Raymond Carver

Raymond Carver

Yazar
7.7/10
75 Kişi
·
184
Okunma
·
29
Beğeni
·
2058
Gösterim
Adı:
Raymond Carver
Unvan:
Amerikalı Kısa Öykü Yazarı ve Şair
Doğum:
Clatskanie , Oregon , Amerika Birleşik Devletleri, 25 Mayıs 1938
Ölüm:
Port Angeles , Washington , Amerika Birleşik Devletleri, 2 Ağustos 1988
(1938-1988) Yoksul bir çocukluk geçirdi, işçilik yaparak kasaba kasaba dolaştı. 19 yaşında evlenip iki çocuk sahibi oldu. Uzun süre alkolizmle mücadele etti. Tam anlamıyla hikâyelerindeki insanlardan biri gibi geçirdiği bu yıllardan sonra 1977’de ilk hikâye kitabı Will You Please Be Quiet, Please? (Lütfen Sessiz Olur musunuz, Lütfen?) yayımlandı. Ulusal Kitap Ödülü’nü alan bu kitaptan sonra, Carver’ın minimalist yazısında bir başyapıt kabul edilen What We Talk About When We Talk About Love (Aşktan Sözettiğimizde Sözünü Ettiklerimiz, Çev: Zafer Aracagök) yayımlandı. Yazar olarak giderek tanınan Carver, çeşitli üniversitelerde ders verdi. Cathedral (1983) ve ölümünden önceki son hikâye kitabı Where I’m Calling From (Telefon Ettiğim Yer, 1988)’in yanısıra şiirlerini Winter Insomnia (Kış Uykusuzluğu), Where The Water Comes Together With Other Water (Suyun Başka Suya Karıştığı Yer) ve Ultramarine gibi kitaplarında toplamıştır. Carver’ın Türkçe’de bundan önce çıkan kitabı hikâye ve şiirlerini biraraya getiren Ateşler adlı bir derlemedir. (Çev: Zafer Aracagök, Adam.)
Bu gece daha fazla uyuyacağımızı sanmıyorum. Uyumasak ne çıkar ki? Kayıtlı bir yasa mı var? Uyumasak başımıza kötü bir şey mi gelir?
Ne söylediğimi düşünmeden bir şey söyleyemem, sonuçlarını düşünmeliyim, söylediğimde onun ne hissedeceğini düşünmeliyim - her ne söyleyeceksem.
Şimdi gözlerim kan çanağına dönünceye kadar ağlayabilirim ama sana o zevki vermeyeceğim.
Raymond Carver
Sayfa 53 - Can Yayınları
Gözlerim hâlâ kapalıydı. Evimdeydim,
biliyordum, ama herhangi bir şeyin
içindeymişim gibi hissetmiyordum.
"Bu gerçekten de müthiş," dedim.
"İçimde bir şeyler öldü" diyor. "Uzun zaman aldı ama öldü. Sen bir şeyleri öldürdün, bir balta vurdun sanki. Artık her şey kirlendi."
Diyor ki: O günden sonra, sen çekip gittiğinde hiçbir şeyin önemi kalmadı. Çocukların, Tanrı'nın, hiçbir şeyin. Apışıp kalmış gibiydim gibiydim. Yaşamayı bırakmış gibiydim. Hayatım devam etti, etti, sonra duruverdi. Pat diye durmadı, gıcırdayarak durdu.
Hey, ben seni seviyorum. Biz birbirimizi seviyoruz, öyle değil mi? Önemli olan bu. Değerli olan bu. Endişelenme tatlım.”
Geçmişi bırak, Tanrı aşkına. O eski acıları bırak. Hedefine ulaşmak için başka yollar denemelisin
160 syf.
·3 günde·8/10
Raymond Carver'ın okuduğum ikinci hikâye kitabı, birinci kitabının ruh hâlini sürdüren, yekta kopan'ın birdman filmi ile carver hikâyeleri arasındaki benzerlikler üzerine yazdığı eleştirisinde çok güzel ifade ettiği gibi, " sade ama karmaşık" ilişkiler, hayatlar, varoluşları önümüze koyan hikâyelerle dolu... Neredeyse hiç birşeyin olmadığı ve diyalogların ağırlığının hissedildiği bu öykülerde yine de kağıda dökülmemiş bir çok şeyin olduğunu hissettiğimiz ya da olmak üzere olduğunu son satırlarda gördüğümüz anlara tanık oluyoruz, bazı hikâyelerde gergin, irkiltici, rahatsız edici imalarla dolu sonlara ulaşıyoruz, bazılarında ise her şey baştaki kadar gereksiz, anlamsız, birşey olmadan akıp gidiyor. Normalde hikâyelerden birşeyler beklediğimiz kesin: en azından başı sonu olan, birşeylerin olduğu, bittiği, başladığı ya da sonuçlandığı olaylara, bunları yaşayan karakterlere odaklanarak bu hayatları, olayları yaşayan bu karakterleri gözlemleriz; Carver ise olay olsa dahi olaylara odaklanmadığını, ama bilinç akışı gibi, meselâ Faruk Duman'daki gibi semboller, dil gibi anlam araçları yaratma derdinde olmadığını belli ediyor; Carver bu insanların ruhsal çıkmazlarına olayların başına ya da sonuna odaklanmaksızın bir göz açıp kapayıncaya dek bizi tanık ediyor o kadar: hayat böyle. Bu insanlara denk geliyor, onlara bakıyor, onları görüyor, sonra geçip gidiyoruz, bu insanlar çevremizdeki insanlar gibiler; yazar gerçeği, gerçekliği eğip bükmeden, onu anlatım tarzıyla değiştirmeden, yekta kopan'ın söylediği gibi yazış ve ifade ediş anlamında sade ama imaları açısından karmaşık ruh halleri varoluş biçimleri olarak kağıda döküyor...

Güzeldi kitap; ama ben, bir kez daha, Çehov'a dönüyorum :)
128 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Raymond Carver yaşamın acı yüzüyle erken tanışmış bir yazardı. Sevilmesinin esas sebebinin iyi yazar olmasının yanında bu acılarla boğuşmuş hayatın dibini görmüş bir yazar olmasından kaynaklıydı. Amerikan halkı onu bağrına bastı.

Kitaba geçecek olursak; kitapta tipik Amerikan yaşantısının ve kadın erkek ilişkilerini konu alan bir dizi öyküden oluşuyor. Evlenip ayrılmış insanlar ve yaşadıkları sorunlar (sanki hep bir kişinin ağzından anlatılıyor hissi oluştu bende) ikinci eşleri, sevgilileri, anneler ve babalar, vs. vs konu alan öykülerden oluşuyor. Hayatın gerçek yüzünü görmüş bir yazarın elbette böyle şeyleri öykülendirmesi bir sürpriz değil. Esas konu bunu Carver'ın bütün çıplaklığıyla sunuyor olmasıydı. Son öyküyü hariç tutuyorum. Son öykü tamamen bu kitabın ana temasından uzak bir öyküyü konu alıyor; Anton Çehov'un ölümü. Çehov'un kitap yayıncısı arkadaşı Suvorin ve Eşi Olga ile yaşadıkları öykünün esas olayını oluşturuyor. Alman doktoru da hesaba katarsak dolu dolu bir hikaye çıkıyor karşımıza. Ama esas olay Leo Tolstoy'un Çehov'u ziyareti. Tolstoy'un Çehov'u çok sevmesine ve yakınlıklarına şahit oluyoruz öyküde. Tolstoy'un Gorki'yi tasvir etmesi gibi özel bilgiler de mevcut son öyküde. Ben Son öyküyü okuduğumda cidden şaşırdım. Birden başka kitaba geçmiş gibi oluyorsunuz. Kapanış güzel olmuş. Kitabı okumak için Amerikan edebiyatına ilgi duymuyor olmanız önemli değil. Hayatın acımasız yüzüyle yüzleşmek isteyenler için çok güzel bir seçenek Fil. İyi okumalar..
128 syf.
·2 günde·10/10
Raymond Carver'ı ilk kez okuyorum. Kitap bitmeden diğer kitaplarını aldım hemen. Fil'deki hikâyelerin tamamı evli, boşanmış erkeklerin eşleriyle, eski eşleriyle, anneleri ve kardeşleriyle olan sıkıntıları üzerine. Son hikâyeye kadar sanki aynı adam farklı hikâyeler anlatıyormuş gibi bir his oluşuyor; çünkü üslûp tamamen aynı, hepsi karakterlerin kendi ağzından anlatılıyor.

Son hikâyeye kadar gördüğümüz şey; yoksulluk, hayalsizlik, kaçamayacağımız ilişkilere hapsolmuşluk, arzularımızın bizi zor durumda bırakması, değişen koşullara dayanamayıp bu yükü kaldıramayan insanlar, yoksulluğuna rağmen en yakınlarının sırtından geçinenler, dünyayı ve sevdiklerini bir fil gibi sırtında taşımak zorunda olan sıradan, olağan, hiç bir özelliği olmayan insanların duygularına tanık olmak. Yazarın üslûbu okuması son derece kolay, ama herşeyden önce karakteri çok iyi yaratabilen ve gerçeklik hissi net bir üslûp, bu yüzden okurken keyif almamak imkânsız. Diğer kitaplarını okumak isteme sebebim de karakterlerini bu kadar net yaratabilmesi oldu yazarın. Evet, anlatıcılar birbirini andırıyorlar, belki de, bilgim yok ama, yazar farklı hikâyelerde tek bir adamın hikâyesini tekrar tekrar anlatarak bu sıradanlığın, sıkışmışlık hissinin, yoksulluğun, çaresizliğin hep var olduğunu anlatmak istiyor.

Fil'in en güzel hikâyesini yazar en sona bırakmış. "Ayak İşi"nde Çehov'un son günlerini ve saatlerini okuyoruz, ama Çehov'un eşi Olga da karakterlerden birisi ve kitaptaki diğer hikâyelerle yine bir bağ oluşturuyor yazar.

Herkese öneririm.
190 syf.
·50 günde·6/10
"Azgın Mevsimler" sitede üzerine inceleme yazılmamış bir eser. Belki birisi kitabı merak eder ve bilgi edinmek ister diye incelememi kaleme almaya başlıyorum.

Kitabı çok uzun süredir okuyor görünüyorum, ama durum öyle değil. Kitaba başladığım gibi devam etseydim üç güne biterdi. Bense uzun bir süredir kitabı elime alamıyorum. Dediğim gibi kitapla alakası yok, durum tamamen benim özel durumumla, seyahatlerimle filan alakalı. Yoksa kitap kolay ve akıcı bir tarzda yazılmış.

Okuma listemde yazarın "Fil" adlı kitabı vardı. "Azgın Mevsimler" indirimde karşıma çıkınca ve yazarın ismini fark edince yazarı tanımaya bu kitabı ile başlayayım dedim. Ama kitaptan sonra düşüncem, tanıştık sanırım bu kadarı yeterli, şeklinde oldu. Kitabı başlarda sevmiştim, ama her hikaye ucu açık ve ne mesaj verdiğini anlamadığım bir şekilde bitmeye devam edince yazarın başka eserlerini okuma fikrimi rafa kaldırdım. Belki başka bir indirimde karşılaşırız kitaplarıyla, o zaman devam ederim.

Tekrar edeyim kitabı sevmedim değil. Ama çoğu hikayede yazar bunu neden anlattı, ne demeye çalıştı diye düşünmek ve hikayeden çıkarımlarımın doğru olup olmadığını bilmemek beni bir nebze hayal kırıklığına uğrattı. Bazı hikayelerde sebep-sonuç ilişkisi aramak için kılı kırk yardım, ama yok. Yazar bu hikayede anlatmaya değer ne buldu sorusuna cevap bulamadım.

İlk hikaye biraz daha olay hikayesi kıvamındaydı. Geri kalan hikayeler, durum hikayesi. Birçok hikayenin konusunu ilişkiler, insanların duygu/düşünceleri, vicdan, pişmanlık, sıkılmışlık, tükenmişlik gibi konular oluşturuyor. Karakterlerin hiçbiri mutlu değil, hepsi bir sebepten ötürü yaşamından sıkılmış ya da birçoğunun iç dünyası kararmış. Öyle ki çoğu hikayede hava bile insanların ruh haline eşlik edercesine ya bunaltıcı sıcak ya kasvetli ya da karlar altında, sessiz ve durgun. Hikayelerde karakterlerin çoğunlukla bir sebepten ötürü kapana kısılmış, sıkılmış ve karamsar bir ruh halinde olduklarını söyledim. Burada aklıma takılan şey, yazar karakterlerin bu durumda olma sebeplerine değinmiyor. Bazen hafif bir ucundan belli eder gibi yapıyor ama etmiyor da. Bu durum da benim aklıma, acaba yazar karakterinin bu halinin gerekçelerini biliyor mudur, sorusunu getirdi. Nerede okuduğumu unuttum; bir yerde, yazar anlattığı olayın sebeplerini kendisi de bilmeli, yoksa başarısız bir yazım olur, minvalinde bir açıklama görmüştüm. Hakikaten yazar karakterlerin ruhsal durumunun temelini kurguladı mı yoksa bu karakter de yaşamından bunalmış biri olsun diyerek mi yazmaya koyuldu; merak ettim. Umarım ikinci dediğim şekilde olmamıştır. Yok o şekilde ise ben de yıllardır kurguladığım ama temelinde bir iki eksik hissettiysem yazmaktan vazgeçtiğim kurguları bitirmek adına çalışmaya koyulayım.

Birçok hikayede işte şimdi bir şey olacak derken hiçbir şey olmadığını görmek kafamı karıştırdı. Mesela karakter bir ses duyuyor, merakla bekliyorum, ama bir yere bağlanmıyor. Bir karakter çok tuhaf davranışlar sergiliyor, bunda var bir işler diyorum, sonu olmuyor. Yani bir şeyler oluyor, ama aslında hiçbir şey olmuyor, hiçbir yere bağlanmıyor.

İlk hikaye olan ve kitaba ismini veren "Azgın Mevsimler" anlattığı konu itibariyle beni rahatsız etti, sevmedim. Konusunu bir kenara bırakırsam yazılış tarzı ilginçti. Aynı sahneyi birkaç kez tekrarlayarak geri dönüşler şeklinde anlatması benim için hoş bir deneyim oldu.

"Kulübe" en beğendiğim hikaye oldu. Kar, kış güzel betimlenmişti. Karakterin kalmak için gittiği pansiyon ve kaldığı ortam hoşuma gitti. Karakterin derdini az buçuk anlamıştım. Hikaye akıcıydı. Ama hikayenin sonucu neydi derseniz pek de cevap veremem. Çıkarım yaptığım hikayeler de oldu, tamamen anlamadım gibi bir algı olmasın. Mesela "Kıl" adlı hikayeden, ufak ve önemsiz gibi görünen bir şeyin veya kimsenin insanı ne denli rahatsız edebileceği yorumunu çıkardım. Bu şekilde yorumlar yapabildim, ama nedenlerim ve nasıllarım da çok oldu.

Son olarak yazarın yazım tarzından da bahsetmek istiyorum. Yazar olayları doğrudan ve ayrıntılı bir biçimde aktarıyor, bu da başta beni biraz şaşırttı. Mesela yazarın tarzına uygun olarak kendim bir şeyler karalayacak olursam;
"Oturduğu koltuktan kalktı, pencerenin önüne gitti. Perdeyi hafifçe sıyırdı ve dışarı baktı. Yağmur yağıyordu, sokakta göller oluşmaya başlamıştı. Su kaynatıcısının sesini duyunca perdeyi çekip mutfağa gitti. Sıcak suyu kupasına boşalttı. Kahveyi ekleyip karıştırdı. "
Bu böyle gider. Ama bir süre sonra tarzına oldukça alıştım. Hatta sonradan hoşuma bile gitti.

Eğer indirimden vs. temin ettiyseniz okunabilir bir kitap olduğunu düşünüyorum, yeni bir tarz okumuş ve yeni bir yazarla tanışmış olursunuz. Şahsen indirim dışında büyük bir istek ve hevesle almış olsaydım hayal kırıklığına uğrardım. Ama bu şekilde okumuş olduğum için memnunum.
232 syf.
·24 günde·Beğendi·9/10
Raymond Carver sıradan olanı, günlük olanı çok çok iyi anlatıyor. Alkolikler, işsizler, zenci düşmanı anneler, aylarca televizyon karşısındaki kanepeden kalkmayan yaşam bezginleri, yolunda gitmeyen, hiç gitmeyen aile yaşamları, trafik kazasında ölen çocuklarının acısıyla yıkılıp, tek yolu, hiçbir suçu olmayan postacıyı öldürmeye karar veren adamlar...

Bir baba, trenle kilometrelerce yolu gidip, inmesi gereken istasyonda inmeyip, yola, bilmediği bir yere doğru devam eder mi?

Öyküleri okuyan, tüm bu açmaz, sıkıntılı durumları, insanların duygularını, karamsarlığa kapılmadan, inceden bir "ayakları yerden kesiklikle" yaşıyor.

Diğer kitaplarını da okumak gerek.
256 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Hikaye yazımına 'kirli gerçekçilik' tabirinin girmesini sağlayan, amerikan orta ve alt sınıfının değer yargılarını, yaşayışlarını, insani ilişkilerini gayet yalın ve onların dilinden anlatan yazarın bence takdiri en çok hak eden özelliği sadece öykü yazması ve bu anlamda idealist denebilecek bir tavır takınmasıdır. Tabi şiirleri de mevcut ama hikaye nesirin şiire çalan sınırı ve bence aynı düşünsel soydan gelenidir. Eserlerinde sadece bazı yazarlara mahsus olan bir karakterlilik mevcuttur. Bir Kafka öyküsünün onun adıyla basılmasa bile Kafka' nın ya da onun tarzıyla yazıldığının anlaşılabilmesi gibi.
128 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kadın erkek ilişkileri üzerine farklı ama bir yandan da aynı öyküler.Aynı çünkü özünde ilişkilerde mutsuzluk,hayal kırıklıkları başrolde.Ancak son öyküsünde Çehov'un son günlerini anlatarak edebiyatseverlere hoş bir sürpriz yapıyor.Öykülerde mutsuzluk var dedim ama asla kötü öyküler değil.İlişkilerin içine balıklama girdiğiniz öyküler bunlar.Bir erkeğin gözünden anlatılıyor hepsi.Belki de yazar kendisini anlatıyor kimbilir?Size ilişkilerden bir kesit sunuyor.Öyküdeki kahramanların hayatına bir evin penceresinden bakar gibi bakıyoruz.Yazar ajitasyon yapmıyor sadece anlatıyor ve bir anda pencerenin perdesini kapatıyor.Artık devamında ne olacağı size kalmış.Raymond Carver tanınması gereken yazarlardan.Bu öyküleri de kısa sürede okuyabileceğiniz bir seçki olduğu için onu tanımanız için iyi bir tercih.
232 syf.
·4 günde·8/10
Toplumun "mutlu" olamamış, çizgi altı insanlarına mercek tutarken aslında bir anlamda Amerikan Rüyası 'na derin eleşririler getiriyor.Dili oldukça sade ve güzel. Biraz Cemil Kavukçu 'yu andırdı bana.
142 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Merhaba dostlar, umarım pazar akşamında iyi hissediyor, güzel an(ı)lar biriktiriyorsunuzdur. Dün başladığım ve az önce bitirmek için kendisiyle adeta bir savaş verdiğim öykü kitabım bitti. (Tamam, kabul. Bazı öyküleri okumadım bile!) Normalde öykü okumayı kendime ödül sayar, okuduğum her satırda adeta altın dakikalar yaşarım. Yazar hakkında yazılanlara bakınca yine öyle olacak sandım ama olmadı. Birkaç öyküsü dışında diğerleri beni içine çekemedi. Öyküleri kısa öykü türünde yazdığı ve değerinin sonradan anlaşıldığı bilgisi beni cezbetmişti ancak umduğumu bulamadım. Eğer okuduysanız ya da yazarın kalemine aşinaysanız, "Betül bir de şu açıdan bak..."önerilerine çok ihtiyacım var.
.
Bir sonraki kitabım ne olacak bilemiyorum ama zor günleri atlatmış, yeniden okumaya başlamışken umarım şans benden yana döner. 🥠
.
Bu arada iki gün içinde Dostoyevski Ecinniler ve Shakespeare Macbeth elimde olacak. Fazla heyecanlı değil mi? ️
.
.
.
#kitap #book #okudumbitti #kitapyorumu #booksofbetinönerileri #booksofbetblog #booksofbetinkitapları
128 syf.
·Beğendi·8/10
Karamsar kısa öykülerden oluşmuş, anlatımı akıcı, bakış açısı dikkat çekici bir kitap. Öykü türüne alışkın olmayanların bile okuması gerektiği kanısındayım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Raymond Carver
Unvan:
Amerikalı Kısa Öykü Yazarı ve Şair
Doğum:
Clatskanie , Oregon , Amerika Birleşik Devletleri, 25 Mayıs 1938
Ölüm:
Port Angeles , Washington , Amerika Birleşik Devletleri, 2 Ağustos 1988
(1938-1988) Yoksul bir çocukluk geçirdi, işçilik yaparak kasaba kasaba dolaştı. 19 yaşında evlenip iki çocuk sahibi oldu. Uzun süre alkolizmle mücadele etti. Tam anlamıyla hikâyelerindeki insanlardan biri gibi geçirdiği bu yıllardan sonra 1977’de ilk hikâye kitabı Will You Please Be Quiet, Please? (Lütfen Sessiz Olur musunuz, Lütfen?) yayımlandı. Ulusal Kitap Ödülü’nü alan bu kitaptan sonra, Carver’ın minimalist yazısında bir başyapıt kabul edilen What We Talk About When We Talk About Love (Aşktan Sözettiğimizde Sözünü Ettiklerimiz, Çev: Zafer Aracagök) yayımlandı. Yazar olarak giderek tanınan Carver, çeşitli üniversitelerde ders verdi. Cathedral (1983) ve ölümünden önceki son hikâye kitabı Where I’m Calling From (Telefon Ettiğim Yer, 1988)’in yanısıra şiirlerini Winter Insomnia (Kış Uykusuzluğu), Where The Water Comes Together With Other Water (Suyun Başka Suya Karıştığı Yer) ve Ultramarine gibi kitaplarında toplamıştır. Carver’ın Türkçe’de bundan önce çıkan kitabı hikâye ve şiirlerini biraraya getiren Ateşler adlı bir derlemedir. (Çev: Zafer Aracagök, Adam.)

Yazar istatistikleri

  • 29 okur beğendi.
  • 184 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 140 okur okuyacak.