Boran Evren

Boran Evren

Çevirmen
7.3/10
896 Kişi
·
2.381
Okunma
·
1
Beğeni
·
65
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
424 syf.
·5/10
İyi kız ve kötü oğlanın hikayesiymiş. Bu kızın neresi iyi ki? Geçmişini geride bırakmış falan filan ve geçmişine dönmemek için çocukça hareket ediyor. Baş karakter olan kızı sevmedim yani. Erkek de her kızın aşık olduğu ama baş karekterimiz Abyy'e ilk görüşte aşık olup bir kız için 180 değişen tiplerden.

Klasikleşmiş bir hikayeden başka bir şey değildi. Bu kitabı okumayı çok uzun süredir bekliyordum(belkide bu yüzden beğenmedim) ve büyük bir hüsrana uğradım. Olay akışı güzeldi, okurken eğlendim ama yinede aşk kitabı deyince iyi kız ve kötü oğlan olayının anlaşılması, zaten aynı türde çok kitap olmasına rağmen yazarların hala bu yönde kitaplar yazmasını anlam veremiyorum. Çok bir şey beklemeyin kitaptan derim.
376 syf.
·8/10
Yaşayan ölüler dünyayı ele geçirdi. Zombiler artık bir filmde değil gerçektirler. Sağ kalan ısırılmamış bir avuç insan dünyada kalan tek güvenli yere, kızıl tepe çiftliğine gitmeye çalışmaktadırlar. Bu çıldırmış dünyada varabilecekleri meçhul olsa da tek umutları orasıdır. Aslında ben korku romanlarını sevmem. Mantıklı gerilim evet ama saçma sapan korku hayır. Oysa bu romanı çok sevdim. Kurgusu o kadar gerçekti ki bitirdikten sonra şöyle bi çevreme baktım. Kıyamet günü senaryolarını ve korkuyu seviyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.
368 syf.
·Beğendi·8/10
Yine çok iyi yine çok eğlenceli yine oldukça sürükleyiciydi. Seri kesinlikle aşık olunası nitelikte bol bol romantizm içeriyor Maddox erkeklerine aşık oluyorsunuz kaçarı yok karakterlerin karizmaları bitilesi romantik roman tutkunları için bire bir :)
376 syf.
·4 günde·8/10
Daha önce yazar hakkında düşüncelerimi beyan etmiş olduğum halde kitabı yorumlamak istedim. Aslında bir yandan şaşırtıcı derecede iyiydi. Çünkü yazarın fantastik kitaplarını diğerleri kadar iyi yazamadığını düşünüyorum. Hele ki zombiler gibi fazla zorlama bir konuda bir çok mantık hatası ve tutarsızlık olacağını düşünürdüm. Fantastik, türü gereği gerçek dışı olsa da zombiler bana hep daha bir çocukça, daha bir gerçek dışı ve mantıksız gelmiştir. Yazar yine de bir şekilde iyi bir kurgu oturtmuş.
https://expectokitabum.blogspot.com.tr/...cguire.html#comments
397 syf.
·4 günde·2/10
Bu ay okuduğum tüm kitaplar güzel, yaşasın demek gibi bir hata yapıp kendime nazar değdirdiğimin bir kanıtıdır Sessiz Kalma. Gerçek bir hayal kırıklığı içinde birkaç gün bekledim bu yorum için.

Ne söylemem gerektiğini gerçekten ama gerçekten kestiremiyorum.

Öncelikle şu konuda anlaşalım: Ben küfürden nefret ederim, tiksinirim, huylanırım, küfür karşımdaki insandan soğumama sebep olur. Ciddi anlamda. Eğer siz bundan rahatsız olmuyorsanız ve diğer şeyleri de görmezden gelebilecekseniz, belki de kitabı seversiniz. Ama ben görmezden gelemiyorum, gelmeyeceğim. İnsanlar kendini küfürle ifade etmek zorunda değil. Argoyu ve hakareti bir nebze anlamaya çalışıyorum, hadi öfkeliyken kendini kontrol edemeyen karakterler olsun diyorum vs. Ama bir kitapta küfretmeyen hiç kimse yoksa? Yemezler yazar hanım derim ben. Buna inanmıyorum ne yazık ki. Çevrenizin tamamı küfürbaz bile olsa küfretmeyen birileri olduğundan eminim. Ah, mesela kitap okuyan insanlar falan? Anlayacağınız bu konu beni aşırı rahatsız etti ve hala sinirliyim kitaptaki küfürlere. Her küfrü yok saymaya çalıştım, ürperdim vs. Ne korkunç kelimeler!

Buna kızmamın bir sebebi de karakterin yaşıydı. 16 yaşındaki karakterimiz, bu hali ve çevresiyle nasıl bir örnek teşkil ediyor? Ben bunu anlayamıyorum, kültürel fark olarak da saymıyorum. Kitapta zaten bir küfür kumbarası vardı, küfreden içine para koyup buna maruz bırakılan en küçük aile üyesine para kazandırıyordu. Madem küfrün yanlış ve zararlı olduğunu biliyordun ey yazar, neden karakterin 16 yaşında? Yahut madem önemsizdi o zaman neden sadece 16 yaşından küçükler için zararlı görüyorsun? Ehliyet mi sandın bu işi anlamadım ki, kelimelerin gücünü ne hakla küçümsersin?

Bu konuyu affedemiyorum, evet. Bunun yanında çocuk eğitimine komple aykırı gördüğüm bir kitap zaten bu. Başlıca sevmeme sebebim bu olabilir. Benim bir çocuğum olsaydı, 16 yaşında mesela, onun kendiyle yaşıt bu kızı okumasını istemezdim. Mesela Starr çok tutarsız bir karakterdi. Nasıl desem, yazar ve kahraman anlatıcı arasında fark olduğunu hissettirecek o ince çizgi kızımızda yoktu. Ben sürekli yazarın bir şeyleri dayatmaya çalışan zihnini okumuş gibi hissettim ve okuduğum karakteri 16 yaşında biriyle, özgürlük ve eşitlik yandaşı bir gençle, adaletsizliğe karşı çaresizlik hisseden bir çocukla bağdaştıramadım.

Zaten esas meselenin işlendiğini düşünmüyorum. Ortada bir konu var, o konu kapağın arkasına yazılmasa da hep var. İnsanlar, din, dil ve ırk gözetmeksizin eşit görülmüyor. Tesadüf ki siyahi haklarını yansıtmak için kitap yazan bir kadının dinlere alttan alttan giydirmesi, özellikle Müslümanlara laf atması da bir hayli düşündürücü. Bence yazar, öncelikle neyi savunduğunu bir irdelemeliymiş. Hoş, ortada bir savunma yoktu.

En objektif ifadeyle şunu söyleyebilirim: Kitap dışlanmış ve köhne bir mahallede yaşayan bir grup siyahinin, o mahalle içindeki davranışları, yaşadıkları ve bu değiştirilemez tutumun onları getirdiği noktayı olduğu gibi yansıtıyor. Ama tabii bu yazarın bakış açısı. Yani demek istediğim o mahalleyi bilmiyorum, orada yaşayan insanların hayatına dair en ufak bir bilgim yok ve bana gerçekçi gelmeyen yönleri olduğu için bu yansıtılanın bazı yönlerden gerçekçi olduğunu düşünmesem de bilmediğim bir kültür hakkında yorum yapmak istemiyorum. Sadece vermek istediği ortamı hissedemedim diyeyim ben.

Verilen tek mesaj düşündürmek olabilir, umuyorum ki amaç bu olsun. Ama tavsiye ediyor muyum? Asla, katiyen. Gidip Bülbülü Öldürmek okuyalım bence arkadaşlar. Zaten bu kitaptan sonra bu mesele üzerine yazılmış kitaplara ağırlık vermeye karar verdim, çünkü kalben inandığım bir takım şeyler var ve bu kitaptaki gibi olmadığını görebileceğimi düşünüyorum. (Gördüğümde eminim bundan bahsederim.)

Bu arada komple berbat mıydı kitap? Hiç mi güzel bir şey yoktu? Hiç diyemem, bozuk saat misali arada doğru noktalara temas ettiğini düşünüyorum ama bunu veriş şekli yanlış olduktan sonra bir anlamı kalmadı gözümde ne yazık ki. Eminim kitabı seven kişiler de vardır, onların yorumuna da bakın derim mutlaka.

Toparlayacak olursam, esas konu itibariyle bir amacı olan, bunu yansıtamadığını düşündüğüm, küçücük çocukların ve koca yetişkinlerin hunharca küfrettiği, bolca cinsellik bahsinin geçtiği -ki bunlar seviyesiz şeylerdi benim için- korkunç bir çeviri ve redaksiyona sahip olan bu kitabı sevmedim, tavsiye etmiyorum.
259 syf.
·3 günde·6/10
Okurken beni bir hayli rahatsız etti Alice Hakkındaki Gerçek. Kitabı sevdim de diyemiyorum sevmedim de. Tam olarak nasıl yorum yapacağımı da bilmiyorum.

Hiç duymadığınız bir olay ya da mükemmel bir dil söz konusu değil aslında. Çok bilinen bir meselenin, olabilecek en basit dillerden biriyle, bir o kadar da yüzeysel bir şekilde işlenişi üzerine kitap. Alice, "adı çıkmış" bir lise üç öğrencisi. Yaşadığı kasabada neredeyse herkesin onun hakkında bir fikri, ona hitap edecek bir etiketi var. Öğretmenlerden tutun da yaşlı başlı kilise cemaatine kadar. Kimse esas olayın ne olduğunu bilmiyor, işin komiği sormuyor yahut merak etmiyor. Tek yaptıkları konuşmak. Ne kadar da masum bir iş değil mi?

Kitabı bir parça sevdiysem bunun tek sebebi gerçekçi olduğunu düşünmemdir. İnsanlar gerçekten de bunu yapıyor, hep de yapacak gibiler. Başkaları hakkında zanda bulunur, bunu dile getirir, mübalağa yapar ve çok masum gördükleri şekilde yalnızca konuşurlar. Korkunç bir hale getirdiğimiz, korkunç bir dünyada yaşayan, -bazen- korkunç insanlar olduğumuzu hatırlattı bana.

Teknik olarak baktığımızda ise çok yetersiz olduğunu söyleyebilirim. Olayın yetişkinler tarafından nasıl bu kadar sığ bir şekilde algılandığını, nasıl kızın annesi ve öğretmenleri de dahil kimsenin bu duruma ses etmediğini, nasıl koca kasabada bir kişi hariç kimsenin insanlığını koruyamadığını hala anlayabilmiş değilim. Bu kısmın temellendirilmesi gerekirdi ve detaya ihtiyacı vardı.

Sonuç kısmı da ne yazık ki olmamıştı. Sanki yazar sadece insanların nasıl bencilce iftira edebildiğini yazıp bırakmak istemiş. Final falan yoktu benim gözümde. Vasat bile diyemiyorum. Her şey öylece havada kaldı, hiçbir şey düzelmenin kıyısına bile gelmedi. Dan diye de bitti.

Toparlamam gerekirse kitabın bana hatırlattığı birkaç noktayı sevdim diyebilirim ama bu kadar eksikken tavsiye etmiyorum. Kitaplığımda yer ayırmadığım bir kitabı okuyun demek bana saçma geliyor. :)
147 syf.
·5/10
İlk iki kitabını okuduğum için seriyi bitirmek istedim açıkçası ancak olmasa da olurmuş. İki sayfada bir falan birbirlerini ne kadar sevdiklerinden kaybetme korkularından bahsedip durdular ne olay vardı ne adamakıllı betimleme ne bir mizah ne de anlatmak istediği bir şey diye düşünüyorum
“Sessiz Kalma! çarpıcı bir ilk roman.”

–The Guardian -



“Nefret sadece gündemimizde değil aynı zamanda evrensel de bir konu. Starr’ın eşsiz sesi kadar önemli meseleler olan kültür, toplum ve kadınlığın da altını çiziyor.”

–Entertainment Weekly-
472 syf.
·Beğendi·9/10
Seriyi ve yazarı bilenler için methiyeye gerek yoktur lakin bilmeyenler için söylemeliyim ki şahane bir yazardır McGuire yazarın hayal gücü romanslarda fevkaladedir ben romanı beğendim akabinde de bir hayli eğlendim.
152 syf.
·Beğendi·7/10
Bu kitap insana nutella yedirir o derece karmaşık içinden benim bile zor çıktığım ince az ama öz konusuyla trajik lakin kesinlikle felsefik değil. McGuire ın hikayeleri oldukça güzeldir ve bir o kadar da kendini okutuyor oluşundan başka ne denir ki...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 2.381 okur okudu.
  • 39 okur okuyor.
  • 914 okur okuyacak.
  • 37 okur yarım bıraktı.