlarından okudum kitabı. Yayınevi dilin özgünlüğünü korumuş. Kelimelerin anlamlarını dipnot şeklinde vermiş. 19. yüzyılda yazılmış bu romanın dili haliyle biraz ağır. Arapça, Farsça kelimelerle tamlamalar zaman zaman okumayı güçleştirse de konu ilgimi çektiği için kitabı okumaya devam ettim. Okuyacaklar, bu durumu göze almalı.

İyi okumalar dilerim.
416 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Müşahedatı Dergah Yayınlarının baskısından okumadım, Everest Yayınları'ndan Keşif Serisi içerisinde yapılan baskısını okudum. Dergah baskısında yazarın dönem içerisinde Osmanlı dili etkisiyle kullandığı farklı diller sayfa altına açıklama şeklinde verilmiş ve akıcılık zedelenmiş. Everest baskısı ise Behçet Necatigil Türkçeleştirmesiyle ve kitabın sonuna eklenen yine Behçet Necatigil' in hazırladığı radyo oyunuyla sunulmuş.
Kitap Ahmet Mithat Efendi'nin 1800'lerde bir vapurda şahit olduğu olay ve dinlediği konuşma sonrası tanışmaya karar verdiği üç kadın ve çevresiyle tanışmasıyla başlıyor. Ahmet Mithat bu kitapta hem bir yazar hem karakter olarak yer alıyor, aynı şekilde diğer karakterler de bazen yazar rolü de üstleniyorlar. Dönemini çok ayrıntılı bir gözlemle yansıtan Ahmet Mithat Efendi' nin eline geçen hikaye sayesinde tanıştığı farklı kesimlerden insanları tanımak gerçekten güzeldi. Bu güzellik sadece edebi zevk alanında değil, şöyle ki karakterler hayatlarını roman oluşurken yaşamaya devam ettikleri için kültür, ekonomi vs konular üzerine devrin görüşleri de okuyucuya yansıyor.
432 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Mutlaka okunması gereken gerçek bir Türk klasiği hatta dunya çapında bir eser ki yazar romana kendisini de dahil etme tekniğini kullanmıştır. Bu teknik o dönemde ve sonrasında kullanılmış mıdır bilmiyorum ama henüz görmüş değilim. Türk romanının gereken yerde olmadığı ve gereken değerin verilmediği dahası hep hakir görüldüğü aşikar. Edebiyatımızım gerektiği kadar incelenmediği ve aydınlatılmadığı kanısındayım.
432 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Bu kitabı okumamdaki en büyük etken kitabının konusunda ziyade yazım tekniği hakkın da yazılanlar olmuştur. Anlatıcı-yazar olarak romandaki kişilerle beraber romanın içine giren Ahmet Mithad okuyucu ile beraber bizzat kendisi olayın örgüsünü bazen soru cevap bazen de kendi gözlemleriyle tamamlar. Bolca kendinden bahseder Şehir hatları vapuru ile Kadıköy den Karaköy e geçerken vapurun içerisin de ikisi genç biri biraz yaşlı üç kadına rastlar onların tartışmasına uzaktan şahit olur ve romanın bu kadınlar üzerinde yazmaya karar verir ve başlar gözlem yapmaya. Yazım tekniği açısında ilginç bir kitaptı.
438 syf.
·6 günde
Anadolu Üniversitesi mükemmel bir çalışma yapmış. Binlerce dipnot ile Osmanlıca kelime ve kavramları açıklamışlar. Sadeleştirilmiş metin öğrencilere çok daha yararlı olacaktır elbette. Ancak, Türk Dili ve Edebiyatı ile Tarih bölümü öğrencileri, öğretmenler ve eski yazı diline ilgi duyanlar kesinlikle bu edisyonu okumalı. Okuduğum süre boyunca eski kelime va kavramlar kafamda döndü dolaştı :) Kullanmak için can attım. Kelime dağarcığı ile hitabet / belagat sınırlarını genişlettiğini düşünüyorum.
384 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitabı bir roman olarak değil de daha çok naturalist bir romanın nasıl yazılacağını öğretmeye çalışan bir eser olarak görüyorum. Ama asıl hoşuma giden nokta, bu kitabı okurken yüz küsür yıl önce yaşamış Ahmet Mithat ile sohbet edebildim ve büyük keyif aldım. Eserin bende bıraktığı iz budur.
Metnin Ontolojisinin Çifte Referansı (kendine ve dış-dünyaya yaptığı gönderme) :

"Her edebî metin, hem kendi içinde tamamlanmış bir söylemdir, hem de daha geniş bir söylemler ağı (ya da tarihsel bağlam içinde yer aldığı için, daha geniş bir sistemin parçası)dır."

[Jale Parla, "Don Kişot'tan Bugüne Roman", s. 112, dn. 86 -Ahmed Midhat Efendi'nin "Müşāhedāt"ı vesîlesiyle.]
Saat ya dokuz veya on. Bu vakit uyku olur mu ya?

Hay hay. Demincek size ne demiştik. Bazı kimselerin gündüzü, diğer bazıları için gece olduğunu haber vermemiş miydik?
İnsan olur ki başkalarının can attıkları mesudiyetlerden kendini müstağni bulur.Mertebe-i teneffüre bile varır.Kezalik insan olur ki, bazı zamanlarda ziyadesiyle hoşlanacağı birçok şeylerden, diğer bazı zamanlar asla hoşlanamayıp,ziyadesiyle bizar kalır. Hele bizim gibi insanların bazısı da, işte böyle gazeteci, müellif, feylesof filan olur da zihninde o gün için mevcut olan münazarada ne manevralar çevireceği veyahut istihzar ve tertip etmekte bulunduğu bir romana ne kulplar takıp , nasıl kubbelendireceği meselesi bulunur
Hak sübhanehu ve taali'ı hazretleri her levha-i ruye göre bir nakış tertip ederek eseri san'at göstermiş. Şimdi tutunuz da şu sarışın güzelin incecik, açık kumral kaşlarına siyah rastık sürünüz. Hele bu cinayette biraz daha gaddarane davranarak,kaşları güya daha enli göstermek için rastığı biraz da taşırınız.İşte, o güzel levhayı berbat ettiniz gitti.
O Paris ki Emile Zola ve rüfekası orada korkotlardan ve bunlara perestiş erbabından ve bir de akşama yiyeceği olmadığı halde yine tembellikten vazgeçmeyerek, her nereden gelirse gelsin, velevki karısının, kızının, hemşiresinin iffeti pahasına hasıl olsun, bir şişe şarap ve konyak veya rakı ile o günlük taam intizarında bulunan erbab-ı sefaletten başka hemen kimseyi görmezler. Her biri envar-ı medeniyyetin başlıca birer mişkatı olan bunca müessesat-ı ilmiyye ve sanaiyye ile onların erbabını ve fezail-i insaniyye ile tezeyyün değil, belki kendi vücutları fezail-i beşeriyyeyi tezyin eden bunca eazim -i şuara ve fezail-i ahlakiyyunu tez geçerler.

Bazı bazı hikayeleri-ni bunlara da uğratacak olurlarsa o fazilet-perveran nev-i beşeri de maişet-i hususiyyeleri alemlerince diğer erbab-ı sefahat ve sefaletten beter gösterirler.

Evet inkar e demeyiz ki böyle cemiyyet-i medeniyye ve ev-saf-ı insaniyyenin en müstekreh, en fena köşelerini teşrih dahi bir hikmettir. Okuyanlara "işte bu fenalıkları gör de ona göre tevakki" et demektir.
Yiyecekleri, içecekleri, giyecekleri,kuşanacakları önlerine daima hazır gelerek, kendilerini hiçbir şeyle mükellef bilmemek, zinhar insanlar için bahtiyarlık sayılmasın. Atalet-i külliyyeye müsavi görülecek bu hal, insan için hakikaten bedbahtlıktır.
Taaccüp etmeyiniz birader. Şöhret denilen şey insanların sanatına göredir. Bendeniz de acizane epeyce meşhur bir adamsam da işte gördüm ki siz de benim ismimi hiç işitmemişsinizdir. Bir sınıfın meşhurları diğer sınıfın meçhulleri oluyorlar.
Her halde şu başladığımız iş sonu çıkar işlerden değil ise de, bakalım ne olacak diye gidip duruyoruz.
Ahmet Mithat
Sayfa 49 - özgür yayınları
Herkesin gözü devlet memuriyetine dikilmiş. Ondan başka medar-ı maişet(geçim yolu) bilinmiyor. Halbuki hazine-i devlet yalnız geçinmeleri için oraya göz dikenleri ne ile doyuracak? Varidatla(vergi) değil mi? O varidatı ziraat ve sanayi ve çobanlık ve ticaret hasıl etmeyecek mi? Bunlar zuefa(zayıflar) ve mesakinin(miskinler) ellerinde bulundukça hazineye getirecekleri varidat dahi zaifane ve miskinane bir suretten ayrılamaz. Düşününüz oğlum, düşününüz. Bir bölük zuefanın, bir bölük akviyayı bahtiyarane besleyebilmesi kabil midir?
Ahmet Mithat
Sayfa 179 - Dergah Yayınları
Garip ve tatlı hikmet değil mi? Kâh bir dakikalık muamele insanoğlunun mahiyetini takdire kifayet ediveriyor kâh kırk yıllık tecrübe hâlâ insanoğlunun mahiyetini meydana çıkaramıyor.
Ahmet Mithat
Sayfa 233 - Dergah Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Müşahedat
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051004006
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Bütün bir Tanzimat ve Servet-i Fünun devirlerini ve hatta Meşrutiyet devrinin de ilk yıllarını eserleriyle dolduran Ahmet Mithat Efendi’nin birden çok sıfatı vardır: Gazeteci, hikaye ve roman yazarı, tarihçi, ilahiyatçı, felsefeci… O, bütün bu alanlarda ciltler dolusu eseri bulunan edebiyattan coğrafyaya, müzikten dinler tarihine hemen her konuda kalem oynatmış ve okuyucunun her alandan haberdar etmek isteyen bir gazeteci, bir ansiklopedisttir.

Müşahedat rommanı, son yıllarda postmodern anlatının edebiyatta bir çeşit ana akım haline gelmesiyle birlikte, Ahmet Mithat Efendi’nin diğer eserlerinden daha fazla ilgi görmüş ve hakkında çok sayıda inceleme yapılmıştır. Yeni okumalarla bu ilginin daha da artacağı kuşkusuzdur.

Kitabı okuyanlar 305 okur

  • duasevdalisi
  • Muhammed Bagatarhan
  • Rafet Can Yaylacı
  • AsiyE
  • melisa coşkun
  • Gökhan KILIÇ
  • Ayşe yaren dalyan
  • Pınar
  • kadry ylbğa
  • Faruk Oruç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%5.6
13-17 Yaş
%3.7
18-24 Yaş
%22.2
25-34 Yaş
%40.7
35-44 Yaş
%14.8
45-54 Yaş
%7.4
55-64 Yaş
%5.6
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.5
Erkek
%41.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16 (12)
9
%16 (12)
8
%10.7 (8)
7
%10.7 (8)
6
%2.7 (2)
5
%0
4
%1.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%0