Arzu Eylem - Çok Çağı... Notabene Yayınları'ndan çıkıyor. Roman türünde. Romanın yazarı Arzu Eylem'den öğrendim yurt dışında "rewriting" dedikleri, "tekrar-yazım" diye çevirilir herhalde, bir yöntemle, kıymetli ürünler tekrar yazılıyormuş, başka yazarlar tarafından. Arzu Eylem de Ursula'nın "Mülksüzler"inden hareketle yazmış "Çok Çağı"nı. Şöyle bir alıntı yapayım önce: "Biz ölümle uğraşmayız Tamur. Ölüm, hayatı yegane kılan şeylerden biri Mutlar için. Satranç oynarken türevi çok iyi bildiğini düşledin. Makineleri bilen biri türevi iyi bilir, haklısın. Bize göre türevin bir hikayesi var. Yaşadığın yanına kar demektir, türev. Bilinmeyenin kuvvetini katsayı yaparsan hayatı anlamla çarpmış olursun. Yaşamı anlamlandırdıkça kuvvetin azalır. Ölüme yaklaşırsın; ama senin varlığın hayatın içindedir. Ölümsüzlük bedeni ilgilendiren bir mesele değil. Hayatı ilgilendirir." Derin ve çok boyutlu bir metin.
Romanda iki gezegen ve iki yaşam var. Beta ve Alfa gezegenleri. Alfa gezegeninde yaşayanlar şaman bilgeliğiyle hayatı anlamaya çalışıyor. Beta gezegeninde yaşayanlar ise kusursuzluk ve ölümsüzlük uğruna, yaşadıkları yeri cehenneme çevirmiş. Bu diyalektik ilişki içerisinde Beta'yı, ısınma sorunundan kurtarmakla görevli Tamur, Alfa'da öğrendiklerini Beta'ya taşımaya çalışıyor: Aşk ve şiir. Romanda "düşler" de sıkça karşımıza çıkıyor. Sözün bittiği yerde en sahici iletişim "düşler"le sağlanıyor. Bilim-Kurgu ile şaman bilgeliğini harmanlamış Arzu Eylem. Romanda metaforlar ve şiirli bir dil okura derdini anlatmaya çalışıyor. Romanın atmosferini yaratan da bu kapalı dil. Dil işçiliği açısından benim sevdiğim sularda Arzu Eylem. Çok sevebilir ya da ilk yirmi sayfada elinizden bırakabilirsiniz. Sıradan olanlardan sıkıldıysanız "Çok Çağı"na kulak verin, derim. İyi okumalar... #bookstagram