Sibel Öz

Sibel Öz

YazarEditör
8.1/10
15 Kişi
·
31
Okunma
·
3
Beğeni
·
1622
Gösterim
Adı:
Sibel Öz
Unvan:
Yazar
Öykü yazarı. Öykü yazmaya siyasi suçlu olarak 10 yıl kaldığı hapishanede başlamış, hala da devam ediyor. "Hapishane'den Öyküler" kitabının yazarıdır. Cezaevinde yazdığı öyküler pek çok ödüle layık görülmüştür.
Bir şiir saklarsınız koynunuzda, usunuzda, çocuk aklınızla bile o şiirin kaderiniz olduğunu anlarsınız.
Sibel Öz
Sayfa 46 - NotaBene Yayınları
Kafasında dün gece okuduğu kitaptan bir cümle dönüp duruyordu; " Hüzün insanın ana vatanıdır." Doğru muydu?
Sibel Öz
Sayfa 19 - NotaBene Yayınları
Bazen insanlar bir devrimin içine doğarlar, bir yasın bir isyanın. Öyle uzakta değil, evinizdedir ateş
Sibel Öz
Sayfa 43 - NotaBene Yayınları
Sahi ne zaman kirlenmeye başlamıştım ben? Bir şeylerden nefret etmeye başladığımda mı? Sevmekten ve sevilmekten vazgeçtiğimde belki de...
Şimdiki aklım olsa kızıma Ebru'ma gerçeklerin bile göreli olduğunu, bir insanın gerçeğinin diğerinin yalanı olabileceğini, bundan da yine kendinin sorumlu olduğunu, yalana inanmayı da nihayetinde bizim seçtiğimizi anlatırdım.
Sibel Öz
Sayfa 36 - NotaBene Yayınları
112 syf.
·43 günde·Beğendi·9/10
Sımsıcak ve toplumsal öyküler. Hem akla hem de yüreğe işliyor, bence herkes özellikle de gençler, liseliler okumalı ki daha yolun başındayken okuma alışkanlıkları doğru şekillensin.
Kitapta Gezi Olaylarını anlatan öykü en beğendiklerimdendi. İstanbul'u da adına yakışır şekilde güzel anlatıyor
112 syf.
·3 günde·8/10
Edebiyat, sadece yaşanmış ve bitmiş ya da yaşanılabilecek olaylardan olmasa gerek.  Edebiyat eserlerinin toplumsal hafızamız ve gerçeklikliklerimizle bağını koparması onları sadece eğlence ve oyalanma araçlarından ibaret kılar. Bizi biz eden şahit olduğumuz, yaşadığımız anlar ve mekanlarsa kendi gerçeklerimizi uzaklarda aramamıza ihtiyacımız neden olsun.

Yokuş Yukarı İstanbul, “Yarısı Gümüş” ve “Yarısı Köpük” başlıklı iki bölümde bulunan on iki öyküden oluşuyor. Yazar Sibel Öz, eserinde, gittikçe grileşen değişimin kıskacındaki İstanbul’u mekan olarak seçmiş ve burada bedel ödemiş insanların hayatlarından kesitler sunmuş.


Öyküler birbirinden bağımsız olsa da kitabın ana karakteri İstanbul’dur aslında. Toplumsal hafızamızda yer edinen güncel olaylar da eserde işlenmiş tabi; Gezi Parkı, Suruç, Ankara gar patlaması, Gayrettepe…

Not: Yazının devamı kitaptan özet içermektedir!

Pideci Hasan amcanın, Kandilli’de Hakkı beyin, otoban kenarında arabaların motor, egzoz, korna seslerinden sıyrılıp bir söğüdün gölgesinde kendi küçük dünyasını kurmak isteyen Halil ustanın İstanbul’u var kitaptaki öykülerde. Kerime ve Leman teyzelerin buz gibi gönüllerine düşen Cemre’nin,  hayatın balkonların ötesinde, dışarda, sokakta olduğunu hatırlatan sevgi dolu kalbi var.


Heyula gibi yükselen gökdelenlerin, TOKİ binalarının ve kentsel dönüşümün pençesindeki 1 Mayıs, Fikirtepe, Tarlabaşı, Armutlu ve isim bile verilmemiş numaralardan ibaret sokaklarıyla Gülsuyu gibi gecekondu mahallelerinin ayakta durma çabası çıkıyor önümüze.

Sırt çantasında küçükken sahip olduğu tek oyuncağını ihtiyacı olan başka bir çocuğa götürmek isterken Suruç’ta ölen Koray’ın ve iki buçuk yaşında işkenceye maruz kalan bir bebeği ve annesini bağırlarına basan mahkum kadınların hüznü duruyor.

Daha dün gibi yaşanan bir korkunç olayın izlerini insanların yüzünde arayıp da, hiçbir imare bulamamanın nasıl zincirleme bir şiddete yol açtığını suya, sabuna dokunarak işlemiş öykülerinde Sibel Öz.

Ve “Unutmamak adına yazmak zorundayız" diyor.
Adile Naşit sanırım bu ismi duyan herkeste aynı güzel tebessüm meydana geliyordur Türk sinemasının efsane kadın oyuncularının belki ilk sırasında yer alan isim.Oynadığı karakterler, ve kahkahalarıyla tanınan, Türk sinema tarihinin mihenk taşı Adile Naşit Hafize Ana' rolü kadar akıllarda kalan Münir Özkul ile karşılıklı oynadığı filmlerdeki "Anne" rolüdür. A TRT'de yayınlanan 'Uykudan Önce' isimli programın ardından 'Masalcı Teyze' veya 'Adile Teyze' olarak da anılmaya başladı. Bana kalırsa üzerine yazılmak için çok geç kalınmış bir kitap bu isim üzerine bilinmesi ve söylenemsi gerken o kadar çok şey varki biz sadece birazını biliyormuşuz .Ailesindeki tiyatrocu geleneğini,Naşit soyundan gelen sanatçı kişiliğine sahip olmaları bunaların hepsi çok bilinmeyen yanlarıydı.Hababam flimindeki hafize Anadan daha fazlasını bulacağınız bir çalışma okurken keyif alacağınıza eminim aklımızda kalan Adile Naşittin hayatı başka nasıl okuna bilir ki,,
.....Gece gelirdi eve. Otururdu masaya. Bu arada halam güzel rakı içerdi. Masadaki herkes bayılırdı, ona hiçbir şey olmazdı. Kalkar gider yatardı yatağına. Sarhoş olduğunu hiç görmedim. Sadece yanakları kızarırdı. Öyle otururdu masaya… Rakı kadehine rakısını doldurur, üç tane buz atar, su koymazdı. Rakıyla birlikte Maltepe sigarası içerdi. Boşluğa bakardı… Başlardı ağlamaya… Nasıl ağlardı ama içi katılırdı. Sonra “Hadi, bilmem ne yaptıklarımın,” derdi ve kadehini kaldırırdı. O bir ritüeldi halam için. Her gün her gece kaybettiği oğlu vardı onunla o masada. Çünkü en büyük acısı oydu. Ertesi gün tekrar hayata dönerdi..
152 syf.
·Puan vermedi
"Salyangozun Yolculuğu, küçük bir kızken ailesini ve köyünü geride bırakıp, yeri sürekli değiştiği söylenen acayipliklerle dolu Ada'da bir yazı üstadının atölyesine katılan Egina'nın hikayesi."

Kitabın arka kapağında hikayenin özeti bu şekilde. İçerik de buna uygun ilerliyor. Kişisel gelişim, kendini bulma gibi konularla alakalı yazılmış sanki. Kurgunun süslemesi de antik dönemlere uygun şekilde, kehanetler, eski metinler, yazı sanatı gibi hem gerçekçi hem fantastik ögelerle yapılmış. Okunması kolay, yazımı gramere uygun, mantıklı bir olay akışı var.

Öncelikle, kitabın yabancı kişisel gelişim/kendini arayış kitaplarından geri kalır yanı olmadığını belirtmek istiyorum. Kişinin ne istediğini, niye istediğini, kim olduğunu, yürüyeceği yolu, bulunduğu yerdeki anlamını, geçmişini, bugününü, sonrasını sorgulayışını anlatan; yabancı muadilleriyle yarışacak düzeyde bir kitap. Bu yüzden, hem de kitap karakterlerinin yabancı isimlerden seçilmesinden ötürü, kitabı Batı edebiyatı yansıması olarak görüyorum. Dolayısıyla, kitapta yeni bir şey yok, her ne kadar bazı yerlerde ben de kendimi yazarla birlikte sorgulasam da.

İkinci olarak, kitapta çok fazla ucu açık alan olduğunu düşünüyorum. Bazı alanlarda ayrıntılara girilmişken, en gereken yerlerde açıklamaların kısa tutulması aklımdaki soru işaretlerini artırdı. Sonu da aynı şekilde yarım kalmışlık hissi uyandırdı.

Sonuç olarak, artıları ve eksileriyle kitap çok da kötü değil. Hele ki bu tarz kitaplar okuyanlar ama kolay anlaşılmadığından yakınanlar için güzel bir tercih olabilir. Kafanızı sakinleştirecek, bir şeylere çözüm bulamasa da (birçok kişisel gelişim ve kişisel arayış kitabında olduğu gibi) olayları daha karmaşık hale getirmeden sizi rahatlatacak bir şey arıyorsanız çok uygun. Ayrıca yazarın Türk olması çeviri kaynaklı muhtemel anlaşılmazlıkları da önleyecektir.

Not: Kendini bulmakla alakalı kitapların büyük çoğunluğunun Budizm dinine/felsefesine dayandığını düşünürsek, kitapta bu dine/felsefeye girilmemesi ve Budizm'e ait, her okuduğumda "Bu da ne demek ola ki?" dediğim kelime ve tanımların olmaması kocaman bir artı.

Keyifli okumalar.
112 syf.
·7 günde·7/10
İstanbul'da kısa bir gezintiye çıkıyoruz bu öykülerle. Ama taşlı dikenli bir gezinti. Okurken yüzünüzde hafif karamsar bir tebessüm oluşuyor. Direnişin neden direniş olduğunu, hayatın içinde karmaşaya nasıl müdahil olduğunu anlıyorsunuz. Kafanızda soru işaretleri bırakıyor bir şeyleri sorgulamanız için. Kitaplarla kalın.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sibel Öz
Unvan:
Yazar
Öykü yazarı. Öykü yazmaya siyasi suçlu olarak 10 yıl kaldığı hapishanede başlamış, hala da devam ediyor. "Hapishane'den Öyküler" kitabının yazarıdır. Cezaevinde yazdığı öyküler pek çok ödüle layık görülmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 31 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 23 okur okuyacak.