Cavit Orhan Tütengil

Cavit Orhan Tütengil

Yazar
8.7/10
3 Kişi
·
10
Okunma
·
10
Beğeni
·
4614
Gösterim
Adı:
Cavit Orhan Tütengil
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Tarsus, Türkiye, 1921
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 7 Aralık 1979
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi, sosyolog ve Cumhuriyet gazetesinin Aydınlanmacı yazarlarından Cavit Orhan Tütengil, 7 Aralık 1979'da işe gitmek için otobüs durağına yürürken dört kişinin silahlı saldırısına uğrayarak yaşamını yitirdi. Cenazesine sadece ailesinin katılmasına izin verilince çıkan olaylarda bir kişi öldü, sekiz kişi yaralandı. 58 yaşında öldürülen Tütengil'in katilleri bulunamadı.
Aydın olma konusu üzerinde durulmalıdır. Hiçbir diploma aydın olmanın belgesi değildir. Aydın olmak; bir eğitim ve öğretimle birlikte, bir dünya görüşü olmak, bir yarın umudu taşımak ve idealleri olmak, kişisel çıkarlarını bir yana bırakarak yurt sorunlarını kendine dert edinmek, onlara çözüm yolları aramak özelliklerini gerekli kılmadadır..
İstediğimiz kadar akıl çağına girdiğimizi, aklımızı kullandığımızı öne sürüp duralım, alışkanlıklarımızla yaşıyoruz. Bir şey alışkanlık ha­lini alınca da üzerimizde kendiliğinden bir egemenlik kurmuş bulunuyor. Bir kere böyle bir düzen kurulmaya görsün, sonra onun tutsağı olmakta gecikmiyoruz. Bu işleyişi bilenler de, isteseler de istemeseler de, bundan yararlanıyor­lar..
Eğer devamlı sulh isteniyorsa insan kitlelerinin vaziyetlerini iyileştirecek beynelmilel tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın heyet-i umumiyesinin refahı açlık ve tazyikin yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları haset, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir...
Her vasıtadan evvel büyük Türk milletine onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol haricinde kolay bir okuma yazma anahtarı vermek lazımdır. Büyük Türk milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve asil diline uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir.
1935 yılında kendisiyle konuşan Amerikalı gazeteci Gladis Baker'ın "Niye diktatör diye çağırılmaktan hoşlanmıyorsunuz?" sorusunu şöyle yanıtlamıştı: *Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar. Evet bu doğrudur. Benim arzu edip de yapamayacağım hiçbir şey yoktur. Çünkü ben zoraki ve insafsızca hareket etmeyi bilmem. Bence diktatör, diğerlerinin iradesine râmedendir. Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim..".
Bize milliyetperver derler. Fakat biz öyle milliyetperverleriz ki, bizimle teşriki mesai eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerinin icabatını tanırız.Bizim milliyetperverliğimiz herhalde hodbinane ve mağrurane bir milliyetperverlik değildir.
Atatürk'ü bir evliya mertebesine yükselterek dokunulmaz hale getirenlerle kendi çıkarları doğrultusunda Atatürkçülükler yaratanlar, Atatürkçü düşüncenin özüne karşı olmakta birleşmektedirler.
Üçüncü Adam'da Şevket Süreyya Aydemir;"Atatürk bir doktrin adamı değildi Çünkü Atatürk önceden sistemleştirilmiş ve tartışılabilse dahi fikir ve hareket prensipleri belli, sınırlı bir fikir sistemine kendini bağlamadı. Zaten fikri hazırlığı, nazari formasyonu da buna göre değildi.."
Cavit Orhan Tütengil
Sayfa 113 - Sevket Süreyya Aydemir
Atatürk'ün 1921-1938 döneminde çesitli vesilelerle ortaya koyduğu ulusal eğitim üzerindeki görüslerinden
Atatürkçü ulusal eğitim siyasetinin temel ilkelerini aydınlığa çıkarmak mümkündür. Bu ilkeleri söyle
saptayabiliriz:
c Yabancı fikirlerden, Doğu'dan ve Batı'dan gelecek etkilerden arınmıs bir ulusal eğitim programı,
c Yurt çocuklarının, bütün öğretim evrelerinde iktisadi hayatta yararlı ve etkili olacak biçimde donatılması,
c Cehaletin ortadan kaldırılması, yurttasların tümünün okur-yazar duruma getirilmesi,
c Okulun eğitim ve öğretimde bir "merkez" olarak ele alınıp değerlendirilmesi, bağımsızlığın korunmasında
görevler yüklenmesi,
c Bilimin ve tekniğin, baska bir deyisle akılcı dünya görüsünün baslıca kılavuz olması,
c Ulusal eğitimde basarının iki kosulu: a) Toplumsal hayatın gereksinmelerine uygunluk, b) Çağdas gereklere
bağlılık.
c "Düsünce özgürlüğü" de diyebileceğimiz bilim ve teknik için belli, sınırlı bir kaynağın kabul edilmemesi,
c Türkiye'de gerçek zaferin ulusal eğitimle sağlanabileceği,
c Bilginin insan için bir süs, bir buyurma aracı ya da uygar bir zevk yerine basarıya ulasmada ise yarar bir
aygıt haline getirilmesi,
c "Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" kusaklar yetistirilmesi,
c Ulusları kurtaranların öğretmenler olduğu, öğretmenlerin basarısının "Cumhuriyet"in basarısı sayılacağı,
c Gerçek yol göstericinin bilim ve teknik olduğu,
c Öğretim birliğinin, ilköğretimin genel ve zorunlu olması ilkesiyle birlikte temel araçlar arasında sayılması,
c "Millet Mektepleri"nin daha genis ölçüde devam ettirilmesi,
c Üniversitede ve ulusal eğitimde köklü tedbirlerle yürünülmesi,
c Büyük kalkınma savasının istediği teknik elemanların yetistirilmesi,
c "Eğitmen okulları" diye söz ettiği "Eğitmen Kursları"nın basarılarının arttırılması,
c Türkçe terimlerle kitap yazılmasının önemi,
c Türk ulusunun dinamik ülküsünün varlığımızı yükseltmek olduğu, bunun için de fikir ve eylemi birlikte
yürütme zorunluluğu.
Önemli olan, ulusal eğitimin Atatürkçü ilkelerinin saptanması değil bu ilkelerin ulusal eğitimimizde ne ölçüde
uygulama olanağı bulabildiğidir. Konu bu açıdan ele alınacak olursa Atatürkçülük savlarının çoğu yerde
"hava"da kaldığı, Atatürk'e karsı bir Atatürkçülük politikasının izlendiği görülecektir. Ulusal eğitim alanında
olduğu kadar baska alanlarda da karsımıza çıkan bu temel çeliski ortadan kaldırılmadıkça ne söylense ve
yazılsa bosunadır.
Atatürk'ün ulusal eğitimle ilgili buyrukları ve görüsleri, öteki konulardakiler gibi, insana genis ufuklar çiziyor,
açık seçik amaçlar gösteriyor. Ne var ki, uygulama alanına yöneldiğimizde bir burukluğun, kötümserliğin
insanı sarmaması mümkün değildir. Gerçekçi ve ülkücü atılımlar giderek yerini umursamazlığa, bir
yozlasmaya bırakmıs, Atatürkçü özlemlerin karsıtları serpilme olanağı bulmustur. Bunu, toplumumuzun
eğitim ve öğretim kesiminde, güncel olaylar içinde bol bol buluyor ve görüyoruz. Böyle bir ortamda yapılacak
sey, herhalde kaynağına dönerek güç tazelemek ve Atatürk'ün yaptıkları, söyledikleri dısında Atatürkçü
öğretiye kaynak tanımamaktır. Yazımızın ağırlık noktasını Atatürk'ün görüslerine bırakmanın ana nedeni
budur. Ağacın "orman"ı görmemize engel olmasına fırsat vermemeliyiz.
“İstediğimiz kadar «akıl çağı»na girdiğimizi, aklımızı kullandığımızı öne sürüp duralım, alışkanlıklarımızla yaşıyoruz. Bir şey alışkanlık ha­lini alınca da üzerimizde kendiliğinden bir egemenlik kurmuş bulunuyor. Bir kere böyle bir düzen kurulmaya görsün, sonra onun tutsağı olmakta gecikmiyoruz. Bu işleyişi bilenler de, isteseler de istemeseler de, bundan yararlanıyor­ lar.”
156 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Yazar kitabında Atatürk'ün büyük taarruzdan Cumhuriyet'in kuruluşuna, harf devriminden, ulusal eğitim sisteminin temelini attığı dönemlere kadar kısaca ölünceye kadar yeni Türk devletinin temelini oluşturan bütün projeksiyonunu, devrimlerini, yapmak istediklerini, yapamadıklarıyla birlikte aktarmıştır. Asıl önemlisi Atatürk'ün doğru anlaşılması ve Atatürkçülüğün de biçimsel ve doktrin yaklaşımlarından ayrıştırılarak doğru bir şekilde tanımlanması amacıyla; Atatürk'ün kendi ağzından görüşleri yanında yerli ve yabancı yazarlar ile Atatürk'ün çok yakınındakilerin de önemli görüşlerine yer vermek suretiyle objektif bir şekilde değerlendirmelerini okuyucuya aktarmaya özen göstermiştir. Gardırop Atatürkçülüğü yerine gerçek Atatürkçülüğü özümsemek isteyenler için önemli bir kaynak olduğu görüşündeyim.
150 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Montesquieu’nün eseri sağlam bir eserdir.Siyaset bilimi için çok önemli bir kitap olmakla birlikte tarih, hukuk, felsefe, sosyoloji ile de alakalıdır.Yasama, yürütme ve yargının ayrı ellerde olması gerektiği ilk kez bu eserde dile getirilmiştir. Voltaire tarafından çok eleştirilmiştir. kitabın tek olumsuz yanı montesquie'nin hristiyanlık karşısında takındığı tutumdur.Kitapta bariz bir şekilde yapılan hristiyanlık propagandası kitabın tarihselliğine leke düşürmüştür..
158 syf.
·1 günde
Bu kadar ilerici, aydın, Atatürkçü ve milleti ile birlik olmuş, köylüyü de şehirliyi de medeniyet yolunda aydınlatan, birleştirici, öğretmenleri ve eğitimcileri çok iyi anlayan, eğitim sisteminin eğrisi doğrusu hakkında akılcı çıkarımlarda bulunan bir sosyoloji profesörünün yazılarını okumak ne büyük şans diye düşünerek bitirdim bu eseri. Sonrasında da Cavit Orhan Tütengil’in kim olduğunu biraz araştırmak istedim. İstedim ve bu ülkenin, onu çok seven çocuğunu nasıl bir fail-i meçhul cinayete kurban verdiğini okumanın üzüntüsünü gördüm derin bir üzüntüyle...

Associated Press’in kamerasından:
https://www.youtube.com/watch?v=V5-0t0xBmu4

Kitabına adını veren denemesindeki bir bölümde Fakir Baykurt’un <Onuncu Köy> romanında geçen Ağrı Dağı’ndaki bir horozdan bahseder Tütengil. Bu romanda Sokrat'ın at sineğini akla getiren bir benzetişle bizi kendimize getirtecek bir « acar horoz»dan söz etmektedir. Romanın belli başlı kişilerinden biri olan «muhtar» bu özlemi şöyle dile getirir: (...Ben Ağrı'da askerlik yaptım. Ağrı'nın dağı, dağların şahı. Başına çık­tın mı, dünya ayağının altında. Baba horozu çıkarmalı Ağrı'nın daşına, yönünü de gün batıya döndürmeli, demeli ki buna : öt ulan ! En beğinle
öt!.. Hani, yövmel kıyamette, borazanbaşı İsra­fil, sur çalgısına üfürecek de bütün ölüler diri­lecek ya, onun gibi, bu baba horoz da bir ötmeli ki, dağdaki daştaki, köydeki kasabadaki sıçra­yıp kalkmalı. Yani ki kendine gelmeli. Gün, Ağ­rı'nın dağından sıyrılıp çıktığı zaman, karımızı gızımızı, gencimizi kocamızı , yani ki hepimizi, elde kazma kürek, koltuklarımızdan ter fışkır­mış, yüzümüz toza toprağa bulanmış, Türkiye'yi güle yeşile boğmak, dünya bahçasının güzel bir köşesi yapmak için çalışır bulmalı. Öyle bir ho­roz...yani ötmeli...)

Uyanılması istenmeyen yerde öten horoz, kellesinden oluyor 12 kurşun yarasıyla çapraz ateşlerde. Kanı da asfaltta kalıyor...

Çok acı!..

Öğretmenler gününde onu sevgiyle anmadan olmaz. Huzurla uyu büyük öğretmen! Öğretmenler günün kutlu olsun!..

Yazarın biyografisi

Adı:
Cavit Orhan Tütengil
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Tarsus, Türkiye, 1921
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 7 Aralık 1979
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi, sosyolog ve Cumhuriyet gazetesinin Aydınlanmacı yazarlarından Cavit Orhan Tütengil, 7 Aralık 1979'da işe gitmek için otobüs durağına yürürken dört kişinin silahlı saldırısına uğrayarak yaşamını yitirdi. Cenazesine sadece ailesinin katılmasına izin verilince çıkan olaylarda bir kişi öldü, sekiz kişi yaralandı. 58 yaşında öldürülen Tütengil'in katilleri bulunamadı.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 10 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 16 okur okuyacak.