Sinan Akyüz

Sinan Akyüz

Yazar
8.4/10
10,3bin Kişi
·
39,6bin
Okunma
·
1.334
Beğeni
·
27,3bin
Gösterim
Adı:
Sinan Akyüz
Unvan:
Türk Gazeteci ve Yazar
Doğum:
Iğdır, 1972
Nisan 1972de Iğdır’da doğdu. Orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Yirmi üç yaşında gazeteciliğe başladı. Gazeteciliğin hemen hemen her kademesinde çalıştı. Daha sonra gazeteciliğe ara verip Almanya’ya gitti. Bir süre sonra tekrar İstanbul’a döndü. 1996da Sabah Gazetesi’nin dergi grubunda çalışmaya başladı. O dönem fotoğrafla tanıştı. Birçok yayın organına moda ve portre fotoğrafları çekti. 1999da Sabah Gazetesi’nin hafta sonu eklerinde çalışmaya başladı. 2001de fotoğrafçılık mesleğine ara verip ağırlıklı olarak kitap yazdı. 2006 yılında ise Takvim Gazetesi’nde köşe yazarlığına başladı. Şu anda Takvim Gazetesi’nde köşe yazılarına devam ediyor. Ayşen Akyüz ile evli olan yazar, ikiz erkek çocuk babası.
+"Sence bunları Şeytan mı ,yoksa İnsan mı yaptı? "
-" İnsan yaptı, Şeytan da onların yaptıklarına şapka çıkardı "
Sinan Akyüz
Sayfa 104 - Bir ülkeye savaş açan, çocukları öldüren, kadınlara tecavüz eden bir toplum İnsan olamaz!
328 syf.
·10/10 puan
Kitap sade, kolay bir anlatımla yazılmış. Ama içeriği hiç de sade ve kolay değil...Gerçekleri yüzümüze çarpan bir roman. 16 yaşımda okumuştum. Evdeki sorunlarım yüzünden tamamlayamadan arkadaşıma teslim etmem gerekmişti. Ve uygulamaya kaydolmadan pdf bulunca çok sevindim, okudum. Bosna ile ilgili kısa bir araştırma yaptım. İnternette toplu mezarları gördüm, mavi kelebeklerin öyküsünü okudum. "Mavi kelebekler, Bosna – Hersek coğrafyasında, masum ölülerin ruhlarını temsil eden özel bir yere sahip olmuştur. Bu dokunulması artık güç insanlar, kelebeklerin kanatlarında var olarak dünya tarihine büyük dersler vermek için kanat çırpmaya devam ederler." Ne kadar ağlamıştım o insanlara. Ne kadar yazık dedim. Yazık biz insanlara. İnsanız, haklarımız var diye çığlıklar atarken kapattığımız kulaklarımızla yaşam çığlıkları atanları duymuyoruz bile. Birbirimizi katletmekten başka bir şey yaptığımız yok. Sebep çok basit(!) Dil ve din farklılığı...Bir insanı katletmek için bu farklılıklar yeterliymiş. En acı olan da komşu dediğin insanın yıllardır seni düşman olarak görmesi. Kitaptaki konu beni kendine çok çekti. Önemli olan ortada bir acı var ve ben bunu iliklerime kadar hissettim. Başkarakterler Suada ve Tarık. Onların aşkını anlatmakla beraber Bosna katliamını çok başarılı bir şekilde özetlemiş. Suadanın yolculuğu ile başlayan kitap Suadanın hayalini kurduğu olayla bitiyor. Yazık insaniyeti insanlardan değil de kitaplardan öğrendiğimiz zamana...Yazık kendi vicdanını kaybetmiş herkese.

(İncelemeye emoji eklenemiyor. Bunu ekleyelim https://imgyukle.com/i/LovoVM :))
328 syf.
·1 günde·8/10 puan
İNCİR KUŞLARI

Okuyun, okuyun da beterin beteri neymiş görün. Okuyun da siyahtan koyu rengin
"SREBRENİTSA KATLİAMI" olduğunu öğrenin.

8.372 Müslüman Boşnak hunharca katledildi.
Sırplar keskin bıçaklarıyla katliam yaparken, halkın feryatlarını telsizlerden dünyaya yayınladılar.
30 ila 50 bin.... Arasında Boşnak kadına ve genç kıza (yaşı fark etmeksizin) sistematik olarak tecavüz ettiler.. Kayıtlara geçen sayı bu. Geçmeyenlerle birlikte bu adi soykırımın neticelerini ve ne kadar kan dondurucu olduğunu bir de siz düşünün.

Hüzün var içimde, burukluk var, heyecan var, gerçeklerin oluşturduğu can alıcı heyelan var. Tarihimizdeki en acı soykırımlarından birinin anlatılması, yalnız "Suada" değil o zorlukları yaşamış herkesi bir nebze de olsa anlayabilmemiz için, gözlerimizi kapatıp kendimizi kitabın içine salıvermeliyiz. Ancak o zaman acımasız hakikat ile göz göze gelebiliriz. Ruhun çektiği ızdırabı dindirmek ise hiçbir zaman mümkün görünmüyor. Kitap baştan sona Aşk, acı, ızdırap ve ümit yüklü. İnsanların yaşamak zorunda kaldığı şeyler yenilir yutulur cinsten değil. O günlerde nefes alıp vermeye devam edebilmek için bile çok şeylerini feda etmek zorunda kalmışlar. Siz neleri feda ettiniz hayatınızda? Elimizden zorla oyuncağımız alınsa koşup annesinin dizlerine kapanacak hayatlarımızda fazlasıyla lüks sahibiyiz. Oysa onların ellerinden namusları alındı, hayatları alındı. Bütün sevdikleri-ailesi ya toplu tecavüze uğradı ya da bir kurşunla can verdi. Kurşun çok lüks bir ölüm aracıydı bu arada. Ölmenin en kolay yoluydu da denebilir. Ailenin yaşayacaklarını naklen izlemeye zorlanıp buna günlerce maruz kalarak açlıktan da ölme seçeneği var. Bu ve bunun gibi onlarca zorbalık yaşanırken Sözde BM'nin üç maymunu oynamasının tek nedeni kendilerinin Darwinizm yoluyla maymundan gelmiş olmalıdır. Bu insanların suçu neydi diye sorun kendinize. Yalnızca o coğrafyada doğmuş olmak mı? Müslüman olmak mı? Boşnak olmak mı?

Sessiz kalmayın...

ARAŞTIRIN... SORGULAYIN... ÖĞRENİN...

https://www.sozcu.com.tr/...sa-katliami-2514704/
328 syf.
·3 günde·10/10 puan
20. Yüzyılda, yakın geçmişimizde yaşanmış bir savaş... Katliam, vahşet, insanlık ayıbı... Dünya susarken Bosnalılar sessiz çığlıklar atıyordu... Hatta bas bas bağırıyorlardı, kimse duymadı, duymak istemedi ;insanlığın ayıbı işte orada başladı...

Bu bir savaş mıydı, değildi;zamanında Kosovayı işgal eden Türklerin faturası Müslüman Boşnaklara kesilmişti, bu bir savaş değildi bu tarihsel bir rivayetin intikamıydı, bu bir soykırımdı!!!

Yüzbinlerce masum can, can verdi, işkenceler, açlık, tecavüzler!... Bu bir soykırımdı ya yıllarca süre gelen acımasız tecavüzler;kocalarının, evlatlarının, babalarının gözleri önünde yaşanılan bu vahşete kimse Dur! Demedi.

Ben kitabı okurken çok kez ağladım, sadece ağladım isyan ettim, lanet ettim ama çok utandım. İnsanlık adına çok utandım... Sayfalarda ki Suada'nın yaşadıklarını okudukça, Edina'nın, Ayşa'nın, Kerima'nın.... Nicelerin bu vahşete nasıl katlandıklarını okudukça ağladım. Ben satırlara dayanamayıp kapattım, onlar nasıl dayandı... Dünya nasıl sustu bu vahşete!?...

Silahsız, savunmasız bir halktı Müslüman Boşnaklar, zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel silah yardımında bulunmuş Boşnaklara, komşu ülkelerde yardım etmiş, bir yerde İran Türkiye adı altında değilde şahsi yardım yapmaya başlamış, bu savaştan nemalanmak istemişler, trajikomik bi mevzu işte, kadınların başlarını örtmesi karşılığında et vermişler ibadet karşılığında silah, bu nasıl bir zihniyettir ;onlar Müslümandı zaten, sizin şeriat kanunlarınıza uyması için krizi fırsata çevirmeniz sizi de bir sırp yapardı...

Savaşın izleri yok olmaya başlıyordu, Birleşmiş Milletler anlaşma adı altında Bosnalıların elindeki silahlara el koyması sonucu sırplar fırsat bilip saldırmaya devam etti. Birleşmiş Milletler ise iki savaş uçağıyla karşılık verip güya korku salmıştı sırp askerlerine, ama güçleniyordu Boşnak askerleri yardımlar sayesinde sırplar kaybetmeye başlamıştı ki devreye anlaşma girmişti... Dayton Anlaşması... Sırp, Bosna, Hırvat güçlerinin bir ülkeyi yönetme anlaşması kesin değildi bu anlaşma yıllarca süre gelen intikamı almaya çalışan sırplar, ilk fırsatta bunu yine yenileyeceklerinin anlaşmasıydı bu ve umarım bu sefer kimse susmaz...


Aşktı herşeyi güzel kılan. Onu da kirlettiler... Suada ve Tarık bu soykırımdan çok yara aldılar, onlar bu vahşetin sonunda bir bacak bir kol bir de ruh feda ettiler... Bir de bombalanan evlerin bahçesindeki incir ağaçlarındaki incir kuşlarını.....
328 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Çok acıklı ve gerçek bir hikayeyi bitirdim az evvel. Uzun zamandır ilk kez bir kitap beni ağlattı. Çok etkilendim ve tarihi, savaşları, insanlığı bir kere daha sorguladım, sorguluyorum ve sorgulayacağım. "İncir Kuşları" insanı gerçekten derinden sarsıyor.

Hikayenin işlenişiyle ilgili beni rahatsız eden bir nokta oldu.
•Felaket tellalı olan teyze.
Romanda tarihi gerçeklerin anlatıcısı olarak bu teyze seçilmiş ve ciddi ciddi copy paste gibi duran bilgiler o anla harmanlanmadan okuyucuya iletilmiş hissi verdi bana.
Bir telefon çalar, arayan teyzedir ve Boşnak tarihini anlatmaya başlar. doğruları söylemek gerekirse bir an önce bitsin diye okudum o kısımları.
Savaşın başladığı bölümler ise bambaşka bir elden çıkmış gibi duruyor. Oraya geldiğinizde zaten romanı elinizden bırakamıyor ve ağlamaya başlıyorsunuz. Kısacası kopukluklar hissettim ben, bu beni romana başladığım zamanlarda biraz rahatsız etti ama aşk, savaş bölümleri onun üstünü kapattı yani o kopukluğu giderdi.

Anlatılanlar kurgu değil. Kitapta bir kişinin yaşadıkları gibi gözüken olaylar, savaşta binlerce kişinin başına gelenler anlatılıyor.
Bu yüzden kitap için ‘beğendim’ sıfatını kullanamayacağım. Bana göre en doğru tanım "Etkilendim." Çok fazla etkilendim olabilir.

Gerçek olayları anlatan kitaplara karşı ayrı bir ilgim vardır her zaman. İncir Kuşları da yakın dönemde yaşanmış gerçek olaylara dayanıyor.
Suada'nın hayatını pencere olarak alıp diğer kurbanların yaşadığı mezalimi , yüz karası savaşı anlatan bu kitap ilk kısımlarında alelade bir anlatımı olsa da savaşın başladığı kısımda aklınız sadece tek suçu başka bir kitaba inanmak olan insanların "tüm dünyanın şahitliği eşliğinde" kıyımına kilitleniyor. Gerçek dünyada insanların birbirine yaşattıklarına hiçbir kurguda rastlanamıyor ve o zaman anlıyorsunuz ki gerçek öykülerin iyi bir yazardan çok cesur bir yazara ihtiyacı var.

Spoiler

Kitapta 1992-1995 yılları arasında Sırp ve Çetnikler tarafından katledilen Müslüman Boşnak’ların soykırım gerçeklerini okuyoruz.
Her şey apaçık ortada. Gerçekler çok can yakıcı. İnançları yüzünden katledilen bir millet. İnançları yüzünden tecavüze uğrayan bir millet. Sistematik olarak Sırp doğurmaları amaçlanan Boşnak’lar...
"Bir savaşta kadınları kullanmak alçakça bir yöntemdir."
"İncir Kuşları"bir aşk kitabıymış gibi başlıyor gibi gözüksede asla bir aşk romanı değil. 1992'de yaşanan Hristiyan Sırpların, Müslüman Boşnaklara yaptıkları "Boşnak Katliamını" anlatıyor.

Bende katliamı bu kitapla birlikte öğrendim açıkçası. Hani bazen soruyorlarya kitap
okuyorsun tamam da sana ne fayda sağlıyor? Diye bunun gibi birçok fayda sağlıyor emin olun.

Aynı ırktan geliyorlardı, aynı dili konuşuyorlardı, bir tek dinleri farklıydı. Biri müslüman boşnak genci, diğeri ise hıristiyan sırp'tı. ikisi de konservatuardaki aynı boşnak kızına âşık olmuşlardı. ve bir gün bu iki genç, suada'ya aşklarını ilan ettiler. ancak gençlerden biri aşkına karşılık bulmuş, diğeri ise "kalbimde iki kişiye yer yok" cevabını almıştı. takvim 6 nisan 1992'yi gösterirken bir bomba düştü Suada patlak veren savaşın estirdiği rüzgârda âdeta savrulan bir yaprak gibiydi.

savruldu, savruldu, savruldu

Sonra da kader onu bir zamanlar "kalbimde iki kişiye yer yok" dediği genç adamın eline esir düşürdü. genç adam, o gün ela gözlü çöl ahusuna bakmış "kader bizi ne inanılmaz bir şekilde birleştirdi, görüyor musun Suada?" demişti. modern zamanlarda avrupa'da yaşanmış bir soykırımda, kadere inananların romanıdır incir kuşları

"Sırplar yüreğimi ateşe tuttular
ben hiç yanmadım
geceleri soyunup koynuma girdiler
ben hiç sevişmedim
atalarıma küfürler savurdular
ben hiç duymadım
en sonunda beni hamile bıraktılar
ben hiç doğurmadım..."

Savaşlarda onca yaşananlar insanoğlunun en karanlık ve en vahşi taraflarına ait öykülerse, makineli tüfekler ve top mermileri art arda patlayıp etrafa ölüm saçıyorsa, tecavüz mağduru zavallı kadınlar 'nefret çocukları'nı dünyaya getiriyorsa...
ne yazık ki savaştan geriye kalan bu pislikleri temizlemeye göğü yararak bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun dahi gücü yetmez..."

Masal gibi başlayıp belgesel gibi devam eden kitabın sonlarına doğru boğazım düğüm düğüm okuduğum bu kitabı yazmaya ben cesaret edemezdim ve

İncir Kuşları şöyle son buluyor; Boşnakların deyimiyle herkes ‘Allah’a emanet...’

Not:

Her türlü aşağılamaya maruz kalan, acımasızca katledilen, babalarının gözleri önünde tecavüze uğrayan, s... kölesine dönüştürülen kadınlar, sevdiklerini birer birer kaybeden insanlar. bugün hâlâ Sırbistan'da duvarlarda, boşnak ve türkler hakkında iğrenç yazılar bulunuyormuş


İncir Kuşlarını tavsiye eden ve Boşnak Katliamını öğrenmeme yardımcı olan Tansu Hanıma Teşekkür ederim :)
453 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10 puan
Sinan Akyüz'ün okuduğum üçünü kitabı. Sinan Akyüz'ün romanlarının kahramanları genellikle kadın karakterler okuyor. Yazarın İncir Kuşları ve Meyra gibi bu eserini de beğendim. Kitap gayet etkileyici ve sürükleyici bir iki günde rahatlıkla bitirebilirsiniz. Şam'a gelin giden bir Türk kızının kocası tarafından aldatılması ve çocuklarından ayrı düşülmesi anlatılıyor. Kitabın sonu duygu seli okumanızı öneririm
328 syf.
·9/10 puan
Konservatuar öğrencisi iki aşık...
Okudugum kitaplar arasinda duygularimi esir alan bir kitap oldugunu soylemeliyim ...cok uzun zaman oldu okuyali ama ne zaman bu kitapdan soz etseler yine etkisi altina duwuyorum,hele de Tarikin gitarda caldigi muzigi dinleyince ...dinlemeyenlere linki paylawicam mutlaka dinlesinler
https://www.youtube.com/watch?v=X9DOtuPLqNI
328 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar bu eserde Mavi Kelebekler'in hikayesini anlatılmaktadır.İnsanlık tarihinin kara bir lekesi yine.Unutturulmaya çalışılan fakat kelebeklerin unutulmasına izin vermediği bir katliam bu.Sinan Akyüz ile tanışmama vesile olan eser İncir Kuşları gerçek hayattan alınmıştır.Dili sade ve akıcı.Konu olarak 1990 yıllarındaki Bosna Hersek’te yaşayan Suada’nın başından geçenler anlatılmaktadır.Suada yetenekli bir genç bir bayandır.Konservatuvar kazanmasıyla hayatı değişir üniversite okumak için Saraybosna’ya teyzesinin yanına gider.Okulda Tarık ve Vukadin isminde gençlerle tanışır ve Suada’ya aşık olurlar.Suada Tarık’ı sever ancak Vukadin bu durumdan hoşnut olmaz ve o günden sonra Suada’nın hayatını cehenneme çevirir.1992 yılında savaşın çıkmasıyla Sırplar Boşnakları katleder.Boşnakların hayatı cehenneme döner ve Suada’da esir düşer.Gerçek hayattan kalbe dokunan en iyi eserlerden biri kesinlikle okunması gereken bir eser.
628 syf.
·8 günde·Beğendi
Gerçek bir hikaye Meyra..
İlk incelememe kitaba konu olan 'Srebrenitsa katliamını' kısaca açıklayarak başlamak istiyorum. Yugoslavya, bünyesinde birden fazla din ve birçok etnik grup barındıran bir ülkeydi. Bu etnik gruplar daha fazla birarada kalamadı ve birkaçı bağımsızlığını ilan etti. Bunlardan biri de 5 Nisan 1922 yılında bağımsızlığını ilan eden Bosna- Hersek Cumhuriyetiydi. Bosnalı Sırplar "Büyük Sırbistan" hayallerini gerçekleştirmek için bu bölgede bulunan Müslüman Boşnaklar ve Hırvatları buradan uzaklaştırmak amacıyla insanlık dışı uygulamalara yöneldiler. Soykırım 1992'de başlarken Srebrenitsa kasabasında yapılan katliamda takvimler 1995 yılını gösteriyordu. Zamanla tüm dünyanın haberdar olduğu bu savaşa engel olmak için hiçbir adım atılmadı. Bosnalı Müslümanlar ölüme terk edildi. Boşnakların tek ümidi olan BM sadece ambargo uygulamış, Srebrenitsa'yı güvenli bölge ilan etmesine rağmen aslında Sırpların yanında yer aldığını gösteren kararlar almıştır. BU ARTIK BİR MÜSLÜMAN VE HRİSTİYAN SAVAŞIYDI. Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye gibi islam ülkelerinden müslümanlara yardıma giden mücahitlerin çabaları yeterli olmadı ve sonuçta sadece Srebrenitsa'da 8.372 kişi çeşitli işkencelere maruz bırakılarak katletildi. Kalanlar ise göçe zorlandı.


Kitaba gelelim. Yazar Sinan Akyüz Meyra'nın hikayesine Bosna'da yaptığı bir gezi sırasında rastladığını ve gözyaşları içinde bir yazım süreci geçirdiğini, kitaba adını veren Meyra'nın ise, savaş sırasında çektiği acılara dayanamayıp intihar eden kız kardeşi Diba'ya verdiği söz nedeniyle kendisiyle konuşmayı kabul ettiğini ifade ediyor.
Başlayalım..
Hem Kosova yenilgisini kabullenemeyen hem de 'Büyük Sırbistan'ı kurmak isteyen Sırplar yıllardır komşu oldukları, çocukluklarını beraber
geçirdikleri, yumurta tokuşturdukları, yemeğe gittikleri, her durumda yardıma koştukları Boşnak Müslümanlara Bosna'yı terk etmeleri için "Unutmayın ki, müslümanlar olarak bu bayramda kanlı baklava yiyeceksiniz" tehdidiyle böyle bir soykırımın geleceğinin sinyalini verir fakat insanlar yıllardır huzur içinde yaşadıkları ve Sırp komşularına asla zarar vermedikleri için bu söylenti ciddiye alınmaz. Kısa zamanda bölgede saldırılar başlar.. Erkekler ya öldürülür ya da işkence yapılmak üzere kamplara götürülür. Kamplara götürülenlere acımasız şekilde işkence yapılır, karşı gelenler öldürülür. Yaşlılar ve erkek çocuklar takas
yapılacağı yalanıyla kamptan uzaklaştırılır ve vurulur. Burada bir çocuğun cümleyi asla unutamam "Çocuklar küçük kurşunlarla öldürülür değil mi?"..
Kadınlara ise defalarca onlarca sırp askeri tarafından tecavüz edilir, meme uçları kesilir, vücutlarında sigara söndürülür, genelevlerde çalıştırılmak üzere satılır ya da Sırp çocukları doğurmaları için evlere kapatılır. Kız çocuklarına dahi günlerce tecavüz edilir..
Sadece Sırp askerleri yani Çetnikler değil, Hırvatlar yani Ustaşalar da Ahmiçi Köyündeki Boşnak Müslümanlara saldırır. Bir Ustaşa: "Şu yeryüzünde sadece Türklerden ve Sırplardan nefret ediyorum" dese de bir birleşme olacaksa bile dindaşlar arasında olacağı ve iki tarafın da müslümanlara katliam yapacağı aşikardır.
Kaldı ki bu insanlar Müslüman evet fakat Türk değiller ve Osmanlı bölgeden gittiğinden beri kendilerini zaten yetim gibi hissettiklerini ifade ederler.
Kitabın çoğu sayfasında Boşnakların bu cümlelerini okuyacaksınız. Savaş 3,5 yıl sürer ve Müslümanlar 'Yeşil Bereliler' adında bir direniş örgütü kurar başta zaferler elde edilse de silahların Fransız generale teslim edilmesiyle Srebrenitsa Sırp toprağı olmaya biraz daha yaklaşır. Yeşil Bereliler direniş örgütünden kalanlar Srebrenitsa halkına oradan Tuzla'ya kaçmaları için bir plan yaptıklarını ve güvenilir bir yol bulduklarını söyleseler de çoğunluk BM'in Srebrenitsa'yı koruması için gönderilen 700 Hollandalı askere güvenir ve toprağını terk etmek istemez. 8000 Boşnak müslüman Hollanda üssüne sığınır fakat Sırp ordusu komutanı Mladiç Hollandalı Komutan Karremans'ı esir aldığı 30 askeri ile tehdid ederek Müslümanların hepsini kendisine verilmesini ister, müslümanlara bir konuşma yapan Mladiç hiç kimseye zarar vermeyeceğine dair söz verir fakat bazı kadınları ve çocukları Tuzla'ya gönderdikten sonra tüm erkekleri katleder. Yeryüzünde müslüman kalmamasını istercesine. Savaşı Dayton Antlaşması bitirir. 3 etnik grubun yine birarada yaşaması kararlaştırılır. Sağ kalan çoğu Boşnak yanına acılarını da alarak ülkelerine geri döner


..bu kitabı bitirebilmek için çok uğraştım, defalarca bırakmayı düşündüm fakat bir kitabı yarım bırakamadığım için çok zor da olsa devam ettim.Onlar onca acıyı birebir yaşamışken ben burada okuyamadım belki de bu yüzden normalinden daha uzun sürdü bitmesi. "Savaş" deyip geçiyoruz çoğu zaman ama ben Meyra'yla bir savaşın yıkıcılığına ilk defa bu kadar yakından tanıklık ettim. Yapılan tüm işkenceleri kendi bedenimde hissettim. O acıyı, incinmeyi.. Her sayfada kanı donuyor insanın, her seferinde daha kötüsü olamaz derken bir daha gösteriyor insanoğlu içindeki canavarı. istisnasız her sayfada gözlerim doldu, içim karardı, kitabı bitirene kadar gülemedim bile. Siz de vücudunuzun her zerresi titreye titreye okuyacaksınız şüphesiz.
 
Yazar Sinan Akyüz Siyasi gerçekleri anlatmakla beraber insanlar arasındaki ilişkileri de çok başarılı bir şekilde işliyor. Yıkımlara, intiharlara, hayatta kalma mücadelesine.. Bosnalı Müslümanlara yapılan asla unutulmayacak katliama yazarla eşlik ediyoruz.

Not: Ahmiçi Köyünde hâlâ "48 saat Kül ve Duman" adıyla küçük bir müze bulunmakta. Müzenin bu adı neden aldığını kitabı okuduğunuzda öğreneceksiniz. iyi okumalar..
328 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
İncir Kuşlarında Sırpların intikam savaşından daha çok şey var. Savaşın gerçek yüzü ne mi? Yaşamadan bilemezsiniz denilir ya bazı şeylere işte bu da böyle bir şey. (Rabbim yaşatmasın hiç kimseye.) Boşnak kadınlarının başına gelen tecavüz, taciz olayları, genelevlerde yaşadıklarına, hamile bırakılıp iffet ve namuslarını lekeleyen sırpların bunlarda yetmezmiş gibi onları kendi aralarında köle olarak satmalarından; Boşnak erkeklerinin gözleri önünde kadınlarının, evlatlarının ırzına geçmekten tutun, savaş zamanında her türlü fırsattan istifade eden Sırpların, aç sussuz elektriksiz bıraktıkları Boşnakların derin acıları dile getiriliyor. Peki diğer ülkeler neredeydi? Yardım elini kim uzatacaktı? BM bu kadar şeyi neden görmezden geldi? Savaş kimin yararınaydı? Savaşın amacı neydi? Kitapta hepsinin cevabı var. Emin olun savaşı en iyi anlayan, bu soruların cevabını daha çabuk kavrayan, yine savaşın ortasında kalan masum insanlardır.
Peki kitap ismini nerden alıyor. Boşnak ve Sırpların savaşıyla incir kuşlarının ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim. Atılan havan toplarından biri incir ağacındaki iki çocuğa ve kuşlara isabet etmesiyle yaşanan bir olaydan alıyor. Burayı size bırakıyorum ve devam ediyorum.
Onca şey yaşamalarına rağmen aşkın engeli olmaz dedirten Suada ve Tarık'ın aşkına ne demeli peki? Ayakta alkışlanacak bir sondan bahsediyoruz lütfen.
Bir çırpıda okuyabileceğiniz akıcı mı akıcı bir roman.
İyi okumalar diliyorum herkese. Saygılarımla :)
626 syf.
·3 günde·8/10 puan
1992
“Eğer,” dedi Diba soğuk bir sesle, “buradan sağ kurtulursan, insanların neler yaşadığımızı bilmelerini istiyorum. Aşağılık Sırpların bize yaşattıkları unutulmasın. Tarih sayfalarına yazılsın.

Unutulmadı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sinan Akyüz
Unvan:
Türk Gazeteci ve Yazar
Doğum:
Iğdır, 1972
Nisan 1972de Iğdır’da doğdu. Orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Yirmi üç yaşında gazeteciliğe başladı. Gazeteciliğin hemen hemen her kademesinde çalıştı. Daha sonra gazeteciliğe ara verip Almanya’ya gitti. Bir süre sonra tekrar İstanbul’a döndü. 1996da Sabah Gazetesi’nin dergi grubunda çalışmaya başladı. O dönem fotoğrafla tanıştı. Birçok yayın organına moda ve portre fotoğrafları çekti. 1999da Sabah Gazetesi’nin hafta sonu eklerinde çalışmaya başladı. 2001de fotoğrafçılık mesleğine ara verip ağırlıklı olarak kitap yazdı. 2006 yılında ise Takvim Gazetesi’nde köşe yazarlığına başladı. Şu anda Takvim Gazetesi’nde köşe yazılarına devam ediyor. Ayşen Akyüz ile evli olan yazar, ikiz erkek çocuk babası.

Yazar istatistikleri

  • 1.334 okur beğendi.
  • 39,6bin okur okudu.
  • 596 okur okuyor.
  • 8,3bin okur okuyacak.
  • 328 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları