Raymond Carver

Raymond Carver

Yazar
8.2/10
35 Kişi
·
80
Okunma
·
16
Beğeni
·
1.654
Gösterim
Adı:
Raymond Carver
Unvan:
Amerikalı Kısa Öykü Yazarı ve Şair
Doğum:
Clatskanie , Oregon , Amerika Birleşik Devletleri, 25 Mayıs 1938
Ölüm:
Port Angeles , Washington , Amerika Birleşik Devletleri, 2 Ağustos 1988
(1938-1988) Yoksul bir çocukluk geçirdi, işçilik yaparak kasaba kasaba dolaştı. 19 yaşında evlenip iki çocuk sahibi oldu. Uzun süre alkolizmle mücadele etti. Tam anlamıyla hikâyelerindeki insanlardan biri gibi geçirdiği bu yıllardan sonra 1977’de ilk hikâye kitabı Will You Please Be Quiet, Please? (Lütfen Sessiz Olur musunuz, Lütfen?) yayımlandı. Ulusal Kitap Ödülü’nü alan bu kitaptan sonra, Carver’ın minimalist yazısında bir başyapıt kabul edilen What We Talk About When We Talk About Love (Aşktan Sözettiğimizde Sözünü Ettiklerimiz, Çev: Zafer Aracagök) yayımlandı. Yazar olarak giderek tanınan Carver, çeşitli üniversitelerde ders verdi. Cathedral (1983) ve ölümünden önceki son hikâye kitabı Where I’m Calling From (Telefon Ettiğim Yer, 1988)’in yanısıra şiirlerini Winter Insomnia (Kış Uykusuzluğu), Where The Water Comes Together With Other Water (Suyun Başka Suya Karıştığı Yer) ve Ultramarine gibi kitaplarında toplamıştır. Carver’ın Türkçe’de bundan önce çıkan kitabı hikâye ve şiirlerini biraraya getiren Ateşler adlı bir derlemedir. (Çev: Zafer Aracagök, Adam.)
Bu gece daha fazla uyuyacağımızı sanmıyorum. Uyumasak ne çıkar ki? Kayıtlı bir yasa mı var? Uyumasak başımıza kötü bir şey mi gelir?
Ne söylediğimi düşünmeden bir şey söyleyemem, sonuçlarını düşünmeliyim, söylediğimde onun ne hissedeceğini düşünmeliyim - her ne söyleyeceksem.
Şimdi gözlerim kan çanağına dönünceye kadar ağlayabilirim ama sana o zevki vermeyeceğim.
Raymond Carver
Sayfa 53 - Can Yayınları
"İçimde bir şeyler öldü" diyor. "Uzun zaman aldı ama öldü. Sen bir şeyleri öldürdün, bir balta vurdun sanki. Artık her şey kirlendi."
Hey, ben seni seviyorum. Biz birbirimizi seviyoruz, öyle değil mi? Önemli olan bu. Değerli olan bu. Endişelenme tatlım.”
Diyor ki: O günden sonra, sen çekip gittiğinde hiçbir şeyin önemi kalmadı. Çocukların, Tanrı'nın, hiçbir şeyin. Apışıp kalmış gibiydim gibiydim. Yaşamayı bırakmış gibiydim. Hayatım devam etti, etti, sonra duruverdi. Pat diye durmadı, gıcırdayarak durdu.
İnsanlar huzursuzlanınca böyle olur: İşleri temelli değiştireceğini bilerek bir şeye başlarlar.
Ön bahçeye çıkıp bağırmak isterdim. "Bunların hiçbirine değmez!” İnsanların bunu duymasını isterdim.
"Kader,” derdi Molly. Kim bilir, belki de hâlâ kaderden dem vuruyordur.
Raymond Carver'ın okuduğum ikinci hikâye kitabı, birinci kitabının ruh hâlini sürdüren, yekta kopan'ın birdman filmi ile carver hikâyeleri arasındaki benzerlikler üzerine yazdığı eleştirisinde çok güzel ifade ettiği gibi, " sade ama karmaşık" ilişkiler, hayatlar, varoluşları önümüze koyan hikâyelerle dolu... Neredeyse hiç birşeyin olmadığı ve diyalogların ağırlığının hissedildiği bu öykülerde yine de kağıda dökülmemiş bir çok şeyin olduğunu hissettiğimiz ya da olmak üzere olduğunu son satırlarda gördüğümüz anlara tanık oluyoruz, bazı hikâyelerde gergin, irkiltici, rahatsız edici imalarla dolu sonlara ulaşıyoruz, bazılarında ise her şey baştaki kadar gereksiz, anlamsız, birşey olmadan akıp gidiyor. Normalde hikâyelerden birşeyler beklediğimiz kesin: en azından başı sonu olan, birşeylerin olduğu, bittiği, başladığı ya da sonuçlandığı olaylara, bunları yaşayan karakterlere odaklanarak bu hayatları, olayları yaşayan bu karakterleri gözlemleriz; Carver ise olay olsa dahi olaylara odaklanmadığını, ama bilinç akışı gibi, meselâ Faruk Duman'daki gibi semboller, dil gibi anlam araçları yaratma derdinde olmadığını belli ediyor; Carver bu insanların ruhsal çıkmazlarına olayların başına ya da sonuna odaklanmaksızın bir göz açıp kapayıncaya dek bizi tanık ediyor o kadar: hayat böyle. Bu insanlara denk geliyor, onlara bakıyor, onları görüyor, sonra geçip gidiyoruz, bu insanlar çevremizdeki insanlar gibiler; yazar gerçeği, gerçekliği eğip bükmeden, onu anlatım tarzıyla değiştirmeden, yekta kopan'ın söylediği gibi yazış ve ifade ediş anlamında sade ama imaları açısından karmaşık ruh halleri varoluş biçimleri olarak kağıda döküyor...

Güzeldi kitap; ama ben, bir kez daha, Çehov'a dönüyorum :)
Raymond Carver'ı ilk kez okuyorum. Kitap bitmeden diğer kitaplarını aldım hemen. Fil'deki hikâyelerin tamamı evli, boşanmış erkeklerin eşleriyle, eski eşleriyle, anneleri ve kardeşleriyle olan sıkıntıları üzerine. Son hikâyeye kadar sanki aynı adam farklı hikâyeler anlatıyormuş gibi bir his oluşuyor; çünkü üslûp tamamen aynı, hepsi karakterlerin kendi ağzından anlatılıyor.

Son hikâyeye kadar gördüğümüz şey; yoksulluk, hayalsizlik, kaçamayacağımız ilişkilere hapsolmuşluk, arzularımızın bizi zor durumda bırakması, değişen koşullara dayanamayıp bu yükü kaldıramayan insanlar, yoksulluğuna rağmen en yakınlarının sırtından geçinenler, dünyayı ve sevdiklerini bir fil gibi sırtında taşımak zorunda olan sıradan, olağan, hiç bir özelliği olmayan insanların duygularına tanık olmak. Yazarın üslûbu okuması son derece kolay, ama herşeyden önce karakteri çok iyi yaratabilen ve gerçeklik hissi net bir üslûp, bu yüzden okurken keyif almamak imkânsız. Diğer kitaplarını okumak isteme sebebim de karakterlerini bu kadar net yaratabilmesi oldu yazarın. Evet, anlatıcılar birbirini andırıyorlar, belki de, bilgim yok ama, yazar farklı hikâyelerde tek bir adamın hikâyesini tekrar tekrar anlatarak bu sıradanlığın, sıkışmışlık hissinin, yoksulluğun, çaresizliğin hep var olduğunu anlatmak istiyor.

Fil'in en güzel hikâyesini yazar en sona bırakmış. "Ayak İşi"nde Çehov'un son günlerini ve saatlerini okuyoruz, ama Çehov'un eşi Olga da karakterlerden birisi ve kitaptaki diğer hikâyelerle yine bir bağ oluşturuyor yazar.

Herkese öneririm.
Raymond Carver yaşamın acı yüzüyle erken tanışmış bir yazardı. Sevilmesinin esas sebebinin iyi yazar olmasının yanında bu acılarla boğuşmuş hayatın dibini görmüş bir yazar olmasından kaynaklıydı. Amerikan halkı onu bağrına bastı.

Kitaba geçecek olursak; kitapta tipik Amerikan yaşantısının ve kadın erkek ilişkilerini konu alan bir dizi öyküden oluşuyor. Evlenip ayrılmış insanlar ve yaşadıkları sorunlar (sanki hep bir kişinin ağzından anlatılıyor hissi oluştu bende) ikinci eşleri, sevgilileri, anneler ve babalar, vs. vs konu alan öykülerden oluşuyor. Hayatın gerçek yüzünü görmüş bir yazarın elbette böyle şeyleri öykülendirmesi bir sürpriz değil. Esas konu bunu Carver'ın bütün çıplaklığıyla sunuyor olmasıydı. Son öyküyü hariç tutuyorum. Son öykü tamamen bu kitabın ana temasından uzak bir öyküyü konu alıyor; Anton Çehov'un ölümü. Çehov'un kitap yayıncısı arkadaşı Suvorin ve Eşi Olga ile yaşadıkları öykünün esas olayını oluşturuyor. Alman doktoru da hesaba katarsak dolu dolu bir hikaye çıkıyor karşımıza. Ama esas olay Leo Tolstoy'un Çehov'u ziyareti. Tolstoy'un Çehov'u çok sevmesine ve yakınlıklarına şahit oluyoruz öyküde. Tolstoy'un Gorki'yi tasvir etmesi gibi özel bilgiler de mevcut son öyküde. Ben Son öyküyü okuduğumda cidden şaşırdım. Birden başka kitaba geçmiş gibi oluyorsunuz. Kapanış güzel olmuş. Kitabı okumak için Amerikan edebiyatına ilgi duymuyor olmanız önemli değil. Hayatın acımasız yüzüyle yüzleşmek isteyenler için çok güzel bir seçenek Fil. İyi okumalar..
Kadın erkek ilişkileri üzerine farklı ama bir yandan da aynı öyküler.Aynı çünkü özünde ilişkilerde mutsuzluk,hayal kırıklıkları başrolde.Ancak son öyküsünde Çehov'un son günlerini anlatarak edebiyatseverlere hoş bir sürpriz yapıyor.Öykülerde mutsuzluk var dedim ama asla kötü öyküler değil.İlişkilerin içine balıklama girdiğiniz öyküler bunlar.Bir erkeğin gözünden anlatılıyor hepsi.Belki de yazar kendisini anlatıyor kimbilir?Size ilişkilerden bir kesit sunuyor.Öyküdeki kahramanların hayatına bir evin penceresinden bakar gibi bakıyoruz.Yazar ajitasyon yapmıyor sadece anlatıyor ve bir anda pencerenin perdesini kapatıyor.Artık devamında ne olacağı size kalmış.Raymond Carver tanınması gereken yazarlardan.Bu öyküleri de kısa sürede okuyabileceğiniz bir seçki olduğu için onu tanımanız için iyi bir tercih.
Toplumun "mutlu" olamamış, çizgi altı insanlarına mercek tutarken aslında bir anlamda Amerikan Rüyası 'na derin eleşririler getiriyor.Dili oldukça sade ve güzel. Biraz Cemil Kavukçu 'yu andırdı bana.
Raymond Carver sıradan olanı, günlük olanı çok çok iyi anlatıyor. Alkolikler, işsizler, zenci düşmanı anneler, aylarca televizyon karşısındaki kanepeden kalkmayan yaşam bezginleri, yolunda gitmeyen, hiç gitmeyen aile yaşamları, trafik kazasında ölen çocuklarının acısıyla yıkılıp, tek yolu, hiçbir suçu olmayan postacıyı öldürmeye karar veren adamlar...

Bir baba, trenle kilometrelerce yolu gidip, inmesi gereken istasyonda inmeyip, yola, bilmediği bir yere doğru devam eder mi?

Öyküleri okuyan, tüm bu açmaz, sıkıntılı durumları, insanların duygularını, karamsarlığa kapılmadan, inceden bir "ayakları yerden kesiklikle" yaşıyor.

Diğer kitaplarını da okumak gerek.
Karamsar kısa öykülerden oluşmuş, anlatımı akıcı, bakış açısı dikkat çekici bir kitap. Öykü türüne alışkın olmayanların bile okuması gerektiği kanısındayım.
Dikkat spoiler içerir.
Güzel bir hikaye kitabı. Yazar genelde karı koca veya sevgili çiftler ile ilgili hikayeleri yazmış. Bir tanesi hariç hepsi de oldukça akıcı hikayeler olmuş. Annesine tahammül edemeyen bir adam, akrabalarına borç vermekten psikolojisi bozulan bir adam, Çehov'un ölüm hikayesi, kocasını terk eden bir kadın ve daha niceleri. Oldukça güzel bu hikayeler mutlaka okunması gerekenlerden.
Kitapta yedi farklı hikaye var. Kahramanlar genelde ilişkilerinde sıkıntı yaşayan kişiler. Aldatan, aldatılan, boşanan, bekleyen... Sadece kadın-erkek değil aile ilişkilerinde de başarısızlığa uğramış, maddi sıkıntı çeken, aile geçindiren insanlar. Ve genelde melodram var. Yalın öyküler, sürükleyici bir dil ve gerçekçi. Süssüz, iddiasız ama etkileyici. Kahramanların yaşadığı sıkıntılara birden dahil oluyor insan. Sanki bir dostunuz size başından geçen bir olayı anlatıyor, dertleşiyorsunuz havası hakimdi kitaba. Özellikle Fil hikayesinde karakterimize kızdım, dedim "Yapma artık, salak mısın, hayallerini gerçekleştir." Yazarın dilini ve bu dille yarattığı büyüyü çok sevdim, devamını getirmeyi düşünüyorum.
Son zamanlarda okuduğum en iyi öykü dizisi. Bireysel olarak, kompleks gelişim sergileyen karakter çeşitliliği ve derinliğinden hoşlandığım için, romanları öykülere tercih ederim; ancak Carver’ın bu öykü dizisinde yer alan eserlerin dibi yok, alabildiğine derin.

Gerçekten muhteşem bir deneyimdi, resmen bugünkü derslerimi ektim devam edebilmek için. Her bir öykü, sonu açık bir şekilde bitmesine rağmen asla askıda kalmıyor, bu muazzam bir başarı bence. Okurun hayal gücünü özgür bırakmakla birlikte, yazarın belirlediği sınırların ötesine de geçilemiyor, harika.

Öykü dizisinde bahsi geçen karakterler, ya sertler ya da sert kayalara çarpmış bireyler, aileler, ilişkiler... Tüm edebi niteliği ve estetiğine rağmen, gerçekliğin de ta kendisi, yazarın bu yetkinliği bana Steinbeck’i anımsattı. Sanki, iyi hikaye anlatan bir arkadaşınız, tüm kurgulardan daha gerçek bir dünyada yaşayan insanların hikayelerini anlatıyor.

Gerek birinci tekil kişi, gerekse üçüncü ağızdan. Muhteşemdi, muhteşem yaratıcıymış şu Carver, inanılmaz heyecanlıyım hatta, diğer eserlerine de yumulacağım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Raymond Carver
Unvan:
Amerikalı Kısa Öykü Yazarı ve Şair
Doğum:
Clatskanie , Oregon , Amerika Birleşik Devletleri, 25 Mayıs 1938
Ölüm:
Port Angeles , Washington , Amerika Birleşik Devletleri, 2 Ağustos 1988
(1938-1988) Yoksul bir çocukluk geçirdi, işçilik yaparak kasaba kasaba dolaştı. 19 yaşında evlenip iki çocuk sahibi oldu. Uzun süre alkolizmle mücadele etti. Tam anlamıyla hikâyelerindeki insanlardan biri gibi geçirdiği bu yıllardan sonra 1977’de ilk hikâye kitabı Will You Please Be Quiet, Please? (Lütfen Sessiz Olur musunuz, Lütfen?) yayımlandı. Ulusal Kitap Ödülü’nü alan bu kitaptan sonra, Carver’ın minimalist yazısında bir başyapıt kabul edilen What We Talk About When We Talk About Love (Aşktan Sözettiğimizde Sözünü Ettiklerimiz, Çev: Zafer Aracagök) yayımlandı. Yazar olarak giderek tanınan Carver, çeşitli üniversitelerde ders verdi. Cathedral (1983) ve ölümünden önceki son hikâye kitabı Where I’m Calling From (Telefon Ettiğim Yer, 1988)’in yanısıra şiirlerini Winter Insomnia (Kış Uykusuzluğu), Where The Water Comes Together With Other Water (Suyun Başka Suya Karıştığı Yer) ve Ultramarine gibi kitaplarında toplamıştır. Carver’ın Türkçe’de bundan önce çıkan kitabı hikâye ve şiirlerini biraraya getiren Ateşler adlı bir derlemedir. (Çev: Zafer Aracagök, Adam.)

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 80 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 77 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.