Ergin Günçe

Ergin Günçe

Yazar
8.5/10
22 Kişi
·
53
Okunma
·
23
Beğeni
·
1839
Gösterim
Adı:
Ergin Günçe
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Giresun, 1938
Ölüm:
16 Ocak 1983
Ankara. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Londra'da master derecesi aldı. Odtü'de öğretim üyelliği yaptı. Şair olduğu kadar öğretmenliği ile de sevilirdi. Yelken, değişim, papirüs, dost gibi dergilerde şiirleri yayınlandı. Ölümünden sonra bütün şiirleri "Türkiye Kadar Bir Çiçek" adlı kitapta toplandı.
Nedir beni dalgınlığa götüren
Şehirden dönünce onu bulamamak mı
Yoksa bu yaşta ölümden mi korkuyorum

Bahçenin içinden annemin kahkahası.
200 syf.
·4 günde
"Saat 19 Haberlerinde Taylan Özgür'ü vurdular
Bütün yanaklarım sapsarı"

Başka bir alıntı ile başlayacaktım incelemeye lakin bu dizeleri okuduktan sonra Taylan Özgür'ü anarak başlamak istedim. Kendisi 68 öğrenci kuşağının ilk faili meçhul cinayetlerinden birine kurban giden öğrenci liderlerinden biridir. Ablası Hale Kıyıcı ile yapılan bir röportajı da buraya bırakıyorum izlemek isteyenler için. https://youtu.be/hsQbIRDYw6Q
Ablası "Taylan çok güzel gülerdi" diyor. Hâlâ 21 yaşında olan Taylan'ın gülüşü ile ona veda edelim. https://imgyukle.com/i/rMUm6t


Ergin Günçe ismini internette taradığınız vakit onun için şu ifadeler çıkacak karşınıza "siyasal lirizim" veyahut "Lirik bir siyasi şair" ne kadar boş ifadeler bunlar. Şairin yaşadığı çağın siyasi olaylarını dizelerine aktarması "Siyasal lirizim" oluyor. Hiçbir toplumsal meseleyi kurcalamayan ve çevresinde yaşanan faili meçhul cinayetleri görmeyen, ekonomik, toplumsal bozulmalara kulak tıkayan yazarlar da "şair" olarak kalıyor öyle mi? Ergin Günçe gerçek bir şairdir. Önüne(siyasi, lirik )kavramlarının getirilişi tarihimize olan yabancılığımızın göstergesidir bana göre.

"Siyasi lirizm''e bakalım o halde...

"dün burada üç abiyi asmışlar
suç anayasayı devirmek

zor mudur acaba asılmak"

Daha lirik bir siyasi şiire bakalım...

"Çocuklar İçin Faşizm

Faşizmi çocuklar da anlayabilir
Dayak yemektir serseri bir babadan
Karanlık odaya kapatılmaktır
Hakkını istemekte direttiğin zaman

Üvey ana, yarı güleç öksüze
Sabunlu eliyle tokadı yapıştırır
Henüz yaslıdır çocuk, henüz dayanıksızdır
Yıldırmaktır amaç, esir etmektir
Çocuk faşizmi yanağında tanır

Onlar niçin böyle çirkin olurlar
Bir tek güzel faşist yaşamamıştır
Anlamlı sorulardır bunlar çocuklar size
Okullar bu dersi öğretmiyorlar

Nerde bir kuvvet birikmişse haksız
Nerde bir zartzurt ya da carcurt
Nerde elimizden kapılmışsa ekmek
Sınıfta, sokakta, evde, çarşıda
İşte çocuklar faşizm ordadır

Hepimiz el ele tutuşmalıyız
Korkmadan yürümek için gecenin ötesine
Güneş nasıl olsa doğacaktır
Horozlar ötmeye başlar başlamaz"


Ergin Günçe'nin bu kitabı üç bölümden oluşuyor:
• Genç ölmek
• Türkiye Kadar Bir Çiçek
• Günlerden Eylül Aylardan Ergin Günçe

Gencölmek lafını diline dolamıştı bir kere o yüzden hakkını vermeliydi bu sözün... Kendi 45 yaşında bir uçak kazasında öldü... Öğretim görevlisi olduğu ODTÜ'de 68 kuşağında onlarca öğrenci yirmili yaşlarda öldürüldü.. "Yakında ölümün çiçekleri açacak" derdi Günçe elinde açmış bir ölüm çiçeğini tutarken...

Gencölmek deyimine yaraşsın diye en genç gözüktüğüne inandığım resmini buldum ve değiştirdim profil resmini bence şuan tam bir "gencölmek" Ergin Günçe. https://imgyukle.com/i/rM3Bdn

Ben bu kitabı ilk olarak 29 Haziran 2018'de okudum. Bütün şiirlerini içeren bu kitap can yayınlarının 1988 baskısı sonrası ilk kez YKY tarafından "Gezi"den bir yıl sonra basıldı. Çünkü Ergin Günçe gezide yeniden canlandı. Sokaklarda onun bazı dizeleri yazılır oldu. Herkes kimdir bu Ergin Günçe diye meraklanamadan kitapları arka arkaya basıldı.. işte hep sonradan, sonradan...

"Bir ağaç gibi burdayız ve işte konuşuyoruz
En sıkıyönetim altında ve en yüksek gürültüyle."

Gezide dolaşan dizelerden...

Fakat onun dizelerini kim gezi zamanında söylemiş, yazmışsa ona teşekkür borçluyuz. Bu kitabın tekrar basılıp elimize geçmesine vesile olduğundan dolayı... Ben ikinci baskısını okudum o da 2018'de basıldı. O sene basılan bir kitabı daha var "Pi Sayısı ve Özgürlük" orada düz yazıları var. İki kitabı birlikte sipariş etmiştim. Diğerini de yakın bir zamansa okuyup inceleyeceğim.. Ergin Günçe geçen haftalarda ansızın aklıma geldi ve onun için bir şeyler yazma ihtiyacı içimde.. Kitaplarını köydeki kitaplığımdan getirdim ve ilk olarak Türkiye Kadar Bir Çiçek kitabını okumaya başladım..

Pi Sayısı ve Özgürlük kitabının tanıtım yazısından şairi daha iyi açıklamak için bir kesit paylaşmak istiyorum.

"Cemal Süreya’ya göre Ergin Günçe, “Bir savaşçı gibi değil de, bütün hesaplarını vermiş eski bir uygarlık gibi” konuşuyordu. Enis Batur ise Günçe ile ilgili, “Şiir, aritmetik, iktisat elbette. Sizin evde, bizim evde, konuşmalarımız: Kasıklarım ağrıyasıya güler, nasıl bu kadar zeki olunabildiğini düşünürdüm.” demişti. Bu tespitlerin doğruluğu bir yana, her şeyden önce Ergin Günçe, içinde yaşadığı toplumun değerler matematiği ile ters düşmüş bir entelektüel ve şairdi."

Bir toplumun değerler matematiği ile ters düşmüş şair... Muazzam bir ifade Ergin Günçe bir iktisatçı.. başarılı bir akademik kariyeri var ODTÜ'den sonra London School of Ecomics'de master derecesini alır tekrar ODTÜ'ye döner. Benim bildiğim kadarıyla bir bursla gitmiştir Londra'ya bu önemli bir başka alıntıyı çağrıştırdı da Fakir Baykurt Köygöçüren eserinde kızını aynı okulda okutan bir valiye yer verecekti.

"Kızınızdan haber var mı Vali Bey? Nasılmış dersleri?
Kaydoldu, School of Economics'te okuyacak.
Londra'da değil mi efendim?
Tabii, London School of Economics"

İşte bürokratların çocukları yüksek paralar harcayarak yurt dışında okuyup orada kaldılar genellikle ama Ergin Günçe gibi yurtsever insanlar ısrarla döndüler, ısrarla döndüler bir memleket meselesi bu lakin memleket haricinde her şeyi kurtarmak için uğraşan siyasilerin başta olduğu bir memleket meselesi bu...

1967 yılında Sarbonne Üniversitesi'nde doktora çalışmasına başlar. Lakin memleket meselesi peşini bırakmaz siyasi nedenlerle eğitime ara verir 1971 döneminin ünlü balyozu onu da gözaltına alır. Ve koğuş arkadaşı Uğur Mumcu olur onu anlattığı bir paragraftan bir cümleyi size aktarayım:
"Matematikle şiirin, ekonomi ile edebiyatın kesiştiği bir nokta varsa eğer, Günçe işte o noktadaydı."

Sarbonne günlerinde oğlu Dadal'ın doğum günüdür ve o gün o uzaklığın verdiği duygular Paris Bildirisi olup gelecek Anadolu'ya çünkü bu adı özüne sahip çıkmak için koymuştu oğluna...

Ayrıldık. kahve kuş ağaç yağmur ayrılık
Azgın bilmecesi Paris'in
Göğsümün çanı durmuştur
bunu yazıyla bildiririm işte sana

alnımın tavanında göğün bayırında
bulutlar çirkin örgütlenmiştir
savaşçı olacağım günün birinde
anılarım olacak defterim olacak, ben olacağım

olmuyor bunlar olmadı şimdilik
Dadal'ın yaş gününde ihtiyar, uzaktayım
bakıyor bir akvaryum bana balıklarıyla
durup suratımı seyrediyorum

yüzleri şiirle biriktiririm
çıkıp paris'in bulvarlarına
zenci yüzlerini kendim seçerim
sarışın çocukları depolara koyarım

olmadık bir sokak ırmağa akar
pat diye biter yaz geri dönerim
göğsümün çanı duyulmaz olur
bunu artık kimseye bildiremedim

Özünü arama uğraşında yenik düştüğünü kabuk edecek kadar samimi bir yazardır Ergin Günçe ve biraz uzun olan Saçmasapan Bir Şiir'i öz arayışı ile ilgili olan bir şiirdir bir kısmını aktaracağım.. merak edenler tamamına internetten erişebilir..

"Çerkesce konuşmayı bilmezsin, Lazca bilmezsin
Unuttun bıçak atmayı ve saplamayı
Adam olsan bir köpek ve bir tay edinirdin
Ellerini yalar keçilerin sabah esintisinde
Bana kalırsa kendinden boşan
Bir celsede boşanırsın
Yeter artık bu kadar yabancılaşman!"

Siyasi görüş olarak uç noktalarda yer aldığını söyler bazı arkadaşları o yüzdendir ki Lirik bir siyasi şair lakabı yapışıp kaldı ona lakin ideolojik bağımsızlık anlamsız bir söz değil mi? Uçlar şairlerin alanı değil midir acaba? Bakalım hangi uçtan bahsediyor o arkadaşları..

"Yusufla bir Gül koparıyoruz
Birinci koğuşun havuzundan
Şakayla karışık bir hüznün Gülü
Tutuklu olmanın gülünçlüğü
Umudun yağmuru "kırmızı çiçek"

Umudun yağmuru kırmızı çiçek....

Benim okuduğum yazılarda bu şiir bu şekilde ve birinci dereceden bu şiire dahil olan kişilerin anılarından aktarılıyor size kitaptaki halini de yazıyorum aralarında farklılık var nedeni bilemiyorum.

Sayfa 99 şiirin adı Tutuklu Gençler Arasındayım..


Yusufla bir Gül koparıyoruz
Birinci koğuşun havuzundan
Gül: her zaman yerini bulan gürültülü çiçek
Umudun yağmuru sevdalı çiçek
Devrimin rengi, uçucu ve berrak..

Belki daha sonra şiirlerinden yola çıkarak başka konulara değinip incelemeye ilave ederim. Şuan için yorulduğumu hissediyorum. Yazacak çok şey, unutulan çok yazar var..

Çok sevdiğim bir şiiri ile noktalamadan önce. Kalemini çok sevdiğim bir yazar oldu Ergin Günçe. Beni takip edenlere okumaları yönünde bir öneride bulunabilirim. Şiirle, edebiyatla..

SOĞUKTA GİTAR ÇALAN ÇOCUK İÇİN ŞİİR

Boğulmuş şapkasını kalbimle selâmlarım
Soğuk bir İkindi boyunca Gitar çalıyor

Annemi arıyorum ve öteki ölmüş şeyleri

Bir Mürdüm ağacının eteklerinden
Günlerin kısaldığı bir Kenti izliyorum
Yaşıyoruz azçok ben, göğsüm ve köpeğim

Biri oldukça hüzünlü, Sis içinde bir kayık
Öteki oldukça hüzünlü, Suda taş kaydırıyor
Yağmayan bir Kışa havlıyor köpek

Gücenik bir Müzik, İşte bütün yalanlardan uzak
Özensiz bir Umudun intiharı oldular
Boynu vurulmuş Kuşak, Tuzağa düşürülmüş
delikanlılık

Soğukta Gitar çalan çocuk için Tarih
Akşam evine dönmeyen arkadaşlardır
Sessiz törenleri izleyen keçilerdir

Yan odalardan birinde çalıyor ve koparıyor
Göğsümü yüzyılından ve özgül soğuklarından
Kendi ölümüne ekliyor beni

Boğulmuş Gitarını şapkamla selâmlarım işte
Kabalak kederin mısraları aşıyor ve dağılmakta
Uzayan bir İkindinin üşüyen Güneşine
144 syf.
·1 günde
"Evet, ben de savunuyorum: Çalışmak bir erdemdir, yüceltir kişiyi. Ama hangi çalışmak? Ölmemek için çalışmak mı, istemeye istemeye çalışmak mı, ölürcesine çalışmak mı, bir başkalarını senin saatin çıngırağını çalarken uykuda olan bir başkalarını zengin etmek için çalışmak mı? Ben, seve seve çalışmanın erdemine inanıyorum. Kapitalist pazar koşulları inanmıyor buna, paradır onun dirhemi, büsbütün bir yabancılaşma olan paradır onun dirhemi. Paraya çevrilebilen her şey erdemdir onun kurallarına göre, çevrilmeyen hiçbir şey erdem değildir."

Çok yönlü bir yaşam. Ergün Günçe şair, istatistikçi, akademisyen... Tam üç kez siyasi baskılar yüzünden üniversiteden uzaklaştırılmış bir isimdir Ergin Günçe. Yeri gelmiş hapse de girmiştir. Ve orada şu dizeleri yazmıştır.
"Her aydın hapse girmelidir
Halkı tanımak, Devleti görmek için" başarılı bir akademik kariyeri olabilecek biriyken çokça eleştirdiği düzen insanı ya da onun deyimiyle "ortalama adam" rolünü oynamadığı için siyasi zorbalığa maruz kalmış bir aydındır.


Bu kitabı iki bölümden oluşuyor Edebi Yazılar, Siyaset ve İktisat Yazıları diye. Ben Edebi Yazılar kısmına daha fazla değineceğim diğer yazılar biraz daha uzmanlık gereken alanlara ve yaşadığı yıllardaki ekonomi politikalarına yöneliktir.

Öyle bir şair ki Ergin Günçe yazdığı şiirler uzun yıllar boyunca fotokopilerle çoğaltılarak okunmuştur. Toplumla olan uyuşmazlığının bedelini kitaplarının uzun bir süre basılmaması olarak ödemiştir. Ve bu bedeli de o şiirlerine yansıtacaktır..

"Ben kimbilir kaç alfabe unuttum
Göğsümde bir dalgınlık var."

Ya da.

"Göğsümün çanı duyulmaz olur
Bunu artık kimseye bildiremedim."

Diyecek bizlere...

O yüzden bu yazıyı göğsünün çanını biraz olsun duyurabilmek için kaleme alıyorum. Keşke onlarca kitap yazsaydın Ergin Günçe. Seni okumak ve seni anmak o kadar güzel ki..

Pi Sayısı ve Özgürlük..

"Çocukluğumdan beri özdeyişler ve atasözleri şaşırtır beni. Çok anasının gözü adamlardır atalarımız. İşlerine geldiği gibi konuşmuşlar, birinin söylediğini öteki çürütmüştür. "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" diyen de, "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" diyen de atamız değil midir? "Acele işe şeytan karışır" ve "Sona kalan dona kalır" ve "Tiz-i reftar olanın pâyine dâmen dolaşır - Erişir menzil-i maksuduna âheste giden."

Daha ilk sayfada meydan okuyor tüm atasözlerine ve bunları söylerken çıkarlarını düşünen atalara... Ben diyor ben öğretmen olsam ilk atasözlerini ve özdeyişleri okuturum çocuklara bilsinler ki kimsenin aklı ile hareket etmemek gerektiğini bilsinler ki ilk insandan bu yana hep çelişkiler içinde yaşadığımızı...


"Özgürlük ve "Pi Sayısı" arasında bir benzerlik vardır. Bir kere, her ikisinin de elde edilebilmesi heyecana değil hesaba dayanır. Sonra her ikisi de ancak yaklaşık olarak elde edilebilir..."

Ergin Günçe'nin denemelerini okurken ilk paragrafta deniz kenarında denize doğru yürüyen birinin rahatlığıyla başlıyorsunuz denemeye bir yaprak çevirince gövdeniz denizin içinde biraz bocalamaya başlıyorsunuz sonrasında düğüm bölümü başlıyor. Ve kocaman bir dalga sizi suyun derinlerine alıp götürüyor. Orada felsefe, matematik ve toplumbilimlerinin etkisinde boğulmayla hayatta kalma arasında bir mücadele veriyorsunuz. Bu mücadeleye alışkın olmadığınızı bildiği için son sayfalarda sizi hayatta tutuyor Günçe tekrar yüzeye çıkıyor ve derin bir nefes alıyorsunuz. Aslında o sadece olup da konuşulmayan konularla zihninizi meşgul ediyor ama biz "son sistem" eğitim sistemi ve teknolojimizle düşünsel açıdan bir yönden fazlasına odaklanamadığımız için kendimizi geliştirmek yerine Ergin Günçe'nin cezalandırılmasını talep ediyoruz...


Kalemi çok keskin olan bir yazar düz yazılarında kendinden çok daha büyük yaşlarda olan ve "değer" "saygınlık" protokolünü işgal eden kişilere gözünü kırpmadan saldırıyor. O yerel kalan tüm yazar sanatçılara karşı aslında üretmeyen, hazıra konan, otoriteye göz kırpıp koltuğunu sağlama alan bir "aydın" değildir.

Nazım Hikmet'in yaşadığı yıllarda bir türlü büyük yazarlar arasına sokulmak istenmemesini ve çoğu yazarın "Nâzım'dan büyüğüm" havasına kapılması durumu onu çok rahatsız etmiştir. Mesela Atilla İlhan onun için şöyle diyecektir:

"Nazım Hikmet'i Mayakovski'nin bir izleyicisi olarak (üstü kapalı biçimde) sergileyen Atilla İlhan'dır. Hemen belirtmeliyim ki kendisi iyi şiirleri de olan bir şairimizdir ve şiirimizde bir yeri elbette vardır. Duvar adlı kitabının arkasında Nazım Hikmet'in bu kitap hakkında övgülü sözleri yer alıyor. Yani bir yandan Nazım'ı açık düşürmeye çalış, bir yandan da onun gölgesine sığın. Olur mu, oluyor! Atilla İlhan'ı bir örnek olsun diye verdim. Yeni bir örnek de onun için. Yoksa ortalık, "Ben Nazım'dan büyüğüm" diyenlerden geçilmiyor."

Atilla İlhan vb. yazarların hem Nâzım'a saldırması hem de gölgesine sığınmasını Nazım Hikmet Kompleksine bağlıyor. Çünkü Nazım gelmiş geçmiş ve gelecek en büyük Türk şairlerinden biridir. Ve Nâzım diğer şairlerin edebiyat alanındaki yerini belirleyen koordinatları elinde tutan ustadır. O yüzdendir Nâzım'a olan bu kadar kin ve nefret çünkü Nâzım sadece yerli değildir o evrenseldir ve bu boyuta ulaşamamış yazarların bize ne anlam ifade ettiklerini sorgulatıyor bize Ergin Günçe...


Ergin Günçe ideolojik olarak farklılık duyduğu insanları da alanlarında yetkin oldukları sürece onlara gereken saygıyı gösteren ve kendi aklıyla hareket eden bir aydındır. Ahmet Cemal'in Eleştirel düşünen insan tanımı Ergin Günçe'yi ifade ediyor o tanım şöyledir:

"Eleştirel düşünebilen insan, kendisine ulaşan bütün iletileri, o iletinin hangi otoriteden, kişiden ve kalıplaşmalardan geldiğine bakmaksızın kendi bilgiyle beslenmiş aklının süzgecinden de geçirdikten sonra değer yargılarına varabilen insandır."

İşte bu eleştirel düşünme becerisine sahip Ergin Günçe hedef tahtasına o yüzden sağcılardan çok solcuyum diye geçinenleri koyacak ve onlara eleştiriler getirecektir.

Sabahattin Eyüboğlu bu hedef tahtasında en çok isabet alan kişidir. Hepinizin malumu Eyüboğlu Montaigne'den Denemeler'i çevirmiştir. Bu çeviriye çok sert yüklenir Ergin Günçe ve mükemmel bir Fransızcası olduğu için ve Denemeler'i 1244 sayfa üç cilt şeklinde okuyup çeviri eksiklerini ve kesip kırpmalara örnek verdiği için ben Ergin Günçe'nin tarafını tutuyorum. Ergin Günçe komisyoncular dediği çevirmenlerden en büyüğü Sabahattin Eyüboğlu'nun Denemeler'in sadece yüzde 15'ini çevirmesini ve materyalizme çıkan her denemeyi atladığını orijinal metinde yer alan koskoca 10 bölümden tek bir denemeyi bile ele almamakla suçlar ve Türkçe metindeki Denemeler'in hiçbirinin tamamıyla doğru bir çeviri olmadığını söyler. Biz bunu biri 1244 sayfalık Denemeler'i çevirdiği zaman öğreneceğiz bu yazısının sonunda şöyle seslenecek Ergin Günçe bize:

"Montaigne de Sabahattin Eyüboğlu da ölmüştür. Acaba bu durumda kime daha çok saygılı olmalıyız? Hiçbir zaman ölmeyecek olan okuyucuya saygıyı ne yapmalıyız? Ben gerçekten bir değer yaratmış olan Montaigne'e daha çok saygı duyduğum için böyle bir yazı yazıyorum. O kadar ki, günlük ekmeğim için çalışma görevim bu kadar ağır olmasa oturur Montaigne'i yeniden Türkçeye çevirirdim. Piyasadaki çeviriyi de elimden atar, kimseye okutmazdım. Hem de böyle bir çeviri yaparken, "Miskin Yunus bu sözü igri büğrü söyleme/ Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir" sözünü masamın tam karşısına duvara asar, ara sıra bu sözü yüksek sesle okurdum."

Diyeceksiniz ki bu Sabahattin Eyüboğlu öfkesi nedendir? Çünkü Sabahattin Eyüboğlu'nu bazı arkadaşları hapsi boylarken mahkemede "ben komünist değilim, hümanistim" ifadesiyle işin içinden sıyrılmakla suçlar. Sen madem hümanistsin ve çeviri komisyoncularındansın neden Descartes'i Türkçeye sağ kanattan olduğu sanılan Demokrat Parti milletvekilliği yapmış Mehmet Karasan çevirdi der. Siz neredesiniz? diye sorar. Onları Hayyam'ı Fransızcadan çevirme tuhaflığına kalkmakla suçlar. Ve hümanizma ruhunu en iyi yansıtan Jean Meslier'i çevirmemekle suçlar. Jean Meslier için şunları diyecek Günçe.

"Gün gelecek, adam gibi bir yayınevi çıkacak, bir Jean Meslier'yi gümrüğünü almadan tanıyacaktır Türk okuyucusuna. Göreceğiz bakalım Batı neymiş, Hümanizma neymiş? Bugünkü çevirici ücretleri ile kimse oturup Meslier'yi çevirmez, çevirse de zaten kimse yayımlamaz sanıyorum. Gelecekten umudu kesmeyelim. Başka ne denir?"

Bu satırlar 1973 yılında yazıldı Jean Meslier'yi ilk kez 2017'de Kaynak Yayınları bastı. Biraz geç adım atıyoruz biz Hümanizma ruhuna...


Ergin Günçe'nin onlara kızdığı nokta kendilerine meslek olarak seçtikleri "çevirmenlik" işinin hakkını vermemeleridir. Bu yazılardan sonra komisyon heyetinden ve kalemini çok sevdiğim Vedat Günyol karşı bir atak yapacak ve Günçe'yi şöyle yargılayacak:

"Aşırı, kırıcı, yıkıcı tutumuna rağmen, yine de seviyorum sayıyorum seni" dedirten, biriyim ve "bir genç, hem de kültürlü bir genç" olmakla birlikte "acemi bir çaylak" olarak niteleniyorum."

Günçe cevaben şunları söyledi:

"Bugünün insanına, "Sen ne katkıda bulundun ki kendinden yaşça ve başça büyük olanları kıyasıya eleştiriyorsun?" demek yakışık almaz."

"Hem bir değer yaratmayacaksın, hem de bir değer yaratmışlar sırasında anılmak, saygı uyandırmak isteyeceksin. Biri çıkıp da hu durumu yazıyla saptamaya kalktı mı da kıyameti koparacak, yaygarayı basacaksın!"


Evet Ergin Günçe'nin kalemi çok serttir. Çünkü onun için net nettir, brütle dolaylı yola sapmak gereksizdir. Eleştirdiği kişiler gerçekten de önemli kitapları tercüme etmişler lakin toplum için yüksek konumda olmaları bu görevin öneminden kaynaklanır. Günçe'nin öne sürdüğü keyfi eserleri seçip seçip çevirecek ve çevirdiğin eseri adam akıllı aktarmayacaksan ben seni eleştiririm arkadaş! Sen de bana saygı duyacaksın kimse dokunulmaz değildir de onun için...

Toplumun çoğunluğunun oluşturduğu "ortalama adam" etkisini kırmak için bize şöyle diyecektir Günçe...

"Eğer bir Dostoyevski romanını anlamışsan, Gogol'ü, Gonçarov'u sevmişsen yutmazsın öyle her üstüne roman yazan nesneyi ve ne olur yutma. Kafka'yı, Kavabata'yı, Thomas Mann'ı, Faulkner'i, Traven'i ve bu düzeydeki diğer yazarları okumadan saldırma başkalarına. "Benim ülkemin yazarları, beni en iyi anlatanlardır" diye de düşünme. Yerellikten kurtulmuş yazarlarda daha çok bulursun kendini, eğer aradığın buysa. Ne olur bir Gorki okuyucusu olun, hiç değilse arada sırada karıştırın Gorki'nin romanlarını. Sonra yine dönersiniz çok hoşlandığınız yedek ağza dayanarak ilginç kılınmış yerli romanlara..."

Günçe için edebi değer çok önemlidir. Ve değerli olanı sürekli savunurken değersiz olanı da sürekli yermek gerektiğini söyler. Ona katılıyorum. Edebiyatın ve gerçek edebiyatçının değeri de "yerellikten" kurtulamayan veyahut sadece "yerel" kitleye bilinçli bir şekilde hitap edip basit, bencil ve çıkarcı kişiler yüzünden ayaklar altında değil mi? Bu sitede bazen görüyorum edebi değeri olmayan ve bunu bile bile okuyup inceleyen insanları bilinçli halde yapılan bu işlem kısıtlı olan hayatımızda okuyacağımız gerçek edebi eserleri aşağılamaktan öte bir anlam ifade etmiyor benim için. Amaç ne olursa olsun bu tarz kitapların okunmasının önüne zaten geçilemez neden zaman kaybedelim... Edebi olmayan kitaplar benim de elime geçmiştir. Ergenlik döneminde olabilir bir merak duygusu içinde birkac kitaba bakmış olabilirim ama okur bilincimi kazandığımı düşündüğüm günden beri sadece gerçek edebiyat ve edebiyatçılara zaman ayırdım okuduğum yüzlerce kitap daha derinde olan ve daha değerli olan yazarlara kavuşmama yaradı. Hep edebi olanla kalalım buna çaba göstermemiz gerekir.

Ergin Günçe'nin sözleriyle bu durumu pekiştirelim..

"Değerliyi övüyorsanız, değersizi de her yerde yermelisiniz. "Sen kim oluyorsun" diyenlere, "Bir de sen yaz görelim" diyenlere "Ben koskoca Dostoyevski'nin, Çehov'un, Rilke'nin, Nâzım Hikmet'in okuyucusuyum, Sait Faik'in okuyucusuyum!." dersiniz. Az mertebe değildir büyük bir yazarın okuyucusu, seyircisi olmak."

Toplum dışında kalmayı seçen insanların uğradığı sistematik baskıya da şöyle değinir Günçe.

"İnan senin öfken benim okuma yazmama da değil. Sen, daha çok kendi başarısızlığından doğan güvensizliğinden ötürü tedirgin ve öfkelisin. Ben okuyup yazdıkça senin başarısızlığını arttırıyor muyum? Senin başarısızlığını açıkça söylesem, duvarlara yazsam bu sana yardımcı bile olabilir."

İdeoloji ayrıt etmeksizin kendi başarısızlığından rahatsız olan kişiler okuyan, yazan insanları daima dışlamaya küçük düşürmeye çaba gösterecektir. Yapacak tek bir şey var bu durumda: Daha fazla okumak... Daha fazla öfkelenmelerine yardımcı olmak.. Onlar istediği için herhangi bir eylemimizden vaz geçersek "ortalama bir adam" olup çıkacağız. Ve o şöyle bir şeydir:

"Tıpatıp ortalama adamın yüzüyle aramızda dolaşanlar vardır. Uzlaşmacı ve fırsatı ganimet bilen kişilerdendir bunlar. Korkak mıdırlar, ödlek müdürler? Eh, yerine göre. Yiğit olurlar mı? Yiğitlik tasladıkları zamanlar yok değildir. Ne Batılı, ne Doğuludurlar. Bir parça ondan, bir parça ondan. Kravat ve fötr şapka kadar Batılı, la havle çekmek ve nargile tüttürmek kadar Doğulu. Yoksa ne El Gazali'yi ne de Hegel'i merak etmiş; ne Kur'an'ı, ne de İncil'i okumuştur."

Bu ortalama adamdan kurtulmanın yollarını vermiştim önce şimdi de kim olduğuna baktık. Artık Ortalama adam olamamak için ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Çok okumak, çok düşünmek, çok sorgulamak ve sadece kendi aklımızla hareket etmek....

Okuyan herkese teşekkür ederim. Mutlaka okunması gereken bir yazar Ergin Günçe hem bu kitabı hem de Türkiye Kadar Bir Çiçek kitabını okuyun şiddetle tavsiye ederim. Şiir kitabına incelemem burada:

#72655112

"Durum işte budur
saygıdeğmez düşmanları şiirimin
ve Cumhuriyetçi dostları kahkahamın
Ben sakallı söylerim sözü
Yarına inanmasam bugünü kurcalamam"
198 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
‘’Siyasal bir lirizm’’ ile şiirler kaleme almış Ergin Günçe. Hem siyasal eleştiriler hem ironiler hem halk dilinin yalınlığını ve duygusallığını barındırıyor. Okunması gereken şiir kitapları arasında.
200 syf.
·26 günde·7/10
‘ Yalnız bir ağlama çevrede avlu boş
‘ Bir kuş ölse yerinde duyuyorum sanki ‘

Yalnızlığa, unutulmaya itilmiş olanlar var. Bir de bu ‘şiir dışına itilmeyi’ kabul etmeyenler.

Ergin Günçe bunu kabul etmeyip şiirinde
‘lirizm ve siyasal’ olanı dile getiren şairlerimizden.

1950’li yılların İmge ve Metafor yükünü taşımakta yardımcı olan sanatçılardan. Bunu yaparken o yalınlığını da bozmayanlardan.

Elim bir uçak kazası sonrası yaşamını yitiren 47 yolcudan biriydi Ergin Günçe.

Aydınları, emekçiyi, faşizmi yazdığı gibi sevinci, şairleri, ölümü de yazdı eserlerinde.

Şiirin derin sularında gezinmek isteyenlere hitap edeceğini düşünüyorum.
200 syf.
·1 günde·9/10
Ergin Günçe gibi büyük bir şairi geç tanımış olmanın hüznünü yaşadım. Onur Ünlü'nün bir röportajında tanıdım Ergin Günçe'yi. İyi ki de tanımışım.
İlk kitabı olan Gençölmek ile beraber şair ilk ürünlerini vermeye başlamış. 1964'te çıkan bu kitabında yoğun olarak ölüm teması kullanılmış(halbuki daha çok gençmiş). Başarılı sayılacak şiirlere imza atmıştır.
Uzun bir aradan sonra (24yıl) 1988'de ölümünden sonra yayınlanan ikinci kitabı olan Türkiye Kadar Bir Çiçek'te şair ilk kitabına göre çok daha olgun ve farklı üslupla karşımıza çıkıyor.
Zaman içerisinde Ergin Günçe'nin gelişimine ve değişimine tanık olacaksınız. Ben iki kitabın arasında çok büyük farklar gördüm.
Kitabın arkasında yazılan "siyasal bir lirizm" tam da Günçe için bir tabir.
Uçak kazası ile genç yaşta ölen şair kim bilir daha ne güzel şiirler bırakacaktı bize...

Yazarın biyografisi

Adı:
Ergin Günçe
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Giresun, 1938
Ölüm:
16 Ocak 1983
Ankara. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Londra'da master derecesi aldı. Odtü'de öğretim üyelliği yaptı. Şair olduğu kadar öğretmenliği ile de sevilirdi. Yelken, değişim, papirüs, dost gibi dergilerde şiirleri yayınlandı. Ölümünden sonra bütün şiirleri "Türkiye Kadar Bir Çiçek" adlı kitapta toplandı.

Yazar istatistikleri

  • 23 okur beğendi.
  • 53 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 72 okur okuyacak.