Claire Colebrook

Claire Colebrook

Yazar
8.3/10
3 Kişi
·
3
Okunma
·
1
Beğeni
·
49
Gösterim
Adı:
Claire Colebrook
Unvan:
Yazar
Doğum:
25 Ekim 1965
Edinburgh Üniversitesi, İngiliz Edebiyatı bölümü profe­sörü. Şimdiye kadar Kıta felsefesi, romantizm, edebiyat teorisi ve feminist te­oriyle ilgili kitaplar yayımladı. Mutluluk, ölüm ve yaşam arasındaki iliş­ki, edebiyat ve felsefe bağlantısı, romantizm, özellikle Alman romantizmi­nin İngiliz edebiyatına olan etkisi ilgi alanları arasındadır. Bugüne kadar ya­yımladığı kitaplar şunlardır: New Literary Histories (1997), Ethics and Rep­resentation (1999), Gilles Deleuze (2002), Understanding Deleuze (2002), Irony in the Work of Philosophy (2002), Gender (2003).
“Bir insana aşık olmak; onu kalabalığın içinden çekip çıkarmak, çokluğun içinde tek kılmak ve sonra aynı hızla o teklik içindeki çokluğu keşfetmektir”
Majör bir edebiyat kendisini metinden bağımsız bir yasanın veya anlamın aslına sadık tasviri olarak sunar. Dolayısıyla, herhangi bir yazarı –Shakespeare’den Joyce’a– büyük insan tininin veya geleneğin ifadeleri olarak okuyabiliriz.
Bir insana aşık olmak; onu kalabalığın içinden çekip çıkarmak, çokluğun içinde tek kılmak ve sonra aynı hızla teklik içindeki çokluğu keşfetmektir.
Farklılığı ve düşünmeyi yinelememiz gerekiyor; tam da düşünmenin ve farklılığın ne olduğunu kavradığımızı hissettiğimiz an farklılığın gücünü kaybediyoruz. Yineleme aynı şeyin tekrar tekrar yeniden-vuku bulması değildir basitçe; bir şeyi yinelemek tekrar başlamaktır, yenile(n)mek, sorgulamak ve aynı kalmayı reddetmektir
Claire Colebrook
Sayfa 16 - Doğu Batı
Deleuze ve Guattari “kadını” veya “kadın-oluş”u minör olarak tanımlarlar (Deleuze ve Guattari 1980) Bunun nedeni kadınların azınlık olması değil ama kadın için bir standart veya norm olmamasıdır. Kadın-oluş gibi bir şeyin olanaklılığını gerçekten kabul edersek, o zaman kadının erkekten sahiden başka bir şey olduğunu da kabul etmiş oluruz: yani, insan hayatının erkeksi akıl, güçlülük, üstünlük ve aktiflik idealleriyle tanımlanmadığını kabul ederiz. “Kadın”, insanı yeni olanaklara açar.
Edebiyat ampirizmin iki yönünü açar. Bir yandan, daha büyük biçimleri oluşturmaya yönelen duygular sunar. Sözgelimi Austen’de kadınlığın nasıl hoppalık, şehvet düşkünlüğü, akılsızlık ve çarpık romans fikirlerinden birleştirilerek tesis edildiğini gösteren bir eleştiri çizgisi vardır. Bir yandan da, edebiyat değişik duygu sunumlarının ötesine geçip bu duyguların fikirler halinde olumlu düzenlenişine yönelir. Kurmaca ve imgelem tam da hayatın üretiminin parçasıdırlar. Benlik fikrini, toplum fikrini ve kurum fikrini, örneğin adaleti veya demokrasiyi, üretiriz. Meşru biçiminde bu tür üretimler içkindir; bunları hayat için üretilmiş kurmacalar olarak kabul ederiz. Meşru olmayan biçimlerindeyse bu tür üretimler aşkındırlar; deneyimimizi yönetiyor görünen toplum, adalet veya demokrasi fikrine itaat etmemiz veya onları kabul etmemiz gerektiğini düşünürüz. Edebiyat bu tür fikirlerin kurmaca olarak sergilenebildiği alanlardan biridir. Austen’de “evlilik”, deneyimin ekonomik, toplumsal ve duygusal çizgilerinin birleştirilmesiyle tesis edilir. Austen’de iki kişinin kendi ittifaklarını yarattığı ve evliliğin güçlerini artırmak için kullanıldığı meşru ve içkin bir evlilik biçimi vardır. Ama karakterlerin dayatılmış bir norm olarak evlilik fikri tarafından yönetildiği, meşru olmayan, aşkın bir kullanımı da vardır evliliğin: ne pahasına olursa olsun evlen, sırf fikrin kendisi uğruna. Kurmaca ampirizmin tam merkezindedir çünkü fikirlerin duygusal bileşenlerinden üretilmelerini ve genişletilmelerini açığa vurur.
Aşkın/sevginin romanlarda ve Deleuze’ün hayat ve edebiyat üstüne çalışmalarında böylesine baskın bir motif olması belki de tesadüfi değildir. Deleuze, Proust’a dair çalışmasında, sevgilinin algılanışının nasıl başka bir dünyayı açık hale getirdiğini göstermiştir. Kurmaca aşkınlık yanılsamasından kaçınmamıza yardımcı olur. Ayrı bir göstergeler düzeni aracılığıyla temsil etmemiz gereken bir dünya olduğunu düşünmek aşkınlığın hatasıdır. Ampirizm için hayat bütünüyle bir göstergeler akışıdır; her algı ötede yatanın bir göstergesidir ve bu göstergeler dünyasının arkasında bulunan hiçbir nihai gönderge veya “gösterilen” yoktur. (Deleuze’ün yöntemi burada, dayatılmış göstergeler veya “gösterenler” sistemleriyle anlamlı bir dünya veya bir “gösterilen” ürettiğimizi öne süren yapısalcılığın karşıtıdır.) Aşkta ve aşk kurmacasında öteki ya da âşık olunan sevgili, bize ait olmayan bir duygular ve yeğinlikler dünyasının “gösterge” sidir. Eğer ampirizmin ilkesini kabul edersek –yani, deneyimi dışarıdan düzenleyebilecek hiçbir ilke olmadığı ilkesini– bu durumda, ne kadar çok zihin varsa o kadar çok dünya olacaktır. Deneyimdeki her nokta dünyanın bütününe açılır ama bunu kendi özgül oluşundan doğru yapar. Edebiyat ötekilerin değişik dünyalarının keşfedilmesidir ve özellikle roman, aşkı âşık olan ile âşık olunanın birbirinden farklı dünyaları arasındaki bir karşılaşma olarak sunar.
Franz Kafka’ya (1883-1924) ilişkin 1975’te yayımlanan kitaplarında minör edebiyat projesini tanımlarlar; çünkü Kafka Almanca yazan bir Çek Yahudisidir (Deleuze ve Guattari 1975). Kafka kendisinin addettiği veya kendisini özdeşleştirdiği bir dile veya kültüre sahip değildir. Deleuze ve Guattari’ye göre bütün büyük edebiyatlar bu anlamda minördür: dil yabancı, değişim geçirmeye açık ve kimliğin ifadesi olmaktan çok kimliğin yaratılması için bir araç olarak görülür.
215 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Her ne kadar postmodernistlerin kendi dillerini anlamak biraz zor olsada claire calebrook elinden geldiğince daha anlaşılır bir şekilde ifade etmeye çalışmış.Bunun yanında deleuze ile beraber postyapısalcılık ve postmodernizmle ilgili diyebilirim ki bütün felsefe geleneğinde bir çatlak oluşturan yaklaşımları var bu psikolojiye de etki ediyor.Özellikle psikanalizde ''şizo''kavramı,insanın bir ''oluş''içinde oluşunu ifade etmeleri ve yine en sevdiğim göçebe kavramını ''bilincin yersiz-yurtsuz olması'' ile bütünleştirmeleri ilgi çekicidir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Claire Colebrook
Unvan:
Yazar
Doğum:
25 Ekim 1965
Edinburgh Üniversitesi, İngiliz Edebiyatı bölümü profe­sörü. Şimdiye kadar Kıta felsefesi, romantizm, edebiyat teorisi ve feminist te­oriyle ilgili kitaplar yayımladı. Mutluluk, ölüm ve yaşam arasındaki iliş­ki, edebiyat ve felsefe bağlantısı, romantizm, özellikle Alman romantizmi­nin İngiliz edebiyatına olan etkisi ilgi alanları arasındadır. Bugüne kadar ya­yımladığı kitaplar şunlardır: New Literary Histories (1997), Ethics and Rep­resentation (1999), Gilles Deleuze (2002), Understanding Deleuze (2002), Irony in the Work of Philosophy (2002), Gender (2003).

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 3 okur okudu.
  • 3 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.