Sema Temizkan

Sema Temizkan

Yazar
9.5/10
2 Kişi
·
4
Okunma
·
1
Beğeni
·
968
Gösterim
Adı:
Sema Temizkan
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul
İstanbul’da doğdu. Tepebaşı Olgunlaşma ve Tekâmül Enstitüsü’nde okudu. Ailesinin kültürel çeşitliliği sayesinde kurulan aile sofraları, onu farklı lezzetlerle tanıştırdı. Beyoğlu’nda yanında büyüdüğü anneannesinden İstanbul mutfağını; Markiz, Lebon ve İnci pastanelerinde bir dönem çalışmış olan annesinden, pasta, şekerleme ve reçel gibi tatlıların inceliklerini; eskilerin meşhur Fischer Lokantası’nın şefi olan, –ailesinin bir yakını– Harvoth Karoly’den, Macar ve Avrupa mutfağının inceliklerini öğrendi. Bütün bu rastlantılar, yaşamın içinde varlık nedeninin ‘yemek’ üzerine olduğunu düşündürmeye başladı.
Hayatın akışı evlendiği zaman da –yemeği ön planda tutmasını istercesine– Eskişehir düğünlerinin baş aşçısı Lütfiye Temizkan’ın gelini olmasını sağladı.

Sivil toplum kuruluşlarında ve çeşitli mutfaklarda çalıştı. 1997-1999 yılları arasında Yaşam Radyo’da yayınlanan ‘Yaşamın Ağız Tadı’ isimli programın yapımcı ve sunuculuğunu yaptı. 2001 yılında Radyo 92.3’te yayınlanan ‘İstanbul İstanbul’ programında ‘Geçmişten Günümüze İstanbul’un Ağız Tadı’ bölümünü sundu. 2008 yılında uydu üzerinden –İngiltere’den yayın yapan– Dem TV’de ‘Eskimeyen Tatlar’ programının yapımcısı ve sunucusu oldu.

2002 yılında Bizanslı Yemekler, 2007 yılında da Reçel Deyip Geçme kitaplarını yazdı. Halen İstanbul Balat Kültür Evi’nde semt kadınları ile etkileşimli yemek çalışmalarını sürdürmektedir.
Kelime karşılığı 'turş' Farsçadan gelmektedir; ekşi veya tuzlu, ağız yakan anlamındadır. Turşi ise ekşi, tuzlanıp sirkeye yatırılmış sebze olarak tanımlanmaktadır.
Sema Temizkan
Sayfa 13 - Hayykitap Yayıncılık
Bizden oldukça uzak diyar olan Çin’de ortaçağdan kalma bir adet ise, şu sihirli 'iksir' cümlesini doğrular niteliktedir; bir köylünün kız çocuğu doğduğunda, her yıl bu evin kızı adına değişik bir sebzenin turşusu kurulur. Kavanoza konulan sebze katlarının arasına kristal tuz taneleri atılarak, hiç su konulmadan yapılan bu turşuya Çinliler, 'zhacai' derler. Tuzun, sebzeler üzerinde yarattığı etki sayesinde, sebzelerin suyu yavaş yavaş kavanoza yayılmaktadır. Salamura dediğimiz bu su, havayla temas etmediği sürece yani hiç açılmadan, evin kızı evlenene kadar dayanır. Bu bir anlamda, zhacai’nin ne denli dayanıklı olduğunun ispatıdır. O dönemde, kavanoz adedi oniki ya da onbeş olunca evin kızı evlendirilirmiş...

Damat adayına kızını vermeyen annelere ve babalara ithaf edilen; "Aman vermesin de, turşusunu kursun!” cümlesinin buradan doğduğu düşünülebilir.
Sema Temizkan
Sayfa 14 - Hayykitap Yayıncılık
Kıbrıs'ta ´pulya` denilen bir kuş türünden turşu yapıldığını ve geçmişten bu yana meze sofralarının çeşitlerinden biri olduğunu öğreniyoruz.

Yakalanan minik kuşlar, tüyleri yolunarak, içleri ayıklanmadan haşlanıp bir tabakta soğumaya bırakılıyor. Soğumuş olan kuşlar daha sonra bir cam kavanozun içine yerleştiriliyor ve üzerine sirkeli tuzlu su ile birlikte, defneyaprağı, kereviz sapı ve koruk ilave edilerek kavanozun kapağı sıkıca kapatılıyor. Yirmi gün kadar bekletildikten sonra da turşu hazır oluyor.
Sema Temizkan
Sayfa 16 - Hayykitap Yayıncılık
Böbrek ve tansiyon hastalarına yararlıdır; kansere karşı koruyucudur, ülser ve sistemine son derece faydalıdır.
Sema Temizkan
Sayfa 98 - Hayykitap Yayıncılık
MALZEME ve HAZIRLAMA:
Şeftali, zerdali, badem, kayısı, elma, erik, armut, kiraz gibi ağaçların yere düşmüş ham meyveleri toplanır. Hepsini iyice karıştırıp cam şişelere ya da taş bir kaba koyduktan sonra üstü -çok sert- bir sirke ile örtülür. Şişelerin ağzı bir parça deri ile kapatılır ve 30-40 gün bekletildikten sonra turşu hazır hale gelir.

Not: Aynı malzeme ve aynı yöntem ile altında ufak bir musluk olan testilerde yapılan içeceğe de 'tükenmez’ denilirdi. Küçük musluktan doldurulan suyu içilip eksildikçe, sırasıyla muşmula (töngel), elma, armut gibi meyveler eklenerek su ilave edilirdi. Bu eklemeler sayesinde kolay kolay bitmediği için tükenmez adını almıştı.
Sema Temizkan
Sayfa 25 - Hayykitap Yayıncılık
Roma’da, Cato’nun MÖ 2.yüzyılda yazdığı De agricultura (Pratik Kırsal Yaşam Kılavuzu) kitabında lahana için şunlar yazar: “Lahananızı iyice yıkayıp doğrayarak tuz ve sirke ile yerseniz bundan daha sağlıklı bir şey bulamazsınız.” -Cato, 28 çocuk sahibi olarak 80’li yaşları yaşayan biri olduğuna göre, dikkate almakta yarar var! Cato ayrıca, lahana yapraklarından öksürük şurubu ve yakı yapıldığını da söyler. -Bunu doğrular bir uygulama ise içine atılmış lahana yaprağıyla kaynatılan sütün şifası! Bizzat yaşanarak, öksürük nöbetlerine derman olmuştur.
Sema Temizkan
Sayfa 97 - Hayykitap Yayıncılık
Hem bereketli, hem lezzetli, hem de şifalı bir sebze olan lahananın geçmişi oldukça eskilere doğru gitmektedir. Yüksek oranda, C vitamininin yanı sıra, kalsiyum, demir, B1 ve B12 vitaminlerini içerir. MS 120-200 yıllarında İskenderiye’de yaşayan Romalı ünlü hekim Galenos’a göre; baş ağrısı çekenler, zor uyuyanlar, sıska çocuklar bol bol lahana yemelidir.
Sema Temizkan
Sayfa 96 - Hayykitap Yayıncılık
Lahana, Anadolu’da birçok yerde ´taşkelem` diye anılır. Çok eski dönemlerde hekimlerin çoğu tuttukları notlarda, “Bahçesine lahana eken, kendi aktar dükkânını açmıştır” diye söz etmiştir. Buradan da lahananın aynı zamanda ilaç niyetine kullanıldığını anlıyoruz.
Sema Temizkan
Sayfa 97 - Hayykitap Yayıncılık
109 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Bu incelemeyi Adile Naşit ve Münir Özkul'a ithaf ediyorum. https://www.youtube.com/watch?v=FQ_7cabWOv0
İkisini anmışken Ziya'yı da analım; #30983294

Geleneksel kültüre merakım çocukluktan gelir. Her şey bir atasözü ile başladı. İlk duyduğumda çok yadırgamıştım. Herhangi bir şeyin, böylesi ifade edilebilmesinin, birkaç kelime ile büyük bir anlamın ortaya konabilmesinin şaşkınlığıydı bu. Zaman içerisinde, her daim, bir şeyler yaşamış insanların ve yazılı ya da sözlü olarak bize gelen bilginin kutsallığının ne kadar önemli olduğunu benimsedim, gördüm ve kabul ettim. Bu yüzden geriye dönüp baktığımda pişmanlığım azdır, nasihatlere burun bükmediğim için. Gelgelelim damak tadı da çok açık bir insan olduğum için yeni şeyler denemeye yahut bir sebzenin, meyvenin ya da bir etin, birbirinden farklı tariflerini görmeye merakım da günden güne arttı. Dünyanın yemek tarifi videosunu izlemişimdir. Kolay kolay midem bulanmaz, bizim kültürümüze oldukça yabancı her türlü yemeğin de en azından farkında olmak istedim, isterim.

Zaman zaman televizyonda ya da yemek kanallarında karşıma çıkan kişileri not alır ve kitaplarını da temin etmeye çalışırım. Sema Temizkan'ı da kesin biri önermiştir. Başka türlü bir turşu kitabının varlığından haberdar olamazdım.

Kitapta birçok yöreye ait, püf noktaları da verilmiş turşu tarifleri var. Hamsi turşusu yoktu ama. Buna şaşırdım. Pulya kuşu turşusu dahi vardı, alıntıya denk gelenleriniz biliyor. :) #42255804

Yaz turşuları, kış turşuları, ot turşuları, meyve turşuları, turşu ile ilgili zaman zaman burun sızlatan geçmiş zamanın ancak adı kalmış yerleri ve hikayeleri... Benim için oldukça verimli bir kitap oldu. Turşu yapmaya da her şeyde olduğu gibi tecrübe iyidir diye yaklaşmanızı ve başkalarının püf noktalarını öğrenmenizi öneririm. Herkese keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sema Temizkan
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul
İstanbul’da doğdu. Tepebaşı Olgunlaşma ve Tekâmül Enstitüsü’nde okudu. Ailesinin kültürel çeşitliliği sayesinde kurulan aile sofraları, onu farklı lezzetlerle tanıştırdı. Beyoğlu’nda yanında büyüdüğü anneannesinden İstanbul mutfağını; Markiz, Lebon ve İnci pastanelerinde bir dönem çalışmış olan annesinden, pasta, şekerleme ve reçel gibi tatlıların inceliklerini; eskilerin meşhur Fischer Lokantası’nın şefi olan, –ailesinin bir yakını– Harvoth Karoly’den, Macar ve Avrupa mutfağının inceliklerini öğrendi. Bütün bu rastlantılar, yaşamın içinde varlık nedeninin ‘yemek’ üzerine olduğunu düşündürmeye başladı.
Hayatın akışı evlendiği zaman da –yemeği ön planda tutmasını istercesine– Eskişehir düğünlerinin baş aşçısı Lütfiye Temizkan’ın gelini olmasını sağladı.

Sivil toplum kuruluşlarında ve çeşitli mutfaklarda çalıştı. 1997-1999 yılları arasında Yaşam Radyo’da yayınlanan ‘Yaşamın Ağız Tadı’ isimli programın yapımcı ve sunuculuğunu yaptı. 2001 yılında Radyo 92.3’te yayınlanan ‘İstanbul İstanbul’ programında ‘Geçmişten Günümüze İstanbul’un Ağız Tadı’ bölümünü sundu. 2008 yılında uydu üzerinden –İngiltere’den yayın yapan– Dem TV’de ‘Eskimeyen Tatlar’ programının yapımcısı ve sunucusu oldu.

2002 yılında Bizanslı Yemekler, 2007 yılında da Reçel Deyip Geçme kitaplarını yazdı. Halen İstanbul Balat Kültür Evi’nde semt kadınları ile etkileşimli yemek çalışmalarını sürdürmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 4 okur okudu.
  • 9 okur okuyacak.