Ari Çokona

Ari Çokona

YazarÇevirmen
8.5/10
1.438 Kişi
·
5.197
Okunma
·
1
Beğeni
·
72
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Apologia Sokratus..

İktidarı darbe ile ele geçiren demokratlar tarafından MÖ 399 yılında,gençleri doğru yoldan çıkarmak,dinsizlik gibi suçlarla yargılanıp,devamında baldıran zehri içerek ölüme mahkum edildi.

Kendisini Atina'nın at sineği olarak tanımlıyordu,çünkü Atina halkını uykusundan uyandırdığını düşünüyordu.Savunmasının da da yazdığı gibi:
"Bana uyuklayanın at sineğine vurduğu gibi vuruyorsunuz, ömrünüzün geri kalanını uykuda geçirmek için.''

Kitap üç bölümden oluşuyor,birinci bölüm Sokrates'in asıl savunmasıdır,ikinci kısımda yargı kararı çoktan belli olmuştur ve üçüncü kısımda ise Sokrates'in ölüme giderken sarf ettiği en son sözlerini okuruz


Genel olarak baktığımız zaman Sokrates'e ölüm cezası aldıran ve örgütlenme yapan üç isim var: Meletos,Anytos ve Lycon.

Sokrates’i ölüme götüren bu üç Atinalı hakkında tarih bize çok fazla bir şey söylemiyor. Hiçbiri Sokrates’i yakından tanımayan ve fikirleri hakkında da pek bilgi sahibi olmayan insanlar. İddiaları ise kulaktan dolma bilgilerle sınırlı. Ama gerçek olan bir şey vardı; Sokrates’in fikirleri onların menfaatlerini zedeliyordu.

Tek suçu gerçeği göstermek olduğu için,insanlara bir şeyler öğretmediği onları sadece düşünmeye ittiği için Senatörlerin,halk üzerinden geçinenlerin karşısında şimdi de aynen olduğu gibi dinsiz,yalancı ve örnek olmaması gereken oldu.Hakkında ki suçlamamaları reddetmemesi,yargı karşısında hala düşüncelerini savunması,
amacının tartışmaya girmek değil ustaca sorular sorarak karşısındakine sadece asıl olan gerçeği buldurmak istemesi,ölümünden yıllar geçmesine rağmen bile bize Sokrates'i unutturmadı,felsefenin en temel taşına onu koymamızı sağladı.Ona göre bilgi doğuştandı.Tartışma insanların içlerinde taşıdıkları gerçeği ortaya çıkarmak için bir araçtı sadece..

Her neyse fazla sıkmadan,
Bu gün Sokratesi yargılayan,onu ölüme mahkum eden 500 Atinalı hakimden bir tanesinin bile ismi hatırlanmıyor.Onu kendi çıkarları için harcayan Meletos,Anytos ve Lycon'a tarih bile ışık tutamıyor.Oysaki 500 hakim ve diğerleri kendi dönemlerinin en zenginleri,en popülerleri ve en dahileriydi.
Fakat zaman onları çürüttü,Bugün ne Lycon kaldı, ne Anytos, ne de Meletos.Onların, hem kendileri hem isimleri hepten yok oldu ama sanık sandalyesine oturttukları Sokrates, aradan geçen 2500 yıla rağmen bir defa bile susmadı. hala ısrarla ve inatla savunmasına devam ediyor.
Sokrates'in, herkesin tapındığı toplumun tanrılarına tapınmadığı, onların yerine kendi tanrılarına tapındığı, dolayısıyla "dinsizlik" ile suçlandığı; neticesinde de jüri tarafından suçlu bulunarak idama mahkum edildiği davada yapmış olduğu savunma metni. Öncelikle Sokrates'in savunmasına ilişkin birçok farklı savunma metni varmış; fakat en güvenilir metnin Platon'a ait bu metin olduğu kabul ediliyor.

Sokrates bu davada yalnızca dinsizlik ile suçlanmamaktadır. Aynı zamanda gençlere kötü örnek olarak onları da dinsizliğe yönlendirdiği iddiaları da yer almaktadır. Düşünüyorum da ne kadar da soyut iddialar...

Platon ise, kitabın yazarı olmakla birlikte, dava esnasında orada bulunmuş, Sokrates'in savunmasının birincil tanıklarından birisi olmuştur. Aynı zamanda Sokrates'in öğrencisi olduğu da bilinmektedir. Sokrates bu kitapta yazılı olan harika savunmasına ve felsefesine rağmen jüri tarafından 30 oy farkla idama mahkum edilir ve baldıran zehri içirilerek cezası infaz edilir.

Bu kitap ve Sokrates'in savunması, yazarak veya söyleyerek anlatılamaz. Mutlaka okunması gerekir. Çünkü ne söylesek ne yazsak böyle bir savunma karşısında az kalır. Eksik kalır.

Sokrates'in savunması aynı zamanda onun yaşam tarzını da yansıtır. Sokrates'in yaşam tarzı ise tek bir fiille özetlenebilir: Felsefe yapmak... Hayatı boyunca, hakkında idam hükmü verildikten sonra bile felsefe yapmaktan vazgeçmez. Bu durum gerçekten Sokrates'in değerini görmemizi sağlar.

Aslında Sokrates böylesine soyut ve anlamsız iddialar karşısında felsefe yapmayı tercih ederek bana göre en doğru kararı vermiştir. Gerçekten de böylesine soyut iddialarla ve gerekçelendirmeden uzak bir takım delillerle bir insanı yargılamak ve neticesinde idam cezasına mahkum etmek insanlığımızın gelmiş geçmiş en büyük ayıplarından biridir. Hepimiz şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz.

Hakkında idam kararı verildikten sonra dahi felsefe yaparak efsane cümleler kurmuş Sokrates. İncelememi bu sözleri paylaşarak sonlandırıyorum:

"Başka türlü düşünürsek, ölümün bir iyilik olduğunu umduracak sebep olduğunu da görürüz; ölüm iki şeyden biridir: ya bir hiçlik, büsbütün şuursuzluk halidir yahut da, herkesin dediği gibi, ruhun bu dünyadan ayrılarak başka bir dünyaya geçmesidir. Ölüm bir şuursuzluk, deliksiz ve rüyasız uyuyan bir kimsenin uykusu gibi bir uyku ise, o ne mükemmel, ne tam bir kazançtır! Bir kimse, uykusunda, hiç rüya görmediği bir gecesini düşünerek, bunu hayatının öteki günleri ve geceleriyle karşılaştırsaydı, bütün hayatında bundan daha iyi ve daha hoş kaç gün ve kaç gece geçirmiş olduğunu da bize söyleseydi, sanırım ki herkes, değil yalnız alelade kimseler, Büyük Hükümdar bile, hayatında böyle pek az gündüz ve gece bulurdu. Ölüm bu çeşit bir uyku ise, büyük bir kazançtır; çünkü öyle olunca, zamanın bütün akışı, tek bir gece gibi gözükecektir. Ama ölüm bizi bu dünyadan başka bir dünyaya götüren bir yolculuk ise ve herkesin dediği gibi, bütün ölenler başka dünyada yaşıyorlarsa, yargıçlarım, bizim için bundan daha büyük ne iyilik olabilir? Gerçekten öteki dünyaya vardığımızda, bu dünyada doğruluk iddia eden kimselerden kurtularak, denildiği gibi asıl doğruluğu veren gerçekten yargıçları, Minos'u, Rahadamanthos'u, Aiakos'u, Triptolemos'u doğru yaşamış olan yarıtanrıları bulacaksak, bu yolculuk hiçbir zaman bir ceza olamaz. Bir kimse orada, Orpheus'a, Musaios'a Homeros'a, Hesiodos'a kavuşacaksa, bunun için ne vermez ki? Hayır, bu doğru ise, bırakınız bir daha, bir daha öleyim."
Bazı kitapları anlatmak neredeyse imkansızdır. Burada benim felsefe konusundaki yetersizliğim ve kitabi bilgimde dahil olduğu için olayı sadece sizlere yüzeysel olarak aktarabilirim.

Öncelikle söylemek istediğim okuduğum versiyon İş Kültür'ün yayını olduğundan kitaba eklenen diyalog sayısı çok fazla yani sadece Sokrates'in savunmasından ibaret değil. Euthyphron, Apologia, Kriton, Phaidon olan konuşmaları da kitaba dahil edilmiş. Beni en çok etkileyen bölüm; ölümü beklerken Phaidon'la olan diyaloglarıdır. Burada Sokrates ölüm ve sonraki hayat ile ilgili müthiş derecede önemli bilgiler veriyor. Ve ben bu bölümde Sokrates'in ne kadar büyük bir felsefeci olduğunu daha iyi anladığımı söylemek isterim.

Kitap Sokrates'in Arenaya girmeden önce Euthyphron ile konuşmasıyla başlıyor. Beni buraya bir suçlama yüzünden çağırmışlar diyor ve sohbetleri iyice derinleşiyor. Euthyphron'in kahin ve bir din bilgini olduğunu da söylemeden geçemem. Sonra Sokrates Atinalılar'a (Yargıçlara) hitaben kendini savunacak konuşmasını büyük bir cesaret ve erdemle yapıyor. Burada önemli bir detay vermem gerekirse kitapta yabancı kelime sayısı biraz fazla ve dipnot olarak değilde son not olarak verilmiş. Son notları en son okursanız hiç bir şey anlamayabilirsiniz. Okumayı bölüpte sürekli arkaya bakmakta işin zevkini kaçırıyor diyebilirim. Bu yüzden bazı şeyler havada kalabilir. Bu tamamen sizin zevkinize kalmış bir olay. Ben bir iki yer hariç son notları dikkate almadan okudum. Ona rağmen kitaptan büyük zevk aldım.

Kitapta altı çizilecek kelime sayısının çok fazla olması kitabın ne kadar dolu olduğunu gösteriyor. Her kelime bir detay her söz bir öğreti. Sokrates'in ruh ve ölümü sorgulamasındaki becerisi ve ruh derinliği muazzam. Kitabın bana ölüm hakkında ne kadar çok şey kattığını burada tek tek anlatamam ama ciddi anlamda etkilediği şüphesizdir.

Meletos, Anykos ve Lykon'un Sokrates'i gençleri yoldan çıkarıyor ve tanrıları inkar ediyor suçlamasıyla mahkemeye vermesiyle başlayan savunmayla soluksuz bir biçiminde ölümüne kadar devam ediyor. Özellikle son bölümleri defalarca dönerek tekrar tekrar okudum. Hafızalarda derin izler bırakacak bu diyaloglar beni gerçekten çok fazla etkiledi. Kitap bana göre; bırakın mutlaka okunması gereken kitaplara girmesini defalarca okunması gereken kitaplardandır. Şüphesiz dönüp dönüp bakacağım nadide kitaplardan biri olmuştur benim için. Başkalarında aynı etkiyi yaratabilir mi bunu tahmin edemem ama kitabı okumak derin felsefi bilginin yanında hafızanıza kazınacak epik karakterlerin o muhteşem dünyasında yapacağınız yolculuk size bambaşka tatları vereceği şüphesizdir. Kitap şu anda çoktan ilk 10 kitabıma girmiş ve yerini sağlamlaştırmıştır :) Keyifli Okumalar dilerim :)
Sokrates'in savunmasını bilindiği üzere öğrencisi yazmıştır. Tabii ki hocasının konuşmalarını esas alarak. Kitaba beni çeken, antik çağ filozoflariyla ilgili bilgi edinmekti. Çünkü 23 küsür yüz yıl sonra nasıl oluyorda bir insan hala düşünceleriyle var olabiliyordu. Asıl öğrenmek istediğim buydu. Ve bir fikrim de var artık sayılır. Lakin herkes okuyup kendi anlasın. Kopyacılık yok. İyi okumalar dilerim. Ayrıca Sokrates savunmasında kendini savunmamıştır. Düşüncelerini savunmuştur. İdam edilme pahasına. Gerçi bir çok fırsata rağmen ya da tavizle kurtulabilecekken ölümden kaçmaması intihar kokmuyor da değil.
Güzel bir eserin ardından tekrar bir inceleme başındayım. Aslında inceleme yazmaya çok çekindiğim bir eser olmasına rağmen ben yine de düşüncelerimi ve duygularımı bir nebze de olsa dile getirmek istiyorum. Biraz uzun olabilir..

Öncelikle bu kitabı Siyasi Düşünceler Tarihi dersim için okudum o yüzden ders için daha farklı bir yorumlamamı vizede yapacağım :D

Platon MÖ 428 yılında Atina’da doğmuş ve Eflatun olarak da biliniyor. Birçok filozoftan birçok alanda –genellikle felsefe- dersler almıştır ancak onu en çok etkileyen, hayatının yönünü değiştiren filozof Sokrates olmuştur. Sokrates ile yakın olmaya başladığında Platon’un 20, Sokrates’in ise 60 yaşında olduğu biliniyor.

Kitapta 4 ayrı diyalog var. İlk diyalog Euthyphron ile Sokrates arasındadır. Bu diyalogda amaç Sokrates’in tanrıya/tanrılara, dine, kutsallığa bakış açısını göstermektir çünkü Sokrates, Meletos tarafından dinsizlikle suçlanmış ve ölüm cezasına çarptırılmıştır.

İkinci diyalogda Sokrates yargıçlar karşısında –ki yargıçlara bilinçli olarak Atinalılar diye hitap eder, bunun sebebi ise Sokrates’in yargıçların yargılarına güvenmemesi ve küçümsemesidir-kendisini savunur. Benim en sevdiğim ve en etkilendiğim diyalog bu oldu.

Üçüncü diyalogda öğrencisi Kriton tarafından firar etmeye ikna edilmeye çalışılır ancak Sokrates kendi etik değerlerine ve doğrularına yanlış gelen bu tutumu reddeder. Bunu reddetmesinin diğer bir sebebi ise ruhun ölümsüz olduğu ve öldüğünde özgürleşeceği düşüncesidir –ve daha birçok düşünce-.

Sonuncu diyalog da Sokrates’in ölüm anına ve öğrencileri ile son sohbetlerine yer verilir.

Genel olarak kitabın içeriği bu şekilde. İçeriğini bildikten sonra kitabı okumak daha anlamlı oluyor çünkü kitap felsefi bir kitap olduğu için zaten fazlasıyla zor bir kitap. Ben çok severek, not alarak, sık sık durup düşünerek okudum. Bence felsefe severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.

Kitabın okurken ‘’vay be, ne güzel açıkladı!’’ dediğim ve seneler sonra dönüp tekrar okuduğumda hatırlayabileyim diye aynen bu şekilde not düştüğüm 2-3 yer oldu. İnanın şuan bunu açıklayabilecek veya yazıya dökecek alt yapım kesinlikle yok ancak okuduğunuz zaman ‘’bence burasıydı’’ diyeceksiniz.

Daha önce Devlet kitabını çevirisinden ötürü yarım bırakmıştım. Felsefi kitaplarda çevirinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ben İş Bankası Kültür Yayınları’ndan okudum, memnunum, tavsiye ederim.

Keyifli okumalar diliyorum.
Sokrates'e oysa ne kadar ihtiyacımız var şimdilerde. Bunca her şeyi bilen her şeylerin olduğu devirde!
Sokrates,bildiği tek şeyin hiçbir şey bilmediği olduğunu bilen, bir büyük bilge. Erdem,onur ve adalet sahibi filozof. Peki bedel ödemeden filozof olunur mu hiç? Tabiki olunmaz. O da nasibine düşeni alır bu kuraldan.
Ülkesinde gençleri yanlış yönlendirmek ve tanrılara inanmamakla suçlanır. Daha doğrusu kendisini çekemeyen ileri gelenler tarafından iftiraya uğrar. Çünkü Sokrates onların bildiklerini sorular sorarak çürüten kişidir. Mahkemede hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak bir savunma yapar ve sorular sorarak kendisine atılan suçlamaları bir bir çürütür ancak mahkum olmaktan kurtulamaz.

Sürgünü reddeder çünkü ülkesinde yaşamış, ülkesinin adaletine güvenmiş ve bundan bu güne kadar şikayet etmemiştir. Eğer bu cezadan dolayı ülkesinden ve adaletinden şikayet edecek olursa bu kendini ve geçmişini inkar etmek olacak. Ülkesine karşı ihanet etmiş ve bencil davranmış olacaktır. Tam kendine yakışan şekilde, nasıl yaşamışsa öyle ölür koca filozof, baldıran zehrini içer ve gözlerini kapar. Ortalığa kesif bir onur ve erdem kokusu yayılır vücudundan. Ortalık salt ışığa keser, bembeyaz ve saydam...
Sokrates; idam kararı verilmesine rağmen davası uğruna en ufak pismanlik göstermeyen, davasından donmektense idam edilmeye tercih eden ve bunuda idam kararından hemen önce dile getiren erdemli bilge ve onun en değerli öğrencisi ki sokrates ten daha başarılı olduğu genel bir kanı olan Platon. İsimlerini elbette ki çok duyduk ama neyi savunduklari ve onları olumsuzlestiren degerli fikirlerini merak etmeyen biz.
Belki bana acırlar ve verecekleri oldugu idam kararını vermezler diye çocuklarını mahkemeye getirmeyecek erdeme sahip bir insan. Hayatı boyunca adaletsizlik ve cikarcilik ile geçinen ve kendilerini herseyi bilen filozoflar sanan sofistlere karşı (sokratese göre) vermiş olduğu mücadele. Sokrates bilgeligin sınırlarının bilincinde olan biri olarak "en bilge" sözünün ne anlama geldiğini anlamak için, kendini bilge sanan insanları tek tek yokladigini, sonunda onlardan daha bilge olduğunu kavradigini soyler; ötekiler bir şey bilmedikleri halde kendilerini bilge sanirken, onun bilgeligi, birseyi bilmediğini bilme anlamında bir bilgeliktir.
Gördüğü gerçekleri dile getirmiş bu yüzden insanlar tarafından sevilmemis ki bu durum onu ipe götürmüştür, söylediği gibi çıkarsız bir hayat yaşamıştır. Kısacası örnek bir yaşam tarzına sahip olduğunu düşündüğüm bir kişi.
İlk defa felsefe ile ilgili bir kitap okudum ve cok beğendim. Herkese tavsiye ederim.
Kitabı kabalca yayınevinden okudum. Çeviri ve yorumunu yapan Erman Gören yaklaşık 70 sayfalık "notlar" bölümünde okura yardımcı olacak, anlamayı kolaylaştıracak açıklamalar yapmış. Giriş kısmında da kitapla ilgili detaylar mevcut.
Tarihin en iyi düşünürlerinden biri olan sokrates felsefeden vazgeçmeyerek, sürgünü reddedip ölümü seçmiş. Tarih boyunca düşünen, sorgulayan insanların kaderinin pek değişmediğini görmek oldukça üzücü. Sokrates'in yaptığı bu değerli savunmayı okumanızı tavsiye ederim. M.Ö 399 yılında yaşanan bu olayın benzerlerinin halen yaşanıyor olması ise farklı bir boyut katıyor kitaba.
THEBAİ ÜÇLEMESİ #3

Başlamadan: Bu gibi mitlerin bilinmeyen bir şeyi anlatmadığı ve yıllar boyunca dile getirildiği için içerikle ilgili bilgilerle karşılaşmayı da doğal karşılayınız.

Bu incelemeyi okumadan, konu bütünlüğünü sağlamak için sırasıyla Kral Oidipus(#30619141) ve Oidipus Kolonos’ta(#30649807) kitaplarının incelemelerini okuyunuz.

“Tanrı yuvasını temellerinden sarstı mı kişinin nesiller boyunca belalar gelir soyunun başına” syf 24

Bir aile düşünün ki başları beladan, dertten kurtulmasın, bulaştığı her yere lanetinden bir parça bıraksın. Evet, bu aile Kadmos’un soyundan gelen Labkados’un oğlu Laois’in ailesi. Belki bu lanet Kadmos’un öldürdüğü ejderhanın dişlerini toprağa saçmasıyla başlamıştı(bkz. Kral Oidipus incelememe). Ondan sonra gelenler de bu lanetten nasibini çokça almışlar.

Oidipus’un öz babası Laois, öz annesi ve aynı zamanda karısı İokaste’dır. Bu evlilikten İsmene ve Antigone adlı iki kızı, Eteokles ve Polyneikes adlı iki de oğlu olur. Gelişen olaylardan sonra Oidipus gerçek kimliğini öğrenince İokaste kendini asmış, Oidipus da kendini kör edip şehirden kovulmuştu. Zamanın Thebai kralı Oidipus tahtı boş bırakınca oğulları tahta birer yıl arayla geçmek için anlaşırlar. İlk tacı Eteokles giyer. Tahtta oturma süresi dolunca kardeşi Polyneikes hakkını ister ama Eteokles tatlı geldiği için tahtı bırakmaz istemez. Kardeşini şehri terk etmeye zorlar. Şehri terk eden Polyneikes tahtı ele geçirmek için Argos kralının kızı Adreia ile evlenir, kayınbabası Adrastos’u Thebai’ya savaşmak için ikna eder.

Muazzam, yedi komutanın yönettiği bir orduyla yedi kapılı Thebai kentini kuşatırlar. Her kapıya bir komutan geçer. Şehir meşhur olduğu için zarar vermemek adına son kez bir elçi yollarlar ama elçi eli boş döner. Böylece savaş başlamıştır. Ordunun altı komutanı da farklı şekilde ölürler. Son komutan Polyneikes de kardeşi Eteokles ile karşı karşıya kalmışlardır. Savaş bir neticeye varmadığı ve çok kan döküldüğü için kardeşlerden hangisi kazanırsa şehrin yönetimini ona bırakmaya karar verirler. Fakat iki kardeş mızraklarını öyle denk getirirler ki ikisi de aynı anda birbirlerine mızrağı saplar ve oracıkta can verirler.

Thebai şehrinin yönetimi tekrar Oidipus’un dayısı Kreon’a kalmıştır. Kreon, yurdunu kahramanca müdafaa ettiği için Eotekles’in bedeninin görkemli bir şekilde gömülmesini emreder. Polyneikes’in ise yurduna ihanet ettiği gerekçesiyle gömülmemesini, vahşi hayvanlara yem olmasını söyler. Antigone’nin öyküsü de burada başlıyor. Antik Yunanda ölülerin kutsal olduklarına inanılır ve geleneklerine göre defin yapılırdı. Bu gelenek en zalim, en kötü insanlar da bile geçerliydi. Ama Kreon bu geleneğe karşı çıkmıştı. Antigone bu duruma içerler ve abisini gömmek için Kreon’un emrine karşı gelir.

Kitap Antigone’nin kardeşi İsmene’ye hitabıyla başlar: “Sevgili kardeşim İsmene, canım benim, Oidipus’un mirasından gelen tek bir melanet kaldı mı bu hayatta, Zeus’un ikimize tattırmadığı?” Gerçekten de tatmadığı melanet kalmamıştır ailenin. Şimdi de abileri Polyneikes gömülmeme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Antigone kardeşi İsmene’ye abisini gömmesine yardım etmesini ister fakat bunun için kardeşini zorlamaz. Kardeşi de zaten “devlete karşı koyacak gücüm yok” diye kaderine razı olur. Antigone işi tek başına yapar. Cesedin başında korumalar olduğu için sembolik olarak üstüne toprak atar dua ederek oradan uzaklaşır. Bunun farkına varan korumalar hemen Kreon’a haber verirler. Çok sinirlenen Kreon failin bulunmasını emreder. Durumun farkına vardıkları için korumalar Polyneikes’in cesedinin üstündeki toprakları süpürmüşlerdir. Antigone tekrar toprak atmaya gelince yakalanır ve Kreon’un huzuruna çıkarılır.

Kreon bu konu hakkındaki buyruğumu bile bile bu işe nasıl cüret ettin, diye sorar Antigone’ye. Antigone: “yeraltı tanrılarının yanında yaşayan Dike öyle yasalar buyurmadı insanlara. Bir ölümlünün emirleri, tanrıların hatasız, yazıya geçirilmemiş, değişmez yasalarından önemli olamaz.” diyerek cevabı yapıştırır. Buna sinirlenen Kreon kızın karanlık bir mağaraya kapatılarak orada ölümünü beklemesini emreder. Buradan sonra sahneye Antigone’nin nişanlısı, Kreon’un oğlu Haimon girer. Başta babasının da gönlünü iyi tutmak için haklısın baba gibi laflar eder ama meseleye diğer bir gözle bakılmasından yana olan tutumunu da göstermekten geri durmaz. Sonra şu çok acayip konuşma geçer aralarında:

Kreon: “Açıkça kadının tarafını tutuyor bu oğlan”
Haimon: “Senin tarafını tutuyorum, kendini kadın görüyorsan onu bilmem.”

Bu konuşmadan sonra Haimon sahneyi terk eder. Antigone de mağaraya kapatılır. Sonra bir kahin Kreon’un huzuruna çıkar(Bu gibi felaket anlarında mutlaka bir kahin ortaya çıkıyor). Yaptıklarının tanrı yasalarına ters olduğunu başına felaketler geleceğini haber verir. Başta inanmasa da yanındakiler bu konuda hassas davranırlar, onu ikna ederler yanlışından dönmek için. Ama artık çok geçtir. Mağaraya vardıklarında Antigone kendini atkısıyla asmıştır. Nişanlısı Haimon da buna dayanamaz ve babasının önünde kendini öldürür. Ama Kreon için felaketler henüz bitmemiştir. Karısı oğlunun öldüğünü duyunca kocasına lanetler yağdırır ve o da kendini öldürür. Antigone için başlayan felaket Kreon için de bir aile felaketine dönüşmüştür.

Dikkat ettiniz mi bilmiyorum üçleme boyunca kitaptakiler hep kaderine boyun eğmiş sorgusuz sualsiz her şeyi kabul etmişti. Bu kitapta Antigone’nin buna dur diyerek karşı çıktığını görüyoruz. Kreon’un verdiği hükme yanlış olduğu gerekçesiyle karşı çıkar. Aslında her iki karakter de kendi pozisyonlarına uygun olarak davranmışlardır. Kreon bir devlet yöneticisi olarak devletin menfaatlerine uygun davrandığını düşünmüştür. Ama kendi kişisel arzuları baskın çıkmış, tanrı anayasalarına karşı çıkmış, karşısındakilere diktacı bir yönetim uygulamıştır. Halk bunun farkındadır ama korktukları için seslerini çıkaramazlar. Ses çıkaranlar oğlu ve Antigone olmuştur. Antigone ezilenlerin sesi olmuş ve canı pahasına zalim Kreon’a karşı durmuştur.

Bakıldığında kitabın önemi yukarıdaki paragraf gibi görünebilir. Ama bana göre kitabın önemi ne kadar haksızlığa uğrasa, zor zamanlar geçirse de Antigone’nin insan olmanın her zaman farkında olmasıydı. Antigone: “Nefret etmek için değil, sevmek için yaratıldım” diyor sayfa 21’de. Bu cümle tam bir insan olma bilincine erişmiş kişinin kurabileceği bir cümle. Zaten üçleme boyunca Antigone bunu en iyi gösteren kişiydi. Aslında Yunan Mitolojisinde çoğu kişinin inandığı bir mit vardır. Bir Titan olan Prometheus dedelerinin intikamını almak için Zeus’a kin besliyordu. İntikamını almak için ilk insanı kendi gözyaşıyla balçığı karıştırarak yarattı. Yani insan sevmek için değil, tanrılara kafa tutmak ve nefret etmek için yaratılmıştı. Fakat işler Prometheus’un umduğu gibi gitmedi ve insanlar tabiatın verdikleri karşısında şımardılar, başka başka hayallere kapıldılar. Mitolojiyi bir tarafa bırakalım şimdi. İnsan nefret ederek yaşarsa insan olmanın bilincine nasıl varabilir? Bu soru dolaylı olarak insan iyi midir, kötü mü soruna çıkıyor. Bir şeyi severek yaşamak bazen bizi üzebilir, kırabilir ama nefret ederek yaşamak içimizi kemirmekten başka bir şeye yaramayacaktır(çünkü insan başka şeylerden nefret etme yanılsamasıyla yaşıyordur, aslında nefret ettiği şey kendinde olmayan şeyleri başka kişilerde görmesindendir). Onun için diyorum ki nefret etmek için değil sevmek için yaşayalım.

Sophokles’in 124’e yakın eser yazdığı ama bunların sadece 6 7 tanesinin günümüze ulaştığı söyleniyor. Antigone ilk eserlerinden biridir. Belki de en iyi eseridir anlattıkları bakımından. Üçlemenin ilk iki kitabı Antigone’den sonra yazılmıştır. Ama konu bütünlüğünü sağlamak için Antigone’yi en son okumak daha doğru olacaktır. Bu üçlemeyi tek başıma okumak istemiyordum. Çünkü bu gibi kitapları sadece okuyup hakkında bir şeyler yazmak çok fazla keyif vermiyor bana. Onun için Meltek arkadaşıma söyledim o da beni kırmadı, beraber okuduk. Kendisine bunun için teşekkür ediyorum. Esen kalın.
Merhaba tekrar :) Bir saatten az bir zamanda bitti. Toplam 45 sayfa zaten. Açıkçası çok tereddüt ettim acaba ağır mı gelir bana diye. Ama okumaya başladığımda gördüm ki , anlatım dili çok ama çok sade olmasına rağmen konu gerçek olmakla birlikte, insanoğlu olarak , M.Ö 'de aynıyız, şimdi de aynıyız. Çok kısa ama içeriği tüm yaşamın içindeki insanoğlunu tüm çıplaklığı ile anlatıyor. Özellikle şu an , bizim tüm politikacılara okutmak lazım ama ne fayda.... Sevgiyle kalın....
Artık ayrılmak zamanı geldi, yolumuza gidelim: Ben ölmeye, siz yaşamaya.
Hangisi daha iyi?
Bunu Tanrı’dan başka kimse bilemez.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ari Çokona
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 5.197 okur okudu.
  • 117 okur okuyor.
  • 2.494 okur okuyacak.
  • 68 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları