Figen Bingül

Figen Bingül

Çevirmen
8.0/10
130 Kişi
·
308
Okunma
·
0
Beğeni
·
24
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
490 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Charlotte Bronte, Emily Bronte ve Anne Bronte. 1800'lü yılların ilk yarısında yaşamış ve isimleri Dünya Edebiyat Tarihine altın harflerle yazılmış olan üç kız kardeş. Bu kitapta, onların kısa süren yaşamlarının dramatik hikayesi, abla Charlotte'un anlatımıyla bize aktarılıyor.

Kitap , Charlotte'un yazdığı günlüklerden oluşmaktadır. Kitabın yazarı bu günlükleri derleyip birleştirerek bir roman havasında bize sunmaktadır. Ayrıca yazılanların tamamının gerçek olduğu, bağlantı yapmak ve kurgulamak amacıyla, sadece bir kaç cümle kendisinin eklediği, yazar tarafından önsözde ifade edilmektedir.

İngiltere'nin ücra kırsal köşelerinden birinde bulunan ''Haworth'' adlı bir köyde mütevazi olarak yaşayan ve bir papazın kızları olan bu üç kardeşin yaşam hikayelerini okurken, aynı zamanda da, başta dünyanın en iyi romanlarından ikisi ''Jane Eyre'' ve ''Uğultulu Tepeler'' olmak üzere, ''Agnes Grey','' Villette'', Shirley'', ''Tenant of WildfelL Hall ( Wildfell Hall'ın Kiracısı)'' ve ''Profesör'' adlı eserlerin yazılma ve basılma hikayelerinden de geniş bir şekilde bilgi sahibi olunmaktadır.

Kitap , Charlotte Bronte'un direkt olarak kendi yazdığı romanları aratmayacak düzeyde akıcı bir şekilde yazılmış olup, bir günlük değilde sürükleyici nitelikte bir roman görünümünde olma özelliği taşımaktadır. Bu yüzden baştan sona kadar büyük merak içerisinde ve kolayca okunmaktadır.

Hayatları kısacık olsa da, dünyaya böylesine büyük,ölmez ve muhteşem eserler bırakan bu kardeşlerin yürek dağlayan dramatik yaşamlarının hikayesini anlatan bu müthiş kitabı ben çok etkilenerek ve beğenerek okudum. Kesinlikle okunmasını herkese tavsiye ediyorum.
488 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
(Bu inceleme bir sene önce yazıldı.)

Bu kitapla birlikte, Rüzgar Gibi Geçti ve Jane Eyre benim için çok kıymetli eserler. Bu sene biraz daha eski kitaplarımı gözden geçirmek istediğim bir sene olsa da, yenilere de uzanıyor elbet ellerim. Aşkın, ayakta kalmanın, hayatta kalmanın kitabıdır bu. Bay Nicholls'lara gelsin.

Karşılaştığım ve satın aldığım için çok şanslı hissederek, çok ama çok severek, çoğu zaman da burnumun direği sızlaya sızlaya ve buruk bir mutlulukla okuduğum bir kitaptı. Buruktu çünkü yaşanan acılar kurgu değil gerçekti. Charlotte Bronte, ünlü klasiklerden Jane Eyre'ın yazarı. Kısa denebilecek bir ömre, çok güzel anılar biriktirmiş, bizlere de güzel kitaplar bırakmış bir İngiliz hanım. Onun hayatını araştıran, günlüklerini okuyan Syrie James bunları derleyip romanlaştırmış ve bizlere bu mükemmel kitabı yazmış.

1800'lü yıllarda ne çok insan hastalıklardan ölmüş! Kalp hissetmeyi bırakmaz. İnsan acıya da alışmıyor. Okuduğum her ölümle yapma be, gitme be, sen bari ölme yahu derken kıvırıştım. Elim yüzüm üzüntüden buruştu. Ah... Derin bir iç çekmeden ne yazılabilir ki?

Kitap, Charlotte Bronte'nin Gizlik Günlükleri adından anlaşılacağı üzere, onun hayatını ve hayatındakileri anlatıyor. Uğultulu Tepeler'in yazarı Emily Bronte, Agnes Grey'in yazarı Anne Bronte, Charlotte Bronte'nin kız kardeşleri. Bir de erkek kardeşleri Branwell var. Birbirlerini çok seven ve uyum içinde yaşayan kız kardeşler uzun bir süre erkek kardeşlerinin bazı tercihlerinden çok sıkıntı yaşasalar da bu sıkıntı anlarında birbirlerine destek olarak yazma kararı almış ve tarihe adlarını zarifçe yazdırmışlar. Şehre uzak yemyeşil bir köyde papaz babaları ile mütevazı bir hayat yaşamışlar. Ama meselenin ne yokluk ne uzaklık olduğunun birer canlı kanıtı olmak ister gibi hayatları boyunca okumuş, diller öğrenmiş ve başlarını dik tutmuşlar. Küçükken ölen iki kız kardeşleri de yaşasalardı onlar gibi yaşayışlarıyla saygı uyandıracak kızlar olurdu, buna eminim.

Köyde gönderilecek bir okul olmadığı için babaları onları birkaç yatılı okula göndermiş. Bu okullarda bazen öyle kötü karakterli öğretmenleri vardı ki okuduklarımla vicdanıma cam kırıkları battı. Ve onların olanlar karşısında çocuk yüreklerinin aldığı asil tavır beni inanılmaz şaşırttı. Düşünmeden edemedim, bu çocuklar neden bu kadar olgun?

Çocukluktan beri hep hikayeler uyduran, kendi krallıklarını kuran, bunları kendilerine özgü yazılarla hatıralaştıran bu yazarlar, yazarlığın öyle pat diye olmadığını, uzun bir zamanın antrenmanıyla bu ünvanın hak edildiğinin birer örneği olmuşlar.

Bu yoldaşlardan Emily Bronte hem hırçın, hem ağır, hem olgun, hem katı ama kesinlikle iyi bir yol arkadaşı imiş. Katı mizacı bazen kalp kırsa da yerinde kurduğu bazı olgun cümleler onun aynı zamanda ne kadar asil de bir insan olduğunu göstermiş. Jane Eyre yazıldığında o kadar büyük bir başarıya ulaşmış ki Charlotte Bronte mütevazı mizacıyla kardeşleri üzülmesin diye sevincini bastırmaya çalışmış. Fakat Uğultulu Tepeler ve Agnes Grey'in bu kadar başarılı olmaması gerçeği karşısında, Emily de Anne de kendilerine üzülmek yerine kardeşlerine sevinmeyi seçmişler.

Hastalıklar... Ne zor hayatlar yaşanmış. İnsan düşünmeden edemiyor, hayat yaşam denen şey başladığından beri hep zormuş. Değişen, bir şeyler kolaylaşırken başka şeylerin zorlaşması olmuş. Şu an birçok insan yalnızlığın pençesinde kıvranırken o zamanlarda da pek yalnızlık yokmuş. Kalabalık aileler, büyük YUVAlar varmış. Belki yemek az, ama kalpler sıcakmış. Şimdi en kötü makarna yer, aç kalmaz insan ama soğuk algınlığından ölen neredeyse yoktur. Ah diyorum neyi nasıl aktaracağımı bilemeden. İstiyorum ki bu kitap daha fazla okunsun. Ama yaşanan her olay öyle etkileyiciydi ki sürprizbozan verme endişesiyle sadece kıyıya kıyıya vuruyorum. Biri beni denize atabilir mi?

Ölümler o kadar çokmuş ki. Ordan burdan açan çiçekler gibiymiş. Ama kötü kokan, çirkin çiçekler. Bu ölümlerle, bazen yaşanan büyük mutluluklarla, kendimi bu tecrübeleri edinmiş biri gibi hissettim. Kitap okumanın en büyük artısı da bu zaten. Sıyrıksız tecrübe sahibi oluyoruz.

Gelelim aşka, biraz da güzel kokan çiçekler açsın. Şöyle her taraf yemyeşil, toz pembe çiçekler dört bir yanda, ruhumuz ince bir heyecanla uçalım değil mi? Charlotte'a öyle bir aşk geliyor ki bu süprizi bozsam mı bozmasam mı bilemedim :) Ama aşk üzerine biraz konuşabilir miyim: Aşık oldunuz diyelim. Bunun bir ömür boyu sürecek bir birlikteliğe dönüşmesi için neler yaparsınız? Karşınızdaki insanı bedeninden sıyırıp, ruhuyla ne kadar değerlendirirsiniz? Aşk sadece bir duygu işi değil, aynı zamanda bir karar işidir. Bir umuda tutunup, sonu meçhul bir bekleyişi kaçımız göze alabiliriz? Kaçımız bu kadar mangal yürekliyiz? Malum, insanlar vazgeçmeye o kadar meyilli ki aşklar da birçok arkadaşlık gibi zamana hapsedilerek yalan olmuş gidiyor. Gerçekten ''aşkım'' sözcüğünü derin bir saygı ve sevgiyle kullanan kaç kişi var? Vefasız insanlar neden aşktan bu kadar kolay bahsediyorlar? Neden bu sözcüğü sokağa düşürüyorlar? Kaçımız Bay Nicholls gibi olabiliriz? Okuyun da adam görün. Böyle birinin gerçek olması, böyle bir sevmenin yaşanmış olması hayatta iyi insanların olduğuna inancımı bir kez daha artırıyor ve inanıyorum güzel günler gelecek. Bay Nicholls'ın derin aşkı beni o kadar etkiledi ki şu şiir aklıma geldi:

''Bekliyorum, yıllar geçti aradan
Herkes geldi, geçti, gitti buradan
Sensiz geçen tüm günlerim sıradan
Ve beklemek güzel şey, beklenen sen olunca''

Vay be... Ekmek Teknesi diye bir dizi vardı bilirsiniz, orada Herodot Cevdet'in anlattıklarıyla aşka gelen bir karakter vardı ''Alllllllahh'' derdi :) Şu an derin bir Allllllah çekesim geldi :)

Çok güze bir kitaptı, Jane Eyre'ı okuduktan sonra mutlaka ama mutlaka bu kitabı da okumalısınız. Sevgiyle kalın.
129 syf.
·Beğendi·8/10
Spoiler İçerir...

Çocuk Yasası kitabıyla tanıştığım ve beğendiğim yazarın bu kitabı beni gerçekten şaşırttı ve inceleme yazmaya itti. Düşündürmesi, sorgulatması açısından hoşuma giden ancak içeriği itibariyle yazara sormak istediğim; neden böyle bir hikaye?...

Dört çocuklu bir aile, müstakil bir ev, kızlı erkekli sıralanmış çocuklar ve aniden yitirilen anne baba...

En büyükleri Julie, sonra Jack, Sue ve en küçük Tom. Hikaye Jack'in gözünden anlatılmış. İngiliz yazar ve "Jack" isminin birleşiminden bu kitabın ingilizcesini de okumak istedim. Jack on beş yaşında bir erkek çocuk ve sürekli jerk off (mastürbasyon) yapan bir çocuk. Bu tabire gönderme olarak Jack's off da deniyor. (Özellikle Amerikan ingilizcesinde) Acaba bununla ilgili başka Jack'li yerleştirilmiş tabirler var mı orjinalinde merak etmedim değil.

Kitapta beni rahatsız eden birkaç şey var ve acaba bir amaç uğruna, bir şeyleri işaret etmek önemini belirtmek için bunlar seçilmeli miydi, ne kadar gerek vardı bilemiyorum.

Ancak belki bunlar olmasa belli başlı sorgulatmaları yaptırmayadabilirdi...

Jack'in sürekli mastürbasyon yapması değil beni rahatsız eden. Fakat bu bile bazı okurları rahatsız edebilir. Asıl neden diye düşündüğüm, kitabın başından beri neden ablası Julie ile birlikte olma isteği gibi bir algı vermesi (finalde evet birlikte oluyorlar) ve okuru böyle bir yolda ilerletmesi. Bundan vazgeçebilirdi de, havada da kalabilirdi...

Bir diğeri en küçük çocuk Tom'un okulda (muhtemelen bahsedilen okul kreş tarzı çünkü yaşı çok küçük) arkadaşları tarafından pataklanmasından dolayı kız olmak istemesi. Ona göre kızlar dayak yemiyor. Bu düşünceyle kız kıyafetleri ve peruk kullanması...

Bahçeyi beton ile kapatmaya çalışan bir baba aniden ölüyor ve anne çok hastayken başta en büyük kızı Julie ve oğlu Jack'i kendi ölümünden sonraki hayata hazırlamaya çalışıyor ancak o da bu zamanı bulabilmiş değil. Tüm bu eksiklikler, çocukların bir anda yapayalnız ve ebeveynsiz koca bir evde kalması sonucu bu çarpıklıkları oluşturuyor. Yazar anne ve babanın çocukların belli bilince hazırlanması için önemini bu şekilde vurgulamak istemiş tahminimce.

Jack aslında her ne kadar sürekli mastürbasyonla uğraşsa da bazen bulaşıkların yıkanması bazen kardeşi Tom'un durumuna takılması bazen Julie'nin hayatına giren Derek isimli gence duruş sergilemesi gibi yetişkin düşünceli reaksiyonlar da sergiliyor. Ancak final yine malum final...

Ilginç noktalardan biri de ki hoşuma giden; bu müstakil evin çevresinde gökdelenler olması. Dev binalarla çevrili bu evde yaşananlar ile ilgili kimsenin dikkatini çeken bir sey yok. Çünkü komşuluk ilişkisi yok. Belki o ev gökdelen sakinlerince görülmüyor bile. Bu sıkışık yaşamlardaki insanların farklı bir dünyada yaşadığını vurgulamak adına sürekli bahsi geçen bir tabirdi gökdelen. (Ballard'ın ve Tahsin Yücel'in Gökdelen isimli kitaplarını da tavsiye ederim bu arada)

Kitapta farkedebildiğim nüanslardan biri de Derek'in bilardo oyuncusu olması ve oynadığı oyun çeşidi de snooker. Yalnız bu isim geçmiyor. Sadece Derek'in topları deliğe yuvarlayışından (sırasıyla kırmızı ve siyah) anlıyoruz. Bu hem çok hoşuma gitti hem de acaba joyce tadı veren bu yazar kitabın çoğu yerinde de okura bırakan böyle şeyler barındırdı mı merak da ettirdi. Belki de birçok şey var ve ben sadece bilgim olan birine denk geldim ve fark edebildim.

Derek ile Jack'in arasında geçen nadir diyaloglardan biri de güzel mesajlardan. Derek'in kendi arabasının kırmızı rengine Jack'in oyuncak benzetmesi yapması ve Derek'in arabalar zaten oyuncaktır, büyüklerin oyuncağı, ilerde anlarsın şeklinde konuşması. Jack burada; o zaman arabalar oyuncaksa her şey oyuncak diye noktayı koyuyor. Ben bu yoruma katılıyorum. Evet her şey oyuncak. Tek gerçek ise ölüm. Ölüm bize oyuncaklarımızı bırakmamazı söyler. Oyun bitti. Sahneden çekilme zamanı...

Sonuç olarak her ne kadar bazı noktaları sevmesem de (okumak istediğim şeyleri okumak isterim) genel olarak kitabı beğendim. Bazı şeyleri düşündürtmesi bana yetti de arttı bile. Eminim farklı zihinler kimbilir neler çıkarır. Spoiler için kusuruma bakmayın ama yine de tavsiye ederim herkesin okuması için.

Keyifli okumalar...
280 syf.
·22 günde·8/10
Büyük bir hevesle başlayıp sonlarına doğru artık "okudum" butonuna basmak için can attığım bir kitap.

TED gibi konuş... Tamam konuş konuş da bu TED ne?

Hepimiz hayatımızın bir döneminde TED diye bir şey illaki duymuşuzdur.

Türkçesiyle :
(T)eknoloji (E)ğitim (D)izayn... Her iki yılda bir düzenlenen farklı alanlarda üstün bilgiye sahip olan insanların katılımıyla oluşan konferanstır.

Bu konferansları büyük ilgiyle takip etmek dışında bu etkileyici, unutulmaz sunumlar nasıl hazırlanıyor bunu bilmek istiyorsanız, ya da zaten sunum yapıyor ve yeni tatlar katmak, iz bırakmak, ilham vermek istiyorsanız ya daa bir gün TED de konuşma yapmak gibi hayaliniz varsa okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Sunumun can alıcı noktalakarı güzel belirlenmiş şahsen kendi sunumlarımın eksikliğini fark edip bunları uygulamaya karar verdim.

Bunlar dışında

Şu da varki (TED sunumlarında olduğu gibi) hayallerinizi gerçekleştirmeniz için inancınızı tazeliyor bu kitap. Sizi cesaretlendiriyor sonra da bu cesaretinizi kutsuyor. İtiraf ediyorum kitabı bitirdiğimde dünyayı yerinden oynatabileceğime inanmıştım.

Umarım sizde okuduğunuzda aynı keyifi alırsınız diyor ve kapanışı Carmine Gallo 'nun şu sözüyle yapmak istiyorum:

"Hayatınız için hayal ettiğinizden çok daha fazlasını yapabilirsiniz. İnsanları hareketlendirmeyi, onlara ilham vermeyi, çaresizlere umut olmayı ve kayıplara yol göstermeyi öğrenebilirsiniz. Öğretme, heycanlandırma, bilgilendirme ve ilham verme yeteneğiniz vardır, ama sadece bunları gerçekleştirme yeteneğinize inanırsanız."
280 syf.
·Beğendi·8/10
100 den fazla TED konuşmasının çözümlemesi , en sevilen konuşmacılar ile söyleşiler, psikoloji, nörobilim ve iletişim uzmanlarının görüşleri bir araya getirilmiş. Sosyal bilimlerde de batılı devletlerin neden ilerde olduğunu , bilimsel olarak her konuyu en ince ayrıntılarına kadar araştırmanın analiz yapmanın ne kadar önemli olduğunu anlamamız açısından da başarılı bir eser. Muhakkak okuyan memnun olacaktır
280 syf.
·Puan vermedi
Kitapta bahsedilen şahısların neredeyse çoğunun konuşmasını izledim ve gerçekten okumaya değer bir kitap.
Konuşma sanatından ve yaratıcı real hikayelerin hatırı sayılır derece de üstünüzde etki bırakacağından eminim.
__
10/10


Figen Bingül
490 syf.
·Beğendi·10/10
Cancağzım Charlotte!
Kitap karakterlerini sevmek, normal.
Yazarları sevmek, normal.
İkisiyle kol kola girip beş çayı içmek, eh, Charlotte ile tanışınca mecbur! Ne yazık ki ömrü kısa olan Charlotte Bronte ve yazdığı her kitapta kalbe dokunan karakterler ve kendi karakterinde hayatından, nefeslerinden izler bulmak mümkün. Profesör, Jane Eyre ve Vilette ve hala dilimize çevrilmeyen Shirley. Yetenekli Bronté kardeşlerinin hepsinin ömrü kısa, ne yazık ki. Ama belki de bu kiminin eserlerini daha bir paha biçilemez yapmıştır. Ama bunun Charlotte için geçerli olduğunu düşünmüyorum. Aralarında en uzun yaşayan kardeş olan Charlotte yazdığı her kitapta bir adım öteye gitmeyi başaran, dilini belki de birçoklarına ilham kaynağı olacak şekilde kullanmış.
Evet.
Gizli Günlükleri okurken tam olarak böyle düşünüyorsunuz. İlk olarak hemen bir 'Charlotte? Orada mısın?!' ardından 'Ah, yazar sana çok özenmiiiiş!' nidasıyla devam ediyorsunuz. Belki de bu denli kalbe dokunmasının nedeni budur. Eğer ilk olarak sevgili yazarımızın kitabını okur ve ardından buna geçiş yaparsanız arkadaş listenizde önemli değişikliklere gidebilirsiniz. Hazır olun!
Aşk var mı aşk diye yakınan olur belki.
Evet, kalbinizden taşacak bir aşk var, ama sırf onun için okumak Charlotte'a haksızlık olur azizim!
280 syf.
·17 günde
Dünyanın en iyi beyinleri olarak kabul edilen konuşmacıların teknoloji eğlence Dizayn TED konuşmalarından yola çıkarak topluluk önünde konuşmanın 9 önemli sırrının anlatıldığı akıcı bir kitaptır. Kitap Paylaşmaya değer fikirlerin yer aldı değerli bir kitaptır. Özellikle topluluk önünde konuşma becerisini ve etkinliğini geliştirmek isteyenlerin okuması gereken bir kitaptır. İyi okumalar.
280 syf.
·23 günde·Puan vermedi
Konuşma sanatının anlatıldığı, sunumlarda dikkat edilmesi gereken hususların teker teker açıklandığı teknik ve öğretici bir kitap. Meslek hayatında sunum yapan insanların mutlaka okuması gerekir diyebilirim. Yazar, insanları sıkmadan ve en etkileyici şekilde bilgimi ve düşüncelerimi nasıl karşı tarafa aktarabilirim sorusunu irdelemiş. Bunu yaparken de sık sık ünlü TED konuşmalarından esinlenmiş, bu konuşmalardan örnekler vermiş. Okurken bol bol satırların altını çizmeyi, notlar almayı, YouTube'dan videoları izlemeyi tavsiye edebilirim. Bunun yanında günlük hayattaki iletişim için de esinlenilebilecek bir kitap zannımca. Zira günlük hayatta insanları sıkmamak ve konuşmamızla insanlar üzerinde etki bırakabilmek de önemli bir konuşma sanatı.

Bütün bunların yanında kitabı okurken sıkıldım diyebilirim. Bunun nedeni şahsi olarak kişisel gelişim kitaplarına karşı ön yargılı(ön yargı ayrı yazılıyormuş, bunu bilmemek bana kötüye mal olmuştu..) olmam olabilir. Kişisel gelişim kitaplarındaki hayat çok güzel, şöyle olmalısınız, böyle olmalısınız, eğer olursanız her şeyi yapabilirsiniz vb. ifadelere pek inanamıyor, bayağı buluyorum. Kişisel gelişim kitabı faşizmi diye bir şey var bence. Ancak teknik ve öğretici bir kitap olarak göz önüne aldığımızda konuşmanın ve sunumun bütün incelikleri anlatılmış diyebilirim.
280 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Kitabı beğenerek okudum. Topluluk önünde konuşmanın gerçekten önemli noktalarına değinen bir kitap ve önemli bir konferans ortamı olan TED konferanslarını inceleyip iyi bir araştırma ve emek sonucu bu kitap ortaya çıkmış. Bu kitaptan verim almak istiyorsanız mutlaka önemli gördüğünüz yerleri çizin ve ayrı bir yere yazın ve dönem dönem bakın ayrıca konuşmacı isimlerini de TED in sitesinden bularak izlemeye çalışın.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 308 okur okudu.
  • 48 okur okuyor.
  • 597 okur okuyacak.
  • 13 okur yarım bıraktı.