Richelle Mead

Richelle Mead

8.3/10
707 Kişi
·
2.411
Okunma
·
113
Beğeni
·
4.843
Gösterim
Adı:
Richelle Mead
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Michigan, Amerika Birleşik Devletleri, 12 Kasım 1976
Kendisinin twitterda anlattığı şekliyle : "novelist. redhead. scorpio. i write about vampires and succubi so that you don't have to." vızır vızır sürekli çalışan ve aktif olan 3 adet serisine sürekli yeni kitaplar ekleyen bir yazar olmasının yanında her serisi de birbirinden güzeldir. Bunlardan sadece gençlere yönelik olanı türkçeye çevrilmiş olsa da diğer serileri de orjinalinden okumaya değecek kadar güzeldir.en popüler serisi young adult başlığı altında değerlendirilen vampire academy serisidir ki 6 kitaptan oluşan seri son kitap olan last sacrifice ile ana karakter rose hathaway ve dimitri belikov'un hikayesini tamamlamış, yetmemiş bir de aynı dünyada geçen önceki seriden birkaç yan karakter ve adrian ivashkov'un hikayesinin kaldığı yerden anlatılacağı bloodlines isimli bir spin-off serisine başlamıştır. ilk serinin adından anlaşılacağı gibi günümüzün popüler teması vampirler üzerinde dönen kitapların vampir anlayışı bilinen vampirlerden oldukça farklı olmakla birlikte kesinlikle twilight benzetmesi yanılgısına düşmemek gerekir, çünkü gerek karakter olsun gerek hikaye, sonlara doğru azıcık tahmin edilebilir olsa da son derece sağlam bir kurguya sahiptir.

bir diğer serisi ise adult kategorisinde değerlendirilen ve cinsellik sınırlarını pek sallamayan georgina kincaidserisidir. eh malum esas karakterimiz bin küsür yıldır dünyada gezinen ve erkeklerin yaşam enerjisi ile yaşamaya devam eden bir succubus olunca georgina'nın "iş" hayatının ayrıntıları ile karşı karşıya buluruz kendimizi. kitaplar daha çok demon dünyasındaki karmaşalar, güç oyunları ve georgina'nın aşık olduğu ama hayatını kısaltmamak için ilişkiye girmeyi reddettiği insan aşkı yazar seth mortensen ile olan ilişkisi arasında geçer. richelle'in burada yarattığı dünyada varolan fantastik yaratıklardan bazıları şu şekildedir: demon, succubus, imp ve tabi ki 2 adet de vampirimiz var ama geri planda olarak. bir de bunların yanında takılan bir meleğimiz var ki kitabın en sempatik karakteri olsa gerek. serinin son kitabı succubus revealed ise 2011 yazında raflarda yerini alacak ve seriye noktayı koyacak.

en yeni serisi ise henüz 3. kitabında olan ve yine adult kategorisinde anılan dark swan serisi. burda da konumuz bizim bildiğimiz peri tanımının aksine kendi dünyalarından bizim dünyamıza geçen ve huzursuzluğa sebep olan ve her biri ayrı bir sihirli güce sahip olan perileri kendi dünyalarına göndermekle görevli olan eugene markham'ın peri dünyası ile arasında istemediği bir şekilde oluşan bağ ile gelişen olayların tamamen kontrolden çıkarak eugene'i hayatında istenmedik değişiklikler yapmaya zorlaması ve iki dünya arasında bıraktığı maceralarıdır. buradaki esaslove interest, kiyo isimli bir shapeshifter olsa da gönüllerin love interest'i peri kralı dorian'dır. serinin 3. kitabı iron crowned şubat 2011de raflardaki yerini alacak.
"Eğer sana aşık olursam, saldırı anında kendimi Lissa'nın önüne değil, senin önüne atarım."
Dimitri Belikov
" Seni sevdim! " diye bağırdı. Öyle hızlı ayağa fırladı ki hazırlıksız yakalandım. " Seni sevdim ve sen beni yok ettin. Kalbimi alıp parçaladın. Kazık saplasan daha iyiydi! "
Richelle Mead
Sayfa 543 - Artemis
"Akademinin demir kapılarının ardına çıktığın an, seni bulacağım. Bu dünyada benden saklanabileceğin bir yer yok. Seni izliyorum." Dimitri
İşleri kontrolüne alması rahatlatmıştı beni. Emir almak, karar vermekten daha kolaydır.
Kitap hakkındaki genel görüşüm: Daha hareketli ve heyecalı noktaları bol bir kitap olmuş. Bu arada bu kitapta mı yoksa sonraki kitapta mı ne(muhtemelen son) Rose'un anası gene "kumral" tarif edilmiş. Karar veremedi yazar galiba. Neyse, aklıma gelmişken söyleyim dedim.
Kitabı okurken hep başucumda durdu. Bazen heyecanlanırken, bazen gerilirken gördüm kendimi. Rose; Lissa'nın aklından ne geçerse, ne yaparsa veya ne hissederse algılayabiliyordu. Buda aralarındaki pasifik bağdan kaynaklanıyordu. En sonunda da eğlenceleri kana bulandı. Kitabın kurgusunu da oldukça beğendim. Tavsiye ederim.
Selamlar, herkese! Serimizin 4.kitabı ile karşınızdayız. Rose'u en son nerede bırakmıştık? Üçüncü kitabın sonunda Rose, Adrian'dan para yardımı alarak Sibirya'ya gidip, Dimitriyi bulmak için okuldan ayrılıyordu. Kitabımızda Sibiryada başlıyor.

Rose, haftalardır Sibiryada gezmekte ama bir türlü Dimitri'nin izini bulamamaktadır. Zaten buralarıda bilmediği için nereden başlayabilirki? En iyi seçenek Moroi ve Dampirlerin gittiği bir gece kulübü. Rose bol paralı olunca(Adrian sağolsun) böyle lüks yerlere girmektede zorluk çekmiyor hali ile.

Dampir kızımız ne yapıp edip bir şekilde Dimitri'nin evinin olduğu yeri öğreniyor ve amacı artık oraya gitmek. Lakin ona bu yolculukta biri eşlik edecek; Sdyney isminde bir Simyacı kız, arzu etmese de, onu Dampir köyüne götürmeyi kabul eder. Simyacılar insandır ama büyü ile kimyayı birleştiren, Vampir ve İnsan dünyasındaki sınırları koruyan özel insanlardır. Çeşitli büyüleri ve kimyasal(kendi icatları) maddeleri vardır; örneğin bir kimya sayesinde Strigoi cesetlerini eriterek yok etmeyi başarır. Zaten kızımız Rose kendini aşmış durumda. Dimitriyi arayım derken arkasında Strigoi cesetleri bırakıyor.

Rose sonunda Baia'ya varır ama Strigoileri hissetmesini sağlayan garip mide bulantıları sayesinde kendisine pusu kuranları fark eder. Bu sırada Rose, hayaletlerin yardımı ile bu Strigoilerin dikkatini dağıtıp yok eder ama yaralanırda. Gözünü açtığında bir evdedir. Şansa bakın ya! Hem de Dimitri'nin evi! :) Rose uyandığında Belikov ailesinin evinde olduğunu görür ve çok şaşırır. Aynı zamanda mutlu olur. Dimitri'nin doğup büyüdüğü evi görmek, annesini, ninesini ve kız kardeşlerini görmek, tanımak ona iyi gelir ama bir yandan da elbette üzgündür. Onlara durumu anlatır ve Dimitri ailesi için ölü kabul edilerek cenaze töreni düzenlenir. Aile onu bağrına basar, sever hatta yanında kalmasını teklif eder ama Rose, verdiği söz yüzünden Dimitri'yi bulmalı ve öldürmelidir. Ama yine de sıcak bir aile fikri içten içe onu çeker. Gel gör ki Sdyney'in tanıdığı ve çok korktuğu Moroi bir adam Rose'un peşindedir. Biri onu bulması için kiralamış ve bir an önce Sibiryayı terk ederek okula dönmesi konusunda baskı yapmaya başlamıştır.

Rose inatçı bir kızdır ve böyle zorlamalardan hoşlanmaz. Biraz bu adamla dikleşmek biraz da Belikov ailesi ile bir gelecek olasılığı Rose'u düşünmeye teşfik eder ama Abe Mazur ismindeki bu çok tehlikeli Moroi, onun gitmesi için kararlıdır. Abe, Zmey yani yılan lakaplı çok tehlikeli bir yılandır. Gerek simyacıların denetlenmesi ve büyülü dövmelerinin yapılmasında bulunmak, gerekse bir çok Moroi ile ilişki içinde olmak onun işinin getirileridir. Abe Mazur'da Sdyney'i Rose'a yardım etmesi için emir veren kişidir. Ama Rose, Dimitrinin kız kardeşi Victoria'yı bulunduğu kötü durumdan kurtulması için Abe'den yardım alınca, Baia'yı terk edeceğine söz verir ve terk ederde ama eve de dönmez. Kendi gibi "vaat edilmemiş" olarak ortalıklta gezi avlanan Dampir gençlerle birlikte başka bir şehre gider ve orada aradığını bulur; Dimitriyi. Dimitriyi görür görmez şaşırıp donunca Dimitri de onu bayıltır ve bilinmeyen bir malikaneye getirir. Dimitri ona "ondan uzak durmak" için buraya geri döndüğünü ama artık ondan uzak durmayacağını söyler. Onu da 'uyandırmak' istiyordur. Lakin bunun kendi rızası ile olması için ona süre verir. Bu süre zarfında ondan beslenerek uyuşrurur. Bu şekilde, muhtemelen, karar vermesini kolaylaştırmayı amaçlamıştır. Bir süre işe yararda ama Rose, sonunda kendine gelmeyi başarır ve uzun uğraşlar sonunda kaçar.

Dimitri ile dövüşmek zorunda kalır. Sonunda da gümüş bir kazığı ona saplar. Dimitri köprüden aşağıya düşer ve suların içinde kaybolur. Rose da yaralıdır, gözlerini açınca kendini tanıdık yüzlerle bir arada bulur. Rose, Baiada iken ruh gücü kullanan bir Moroi kadın ile ona bağlı olan kocası Dampir olan bir çift ile tanışmıştır. Abe'de oradadır. Onu bulup buraya getirmiş ve tedavi olması için uğraşmaştır. Rose iyileşmeye başlamıştır ama Dimitri için acısı hala tazedir. Onu o şekilde görmek, hissetmek ve sevdiği adamın tamamen gittiğini görmek ona acı vermektedir. Ama o sırada aklına bir detay gelir. O detay sayesinde önemli bir şey öğrenir; bir Strogoiyi eski haline çevirmek mümkündür! Böyle bir söylenti vardır. Bunu ise Robert Duru isimli bir ruh kullanıcısından duymuşlardır. O ise maalesef şu an hapiste olan Victor'un üvey kardeşidir.

Abe, Rose'u Amerikaya gönderir ve bu sefer gittiğinden emin olur. Okula döünce Lissa onu özlemle karşılar. Alberta, ona okula geri dönebileceğini ve her türlü yardımı yapacağını söyler. Ayrıca okula yüklü miktarda bağış yapan bir hamisi vardır. Eğer Rose geri alınmaz ise bağışlar geri çekilecektir. Rose'un annesi de kızının döndüğünü duyunca gelir. Jannine, kızının boğazında sarılı olan kaşkolu görünce şaşırır. "Bu İbrahim'e ait. Aile yadigarıdır." der. Rose o zaman öğrenir ki Abe Mazur, aslında İbrahim Mazur yani Rose'un babasıdır.

Elbette tüm bu zaman zarfında Rose, sık sık Lissa'nın zihnine girer, Adrian'da onu rüyasında ziyaret eder. Avery isminde başka bir ruh kullanıcısının yaşattığı tehlikeye karşı ta Rusya da arkadaşını koruyup, kurtarmayı başarmıştır. Ama daha hiçbir şey bitmedi sevgili okuyucular.
İlkine nazaran daha heyecanlı bir kitap olmuş. İlkinde yer alan çeviri hatasından,muhtemelen, kaynaklanan devrik cümleler yok. Ama ilk kitapta yazar, Rose'un annesi için "kızıl" derken, ikinci kitapta anneyi ilk gördüğümüzde "kumral" tanımlıyor. Ama sonra mecazi bir şekilde annesine gönderme yaparken, çağrışımı yapan nesne "kızıl kıvırcık" saç. Hata yazarda mı çevirmende mi bilmiyorum ama bu bir betimleme hatası. Diğer yandan Dimitri ile olan inişli çıkışlı ilişkisi tadı kaçmadan anlatılmış, sevdim. İnşallah sonraki kitaplarda suyu çıkmaz ama zaten aldığım tüyoya göre böyle bir imkan da pek olmayacak.

Kurtadamlar hala devreye girmedi. Köşeye sıkıştıracak ve ana konuya katmayacak ise zaten ekleme yapmasın. Uyuz oluyorum sırf olsun diye eklemelerine. Hey! Kurtadamlar vampirlerden daha asildir! :)
Evet herkesin merak ettiği ve okuduğu, hatta çok sevdiği kitap benimde ellerimden geçti :D

Çok öncesinden aldığımız kitabı merak ediyordum, sonunda fırsat bulup okuyabildim. Seri dendiği kadar varmış, şahsen ben çok beğendim. Serinin devamı kesin gelmeli! Yazarın  ilk defa bir kitabını okudum, diğer kitaplarına da bi el atmak lazım

Kitabı sevdim, zaten vampirler ve fantastik tam benlik birde diğer vampirli kitaplardan değişik olunca okumayıp ne yapalım canlar?


Konusundan bahsedecek olursam;

İnsan ve vampir kanına sahip olan Rose bir dampirdir (değişiiik :D) Moroi prensesi Lissa hem yakın arkadaşıdır hemde koruması gereken ölümlü bir vampirdir. Bir gün bazı tehlikeler için Lissa ve Rose ile beraber kaçarlar. Bir kaç sene kaçak hayatı yaşayan iki kız sonunda yakalanırlar. Yakalanıp Vladimir Akademisine götürülür. 

Başta kaç sene geçtiği için zorluk çekeceklerini ve Prensesi gitmesine yardım ettiği için okul hayatına son verileceğini sanan Rose korktuğu başına gelmez ve okula devam eder ama hem konulara yetişmek için hemde prensese laik olmak için başına yıllarca eğitim alan bir koruyucu verirler bu kişide Dimitri'dir.

Akademi'de kalan sürede pek çok şeyle karşılaşırlar. Tehlikeler, kıskançlıklar, ihanetler ve aşklar.

Rose Lissa için elinden geleni yapmak zorundadır ve onu korumalıdır yoksa her ikisininde hayatı tehlikededir.

Konu böyle devam eder ama sanki kitabımız bir kitaba benziyor hatta benim daha bir kaç ay önce okuduğum bir kitap Zaten anlamışsınızdır evet Melez kitabına benziyor.

Yazılma tarihlerine bakılınca Melez sonradan yazılmış Çok benzerlik tarafı yok sadece bazı yerleri benziyor. Kitabın devamı, olayların gidişatı hiç benzemiyor. Yine de iki kitabın da yerleri benim için apayrı...

Ben bir de bu kitabın önce filmini izlemiştim. Hatta üst üste 4 defa... Ve gerçekten çok bayıldım. Kitabı filmi gibi çok etkileyici. Herkese gönül rahatlığıyla önerebilirim.
Keyifli Okumalar:))
Bildiğiniz gibi Rose, Buz Öpücük kitabının sonunda çok sevdiği dostu Mason'ı kaybetti. Ama ilk dövmelerini de kazandı. Ama birkaç hafta geçmesine rağmen(doğal olarak yani) arkadaşının kaybını üzerinden atamadı. Hala suçluluk duyuyor.

Rose vicdan azabı çeksin, son sınıflar da mezuniyetlerini sağlayacak çok önemli bir uygulama dersine başlasın. Altı hafta sürecek olan bu uygulamalı eğitim, aynı zamanda son sınavlara girmek için de bir geçiş sınavı görevini üstlenmektedir. Belirlenen süre boyunca tüm dersler askıya alınacak ve gece gündüz atandıkları Moroiları korumakla sorumlu olacaklardır. Gardiyan öğretmenleri de Strigoi kılığına girip, ansızın saldıracaklardır. Uygulamalı tatbikat diyelim bu derse.... Atanma vakti gelince, Rose, hali ile kendisinin Lissa'ya atanmasını beklemektedir. Oysa gardiyanlar öyle düşünmemektedir. Christian'ın gardiyanı Rose olurken, Lissa'nın gardiyanı, Rose'un yakın arkadaşlarından, Eddie olur. Eddie, aynı zamanda Mason'ın en yakın dostudur ve öldüğü saldırıda o da vardır. Rose bu durumdan hoşlanmasa da Christiyan ile zaman geçirmeye başlar. Zaten sürekli Lissa ile birlikte olduğu için Rose da onunla birlikte olmaya devam edecektir. Geçen zamanlarda Rose, Christian'ın sandığı kadar sinir bozucu olmadığını düşünmeye başlayacak zira işin özünde ikisi de karakter olarak birbirine benzemektedir.

Elbette, sorunlar sona ermeyecek. İlla bir sorun çıkması lazım ki bize de okuyacak bir şey olsun. Gardiyanlar Strigoi kılığında saldırıya geçtiğinde, en sevdiği hocası(! :D ) Stan'e karşı hamle yapmak ister ama bir anda donar kalır. Zira karşısında çok tanıdık bir yüz vardır; Mason. Rose korku ve şaşkınlıktan donunca gardiyan saldırısında da çuvallamıştır. Ama Gardiyan Stan, önceden tepki verdiği için, Rose'un bunu kasıtlı yapıp, Moroisini tehlikeye attığını düşünür ve gardiyan toplantısı yapılır. Rose suçlu bulunursa cezalandırılacaktır ama her zamanki gibi Dimitri araya girer ve işi kurtararak Rose'un hafif bir ceza ile kurtulmasını sağlar. Dimitri hala Rose'dan uzak durmayı tercih etmektedir.

Bu sırada yakışıklı Adrian'da Lissa ile ruh çalışmaları yapmayı sürdürür ve kızımız Rose'a asılmaya, rüyalarına girip durmaya devam eder ama Rose pek yüz vermez çünkü malum, Dimitri'ye aşıktır. Ama bu sıralar Mason'u görmeye de devam etmektedir. Mason konuşmak ister ama konuşamaz. Rose sonunda bu ruh işi yüzünden çıldırmaya başladığını düşünerek korkmaktadır. Çünkü Lissa'nın karanlığını emmekte bu da aynı etkinin kendisinin başına gelmesine neden olmaktadır. Ama sonunda öğrenir ki hayaletler gerçektir. Rose'da onları görebilmektedir çünkü gölge öpücüpü almıştır. Bunu da Kraliyet Sarayına gidip gelirken öğrenecektir ki bizim Mia, babasının yeni işi yüzünden artık orada yaşayıp, ders görmektedir. Sempatikleşen kızımız düzgün biri haline geldi yani, evet. :)

Kraliçe Tatiana bir teklifte bulunur; Lissa mezuniyet sonrası burada yaşayacak ve karşılığında da buradaki üniversiteye gidecektir. Lissa kabul eder çünkü nispteden diğer Moroi üniversitelerinden daha büyük ve saygındır. Koruma sorunu yüzünden Moroi her okula gidememektedir ve onlar da küçük okullardır. Ama Tatiana aynı zamanda Rose'a da açık bir uyarı da bulunur; yeğeni Adrian'dan uzak duracak! Çünkü niyeti, onun Lissa ile evlenip, soyları birleştirmesidir.

Okula döndükten kısa bir süre sonra Rose, ruh yüzünden hakimiyetini kaybeder ve bir sebepten ötürü Jesse ve arkadaşlarına saldırır. Dimitri onu sakinleştirmek için ormanın içindeki kulübeye götürür. Sakinleşirde ama sonunda ikisi arasında çekim en üst seviyeye çıkacaktır. Dimitri daha fazla aşkına engel olamaz...

Kulübeden dönerken Rose, Mason'ı yeniden görür ve sonunda zoraki de olsa Mason konuşur; "Geliyorlar!" Bir şekilde okulun sınırlarını koruyan büyü zarar görmüş ve bozulmuştur. Bunu fark eden Strigoiler saldırıya geçerler. Rose Christian ile bir çok Strigoi öldürür. Saldırı geri püskürtüldüğünde ise kayıplar ve kaçırılanlar vardır. Kaçırılan Moroi ve Dampirleri kurtarma operasyonu güdülecektir ki Rose'un annesi Jannien'de onlara katılır. Rose için ise bu daha ayrı bir önem taşır çünkü kaçırılanlar arasında Eddie'e vardır. Rose, Mason ile konuşarak Strigoilerin yerini tespit eder ve operasyon düzenlenir. Onlara ateş kullanıcısı Moroi'ler de katılacaktır. Savaşın ardından iki kayıp vardır. Ve bunlar Strigoiye dönüştürülmüştür. Maalesef Rose için büyük bir acı ve kayıptır. Her şey onun için altüst olmuştur.
Vampir Akademisi serisinin ikinci kitabı, Yazar hikayeye iyi başladı ancak ana karakter olan Rose'un üç erkek arasında kalması, sürekli değişen düşünceleri kısaca aşk hayatı bana Türk dizisi tadı vermeye başladı. Dizilerde bir nebze böyle durumlar sevilebilir ama kitaplarda hele ki fantastik türü kitaplarda sıkıcı geliyor.
Kitabın bir başka sevmediğim yönü ise olayların Rose'un etrafında gelişmesi ve tüm bölümlerin Rose'un ağzından yazılması yani her şeyde Rose olmak zorunda değil. Hermione ve Ron'un pasif olduğu bir Harry potter kitabını düşünün. Böyle bir şey. Mesela kitapta sevdiğim karakter olan Belikov neredeyse yoktu.

Neyse ki yazar sonlara doğru toparlamış. Genel olarak bakarsak da akıcı ve anlaşılır dilde yazılmış.Kızların beğeneceğini düşünüyorum.
Üçüncü kitabı da okuyacağım ama sabırsız yada merak içinde değilim.
Gerçekten nasıl başlayacağımı bilmiyorum zira hiçbir kitapta bir baş karakterden bu kadar nefret ettiğimi hatırlamıyorum. Biraz sakinlestikten sonra Rose ile ilgili düşüncelerimi paylaşacağım.

Vampir akademisi serisi ilk iki kitabıyla ortalama bir kitapti, üç ve dördüncü kitapta favori serilerimden biri oldu lakin beş ve altıncı kitap Rose'dan dolayi hiç hoş değildi. Bu seride favori kitap kesinlikle 4. Kitap oldu. En kötüsünü de altıncı kitap olarak görüyorum. Beşinci kitabın sonunda sinirden delirmis bitirmek için canımı disime takmistim ama altıncı kitabın sonu beni daha çok sinirlendirdi.

Kitapta ve seride en sevdiğim taraf yan karakterler oldu. Lissa, Adrian, Abe Mazur bayıldığım karakterlerden oldular. Bir kitabı bu kadar renklendiremezlerdi.

Lissa iyi bir karakter oldu kitap boyunca. Arkadaşlık yönünden olsun, dostluk yönünden olsun, sevgili yönünden olsun ve fedakarlık açısından harika bir karakter. Rose'la nasıl arkadaş olmuş bilemiyorum. Sonlarda ise adına sevindiğim bir olay oldu. Genel olarak sevdim karakteri.

Abe Mazur hakkında ne söylenebilir ki. Giydiği kıyafetler ayrı renkli kişiliği ayrı olaylara anında adapte olmasi ayrı ayrı mukemmellestiriyor karakteri.

Son olarak Adrian, canım Adrian, bahtsız Adrian. En sevdiğim karakter oldu son iki kitap boyunca. Bana kalırsa Lissa ve Rose'un birbirleri için yaptığı fedakarlıktan sonra onun Rose için yaptığı fedakarlıklar geliyor insanın gözünün önüne. Her ne kadar o aptal Rose Adrian'ın duygularını her daim hiçe saysa da o güzel sevmekten vazgeçmedi ve kalbimde taht kurdu. Aşırı sevdim.

Dimitri de genel olarak iyi bir karakterdi Lissa, Abe ve Adrian üçlüsüne erişemese de en azından onurlu bir karakterdi.

Gelelim son olarak Rose'a. Kendisinden ciddi anlamda nefret ediyorum. Nefretin ötesinde bir duygu varsa artık o da geçerli olabilir. Lissa ve Dimitri. Her zaman Rose'un aklında olan kişiler oldu geri kalanı hiçbir zaman önemsemedi Rose, hiçbir zaman. Ne Eddie ne Adrian ne Jill asla hiçbiri umurunda olmadı ama bir şekilde hala kendini haklı çıkarmaya uğraştı ya sinirlendim. Karşısındaki insanı ne kadar dağılmış görürse görsün kendisi ne kadar suçlu, haksız olursa olsun kendini haklı çıkarmaya, nutuklar atmaya, felsefeler yapmaya çalışan bir karakter. Yuzsuzlugune şapka çıkartıp ayakta alkisliyorum. Başka da bir şey demeyeceğim. Yazdıkça kendimi tekrar ediyorum ve sinirleniyorum.

Fantastik okumayı sevenler bu seriyi de sevebilir ama dikkat edin Rose diye bir seçenek var. Herkese iyi okumalar. :)
Doğruyu söylemek gerekirse Vampir Akademisi serisi benim çok sevdiğim bir seri değildi ama olaylar hiç durmuyordu, sürükleyiciydi ve kitapları ya da serileri yarım bırakmaktan pek hoşlanmadığım için seriye dördüncü kitapla devam etmeye karar verdim. Şimdi de iyi ki devam etmişim diyorum çünkü gerçekten güzeldi.
Seride şu ana kadar en sevdiğim kitap bu oldu. Üçüncü kitabın sonunda zaten çok şaşırmıştım, gerisinin nasıl geleceğini merak ediyordum ve güzel bir devam kitabı olunca sevindim.
Seriyi yarım bırakıp bırakmamak arasında kaldıysanız bence bırakmayın:)
Ben Vampir Akademisi Serisine altıncı seriden başlamışım. :) Kitabı okudukça keşke birinci seriden başlamış olsaydım dedim. Romanın kurgusu, olay örgülerinin düzeni, çevrisi çok başarılıydı. Vampir Akademisi serisine ait henüz bir roman okumama rağmen, kitabın akıcılığına kapılıp, karakterlere de bayağı bir alışmış olduğumu fark ettim kitap bitince. Özellikle Rose ve Dimitri kısa sürede kitabın unutulmaz karakterleri haine geldi benim için. Son Fedakarlık romanında aşkı, mücadeleyi, kıskançlığı, tercih etme zorunluluğunu, entrikayı, heyecanı doruk noktalarında hissedeceksiniz. Hiç şüphesiz yazarın kalemi oldukça etkileyici ve zengin. Okuduğum fantastik, vampir romanlarından daha başarılıydı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Richelle Mead
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Michigan, Amerika Birleşik Devletleri, 12 Kasım 1976
Kendisinin twitterda anlattığı şekliyle : "novelist. redhead. scorpio. i write about vampires and succubi so that you don't have to." vızır vızır sürekli çalışan ve aktif olan 3 adet serisine sürekli yeni kitaplar ekleyen bir yazar olmasının yanında her serisi de birbirinden güzeldir. Bunlardan sadece gençlere yönelik olanı türkçeye çevrilmiş olsa da diğer serileri de orjinalinden okumaya değecek kadar güzeldir.en popüler serisi young adult başlığı altında değerlendirilen vampire academy serisidir ki 6 kitaptan oluşan seri son kitap olan last sacrifice ile ana karakter rose hathaway ve dimitri belikov'un hikayesini tamamlamış, yetmemiş bir de aynı dünyada geçen önceki seriden birkaç yan karakter ve adrian ivashkov'un hikayesinin kaldığı yerden anlatılacağı bloodlines isimli bir spin-off serisine başlamıştır. ilk serinin adından anlaşılacağı gibi günümüzün popüler teması vampirler üzerinde dönen kitapların vampir anlayışı bilinen vampirlerden oldukça farklı olmakla birlikte kesinlikle twilight benzetmesi yanılgısına düşmemek gerekir, çünkü gerek karakter olsun gerek hikaye, sonlara doğru azıcık tahmin edilebilir olsa da son derece sağlam bir kurguya sahiptir.

bir diğer serisi ise adult kategorisinde değerlendirilen ve cinsellik sınırlarını pek sallamayan georgina kincaidserisidir. eh malum esas karakterimiz bin küsür yıldır dünyada gezinen ve erkeklerin yaşam enerjisi ile yaşamaya devam eden bir succubus olunca georgina'nın "iş" hayatının ayrıntıları ile karşı karşıya buluruz kendimizi. kitaplar daha çok demon dünyasındaki karmaşalar, güç oyunları ve georgina'nın aşık olduğu ama hayatını kısaltmamak için ilişkiye girmeyi reddettiği insan aşkı yazar seth mortensen ile olan ilişkisi arasında geçer. richelle'in burada yarattığı dünyada varolan fantastik yaratıklardan bazıları şu şekildedir: demon, succubus, imp ve tabi ki 2 adet de vampirimiz var ama geri planda olarak. bir de bunların yanında takılan bir meleğimiz var ki kitabın en sempatik karakteri olsa gerek. serinin son kitabı succubus revealed ise 2011 yazında raflarda yerini alacak ve seriye noktayı koyacak.

en yeni serisi ise henüz 3. kitabında olan ve yine adult kategorisinde anılan dark swan serisi. burda da konumuz bizim bildiğimiz peri tanımının aksine kendi dünyalarından bizim dünyamıza geçen ve huzursuzluğa sebep olan ve her biri ayrı bir sihirli güce sahip olan perileri kendi dünyalarına göndermekle görevli olan eugene markham'ın peri dünyası ile arasında istemediği bir şekilde oluşan bağ ile gelişen olayların tamamen kontrolden çıkarak eugene'i hayatında istenmedik değişiklikler yapmaya zorlaması ve iki dünya arasında bıraktığı maceralarıdır. buradaki esaslove interest, kiyo isimli bir shapeshifter olsa da gönüllerin love interest'i peri kralı dorian'dır. serinin 3. kitabı iron crowned şubat 2011de raflardaki yerini alacak.

Yazar istatistikleri

  • 113 okur beğendi.
  • 2.411 okur okudu.
  • 27 okur okuyor.
  • 649 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları