Sinan Akyüz

Sinan Akyüz

8.3/10
2.621 Kişi
·
8.632
Okunma
·
438
Beğeni
·
9.687
Gösterim
Adı:
Sinan Akyüz
Unvan:
Türk Gazeteci ve Yazar
Doğum:
Iğdır, 1972
Nisan 1972de Iğdır’da doğdu. Orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Yirmi üç yaşında gazeteciliğe başladı. Gazeteciliğin hemen hemen her kademesinde çalıştı. Daha sonra gazeteciliğe ara verip Almanya’ya gitti. Bir süre sonra tekrar İstanbul’a döndü. 1996da Sabah Gazetesi’nin dergi grubunda çalışmaya başladı. O dönem fotoğrafla tanıştı. Birçok yayın organına moda ve portre fotoğrafları çekti. 1999da Sabah Gazetesi’nin hafta sonu eklerinde çalışmaya başladı. 2001de fotoğrafçılık mesleğine ara verip ağırlıklı olarak kitap yazdı. 2006 yılında ise Takvim Gazetesi’nde köşe yazarlığına başladı. Şu anda Takvim Gazetesi’nde köşe yazılarına devam ediyor. Ayşen Akyüz ile evli olan yazar, ikiz erkek çocuk babası.
...beklenen yağmur en sonunda yağar ama Savaş'tan geriye kalan her şeyi yağan Yağmurun temizlemesi mümkün müdür acaba?
Sırplar yüreğimi ateşe tuttular
Ben hiç yanmadım.
Geceleri soyunup koynuma girdiler
Ben hiç sevişmedim.
Atalarıma küfürler savurdular
Ben hiç duymadım.
En sonunda beni hamile bıraktılar
Ben hiç doğurmadım...
Çok uzun zamandan beri ben de hayatı ve ölümü düşünüyordum. Daha çok ölümü düşünüyordum da denebilirdi. Kendimi nedense ölüme daha yakın hissediyordum. Aslında hepimiz öldürülmüştük. Sadece bedenlerimiz henüz toprağa gömülü değildi. Artık kalbimde aşık olduğum adama bile yer yoktu. O anda, "Aşk nedir?" diye düşündüm. Aşk bir zamanlar Tarık' tı. Tarık bir zamanlar kısa süre yaşadığım mutluluktu. Mutluluk bir zamanlar çok sevdiğim ailemdi...
Kadınların birçoğu erkeklerin kusurlarını ve eksikliklerini bilmelerine rağmen onları yine de sevebiliyorlar.
Sinan Akyüz
Sayfa 78 - undefined
"Aşk böyle bir şey işte,"
Hayatında ilk kez gördüğün birine ömrü­nü adarsın; içine düştüğün bu komik durumu yıllar geçse bile anarsın.
O sırada uzaklardan bir ezan sesi duyuldu:
Allâhu Ekber
Allâhu Ekber
Allâhu Ekber
Allâhu Ekber
Eşhedü en lâ ilâhe illâllah
Eşhedü en lâ ilâhe illâllah..
Şahika "Allah," dedi."Tövbe edip doğru yola giren bütün kullarını bağışlıyor.Ben haşa Allah'tan üstünmüyüm ki sizi bağışlamayayım?"
10 bin bina parçalandı.
Yaklaşık 18 bin kişi kayıp.
Her gün ortalama 330 bomba atıldı.
2 milyon kişi zorunlu göç etti.
56 bin kişi yaralandı.
Yaklaşık 350 bin kişi öldü.
8300 silahsız Boşnak erkeği katledildi.
28 bin Boşnak, 14 bin Sırp, 6 bin Hırvat askeri öldü.
35 bin çocuk yaralandı, 10 bin çocuk öldü, 1800 çocuk ömür boyu engelli kaldı.
44 bin Boşnak kadınına tecavüz edildi.

44 bin kadından biri Suada. Sadece Boşnak ve Müslüman olduğu için savaşta tecavüze uğradı, defalarca, onlarca farklı kişi tarafından. Kendinden utandı, ölmek istedi, kimsenin yüzüne bakamadı. Sevdiği herkesi elinden aldı savaş; sevdiği erkeği, babasını, annesini, teyzesini, ablalarını.. Tek bir şey kaldı geriye her şeye rağmen yaşamak.

Evet yaşadılar. Herşeye rağmen yaşayan bu kadınlar 2003'te bir dernek kurdular: Tecavüze Uğramış Savaş Mağduru Kadınlar Derneği. Tecavüzcülerini ihbar ettiler ve ceza almalarını bile sağladılar. Bu derneğin kurucusu Bakira Haseçiç şöyle diyor:
- Tecavüze uğradıkları için daha önce toplum içine çıkmaktan utanan, travma yaşayan binlerce kadın vardı. Ancak bu kadınlar derneğimiz sayesinde artık suçluları adalete teslim etmek için çaba gösteriyor. Çünkü utanması gereken bizler değil hâlâ hiçbir şey olmamış gibi rahat bir şekilde gezme cesareti gösteren tecavüzcülerimizdir.

Not: Bu savaşta henüz 7 yaşında bir çocuk olan Emine Seçeroviç Kaşlı yaşadıklarını anlatmış 'Kurşunların Da Rengi Var' isimli kitapta. Ben gözümü diktim bu kitaba belki siz de okumak istersiniz.
Kitap Suada adli bir musluman kizin ve ailesinin savas sirasinda basindan gecen acikli bir o kadarda igrenc olaylari anlatiyor. Baslangicta sıkıldım diyebilirim cunku cevremdekilerden oyle bir ovgu ve takdir duymustumki kitap hakkinda, baslayinca hayal kirikligina ugradim.Klasik ask romani gibi geldi ilk sayfalar.Ama ilerledikce muthis sekilde heyecanla gelismeye basladi. Gozyaslariyla bir soluktada bitti. Harika bir kitap kesinlikle okunulmasi gerek derim :)
İncir Kuşları yakın dönemde yaşanmış gerçek olaylara dayanıyor. İnsanlığın alnındaki kara bir leke olan gerçeklere... 1992'de yaşanan Hristiyan Sırpların, Müslüman Boşnaklara yaptıkları Srebnenitsa (Boşnak) Katliamı'nı anlatıyor.
Bu katliamı yapanlar insan sıfatını hakediyor mu? Kötü, cani, acımasız, merhametsiz, vicdansız, ahlaksız... Bu kelimeler öyle hafif kalıyor ki yaşananların yanında... Peki bu yaşananlara göz yumanlara ne demeli ki şimdi?
Kitap okurken genelde kendimi kahramanın yerine koyar onunla güler, onunla üzülürüm. Ancak bu kitabı o şekilde okumaya cesaret edemedim. Empati yapmaya bile korktuğum olayları yaşayan binlerce insanın olması ne korkunç, ne acı.. Okunulması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum.
Eser Miktarda Spoiler İçerir!

Merhaba 1k Ailesi,

İncir Kuşları; birçoğumuzun bilmediği Boşnak (Srebrenitsa) Katliamı gerçeğini gün yüzüne çıkaran, ilk basımı 2012 yılında yapılan Sinan Akyüz romanı.

1992-1995 yılları arasında yapılan bir soykırımı ele alan kitapta, ön planda işlenen aşkın fonunda Boşnak Katliamı ele alınıyor. Kitabı okuduktan sonra, eğer bilinçli bir okur iseniz, konu ile ilgili araştırma yapma ihtiyacı duyacak, araştırmalarınız sonucunda da kitapta anlatılan birçok olayın gerçeği olduğu gibi yansıttığını görecek ve şaşıracaksınız.

Şimdiden bir konuda uyarmak istiyorum; kitabı okurken sık sık yaşayacağınız bir duygu, utanç duygusu. Yeri gelecek kendinizden, yeri gelecek ülkenizden, yeri gelecek insanlığınızdan utanacaksınız.

Yazarın dili yalın, anlatımı akıcı, kitabın konusu ise utanç verici olduğu kadar sürükleyici de.

Konu ile ilgili "...Bu öyle bir kin ki 150 bin masum insanın canına kıyabiliyor. Hatta 40 bin kadar kadına tecavüz edip, hamile bırakıp nefret çocukları dünyaya getirebiliyor. O yüzden bu kitap, Müslümanların kendisiyle yüzleşme kitabı. Çünkü Boşnaklar Avrupa'nın ve Birleşmiş Milletler'in göz yumduğu Bosna'daki katliamın içinde Müslüman oldukları için bu savaşın mağduru oldu…" diyen Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları adlı romanının, özellikle Boşnak Katliamı’nı bilmeyenler tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum.

Aynı İncir Kuşları'nda olduğu gibi, Bosna halkının çektiği acıları anlatan Mavi Kelebekler adlı bir de dizi var. Dizi konusunda özel bir yorumda bulunamam fakat, İncir Kuşları romanı okunmaya değer bir kitap. Bu kitap, düşünmeden tavsiye edebileceğim bir kitap. Okuyun, pişman olmayacaksınız.

Keyifli okumalar dileyemiyorum, çünkü kitabı okurken keyif almayacaksınız. Fakat buna rağmen kitabı elinizden bırakmak istemeyeceksiniz. Bırakamayacaksınız.

Güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle.. İyi okumalar.
Leyla 'dan sonra okuduğum ikinci aynı konulu kitap. Şimdi savaşı, savaş mağdurlarını, acını, ölümü, umudu, umutsuzluğu Suada' nın dilinden okuyorsunuz.

Leyla kitabını okuduğumda ne kadar sersemlediğimi hatırlıyorum. Toplama kampına getirildikleri günden sonra kitabı bir tarafa fırlatmıştım. Çünkü içinde en az vicdan olan insan dayanamazdı o satırlara.

İncir Kuşları, Suada'nın çektiği acıları baz alarak 1992 yıl Boşnak savaşlarını seriyor gözümüzün önüne. Umutları sönen, gelecekleri kelepçelenen, yarınları kararan savaş kazazadelerinin dramı var bu kitapda.

Genel olarak ;
*kitabın dili çok sadeydi. Yazar kendinden bir şey katamamış olaya. Yaşanan olayların gerçek olduğunu bildiğim için sarsıldım ama kitapta geçen herhangi bir cümle yüzünden duraklamadım.
Yazarın yaptığı en dişe dokunur şey araştırmalarıydı. Zaten her yazar araştırıp yazdığı için bu da dişe dokunmuyor. Dün de yorum olarak yazdığım gibi :" Kalemini hiç sevmediğim Canan Tan bile bu konuyu kullansaydı kitap okunurdu."

Yine de kitap okunmaya değer niteliktedir. En azından farklı kahramanın dilinden onun yaşadıklarını da öğreniyorsunuz.
Bazı yerlerde kanınızın donacağı muhakkak.

Savaş korkunç bir rezalet değil midir zaten?

Not: puanlamadım çünkü ;
*yazarın diline kaç puan vereceğimi bilmiyorum,
*yaşanmış bir olayı puanlamak bana etik gelmiyor.
Kitabı okuyanlar Çanakkale savaşında iki kız kardeşin hayatını anlatıyor demişti. Okuyunca savaşa dair alıntı yapmak istedim fakat istediğim gibi alıntı çıkaramadım.Beklediğim konulardan ziyade bu güzel akıcı dilin savastan çok cinselliği şehvetle detaylı bir anlatım yapmasına üzüldüm.Şahika ve Feraye çiftlik sahibi bir babanın yönetimi her zaman elinde tutmaya gayret gösteren Hacı nine diye adlandırılan bir babannenin,konulara sessiz kalan bir annenin kızları. Erkek kardeşleri olmadığı için savaşa katılmaya karar verince Şahika savaşta yaralanan Muhammed'e yardım ederken Mihammed Şahika'ya aşık olur ve Şahika'yı babasından ister.Şahika arap gelini olunca babası kardeşine destek olur düşüncesiyle diğer kızı Feraye'yi de Macit adında bir arapla evlendirir.Macit ingiliz yanlısı Türk düşmanı bir araptır. Feraye'nin kabusları Macitle evlendikten sonra başlar.. Araplarda tek kadınla evlenilmez düşüncesini hayata geçirip Meryem'i ikinci kadın olarak getirir Feraye'ye zindan hayatını yaşatır. Yağmurun Gelini hikayesindeki aşkı görmedim kaç puan vermeliyim 7 çünkü yazarın diğer kitabının hatrına.
Avrupa'nın gözü önünde 1992-95 yılları arasında Bosna'da ki katliamı tüm çıplaklığıyla önümüze seren bir eser niteliğinde kitap.Kaldı ki kitapta anlatılanların yanında anlatılamayan kelimelerin kifayetsiz kaldığı onca acının yaşandığı da muhakkak.Savaşın acı yüzünü tokat gibi yüzümüze çarpmış yazar.Aslında iyi de yapmış.İnsanların sessizliğini bir nebze olsun çığlığa dönüştürebilir belki.Hiç bir şey olmasa da belki öğretir savaşın acı yanını yüreğimize.Belki yüreğimizle duyabiliriz sessiz çığlıkları..Kitabı okurken ağlayarak ve hatta yer yer küfürler savurarak okuduğumu itiraf etmeliyim.Birleşmiş Milletlerin barış gücü altında gittikleri her yere zulüm götürmekten başka bir işe yaramadığını ve bana göre Bir Leşmiş Milletler olarak gördüğümü de itiraf etmeliyim.Bütün bunları insanım diyen ama insanlıktan zerrece nasiplenmemiş (hayvan bile diyemem onlara hakaret olur) insan müsveddelerinin nasıl yapabildiğini aklım almamakta direnip dururken bütün bu acıların maalesef gerçekte yaşandığını kabullenmek zorunda kalmak da çok acı...
Kitabın son kısımlarında ki şu cümlelerle özetleyebiliriz belki :
Beklenen yağmur sonunda yağar ama savaştan geriye kalan her şeyi yağan yağmurun temizlemesi mümkünmü dür acaba? Savaşlarda onca yaşananlar insanoğlunun en karanlık ve en vahşi taraflarına ait öykülerse, makineli tüfekler ve top mermileri art arda patlayıp etrafa ölüm saçıyorsa, tecavüz mağduru zavallı kadınlar 'nefret çocuklarını' dünyaya getiriyorsa... Ne yazık ki savaştan geriye kalan bu pislikleri temizlemeye göğü yararak bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun dahi gücü yetmez...
Okumak lazım derim bu kitabı,yüreği yeten okusun derim.Üç maymunu oynamak istemeyen okusun ..
Birkaç yıl önce okumuştum. Sinan Akyüz'den yine muhteşem bir kitap. Konusuna gelince; Babasının görevi nedeniyle Şam'da bulunan Piruze hayatına dair farklı planlar yaparken, ummadığı bir anda Şam'lı bir gence aşık olur ve evlenirler. Üç oğlu olur. Evliliğinin ilk aylarında her şey güzel giderken, zamanla hayatı kabusa döner. Çok severek okudum, tavsiye ederim.
Nasıl bir kitaptı öyle malesef biz kadınlar Hele ki çalışmayan erkeğin eline bakan kadınlar çaresizlik içinde erkeğin eline bakıyorlar . Yazar bu kitapta o kadar güzel yaralara parmak basmış ki çaresizlik ,zulüm, aldatılma ,dayak ,asagilanma Piruze genç guzel bir kadın Sam li bir erkeğe aşık olur ve evlenir.. 3 erkek çocuk dünyaya getirir.. olaylar böyle başlar Sam şeriatla yönetilir bizim kanunlarimizin orada hiç bir hükmü yoktur..Kocası Wassim Sam da 4 kadınla evlenebilir hakkı vardır . Malesef yine kadinlarimizin tek istediği şey sevilme ilgi ama hayat bazen çok acımasızdır... Bu bir gerçek hikaye okumanızı tavsiye ederim...
Bu kitabı aslında ikinci okuyuşum. Yıllar önce okuduğumu unutarak tekrar almışım. (Eskiden 1k yoktu tabi, çok önce okuduğum bazı kitapları hatırlayamıyorum:) ) İlk birkaç sayfada hikayeyi hatırladım ama kitabı elimden bırakamadım.
Tekrar okumaya değen ve gerçek bir hikayeyi içeren bu kitap Bosna savaşını anlatıyor. Bosnalı bir ailenin kızı Suada ile babası Bosnalı annesi Sırp olan Tarık'ın aşkının başlamasından kısa bir süre sonra savaş başlar. Osmanlı'nın acısını içlerinden atamamış Sırplar, kadın çocuk dinlemeden acımasız katliamlar yaparlar. Kamplarda her kadın günde 30 Çetnik'in tecavüzüne uğrar, günün tek yemeği olan 1 somun ekmeği 13 kişi paylaşır. Kamptan kurtulmanın ise 2 yolu vardır: bir Çetnik tarafından hamile bırakılmak ya da ölmek.
Fillerin savaştığı, çimlerin ezildiği, yakın tarihimizin yüz karası, insanın içini sızlatan bir savaşın öyküsü İncir Kuşları...

Yazarın biyografisi

Adı:
Sinan Akyüz
Unvan:
Türk Gazeteci ve Yazar
Doğum:
Iğdır, 1972
Nisan 1972de Iğdır’da doğdu. Orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Yirmi üç yaşında gazeteciliğe başladı. Gazeteciliğin hemen hemen her kademesinde çalıştı. Daha sonra gazeteciliğe ara verip Almanya’ya gitti. Bir süre sonra tekrar İstanbul’a döndü. 1996da Sabah Gazetesi’nin dergi grubunda çalışmaya başladı. O dönem fotoğrafla tanıştı. Birçok yayın organına moda ve portre fotoğrafları çekti. 1999da Sabah Gazetesi’nin hafta sonu eklerinde çalışmaya başladı. 2001de fotoğrafçılık mesleğine ara verip ağırlıklı olarak kitap yazdı. 2006 yılında ise Takvim Gazetesi’nde köşe yazarlığına başladı. Şu anda Takvim Gazetesi’nde köşe yazılarına devam ediyor. Ayşen Akyüz ile evli olan yazar, ikiz erkek çocuk babası.

Yazar istatistikleri

  • 438 okur beğendi.
  • 8.632 okur okudu.
  • 116 okur okuyor.
  • 2.089 okur okuyacak.
  • 64 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları