Esat Ören

Esat Ören

Çevirmen
8.1/10
1.637 Kişi
·
3.939
Okunma
·
1
Beğeni
·
212
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
544 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bence bu adam kesinlikle bizden farklı bir dünyada yaşamalı!
Bu aralar okuduğum kitaplar arasında incelemek istediğim tek kitap oldu Yabancı. King okumayı çok sevdiğimi artık dört yıldır site sakinleri öğrendi. :) E o zaman neden incelemeyeyim değil mi!

Oklahoma eyaleti Flint City'de vahşice işlenen bir cinayet ile başlıyor romanımız. On bir yaşındaki Frank Peterson'ın ölümü sonrası araştırmalarını yapan dedektifler tek bir kişiye ulaşırlar. Tüm deliller, katilin İngilizce öğretmeni ve Küçükler Beyzbol Ligi Koçu Terry Maitland olduğunu gösterir. Cinayet hem vahşice işlenmiş hem de birçok kişi cinayet sonrasında Koç T. ile karşılaşmıştır. O zaman tutuklamaktan başka yapılacak bir şey yoktur.

Tutuklama işlemini yaptıran Dedektif Anderson sorgulama sırasında Koç T.'nin, cinayetin işlendiği gün şehir dışında konferansta olduğunu öğrenir. Hem tanıklar hem de görüntülerle de desteklenir Koç Terry'nin iddiası. Yani, Koç hem cinayet işlemiş hem de aynı zamanda başka bir şehirde konferansa katılmıştır.
Peki bu mümkün müdür?

İşte hayal gücünü bile zorlayacak Yabancı'dan kısaca böyle bahsedebilirim. Kitap 12 bölümden oluşuyor. Her bölümün bir adı var ve yine bu bölümlerde hem yeni karakterler ayrıntılı olarak tanıtılıyor hem de olaylar arasındaki bağlantılar güçleniyor. Ayrıca, kitapta benim dikkatimi çeken birçok şey vardı...
Öncelikle birçok gerilim yazarını anıyor bu kez King. (Harlan Coben, Agatha Christie, Arthur Conan Doyle) Her birinin kitaplarından, öykülerindeki karakterlerden de bahsediyor. Araştırmasını yapan Dedektif Anderson, bu yazarların ünlü karakterlerine de atıfta bulunuyor.

King, Yabancı'da okuyucularını eskiye de götürüyor. Kitabın bir yerinden sonra yeni karakter olarak karşımıza Holly Gibney çıkıyor. Bazılarımız mutlaka hatırlayacaktır Holly'i. "Bay Mercedes" üçlemesinin ikinci kitabına ("Kim Bulduysa Onundur") adını veren "Finders Keepers" dedektiflik ofisinde Billy Hodges ile çalışıyordu Holly. Kitabın en sevdiğim rastlantısı bu oldu. Eski bir dostla karşılaşmış hissini yaşattı bana King. Holly'nin de dahil olmasıyla araştırmalara bir hız ve heyecan geldiğini de söylemem lazım.

Bunların dışında, kitabı okurken yaptığım tahminler ne yazık ki beni yanılttı. Yani ne katili ne de olanları tahmin edemedim. Böyle durumlarda hem sinirlenip hem de hayretle okumayı sürdürmeye bayılıyorum :D King yine ters köşe yapıp kitaptan aldığım keyfi iki katına çıkardı bu sayede.

Kitabın kapağını gerçekten çok beğendim. Orjinal kapağından daha iyi göründü bana. Kitapta hoşuma gitmeyen tek şey yazım hatalarıydı. Altın Kitaplar bunlara genellikle dikkat eder aslında fakat Yabancı'yı okurken birçok hataya rastladım. Ama King okumama hiçbir şey engel olamadı :) Tavsiyemdir, okuyunuz. Hatta ilk sıralara alınız okuma listenizde. Beğeneceğinizi umuyorum... :)
464 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
"SERÇELER YİNE UÇMAYA BAŞLADI!"


Bir insan, bir akıl bunu nasıl yazar! Tek kelimeyle harikaydı. Esiri oldum, neler oluyor anlamaya çalışırken kendimi kaybettim. Sayfaları hızla çevirdim, nihayet bitirdim. Hem de ne bitirme!

King romanlarının kalitesi, yazarın zekâsı zaten tartışılmaz. "Hayatı Emen Karanlık", yazarın 1990'da basılan eseri aslında. Altın Kitaplar, düzenleyerek yeniden basımını yaptı. Ne iyi etti, okumamıştım çok iyi oldu.

Konudan kısaca bahsedeyim, hiçbir ipucu yok rahatlıkla okuyabilirsiniz...
Kitap 1960 ve 1988 yılları arasındaki bağlantıyı konu alıyor. Thad Beaumont, önceleri George Stark takma adıyla kitaplar yazar. Çok sevilen ve satılan korku hikâyeleridir yazdıkları. Ancak bir gün, George Stark'ı ifşa etmeye ve kendi adıyla kitaplar yazmaya karar verir. Bu ifşa, George Stark'ın sonu ancak seri cinayetlerin başlangıcıdır. Peki cinayetleri işleyen kimdir? Thad nasıl bir yol izleyecektir? Serçelerin cinayetlerdeki anlamı nedir? Aradaki bağlantıyı okurken şaşkınlık içinde kalacaksınız...

Büyük heyecanla, keyifle okudum. Yine çok akıcı, bitmesini istemediğim bir King romanıydı elimdeki. Kitabın kapak tasarımını da gerçekten çok sevdim. Ancak, ilk basımda da düşündüğüm gibi yine aynı şeye takıldım ben. Kitabın orjinal adı "The Dark Half" iken, Türkçe isminin "Hayatı Emen Karanlık" olmasına anlam veremedim. Bunun dışında; kurgu, olay örgüsü, karakterlerin yarattığı etki yine olağanüstüydü. Okumayanlara, King'i ilk kez okuyacaklara kesinlikle tavsiyedir...
568 syf.
Ahh be Stephen'an hocam :)

Sen bana neler ettin...
Bir kitap düşünün sizi yerlere vurmasını beklediğiniz, ama çıkan sonuç günlük okuma hissi:)

Bunlar, içinde kötü rüyaların gizlendiği; gözünüzün uyku tutmadığı gecelerde, kapadığınıza emin olduğunuz halde, “Odanın kapısı neden açık?” diye merak ettiğiniz zamanlarda aklınıza takılan hikâyelerdir.

Bunu beklemek çok mu yani ?

Kitabın içerisinde 20 hikaye mevcut tabi ki sevinmeyin hemen, sanki bir kitap olsun sonuç önemli değil gibi yazılmış.
Benim çok sevdiğim bir iki hikaye dışında diğerleri sanki King'in günah çıkarması gibi olmuş.
Beklenti yüksek içerisi vasatlar silsilesi :)
Eski kitaplarının konulara bağlanması sevindirici en azından biliyoruz ki Stephen King gerçeği diye birşey var. Heyecan beklentisi düşük olsa da King severler eminim ki seveceklerdir.

Mile 81, Barikat Billy, benim için en iyileri kesinlikle.

Ve kitabın girişi ve yazarın notunu da okumadan geçmeyin derim.
592 syf.
·11 günde·10/10
Stephen King'in Göz/Carrie adlı ilk kitabından sonra yazdığı Korku Ağı, yazarın en iyi eserlerinden bir diğeri olarak dikkat çekici bir çalışma. Ben 30 sene önce eski versiyonunu okumuştum. Burada yeni versiyonda hem kitabın girişinde bir hikâye var hem de kitabın son kısmında oldukça uzun bir başka hikâye var, ve ana hikâyenin devamı olarak görülebilir bu son öykü, zira yine aynı kasabada geçiyor. Ben okumadım ama kitaptaki bazı karakterlerin, meselâ Callahan'ın Kara Kule serisinde de görüldüğünü öğrendim.

30 sene önce bir ergenken okuduğum kitaptan konuyu değil, ama bende yarattığı hissi hatırlıyorum. Bu bir vampir hikâyesiydi, korkunçtu, işte bunları hatırlıyordum. 30 sene sonra uzun versiyonuyla bir kez daha okurken konusuna dair hiç birşey hatırlamadım kitabın. Haklıydım, karakterler, olaylar hatırlanacak bir iz bırakacak gibi değil, ancak kitabın başından sonuna devam eden ve artık son 100 sayfada meselâ giderek artan uğursuz, karanlık ve ışığın yavaş yavaş yok edildiği bir atmosfer yaratmayı çok iyi başardığını söylemem gerek yazarın. Stephen King'in en sevdiğim anlatım özelliklerinden olan irkiltici, tuhaf kafa konuşmaları burada yok gibi, bu yönünü ikinci eserinde tam geliştirmemiş demek ki, oysa bu çıldırtıcı kafa sesleri eserlerine- özellikle ilk dönem eserlerine- ürkütücü bir hava veriyor genelde. Korku Ağı'nda korku ve hatta terör hissi Jerusalem kasabasına ağır ağır yayıldıkça bu hissin giderek kör edici bir kesiflikte kitabın her yanına, kasabadakine benzer bir şekilde yayıldığını hissediyoruz. Bir vampirin yani onun temsil ettiği bütün kötülüklerin kasaba sakinlerine bulaşmasıyla herkes teker teker vampire dönüşürken, onları durdurmaya çalışan bütün iyilerin hiç bir kitapta tanık olamayacağımız- mesela Taht Oyunları'ndaki gibi, beklenmedik, ani- şekillerde yok olmasıyla yazar bizi kötülükten, çürümüşlükten başka hiç birşeyin olmadığı bir dünyaya davet etmiş oluyor. Ancak bu kitap muhafazakar bir metin de sayılabilir. Kutsal metinlerde topluca yok edildiği söylenen şehirler ya da kasabalar gibi, Jerusalem (yani Kudüs) sakin ve güzel görünümün ardından kötülüğe hizmet eden ya da bunu farketmeden yaşayan sakinleriyle bir anlamda cezalandırılıyor. Alkol düşkünü din adamından sözde ahlâklı ama ruhunu vampire (şeytana) satmış insanlarına dek herkes kasabanın yok olmasında üzerine düşen görevi yerine getiriyor gibi. Bu insanlar kötülüğü durduracak güçten yoksunlar, bilgileri yok ya da zaten bizzat ona dahil durumdalar. Böylece kutsal metinlerde söylendiği gibi, cezalandırılmaları kaçınılmaz oluyor. Öyleki kötülüğü yok etmek için mücadele edenlerin nihai çözümleri de -spoiler geliyor:-)kasabayı kurtarmak olmuyor, ve ceza da yine örneğin Kur'an'da sık sık okuduğumuz gibi, ateş oluyor.

Böylece Stephen King'in neden bu kadar karamsar, karanlık ve uğursuz bir atmosfer yaratmayı başardığını anlıyoruz: yazar günahkâr olduğumuz fikrini kurcalayarak bize sebebini bildiğimiz ya da bilmediğimiz günahların bedelini ödemekten kaçamayacağımızı ve konforlu hayatlarımızın bir bedeli olduğunu söylüyor. Söylediğim gibi; kitaptaki karakterler derinlikli olarak verilemediği için- çok küçük bir ihtimal, yazarın derdi de bu olmadığı için- aklımızdan çıksa da günah duygusu, cezalandırılma duygusu, ölümlü olduğumuz gerçeğinin, görece konforlu hayatlarımızın aslında her an dağılabileceği gerçeğinin kitabın atmosferine yedirilmesiyle oluşan bu his aklımızdan çıkmıyor. Bu arada, vampirler çok moda olduğu için kitabı okuyanlara günümüzdeki moda ve aşina rollerinin dışında, saf kötü, pis, uğursuz ve din dışı görünerek belki şaşırtıcı gelebilir; yine de vampir Barlow karakteri o son derece ilginç mektubuna rağmen yeterince derinlikli verilemediği için büyük bir etki yaratamıyor. Bu kitap Anne Rice'ın Vampirle Görüşme kitabının yanında sönük kalıyor ama atmosferi anlamında yine de vasatın çok üzerinde bana göre. Stephen King severlerin mutlaka okuması gereken eserlerden, yazarın en iyi eserlerinden birisi kesinlikle. Biz King okuyanlar- tabii onu en başarılı yani ilk dönem eserleriyle tanıyanlar zaten yarattığı karakterlerle değil, olay ve atmosfer yaratmadaki ustalığıyla seviyoruz onu. Korku Ağı, bu anlamda dört dörtlük bir eser olarak okunmayı hak ediyor...
223 syf.
Geç okumak bir pişmanlıktır. Hemofilinin erkek bireyde fenotipe yansıdığı gibi TK'nın da kadın bireylerde ortaya çıkması; bilimsel bir altyapının hazırlanmış olması çok yerinde ve etkileyici bir mekanizma ile düşünülmüş. Din fanatikliğinin normal bireylerde hayatın mahvoluşuna yol açarken TK'lı bir bireyde nelere mal olabileceğini Stephen King o muazzam kalemi ile soluk kesen bir kitap ortaya koymuş bulunmakta. Satırlarda yüzerken ''bunlar gerçekten yaşanmış mıdır? ya yaşanmışsa? abooooo! '' dedirtiyor ve öd olup olmadık hareketlerde bulunuyor. Yürek hopluyor , gözler irileşip hunharca sağ-sol yapıyor. Yazım düzeni o kadar akıcı ve içe işleyici ki kelimelerle ifade etmekte çok zorlanıyorum. Okuyun , okutun , üzerine konuşalım , Carrie için gözlerimizden oluk oluk tuzlu sular boşaltalım. Teşekkürler Stephen King ciğerimden bir lob daha yandı kül oldu...
380 syf.
·7 günde·8/10
Çağrı, King’in okuduğum 21. Kitabı. Yazar her kitabında mistik öğeleri harmanlayarak insanın içindeki en ilkel korkularıyla ayrı ayrı oynuyor. Belki de bu durum okuyucuda bağımlılık yapıyor, bilmiyorum tam açıklaması güç.

Geleceği görmek ister misiniz? Tam olarak görmek değil de hissetmek diyelim. İlk başta çok cazip bir teklif gibi görünse de bence hiç iyi bir şey değil. Okuyun, hak vereceksiniz!

Evet, geleceği hissetmek ve duyumsamakla ilgili bir hikaye Çağrı. Olayları anlatarak ip uçları vermek istemiyorum ama şunu söyleyebilirim; çok iyi tasarlanmış karakterleriyle çıkılan bu yolculukta okuyucu bir an bile sıkılmayacak ve bazen kitap elinde gözler tavanda düşüncelere dalacak.
Özellikle King okumaya yeni başlayanlara bu kitabı tavsiye ediyorum.
380 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Gerçek adıyla "Ölü Bölge", Stephen King'in 70'li yıllarda yazdığı ve doğal olarak en iyi eserlerini verdiği 70 ve 80'li yılların bütün izlerini taşıyan bir klasik. Kitap kesinlikle en iyi King eserlerinden birisi olduğu gibi, baş karakterimiz Johnny Smith de en güzel çizilmiş Stephen King karakterlerinden birisi diyebiliriz, kesinlikle. Ne yazık ki Türkçe adının kitapla hiç bir ilgisi yok.

Kitap, küçükken geçirdiği bir kazanın izlerini senelerce taşıyan ve gençlik yıllarında yaşayacağı büyük ve ölümcül bir trafik kazasının ardından hayatı tamamen değişecek olan Johnny Smith'i anlatıyor. Kitaba korku kitabı diyemeyiz, psikolojik gerilim kitabı dememiz daha uygun. Yazar belki de gelecekte yaşanacak olayları görebilme yeteneğinin insana vereceği huzursuzluğu, bu kişinin ahlâki çıkmazlarla yüzleşerek toplumda kendine bir yer bulamamasını anlatarak farklılığının bedellerinin ödenmek zorunda kalacağı bir dışlanmışlık hikâyesi olarak kurguluyor kitabı. Johnny kitap boyunca karşısına çıkan bir çok olayla istemediği durumlar yaşamak zorunda kalırken farklılığından faydalanmayı seçen insanlardan kendisinden korkanlara, kendisini seven ve destek olanlara dek bir çok insanla beraber hayatta kalmaya çalışarak nihayetine doğru yürüyor.

King'in en sevdiğim yönlerinden birisi olan kafa sesleri, ya da başkalarının sözlerinin baş karakter tarafından sık sık, sanki bir lanet gibi hatırlanması gibi özellikler eserin güzelliğini artırıyor. 90 ve 2000'li yıllardaki eserlerinde ne yazık ki daha çok ayrıntı ve bilgi bolluğu veya aşırılığıyla kitaplarının zedelendiğini gördüğümüz Stephen King burada yeteneğinin en zirvede olduğu, hayâl gücünün en yükseklerde gezindiği dönemlerin bütün güzel yanlarını kitaba katıyor: gerçekçi karakterler, çok güzel kotarılmış diyaloglar, asla aksamayan bir ritim, son derece dozunda verilen bir gerilim hissi ve merak duygusu... King, Johnny'nin üzücü hikâyesini anlatırken onu kendi külliyatının en güzel insanlarından birisine de dönüştürüyor; çünkü basit bir yazarın basit bir gerilim kitabında göz alıcı ve sığ bir heyecan ögesine dönüşebilecek olan geleceği görme yeteneği burada Johnny için bir trajedi aracına, bir kader çelmesine , hayatını kısıtlayan ve daraltan bir sessiz acı çekme merasimine dönüşüyor.

Mahşer, 'O', Sadist, Cujo gibi başyapıtlarıyla Stephen King, bu eseriyle de gerçekten popüler edebiyatın ve korku edebiyatının en değerli ve kalburüstü yazarlarından birisi olduğunu ortaya koyuyor. Bu yüzden hiç King okumamış okurlara gönül rahatlığıyla bu eseri önerebilirim. Ben de 30 sene önce okumuş ve çok sevmiştim. Yeniden okudum ve yine çok sevdim...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 3.939 okur okudu.
  • 56 okur okuyor.
  • 2.097 okur okuyacak.
  • 50 okur yarım bıraktı.