1000Kitap Logosu
Akira Mizubayashi

Akira Mizubayashi

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
45
Okunma
3
Beğeni
307
Gösterim
Tam adı
水林 章
Unvan
Japon Yazar
Doğum
Sakata, Japonya, 5 Ağustos 1951
Yaşamı
Akira Mizubayashi çalışmalarına Tokyo'daki Ulusal Yabancı Diller ve Medeniyetler Üniversitesi'nde Fransa'nın Montpellier şehrine gitmeden önce başladı ve 1973'te Fransızca öğretmek için eğitime başladı. Üç yıl öğrenci olarak çalıştı. 1989'dan beri Japonya'nın Tokyo şehrindeki Sophia Üniversitesi'nde ders vermektedir.
176 syf.
·
Puan vermedi
Akira Mizubayashi Fransızca eğitim almış, Tokyo’da bir üniversitede Fransızca öğretmenlik yapan, romanlarını da Fransızca yazmayı tercih eden bir yazar. Can Kırığı, bana Jaume Cabre’nin beni çok etkileyen romanı İtiraf Ediyorum’u çağrıştıran kapağıyla dikkatimi çekti. Kitap, 2. Dünya Savaşı’nın ilk zamanlarında, Tokyo’da müzisyen bir grubun prova yapmak için bir araya gelmesiyle başlıyor ve bir kemanın farklı coğrafyalar ve zaman dilimlerinde birbirine bağladığı insanların hikayesiyle devam ediyor. 2.Dünya Savaşı’nda yaşananların izlerinin yoğun olarak hissedildiği romanda, yazar ayrıca kültür, kökler ve sanat kavramlarını da irdeliyor. Konusunu ve artık çok tanıdık olsa da kurgusunu beğendim kitabın. Yazarın anlatımını zaman zaman fazla didaktik buldum; bir şeyleri okura öğretme kaygısını hissetmek hoşuma gitmedi. Bu açıdan ‘muhteşem, mutlaka okuyun’ diyemeyeceğim ama konuya ilgisi olanlara önerebileceğim, kolay okunan ve güzel bir roman.
Can Kırığı
Okuyacaklarıma Ekle
176 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Rei 11 yaşındayken, babasının askerler tarafından götürüldüğüne tanık oldu. Rei o sırada bir dolabın içindeydi, birkaç dakika öncesine kadar başını kaldıramadığı bir kitap okuyordu halbuki. Babası ise 3 Çinli öğrenciyle prova yapıyordu, iki düşman ülkenin müzikten köprüler kuran bedenleriydi onlar. Geriye Rei kaldı, bir de babasının kırık kemanı. . 'Dünyanın bütün hayaletlerine' ithaf edilen bir kitap Can Kırığı. Savaşların arasına düşenlerin, bombaların altında solan hayatların, susturulan dillerin, düşünmesin diye bağlanan dimağların her biri hayalet değil mi artık? Mizubayashi de böyle düşünüyor olmalı. Müzikle, sadakatle, yasla, büyük kayıplarla selam ediyor hayaletlere. Yeri geliyor Japonya'nın kendi halkına yaptıklarını dillendiriyor yeri geliyor Hiroşima'ya atılan bombaları anlatıyor. Çünkü acının birbirine bakan pek çok yüzü var. Farklı yönlerden gelmesine karşın, tek noktadan vuran. . Bolca tesadüf içermesine karşın; sayfalara kendimi kaptırdım ben. Her tesadüfte ağladım da, çekinmeden üstelik. Rei'nin babası, arkadaşları kaybettiğim dostlarımmış gibi. Kobayaşi Takici'nin Yengeç Konserveleme Gemisi'ne bu eserde denk gelmek de sıcacık hissettirdi.. Tek solukta bitirdim Can Kırığı'nı. . Aysel Bora çevirisi, Nahide Dikel kapak tasarımıyla~
Can Kırığı
Okuyacaklarıma Ekle
176 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
2022'nin ilk kitabı. Kitapla tavsiye üzerine tanıştım. Tavsiye kitaplara çok önem veririm ve hemen okumak isterim. Can Kırığı, iyi ki de hemen alıp okumuşum dediğim bir kitap oldu. Yıla biraz hüzünlü ama keyifli bir başlangıç yaptım. Kitabı okurken hemen yazarın başka kitapları var mı diye kontrol ettim ama maalesef Türkçe'ye çevrilen başka kitabıyla karşılaşmadım. Kitap 1938 yılında Japon-Çin savaşının olduğu dönemde gerçekleşen bir olayla başlıyor. Biri Japon üçü Çinli dört müzisyen dönemin kötü şartlarına rağmen bir araya gelerek dostlukla, notaların mucizevi etkisiyle kendilerini dünyadan bir nebze soyutluyorlar. Kültür merkezinde prova yaptıkları bir gün askerlerin baskınına uğruyorlar. Prova esnasında Japon kemancı Yu'nun 11 yaşındaki oğlu da orada buluyor, elinden bırakamadığı kitaba gömülmüş şekilde provayı dinliyor. Askerlerin postallarının sesini duyduğu anda Yu oğlunu dolaba saklıyor. Orada bulunan dört müzisyeni vatana ihanet etmekle suçlayan asker, Yu'nun kemanını parçalıyor. O sırada içeri giren teğmen kırık kemanı görünce müzisyenlerle konuşmaya başlıyor, hikayelerini öğreniyor. Yu'dan arkadaşının kemanıyla bir şeyler çalmasını rica ediyor.  Teğmenin müzisyenlerin prova için orada olduklarına ikna olması maalesef dört arkadaşın tutuklanmasına engel olamıyor ve askerler tarafından karargaha götürülüyorlar. Askerler gittikten sonra etrafı dolaşan teğmen dolabı açtığında bir çift ayakla karşılaşıyor, adının seslenilmesi (Kurokami) ile yerdeki kırık kemanı hemen dolaptaki çocuğun gözleriyle karşılarak kendisine verip dolabı kapatıyor. O günden sonra Yu'dan haber alınamıyor. Yu'nun oğlu Rei'nin hayatı iste o gün elinde olan kitabı ve babasının kırık kemanı ile Fransa'ya uzanan bir değişime uğruyor.  Elimden bırakamadığım bir kitap oldu kendisi. Benim için bu kitabın ne ifade ettiği sorulacak olursa tek kelimeyle gözyaşı derim.. Dostluk, bireysellik, anımsama, sonsuz yas temaları etkileyici şekilde işlenmiş. Benim de sevdiklerime tavsiye edeceğim kitaplar arasında yerini aldı..
Can Kırığı
Okuyacaklarıma Ekle
176 syf.
·
4 günde
·
5/10 puan
Kitabın tanıtım yazısını okuduğumda , mutlaka okumalıyım dediğim bir kitaptı. Savaş, müzik, on bir yaşında bir çocuk, sistem, değişen ve çevrilen hayatlar... Okumaya başladığımda neredeyse ilk bölümden itibaren kitaba giremediğimi, hatta anlayamadığımı hissettim. İlerleyen sayfalarda bu durum devam etti. Yapı Kredi Yayınlarından bu zaman kadar okuduğum en berbat çeviri kitap diyebilirim. Okuyanlar kitabı vasat veya anlaşılmaz bulabilir. Aslında kitabın konusu çok güzel ama çeviri gerçekten çok kötü. Çevirmen adında Aysel Bora ismini görünce sevinerek almıştım oysa... Birkaç örnek yazayım: == Salon, kapalı siyah perdeler yüzünden loş ana artık etrafta kimsenin olmadığına beni inandıracak kadar da neon lambalar yüzünden aydınlık. s.13 (hem loş, hem aydınlık...) == Boylu poslu, çevik, sakin ve ciddi havalı, yan tarafında bir kılıç bulunan bir asker yanında birçok erle içeri girdi. ( Bu cümleyi öğrenci olarak yazsak kompozisyon puanımız düşerdi) s.41 == ......bu arada iki kez üst üste boğazını temizleyen onbaşı Tanaka'nın suratında asabi kasılmaların ve cildinde hafif karıncalanmaların fışkırdığı görülüyordu. (karıncalanma fışkırması diye bir şeyi ilk defa duydum, google'da aradım, bir şey çıkmadı.) s.43 == Sorunun muhatabı olan ve teğmenin ortaya çıkışından beri bir mum gibi dimdik duran, bastırdığı sinir krizleri yüzünden titreyerek boşluğa bakan onbaşı cevap vermedi.s. 45 (burada onbaşı teğmene cevap vermiyor. hiçbir askeri kurumda bu mümkün değildir. zaten bir sonraki sayfa olan 46. sayfadaki teğmen ve onbaşı arasındaki diyaloglar bunu gösteriyor bize. üst soru sorarsa ast cevap vermek zorundadır askeri hiyerarşi içerisinde.) *** Ne yazık ki bunun gibi hatalarla dolu kitap. Kitabı okurken devamlı olarak bir dolu kelimenin yan yana sıralandığını görünce Aysel Bora ile ilgili biraz araştırma yaptım ve ansiklopedik yayınlar konusunda uzmanlaştığını gördüm. Sanırım bu kitabı çevirirken de çevirmen aynı tekniği kullanmış ve ortaya hiçbir derinliği ve akıcılığı olmayan bir kitap çıkmış. Kitap çok okunmazsa bence YKY bunun üzerine düşünmeli. Kitabı kimseye öneremiyorum maalesef. 1000kitap.com/yapıkrediyayınları
Can Kırığı
Okuyacaklarıma Ekle
176 syf.
·
5 günde
·
7/10 puan
Son zamanlarda Asya'dan yazarlar okuma fikri bana çok cazip geldiği için seçtiğim bir kitaptı Can Kırığı. Japon bir yazar olan Akira Mizubayashi'nin kitabı. Kitap 2. Dünya Savaşı döneminden başlayıp günümüze uzanıyor. Japonya ve Çin arasındaki gerginliklerden de bahsediyor ancak çok detay vermiyor. Kitabın baş kahramanı Rei, görüşlerinden dolayı öldürülen bir Japon müzisyenin oğlu ve babasının Fransız arkadaşının kendisini evlât edinmesinden dolayı Fransada yaşıyor. Rei'nin babasından kalan kırık kemanı ile şekillenen hayatını ve geçmişinin eksik parçalarını tamamlayışını anlatıyor kitap. Bir hikaye olarak kalsaydı daha ilgi çekici olurdu diye düşünüyorum. Açıkçası biraz amatör buldum. Iyi okumalar dilerim.
Can Kırığı
Okuyacaklarıma Ekle
176 syf.
·
7/10 puan
Japonya-Çin Savaşı’nın yaşandığı döneme ve sonrasına dair kurguladığı hikâyeyle buluşturuyor okuru. Mizubayashi, 1938’de Tokyo’da başlatıyor hikâyeyi. Klasik müziğe gönül vermiş dört amatör müzisyen çıkıyor karşımıza: İngilizce profesörü Japon Yu ve üç Çinli öğrenci, sürekli prova yapıyor ve insanlığa mal olmuş eserler üzerinden, o dönem Çinli ve Japon siyasetçilerin bir türlü beceremediği iki ülke halkları arasında bir dostluk kurmayı başarıyor. Savaş döneminin şiddet dili, tevatürlerle hareket etme ve düşmanlaştırma politikaları, Yu ve arkadaşlarının başına çorap örüyor: Provayı basan Japon askerler, dört müzisyeni tutukluyor ve Yu’nun ince işçilik eseri kemanını kırıyor. Bu olup bitenlerin bir başka tanığı daha var: O anda bir dolapta saklanan ve babasını o gün son kez gören Yu’nun on bir yaşındaki oğlu Rei. Mizubayashi, romanı bu noktadan sonra günümüze de taşıyor ve Rei’nin, babasının hatırası kırık kemanla savaştan miras kalan acıyı ve yası yaşamak durumunda kalışını resmediyor. Yetim kalıp babasının bir arkadaşı tarafından evlat edinildikten sonra Jacques Maillard ismini alan Rei’nin geçmişe dönerek hatıralarını canlandırma çabasına şahir oluyoruz. 1930’ların sonunda Japonya’ya hâkim olan nobranlığı ( davranışı kaba, sert, gönül kırıcı olan (kimse) ) ve sonrasındaki travmaları romanlaştırmış. Köklerinden koparılan, acılarla ve bitmek tükenmek bilmez bir yasla yaşamak durumunda kalan Rei, Japonya-Çin Savaşı’nın mağdurlarının ağır yükünü sırtlanan ve babasının anısını ayakta tutmaya çalışan bir karakter olarak ete kemiğe bürünüyor 'Can Kırığı'nda. Daha doğrusu, benzer acıları yaşamak zorunda kalanları temsil eden bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Mizubayashi de romanı ve yarattığı karakterler aracılığıyla yakın geçmişle bir hesaplaşmaya girişiyor.
Can Kırığı
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.