Rabindranath Tagore

Rabindranath Tagore

Yazar
8.0/10
103 Kişi
·
280
Okunma
·
93
Beğeni
·
8.889
Gösterim
Adı:
Rabindranath Tagore
Unvan:
Nobel Ödüllü Hint Yazar, Ressam ve Şair
Doğum:
Kalküta, Bengal, İngiliz Hindistan, 7 Mayıs 1861
Ölüm:
Kalküta, Bengal, İngiliz Hindistan, 7 Ağustos 1941
Atalarının kökü 11. yüzyıla dayanır. Bu soyun kurucusu Kanaj'lı bir Brahman'dı. Babası Maharshi Devendranath Tagore, varlıklı bir din adamıydı. Rabindranath, özel öğretmenlerden ders alarak orta öğrenimini yaptıktan sonra 17 yaşında Londra'ya gönderildi. Londra'da hukuk okudu. Burada edebiyat kültürünü geliştirdi. En çok etkisinde kaldığı edebiyatçı, doğaya yapıtlarında geniş yer veren İngiliz şair William Wordsworth'tür.

Rabindranath Tagore'un yaşam ve sanat görüşlerinin gelişmesinde en büyük rolü, 19. yüzyılın başlarında Bengalli Raca Rammahun Roy oynamıştır. Onun ve babasının etkileri altında şairin dünya görüşü Hindin geleneksel kast sınırlarını aşarak, panteist bir dünya inanışının yanı sıra, Hindu dininin tekelci ve çok gelenekçi çemberini kıran bir olgunluğa kavuşmuştur. Öğretmeni Roy; Hindistan'da dinin oynadığı büyük rolü bildiği için, her şeyden önce bu alanda reform yapmak zorunluluğu duymuştu. Kendisi Hindu olduğu için Hind dininin bozulmasına üzülüyordu, fakat sosyal gerçekleri görecek kadar ileri görüşlü bir insan olduğundan reform yoluna gitmedi. 1930'da Hindistan'da yeni bir mezhep olan Brahmoizmin temelini attı. Brahmo Samaj adı altında tanınan bu hareket Hinduluk, Müslümanlık ve Hristiyanlığın ortaklaşa değerlerini bir çatı altında toplamaktaydı. Bu yeni din, mucize ve kerameti bir yana iter, her şeye egemen mutlak ve yanılmaz bir kuvvet yerine, bilgelik ve aşkın esin kaynağı olan insan ve dünyayı kavrayan, yücelten bir varlığa inanır. Bu Tanrı Upanishad'lardan alınan bir cümleyle tamamlanır: "Tektir ve biçimi yoktur, ama binbir amaçla, binbir şekle girer.."

Brahmo Samaj'ın belli başlı sosyal ülküleri kardeşlik, ahlaklılık, insanseverlik, kadınlığın yükseltilmesi, kastların kaldırılmasıdır. Bu noktalarda klasikHinduizmin karşısındadır. Rammahun Roy tarafından kurulan Brahmo Samaj; Rabindranath Tagore'un babası ile Keshup Shandrasen tarafından geliştirildi. Tagore'un bu yeni oluşturulan mezhepten etkilenmesi; 22 yaşında yazmaya başladığı yıllara denk gelir. Bu yıllarda daha sonradan ilinti kuracağı Avrupa kültürüne pek rastlanmaz.

O yıllarda Bengal Hindistan'ın her bakımdan canlı ve ileri bölgesiydi. Din, edebiyat, politika alanlarında yeni görüşler beliriyordu. Kendisinden önce edebiyatta yenilik yapmış olanlar olmasına rağmen, kendisini tutuculuktan kurtaran ilk şair ve yazar olarak bilinir. İlk yazdığı "Sabah Şarkısı" adlı şiiri yüzünden şiddetli eleştirilere maruz kalmıştır. Doğa ve insan sevgisinin yoğun olduğu Kitan Jali'nin ünü dünyaya yayılmıştır. Eserlerinde ince bir lirizmle, mistisizm harmanlanır.

Hindistan'ın İngiliz Emperyalizminin boyunduruğundan kurtulması için büyük çabalar sarfetmiş ve bunu ılımlı bir üslupla yapmıştır. Edebiyat alanında ki başkaldırısını yeterli bulmayıp gençliğin milliyetçi bir eğitimle yetiştirilmesi amacıyla 1901'de Kalküta yakınlarında ki Balpur'da Sükun Barınağı anlamına gelen Santiniketan adını verdiği bir okul kurdu. Bundan başka Bangadorshan adıyla edebiyat dergisinin başyazarı oldu. 1924'de Batı ve Hint geleneklerini kaynaştıran Vishna-Bharati Üniversitesi'nin oluşumuna yol açtı.

Bengalî dilinde yazdığı yapıtlarınının, hemen hemen hepsini kendisi ingilizceye çevirdiği için, dünyanın onu hızlı tanıması kaçınılmaz oldu. 1913'teRomain Rolland'ın çok övdüğü Gora adlı romanıyla Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı. Kitapta Gora adlı bir gencin hayatından kesit sunulur. 1915 yılında İngiltere "Sir" unvanını verdi. 1919, Hindistan tarihinde bir dönüm noktasıdır. Amritsar Kıyımı, Gandi'nin ulusal önder olarak belirmesi bu yıl içinde olmuştur. Gandi ve Tagore iki yakın dosttur. 21 Mart 1919'da çıkarılan bir yasayla, yönetimin savaş döneminde kullanabildiği özel yetkileri barış döneminde de elinde tutması sağlanıyordu. Irkçılık temellerine dayanılarak çıkarılmış bir yasaydı. Gandi pasif direnişi gündeme getirdi. Kısa süre sonra, 13 Nisan'da Amritsar'da halktan 400 kişi öldürüldü, 2 bin kişi de yaralandı. Altın Tapınak'a girilip Sihler'in üzerine ateş açıldı. Pencap'ta sıkıyönetim ilan edildi. Tagore bir şeyler yapmak gerektiğine inanıyordu. Genel Vali Lord Chelmsford'a bir mektup yazarak Sir unvanını geri verip, Gandi'ye destek oldu.

67 yaşında resim yapmaya başlamasıyla, kast ve emperyalist sistemlere karşıtlığı ve üstün yeteneğiyle dünyanın sayılı şairleri arasına girmiştir. 7 Ağustos 1941'de doğduğu şehir Kalküta'da ölür.
Kalbim sertleşip kavrulurken üstüme merhamet sağanaklarıyla gel.
Hayattan zarafet kaybolunca,bir şarkı ile gel.
''Sakin sakin otur yüreğim, toz kaldırma. Bırak, dünya sana gelecek yolu, kendisi bulsun...”
"Sabah işte!", deyip de dünden kalma bir adla geçiştirme. Onu ilk kezmiş gibi gör, yeni doğan adı konmamış bebeği görür gibi.
Hani sayfalarda gezinirken işte bu benim, beni anlatıyor, bana yazılmış der altını çizersiniz ya satırların. Bu kitapta böyle alıntı çizmek imkansız. Şiirin her dizesi o kadar diğeriyle bağlantılı ki birini koparsam şiirin kalan kısmı üzerime yıkılacaktı sanki. O derece bütünlük oluşturan bu şiirler okuyanı delice bir sevdanın pençesine düşmüş gibi hissettiriyor. Aşka davet ediyor adı üstünde.
Soğuk bir Pazar günüydü. Tüm köşebaşları tutulmuş, üstelik yağmur da yağabilirdi. (Yağmadı). Yollar kapatılmış halk otobüslerinin güzergahı değiştirilmiş üstelik taksiler de kontak kapatmıştı. Tüm şartlar yolumu uzatmıştı ama bir bekleyenimin olduğunu bilmek dünyayı küçültür iç cebime sıkıştırırdı. Tam olarak öyle oldu. Yürüdüm de yürüdüm. Değdi mi? Buraya bir virgül koyarak ve cevabı da sona bırakarak kitaptan bahsedeyim.

Daha önce Bülent Ecevit çevirisiyle birkaç şiirini okuduğum Tagore'un ilk defa bir kitabını aldım elime. Daha bir sürü şey için olduğu gibi Tagore için de geç kalmışım.

Tagore, bir acayip adam. Bu Hint asilzadesi hukuk okumak üzere İngiltere'ye gitmiş fakat genel dünya düzeniyle hukuk sisteminin çelişkisi okulu yarım bırakmasına neden olmuş. Burdan bütün hukukçulara selamlar :)
Tagore şiiri için (bunda çeviri kalitesinin de etkisi büyük) söylenebilecek çok şey var ama ben kısa keseyim. Bu kitap bir davetiye. Elbette ki aşka ve hayata. Şiirler kısa ve açık. Şiirler kalbe umut eken cinsten. Dizeleri birbirinden ayırmak pek mümkün değil, yani şiirler kendi içinde bütünlük arz ediyor ve genel toplamda da kitabı bütünlüyorlar.

Yukarıda virgül bıraktığım sorunun yanıtına gelirsek; elbette ki değdi. Yine olsa yine yürürüm, o kadar yolun çok daha fazlasını bile. Yol, güzel insanlara çıkıyorsa mesafelerin canı cehenneme. Yolun sonunda, biri "Aşka Çağrı" olmak üzere elinde üç kitapla beni bekleyen Ferah ablama sonsuz kere teşekkür ederim.

Not: Sanıyorum odunluk, biz erkeklerin fıtratında var. Bu mazeret değil tabi ama umarım bu odunluğu telafi edecek fırsatım olur.

İyi kitaplar...Keyifli okumalar...
Rabindranath tagore hindistanlı mistik şair ,ben bu yazarın ilk başta çocuk şiirlerini okumuştum daha sonra diğer kitaplarına baktım ve imgelerine hayran kaldım.1913 yılında nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş bir yazar.Bu kitabınıda eşini ve iki çocuğunu kaybettikten sonra yazmış.103 tane kısa kısa parçadan oluşuyor.Yaşadığı bu kötü dönemin izlerini bu kısa kitaba sığdırmış ama isyan ederek değil daha çok tanrıya sığınarak.Kitap çok kısa olmasına rağmen verilen duygular oldukça ağır ve etkileyici.Okumanızı tavsiye ederim.
1913 yılı Nobel Edebiyat ödülünü Rabindranath Tagore'ye kazandıran kitap. Öncelikle şunu söylemeliyim. Kitap, sadece bir roman olarak algılanmamalı, aynı zamanda Hindistan'daki tüm olumsuzluklara karşı bir başkaldırı kitabı olarak ta değerlendirilmelidir.

Kitapta,gelenekçi ve çok katı kurallara sahip bir din olan Hinduizm ile daha ılımlı ve daha farklı bir yapıya sahip Brahmoizm'in birbiriyle olan, acımasız çatışması içerisinde yaşanan insan ilişkileri anlatılıyor.Tabiiki İngiliz yönetimi altında olmanın getirdiği olumsuzluklar da zaman zaman gündeme geliyor.Bütün bunlara bir de toplumun tümüyle karşı çıkacağı bir aşk hikayesini ekleyin.İşte size Gora.

Kitap, genelde akıcı bir dille yazılmış olmasına rağmen, özellikle Gora'nın tartışmaları ve konuşmaları sırasında uzun, dini ve toplumsal düşüncelerden oluşan felsefi cümlelerden dolayı zaman zaman sıkıcı bir şekle bürünebiliyor. Ama bu bölümlerin, kitabın temelini oluşturduğunu da unutmamak gerekiyor.

Uzun ve kapsamlı bir kitap olmasına rağmen,insanı öyle bir içine alıyorki, okumaya ne zaman başladığınızı ne zaman bitirdiğinizi farkedemiyorsunuz.
Hint kültürü ve yaşam tarzıyla ilgili neredeyse tek başına bir kültür hazinesi niteliği de taşıyan bu muhteşem kitabın, mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğu düşüncesindeyim ve okunmasını tavsiye ediyorum.
Rabindranath Tagore, sanatın birçok yönüyle ilgilenen (edebiyat,müzik,resim) biriymiş.Batı edebiyatına Hint kültürünü tanıtan Hindistan için oldukça önemli rol oynamış; öyle ki yaşamının son 25 yılına 21 eser sığdırmış ve 70li yaşlarında resim yapmaya başlayarak en iyi ressamların arasına girmiş Hindistan'da.

Eser 47 sayfa, 103 kısa paragraftan oluşuyor ; içeriği oldukça zengin cümlelerle ve derin anlamlarla dolu. Çevirisini Bülent Ecevit'in yaptığını görünce nedendir bilmem mutlu oldum.
Tagore,bu eserini 1900lü yılların başında karısı ve iki çocuğunu kaybettikten sonra yazmış. Bu rağmen içerikte kaybın psikolojisinin olumsuzluğu, iç karartıcılığını yansıtan yazılara rastlamamak oldukça dikkat çekiyor. Acısını Tanrı'yla konuşarak, ona sığınarak yaşamayı tercih etmiş.

Ben okuduğum romanların yanında çerez olarak başladığım için 4 günde bitirdim fakat oldukça kısa oluşu ile bence herkesin bir yarım saatini ayırıp okuyabileceği bir kitap, keyifli okumalar.
Rabindranath Tagore,karısını ve iki çocuğunu kaybettiği dönemde yazmış Gitanjali’yi.Satırlarındaki acıyı hissetmek mümkün ancak bu acıda inancın ışığındaki bir ümit de gizli.Bir alıntı da ekleyeyim:
‘Çocuk,annesinin sağ memesinden ayrıldığı zaman bağırır ve bir an sonra solunda teselli bulur.’

*Her kelimenin özenle seçildiği hissedilen çeviride ise şair kimliği ile de tanıdığımız Bülent Ecevit var.
İlk kez Hint edebiyatından bir eser okudum. Tagore'nin bu kitabını, ilk alışımda şiir kitabı olarak almıştım ama yanılmışım. Tam bir deneme kitabıymış. Tagore ile de tanışmış olduk bu sayede. İçerisinde şiirsel mısralar 2-3 satırdan oluşuyor ve uzun uzun cümlelerle yazılmış; son derece derin ve ağır cümleler. Sanki bir hikaye anlatır gibi ilerliyor kitap. Toplamda 3 bölümden oluşuyor kitap. 3 bölümün içerisinde de farklı şiirler ve hikayeler var. Bazı destanlardan alıntılar yapılmış eserde. Yabancı kelimelerin detaylıca açıklamaları var kitapta. Sayfaların yarısı dolu yarısı boş ama sanmayın kitap kısa sürede biter. Gerçekten ağır bir eser.

İçeriği ile son derece yalın ve doğru bilgiler vermiş yazar. Aşk, müzik, kahramanlık ve ahlak kurallarını çok güzel işlemiş. Pozitif bir enerji, pozitif bir ruh katıyor içinize. Yanlışları eleştirip doğruları göstermiş bu eserde yazar. Olumlu yönde aklınıza gelecek tüm konulara değinmiş, doğruyu göstermiş diyerek bitiriyorum. Tavsiye ederim.
çok severek okuduğum kitaplardan biri,bize çok yabancı olan Hint kültürü hakkında da biraz bilgi sahibi olma imkanı buldum,günlük yaşantıları,ibadetleri,inanç şekilleri kitabın sonuna kadar ilgiyle okumamı sağladı,
Rabindranath Tagore'nin olgunluk döneminde yazdığı şiirlerden oluşan eseri. Tagore kitapta yer alan şiirleri eşini ve çocuklarını kaybettikten sonra kaleme almış.

Türkçeye ilk defa 1940 yılında İbrahim Hoyi tarafından çevrilen Nobel ödüllü Meyve Zamanı'nı, şiir seven okuyucuların zevkle okuyacağını düşünüyorum.
Asya kıtasından ilk kez Nobel Ödülü alan Rabindranath Tagore kitabı
çevirisini Bülent Ecevit’in yaptığı şiir kitabı, ilahi ezgilerle dolu ve ilahi aşk uğruna yazarın yaşadıklarından bahsediyor.
Ben pek şiir kitabı aramam ancak arada okunabilir sevdim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Rabindranath Tagore
Unvan:
Nobel Ödüllü Hint Yazar, Ressam ve Şair
Doğum:
Kalküta, Bengal, İngiliz Hindistan, 7 Mayıs 1861
Ölüm:
Kalküta, Bengal, İngiliz Hindistan, 7 Ağustos 1941
Atalarının kökü 11. yüzyıla dayanır. Bu soyun kurucusu Kanaj'lı bir Brahman'dı. Babası Maharshi Devendranath Tagore, varlıklı bir din adamıydı. Rabindranath, özel öğretmenlerden ders alarak orta öğrenimini yaptıktan sonra 17 yaşında Londra'ya gönderildi. Londra'da hukuk okudu. Burada edebiyat kültürünü geliştirdi. En çok etkisinde kaldığı edebiyatçı, doğaya yapıtlarında geniş yer veren İngiliz şair William Wordsworth'tür.

Rabindranath Tagore'un yaşam ve sanat görüşlerinin gelişmesinde en büyük rolü, 19. yüzyılın başlarında Bengalli Raca Rammahun Roy oynamıştır. Onun ve babasının etkileri altında şairin dünya görüşü Hindin geleneksel kast sınırlarını aşarak, panteist bir dünya inanışının yanı sıra, Hindu dininin tekelci ve çok gelenekçi çemberini kıran bir olgunluğa kavuşmuştur. Öğretmeni Roy; Hindistan'da dinin oynadığı büyük rolü bildiği için, her şeyden önce bu alanda reform yapmak zorunluluğu duymuştu. Kendisi Hindu olduğu için Hind dininin bozulmasına üzülüyordu, fakat sosyal gerçekleri görecek kadar ileri görüşlü bir insan olduğundan reform yoluna gitmedi. 1930'da Hindistan'da yeni bir mezhep olan Brahmoizmin temelini attı. Brahmo Samaj adı altında tanınan bu hareket Hinduluk, Müslümanlık ve Hristiyanlığın ortaklaşa değerlerini bir çatı altında toplamaktaydı. Bu yeni din, mucize ve kerameti bir yana iter, her şeye egemen mutlak ve yanılmaz bir kuvvet yerine, bilgelik ve aşkın esin kaynağı olan insan ve dünyayı kavrayan, yücelten bir varlığa inanır. Bu Tanrı Upanishad'lardan alınan bir cümleyle tamamlanır: "Tektir ve biçimi yoktur, ama binbir amaçla, binbir şekle girer.."

Brahmo Samaj'ın belli başlı sosyal ülküleri kardeşlik, ahlaklılık, insanseverlik, kadınlığın yükseltilmesi, kastların kaldırılmasıdır. Bu noktalarda klasikHinduizmin karşısındadır. Rammahun Roy tarafından kurulan Brahmo Samaj; Rabindranath Tagore'un babası ile Keshup Shandrasen tarafından geliştirildi. Tagore'un bu yeni oluşturulan mezhepten etkilenmesi; 22 yaşında yazmaya başladığı yıllara denk gelir. Bu yıllarda daha sonradan ilinti kuracağı Avrupa kültürüne pek rastlanmaz.

O yıllarda Bengal Hindistan'ın her bakımdan canlı ve ileri bölgesiydi. Din, edebiyat, politika alanlarında yeni görüşler beliriyordu. Kendisinden önce edebiyatta yenilik yapmış olanlar olmasına rağmen, kendisini tutuculuktan kurtaran ilk şair ve yazar olarak bilinir. İlk yazdığı "Sabah Şarkısı" adlı şiiri yüzünden şiddetli eleştirilere maruz kalmıştır. Doğa ve insan sevgisinin yoğun olduğu Kitan Jali'nin ünü dünyaya yayılmıştır. Eserlerinde ince bir lirizmle, mistisizm harmanlanır.

Hindistan'ın İngiliz Emperyalizminin boyunduruğundan kurtulması için büyük çabalar sarfetmiş ve bunu ılımlı bir üslupla yapmıştır. Edebiyat alanında ki başkaldırısını yeterli bulmayıp gençliğin milliyetçi bir eğitimle yetiştirilmesi amacıyla 1901'de Kalküta yakınlarında ki Balpur'da Sükun Barınağı anlamına gelen Santiniketan adını verdiği bir okul kurdu. Bundan başka Bangadorshan adıyla edebiyat dergisinin başyazarı oldu. 1924'de Batı ve Hint geleneklerini kaynaştıran Vishna-Bharati Üniversitesi'nin oluşumuna yol açtı.

Bengalî dilinde yazdığı yapıtlarınının, hemen hemen hepsini kendisi ingilizceye çevirdiği için, dünyanın onu hızlı tanıması kaçınılmaz oldu. 1913'teRomain Rolland'ın çok övdüğü Gora adlı romanıyla Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı. Kitapta Gora adlı bir gencin hayatından kesit sunulur. 1915 yılında İngiltere "Sir" unvanını verdi. 1919, Hindistan tarihinde bir dönüm noktasıdır. Amritsar Kıyımı, Gandi'nin ulusal önder olarak belirmesi bu yıl içinde olmuştur. Gandi ve Tagore iki yakın dosttur. 21 Mart 1919'da çıkarılan bir yasayla, yönetimin savaş döneminde kullanabildiği özel yetkileri barış döneminde de elinde tutması sağlanıyordu. Irkçılık temellerine dayanılarak çıkarılmış bir yasaydı. Gandi pasif direnişi gündeme getirdi. Kısa süre sonra, 13 Nisan'da Amritsar'da halktan 400 kişi öldürüldü, 2 bin kişi de yaralandı. Altın Tapınak'a girilip Sihler'in üzerine ateş açıldı. Pencap'ta sıkıyönetim ilan edildi. Tagore bir şeyler yapmak gerektiğine inanıyordu. Genel Vali Lord Chelmsford'a bir mektup yazarak Sir unvanını geri verip, Gandi'ye destek oldu.

67 yaşında resim yapmaya başlamasıyla, kast ve emperyalist sistemlere karşıtlığı ve üstün yeteneğiyle dünyanın sayılı şairleri arasına girmiştir. 7 Ağustos 1941'de doğduğu şehir Kalküta'da ölür.

Yazar istatistikleri

  • 93 okur beğendi.
  • 280 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 254 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları