Gülay Tunç

Gülay Tunç

Tasarımcı
8.7/10
25bin Kişi
·
101,4bin
Okunma
·
0
Beğeni
·
221
Gösterim
Adı:
Gülay Tunç
Unvan:
Tasarımcı
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
126 syf.
·1 günde·10/10 puan
Fareler ve İnsanlar John Steinbeck tarafından yazılmış bir novelladır (kısa roman). Yazar Califonianin Salinas kentinde dünyaya gelir. Zaten eserlerinin çoğuda buradan esinlenmiştir. Universite de okurken yazarlığına katkısı olacağını düşündüğü derslere girmiştir. Sonra bırakıp tezgahtarlkk marangozluk vs halkla iletişimi yüksek olan işler yapmıştır. Eserleri edebi olduğu kadar hayatın içinden olduğu için her dönem okunmaktadir.

Kitaba gelince yazarın Pulitzer ödüllü Gazap üzümleri kitabından sonra okuduğum ikinci kitabıdır. İnsan ilişkileri üzerine yazılmıştır. İçeriğini dostluk, yalnızlık ve sevgi konuları oluşturmaktadır. Amerika'da orta öğretimde okunması zorunlu kitaplardan biridir.

George Milton, Lennie Small, Curley, Seyis Crooks, Slim, Clara Teyze, Carlson ve ismini hiç bilmediğimiz Curleyin karısı bu romandaki karakterler.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Fareler ve İnsanlar kitabını çizimlerimle birlikte yorumladım : https://youtu.be/HHo8Z-JgYzU

Hepimiz hayalleri olan varlıklarız. Bazen gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz halde yorulmadan hayaller kurmaya devam ederiz. Fakat zaten hayalin kelime anlamına baktığımızda da: "Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey." olarak bir açıklama görürüz. Biz canlı varlıklar, gerçekleşmesini özlediğimiz şeylerin hayalini kurarız.

1759 tarihinde doğmuş olan Robert Burns adlı İskoç şair "İnsanlarla fareler hiçbir zaman hayallerini gerçekleştiremezler." temasıyla "To a Mouse" adında bir şiir kaleme almış. Şimdi bu cümleden yola çıkarak ilk olarak 1937 tarihinde yayınlanan Fareler ve İnsanlar kitabına yaklaşık olarak 150 yıllık bir köprü kurmayı amaçladım.

Farelerin hayali peynirdir, insanların hayali ise paradır. Kadınların hayali ise -en azından Amerikalı olanların- Hollywood'da bulunup sahne alabilmektir. Bu hayal edilen şeyler ise her zaman bir hayal döngüsünde kalır aslında. Fare peyniri bulunca daha çok peynir ister, insan da parayı bulunca daha çok para ister. Hatta bu duruma Amerikalıların bulduğu bir kelime bile var... Amerikan rüyası adında. Bu kitap da aslında tam olarak gayet yerinde bir Amerikan rüyası eleştirisidir. Ne fareler peynire ulaşabiliyor, ne de insanlar arzuladıkları paraya ulaşabiliyor...

Kitapta fiziksel ve zihinsel özellikleriyle birbirine tam olarak zıt olan iki başrol kişi söz konusu. Bunlardan George adında olan mantığı, zekayı, zihinsel gücü, parayı, totaliterliği ve salt maddiyatı temsil ediyorken Lennie adında olan karakter ise duygusallığı, fiziksel gücü, sevgiyi, boyun eğmeyi ve salt maneviyatı temsil etmekte. Fiziksel olarak da George zayıf olan taraf, Lennie ise şişman olan taraf. Şimdi bu sıkıcı içerik detaylarıyla ulaşmaya çalıştığım bazı önemli noktalar var.

1763 yılında James Watt tarafından bulunan buharlı makinenin icadı Sanayi Devrimi'nin başlangıcı kabul edilir. Aslında bu devrim sayesinde bizden 200 yıl önce yaşayan insanların hayallerini şu an gerçekleşmiş olarak yaşıyoruz diyebilirim size. John Steinbeck'in de Fareler ve İnsanlar kitabıyla bize George ve Lennie karakterleri üzerinden bir metaforla tam da bu konuyla ilgili bir mesaj vermeye çalıştığını düşünüyorum. Sanayi Devrimi'nden önce Lennie'nin karakter özellikleri olan fiziksel güç dünyayı yöneten güçtü. Fakat Sanayi Devrimi'nin başlamasıyla birlikte artık fiziksel güç yerini George'un özelliği olan zekaya ve zihinsel güce bıraktı. Para her şeyin yerini aldı ve aşırı hızlı bir üretim süreci başladı. Kısaca zekanın fiziksel güçten daha etkili olduğu ve onun yerini hemen alması gerektiği geç de olsa anlaşılmış oldu. Aynı Fareler ve İnsanlar kitabının sonunda olan o olayın seslerini kitabın daha ilk sayfalarından duyabildiğimiz gibi.

Bu kitapla birlikte sorgulamasını yaptığım bir başka nokta ise; geniş ve büyük halk topluluklarının sayıca ve hacimce küçük ama etkili devlet sistemleriyle olan etkileşimleriydi. Yani, aslında aynı Lennie ve George gibi tamamen birbirine zıt iki karakterin arasında geçen o atışmalar ve George'un her daim Lennie üzerinde totaliter bir hakimiyet sahibi olmasından bahsediyorum. 1902 tarihinde doğmuş olan Steinbeck'in, Sanayi Devrimi'nin sonuçlarıyla beraber büyüdüğü bir çağda, güncel siyasi ve ekonomik olayları bu iki karakter üzerinden kısacık ve oldukça yalın bir dille yazdığı bu kitapla çok başarılı bir şekilde anlatabildiğini düşünüyorum.

Son olarak ise aklıma gelen bir başka şeyden daha bahsedeceğim. 1886 yılında Amerika'da yapılmış olan Özgürlük Heykeli'yle birlikte evrensel özgürlüğün temsili amaçlanmıştı. Hatta Özgürlük Heykeli'nin tacında bulunan 7 köşe, 7 kıtayı veya 7 okyanusu simgeleyen köşelerdir. Böylece evrensel özgürlük, hakların kısıtlanmaması gibi amaçlar hayal edilerek bu heykel inşa edilmiştir. İşte bu sebeple Özgürlük Heykeli'nin bulunduğu bir ülke olan Amerika'da kaleme alınan Fareler ve İnsanlar romanındaki karakterler de zencisinden kibirli beyazına, zeka olarak gerisinden fiziksel olarak ilerisine çeşit çeşit kişiyle doludur. Aynı dünyadaki bütün insanları temsil eder gibi sanki. Fakat Özgürlük Heykeli'nin amacının işlemediği bu çiftlikte insanlar bu heykeli bildiğiniz pompalı tüfeklerle ve Luger marka tabancalarıyla kovalıyorlardı!

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar dilerim.
556 syf.
·11 günde·10/10 puan
Toplanın Oklahama'ya gidiyoruz. Tom Joad ve eski Papaz Casy bizi karşılayacak. Kapitalizmin insanı nasıl insanlıktan çıkardığını hep beraber gösterecekler bize.

Büyük buhran dönemi küçük toprak sahiplerinin bankalar ve tüccarlar tatafindan ellerinden toprakları alınıp Kaliforniya'ya göç etmek zorunda kalmaları ve orada hayata tutunmaya çalışmasını konu alan romandır.

Fareler ve İnsanlar eseriyle de ses getiren John Steinbeck Amerika'nın büyük buhran dönemini bu kitaba ve okuyanların kafasına kazımış. Özellikle sonlara doğru 'o nasıl bitiş' diyeceksiniz.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
128 syf.
Kitabı henüz bitirdim ve bıraktığı etkiyle kaleme, kağıda sarıldım. Bazı kitaplar vardır tam yüreğinize dokunur ve etkisinden kurtulup, gözünüzden kopup bağımsızlığını ilan eden gözyaşlarınıza engel olamazsınız. Bunun gibi kurgu olduğunu unutturup, böyle hisler yaşatan kitapları seviyorum.

George ve Lennie hayatlarını idame ettirmek için, ırgatlık yapan iki zavallı, evsiz, gezgindir. Çok nadir görülen ve çıkarsız bir dostlukları vardır. George ufak tefek, zeki bir adam. Lennie ise koca cüsseli, hayvani ve orantısız bir güce sahip, zeka geriliği olan bir karakter. George sürekli olarak yeni işler bulur. Ama Lennie bir şekilde başlarını belaya sokup, işten atılmalarına sebep olur. Arada ondan kurtulmak istediğini söyleyip isyan eder George. Ama anında pişman olur, yumuşar. Tıpkı bir anne şefkatiyle üzerine titrer, arkasını kollar, sahiplenir Lennie ' yi. Fareler ve İnsanlar, birbirine tamamen zıt iki insanın tuhaf dostluğu.

Yahya Kemal Beyatlı ' nın bir sözü vardır ; " İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar. " Evet, bu söze kitapta fazlasıyla şahit oluyorsunuz. George ve Lennie ' nin hayata tutunmalarına sebep olan hayalleri vardır. Kendilerine ait, dışlanıp horlanmadan yaşayacakları bir ev ve arazi sahibi olmak. Tabi birkaç tavşan da olmalı. Çünkü Lennie ' nin tuhaf bir hastalığı, takıntısı vardır. Yumuşak şeylere dokunmayı, okşamayı çok sever. Ama gücünü kontrol edecek bir zekaya sahip olmadığı için, severken, okşarken öldürür fareleri ve diğer canlıları. İnsan en büyük zararı en çok sevdiklerine verir, sözü tam bu duruma uygun.

Çok ince bir kitap olmasına rağmen dolu dolu bir hikaye. Yoksulluk, ırkçılık, dostluk, vefa, hırs, masumiyet, saflık... gibi konulara değinmiş, zengin içerikli bir kitap. 1930' lu yılların Kaliforniyasında yaşanan insanlık ayıbı ırkçılığa özellikle yer verilmiş. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi yazar, işçileri farelere benzetiyor. Çünkü tıpkı onlar gibi bir hedefleri, amaçları olmadan, karın tokluğuna kan ter içinde çalışıyor, insan olduklarının bilincinde dahi değilmişcesine iğrenç yataklarda uyuyor, berbat yemekler yiyorlar. İşin kötü tarafı bunu kabul ediyor, değiştirmek için bir çaba sarfetmiyorlar. George ve Lennie onların aksine hayallere sahip. George her ne kadar bu hayallerin gerçekleşmeyeceğini bilsede sırf umudunu yitirmemek ve Lennie ' yi mutlu etmek için sürekli anlatıp durur. İnsanların emeklerinin karşılığını alamamasına yani işçi hakları sorununa da değinmiş John Steinbeck.

Ah zavallı Lennie koca cüsseli, çocuk akıllı, saf ve yüreği kocaman, masum adam. Senin gibi ne çok insanlar var bu hayatta. Sırf zeka geriliği yaşıyor diye toplumdan izole edilen, aşağılanan, hırpalanan... Belki de hikayenin içimize en çok dokunan, bizi bu kadar etkileyen sebebi bunun etrafımızda da varolduğunu bilmek. Bu kitabı okurken aklıma sürekli olarak Yeşil Yol kitabı geldi. Lennie ve John Coffy arasındaki benzerlik çok fazla. İki koca cüsseli ve çocuk akıllı, yüreği tertemiz, saf ve masum adam. Küçük hayalleri ve imkansızlıklar.

Uzun süredir okuduğum kitaplar içinde beni en çok etkileyen hikayelerden biri diyebilirim. Bu kitaba Ahmed Yasir Orman ' ın ortak kitap sayımızı artırma teklifi üzerine başladım ve bu sayede okumama sebep olduğu için kendisine teşekkürü borç bilirim. :) Kesinlikle tavsiye ederim....
556 syf.
·5 günde·Puan vermedi
 Steinbeck Romanında; tarımda makine kullanımının yaygınlaşmasıyla fakirleşen çiftçilerin borç batağına nasıl sağlandığı, bankaların çiftçilerin topraklarına nasıl el koyduğunu, topraksız kalan çiftçilerin göçü ve göç ettiklerinde iş, barınma, ırkçılık gibi sorunlarla mücadelesini anlatıyor.

Romanda kapitalist sistem tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir. İnsanların çaresizliği, açlık, yoksulluk, sefalet okurken göğsünüzü sıkıştırabilir.
\|/
|
Açlığı, yalnız kendi büzülmüş midesinde değil, çocuklarının da büzülmüş karınlarında duyan bir adamı nasıl korkutabilirsiniz?
556 syf.
·4 günde·9/10 puan
"Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?"

Franz Kafka'nın dediği gibi bu kitap beni sarstı, beni fazlasıyla rahatsız etti.

Duyguların, kelimelerle damara enjekte edildiği kitaplardan bu.

Beton yolun iki yanı, birbirine dolaşmış kuru otlardan bir şilteyle  kaplı gibiydi. Her birinin uçlarında ya köpeklere takılmayı bek­leyen yulaf kılçıkları, ya at toynaklarına sırnaşmaya heveslenen  yüksük otları, ya da koyun yünlerinin belası pisi otları hazırdı.  Uyuyan hayat, dağılmanın, yayılmanın fırsatını kolluyordu.  Her tohumda dağılma yetenekleri yaratılıştan vardı. Kıvrık ok­lar, rüzgar için minik paraşütler, ufak mızraklar, dikenler ...  hepsi de kendilerini taşıyacak bir hayvan, bir pantolon paçası,  bir kadın eteği bekliyordu. Hepsi pasifti ama harekete geçecek  donanımları da hazırdı. Hareketsizdiler ... ama birikmiş hareket  yüklüydüler.(s. 19)

Kitabın başındaki yaşadığı yerin tasviri ve bu alıntıdaki gibi, geçişlerdeki dinlendirici küçük bölümler bana Yaşar Kemal'i hatırlattı. Aynı tarz, olayların yaşandığı dönem aynı ve çekilen zulümü de göz önüne alırsak iki eserin birbiriyle birçok bağlantısı var gibi. Aynı tarz ve yaşananların izlerini takip ederek ulaştığımız şey bize insanın ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor. İnsanın insana yaptığını bu dünyada başka hiçbir canlı diğerine yapmaz.

Tom Joad'ın adımlarıyla başlayan kitabımızda birçok etkileyici konudan bahsedilmiş ama asıl mesele bence aile olabilmenin zorluğu. Anne tabii ki bu zorluğun üzerinden gelebilecek en güçlü kişi. Zor zamanlarda aldığı doğru kararlar ailenin dağılmasını ve kötü duruma düşmesini engellerken, yaptığı fedakarlıklar sayesinde birbirine sımsıkı sarılan bir yumak insan görüyoruz. Dönemin şartlarının altında ezilen halkın geçim derdi, toprak biçer gibi kıtlıktan insanların biçilmesi ve gözü doymaz insanların, bankaların avucuna düşmüş biçare insanlar.

Metrobüsler, otobüsler günümüzün işçi kuluçkası. Servis beklenen köşebaşları bundan yüzyıllar öncesinin köle pazarları gibi. İşine mutlu giden var mı cidden? Ordaki asıl yüzlerin kaçı verimli çalışabilir ki bu şartlar altında. Kitabımız yüz yıl önce yazılmış ama aynı şeyi anlatıyor. Metrobüste yolculuk yaparak asgari ücret için çile çeken işçiler = birkaç hasat mevsimine denk gelip üç beş kuruş kazanıp boğazlarından biraz hamur ya da bir parça et geçsin diye yaşam mücadelesi verenlerin mücadelesi.

Bir düşünün aile denen kavram nedir? Günümüzde aile olan bireyler çalışıp geçinmeye çabalamaktan başka ne yapıyor ki? Hee Reina'da İnferno Aura'daki BRİDE partisi düzenleyen ailelerden bahsetmiyorum burda(siz de onlardan değilsiniz herhalde).Kıt kanaat geçim derdinden ne birlikte sosyalleşip tatile çıkmaya, yeni yerler, yeni hayatlar keşfetmeye vakitleri var ne de imkanları. Çocuğuyla vakit geçirip onun büyümesini seyreden kaç aile var etrafınızda? Ana baba olarak çalışmaktan, yaşamaya fırsat bulamayan insanlar topluluğu, yani modern köleler. Kayınvalideler-anneler olmasa torunlara bakıcı bulmakta ayrı bir dert tabi. Oysa aile toplumun en küçük yapı taşıdır. Ve bu taşlar sayesinde halk oluşur, ulus oluşur, devlet oluşur. E bu aile içindeki yaşam bıçak kemiğe dayanmış halde yaşanarak nasıl sağlam bir toplumun temelini oluşturabilir ki bir düşünün. Size güncel bikaç örnek veriyim. Kendiniz de erken kalkarsanız görürsünüz. Kendi bulunduğum çevrede 8.00'da işte olmak için sabah 6.00 da kalkıp otobüsle yol çeken insanlar var. Metrolarla İstanbul trafiğini, büyük şehirlerin çilesini ise hiç sormayın. Peki ne için bunca dert? Çalıştığımızın karşılığı nerde derseniz onu da söyliyim. Manavın önünden geçerken meyve sebzeleri görüp canı çekmesin diye çocuğunun gözlerini kapatan babanın çaresizliğinde.
https://m.haberler.com/...olis-7121420-haberi/

Ölen oğlunu saatlerce yol yürüyerek şehre çuval içinde götüren babanın imkânsızlığında.
https://www.google.com/...tinda-tasidi-1832362

Bunlar gibi daha onlarca örnek var. Biz yüz sene önce yazılmış bu eserdeki trajedileri günümüzde yaşıyoruz. Söyleyecek çokta fazla söz yok aslında bu konuda. Ama daha acı şeyler de var.

Kısır döngü. Kapitalist sistemin zengini daha çok zenginleştirip, fakirinse kıçındaki dona göz koyacağı, soyup iyice soğana çevireceği adi sistemin eseri. Devletin holdinglerin, milyon dolarlık transferler yapan spor kulüplerinin, kan emici müteahhitlerin borçlarını silip asgari ücretle çalışan işçinin vergi dilimini yükseltmesi ve kazandığımız paranın daha bizim elimize geçmeden suyunu çekmesi... Alım gücünün azalıp vergilerin  ve hayatta ihtiyacımız olan her şeyin fiyatının durmadan yükselmesi. Halkı çalışmaya muhtaç kılması, düşünmeye fırsat vermemesi ve koyunlaştırıp gütme politikası buna en güzel örnektir.

SON DAKİKA
İncelemeyi yazdım ve paylaşmayı düşünürken TV de yeni bir haber...
Tatil vergisi. Tatilde otellerde kalanlardan konaklama vergisi alınacak. Otelin yıldızına ve kalınan güne göre 8 tl ile 16 tl arası günlük vergi alınacak :))) Hoş geldiniz. Yeni ülkemiz "Vergiye"

KİTABI OKUYANLAR İÇİN BİR ESER
https://vintagebillboard.com/...en-kadinin-hikayesi/

Kitap dediğin böyle olur işte. Pulitzer ödülünü de kapıp götürür. Küçük Tom Joad, Annesi ve Peder’in sırtına yüklenmiş bir kitaptı. Dilliyle, olayların akışıyla, okuyucuyu düşünüp geçişlerde hafif ve rahatlatıcı betimlemelerle süslemesi, karakter yoğunluğuna rağmen pürüzsüz anlatımla. Yazarın içtenliğine diyecek laf yok. Duygu ve düşüncelerini, bileklerini kullanıp kalemle, kağıda akıtmış. Bu tamamen yazarın kalitesinin eseri. Fareler ve İnsanlar'dan sonra okuyup beğendiğim 2. eseri. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
128 syf.
·Beğendi·10/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Birkaç gündür , bir şekilde süre gelen aksiliklerden ötürü girizgahını yapıp nihayetine erdiremediklerimden oldu bu kitap..daha önce Steinbeck okumuşluğum da vardı..ne hikmetse sahaflarda bir türlü denk getirip alamamıştım bu eserini.. methini çok duymuştum yalnız..her neyse sağolsun sahaf bir arkadaşım eline geçer geçmez ayırmış biz de kattık arşivimize.

----- Spoiler içermez rahat rahat OKU güzel kardeşim =) -----

İNCİR ÇEKİRDEĞİ VS KARPUZ!! (anlatıcam OKU sen n'apcan?!) =)

"Büyük Buhranın" başta Amerika olmak üzere tüm dünyada ailelerin ocağına incir ağacı ektiği , insanları çekirdek gibi çitleyip açlık ve sefaletten yokettiği dönemler..bu yetmezmiş gibi bir de ırkçılık ve hiçbir daim anlam veremediğim siyahlardan - beyazlardan ve akan kandan oluşan bir beşiktaş sendromu..siyahların bariz şekilde aşağılandığı , toplumdan soyutlandığı , KKK ' nin (klu klux klan) altyapıyı kurup süper ligte iyiden iyiye, bölge bölge terör estirip top koşturduğu sıralar.. bununla beraber halkın genelinde inanılmaz bir yoksulluk ve umutsuzlukta cabası..evet genele bakacak olursak romanın arka planında o zamanın Amerika' sında vaziyet bu şekilde..
gelelim kahramanlarımıza ..biri nokta biri ÜNLEM kıvamında takılan ,öncesinde kaderin bir şekilde hayatlarını kesiştirdiği , çalışmak için sürekli iş arayan bu sırada da çeşitli badireler atlatıp seyyah moduna geçmiş iki göçmen işçi..biri ufak tefek ve çok akıllı, takımın beyni.. diğeri ise bunun tam tersi ve kas gücü..hal böyle olunca başları da dertten kurtulmuyor bir türlü..
Yorum yaparken genelde olaylara girmek pek adetim değil.. sadece şunu söyleyeyim kelimenin tam anlamıyla "inanılmaz" bir arkadaşlık hikayesi okuyacaksınız..kitabın bitiminde "KURUYEMİŞ TEZGAHINDA FİYAT ETİKETİ LEBLEBİYLE =( KARIŞAN KAJUNUN BİRİM FİYATINI GÖRÜP , ANLIK BİR SEVİNÇLE " ŞUNDAN 2 KİLO GÖMEYİM BARİ" DİYEN KÖYLÜ KURNAZI MUHARREM AMCANIN , KASAYA GİDİP YANLIŞLIĞI KENDİSİNE BELİRTMELERİ ÜZERİNE YAŞADIĞI DERİN ÜZÜNTÜYÜ İLİKLERİNİZDE HİSSEDECEK", yaşanan "SON" olayın tesiri altında ise RANDOMİZE GİRİLİP PAVYONLARDA KAYDA ALINMIŞ , SONRASINDA TERSTEN KAYDEDİLEREK KOLAJLANMIŞ , YETMEMİŞ DJ AKMAN TARAFINDAN REMİXLENİP CİLALANMIŞ PARÇALARDAN OLUŞAN BİR SETLİSTİN ORTAMI GEVRETTİĞİ RUSYA'DA VUKU BULAN BİR KINA GECESİNE DENK GELMİŞÇESİNE ŞAŞIRACAKSINIZ...

roman için tanım :eğer bu 110 sayfalık incecik romanı bir İNCİR ÇEKİRDEĞİ olarak düşünecek olursak ,Steinbeck bu incir çekirdeğinin içine hayaller , umutlar , umutsuzluklar, toplumdan dışlanıp yalnız kalanlar, güçlünün hep haklı güçsüzünse sorgulanmaksızın haksız ilan edildiği durumları çok güzel bir şekilde zerk etmiş..daha dogrusu İNCİR ÇEKİRDEĞİNİ KARPUZLA DOLDURMUŞ..

Kimdir yahu bu dj akman diyenler için not :

https://www.youtube.com/watch?v=K9UeH3gKidQ

ZEHİRLENENLER İÇİN NOT : yoğurdu bol yiyin!! =)
128 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Seni bu kadar geç okuduğuma mı üzüleyim?
Aynı gün başlayıp bitirdiğim için çok kısa sürmüş olmana mı?
Yoksa hiç beklemediğim şekilde sonlanıp tüm dengemi alt üst etmene mi ?
Normal şartlar da bir kitap bitince kafandaki tüm soru işaretlerini de cevaplamış oluyorken,
asıl soru işaretleri kitap bitince başlıyor.
Ters giden planlar üzerine…
Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran iki zıt karakter Lennie ve George...

*Toprak satın alma hayalleri, İnsan Ne İle Yaşar kitabındaki Pahom’u hatırlattı bana. Hani şu çok daha fazla toprak uğruna ölümüne girdiği ve tek şartı bir noktadan almak istediği toprağı küçük çukurlar kazarak işaretlemesi ve akşama kadar istediği genişlikte araziyi kazarak başladığı noktaya gelmek zorunda olduğu yarış. İlerledikçe daha güzel meraları görüp her seferinde işareti genişlettiği için akşam başladığı noktaya vardığında ayakları kan içinde bitmiş durumda yığılıp kalır ve orada ölmesi...
Yani aslında insanın ihtiyacı olduğu üç arşın kadar bir toprak…

Gelelim kitaba
Konusunu ilham aldığı Robert Burns’un 'Tae a Moose' isimli şiirinden bir kaç dize

Merak etme minik Fare
Bir sen değilsin hayalleri suya düşen.
Fareler ve insanların en sıkı tasarıları dahi
Sıklıkla ters gider,
ve vadedilen mutluluktan geriye
Acı ve keder kalır.

Yine de şanslı sayılırsın bana göre!
Hep burada, şimdiki zamandasın:
Ama, of! Gözlerim geçmişe bakar benim,
Kaçan fırsatları arar,
Ve geleceğe bakarım, göremesem de daha,
Tahminler yapar, korkarım !

Mevsimlik tarım işçileri George ve Lennie'nin küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşama hayali için para biriktirmelerinin öyküsünü anlatır. İkilinin arasındaki dostluk ve dayanışmaları öykü boyunca önemli bir yer tutar.
İnsanın insan ile ilişkisinin yanında insanın doğa ile ve toplum ile de kurduğu ilişkiyi anlatır.
Lennie'nin başlarına iş açmaları sonucu tekrar para kazanmak ve çalışmak için en son geldiği yerdeki iş arkadaşları, patronun psikopat oğlu ve fingirdek karısı ile olan olaylar, aralarında geçen diyalogların hepsi koca bir ders niteliğinde. Tek amaçları hayalini gerçekleştirmek olduklarından dolayı her ne kadar beladan uzak durmaya çalışsalar da hayatın bazen tüm planlarını alt üst ettiğini ve bütün planlarınızın yarım kaldığı anlatılmış.

Kitaba o kadar kaptırmışım ki kendimi beğendiğim yerlerin altını çizmek için elime aldığım kalemi bile çok fazla kullanmadığımı fark ettim.

Zeki George ve onun güçlü, kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie’nin kısacık öyküsü o kadar derinden etkiliyor ki sizi, kitap bittiği zaman hissettiğim duyguyu tarif etmem mümkün değil sanırım.

Hatta dünden beri kafamda dolaşan bir dünya düşünce içinde bunları yazıyorken bir yandan da içimden saçmalamamış olmayı diliyorum. Çünkü hala ne kafamdakileri toparlayabilmiş ne de kendime gelebilmiş değilim.

Kitabın başından beri çok farklı bir duyguyla okudum zaten. Lennie de benim için kitabın ana karakteriydi. Engelli bir insanın dünyasını, düşünce yapısını anlamak için dışarı da 3-5 dakika şahit olmak yetmiyor inanın. Sadece içindeyseniz bu durumun çok net anlayabiliyor ve hissedebiliyorsunuz. Ve öyle zor bir imtihan ki bundan dolayı kimsenin bu durumu anlamamasını da dileyebilirim sırf yaşamış olmasınlar diye. O yüzden Lennie ile ilgili olan satırları birden fazla okudum her seferinde de farklı bir duygu yaşadım sanırım.

Kitabın konusuna çok kısa değindim zaten. Öykü sonuna kadar bu iki arkadaşın yaşadıklarına bazen hayranlıkla, bazen öfkeyle, bazen de üzülerek şahit oluyorsunuz. Spoiler vermemek için çok detaya inmek istemiyorum. Ama sadece şunu belirteyim bittiği zaman inanın tüm duygu ve düşünceleriniz, fikirleriniz alt üst olacak.

Çünkü kitap bitince değil tüm soru işaretlerinizin çözülmüş olması aksine asıl soru işaretleri o zaman hatta daha da artarak başlıyor.

En son hangi kitabın etkisinde bu kadar kaldım hatırlamıyorum. Belkide kendimi fazla kaptırıyor bazı karakterleri de içimde yaşıyorum. O yüzden ilk defa bir incelemeyi normal bir ruh hali ile yazmadığımı söyleyebilirim. Hata ve yanlışlık varsa da şimdiden affola.

Son olarak kitap ile ilgili yapmak istediğim tek şey elime kooccaa bir megafon alıp “OKUYUUUUNNNNN VE OKUTUUUNNN“ Diye bağırmak.

Ve tabiki okumama vesile olan https://1000kitap.com/Ubermensch/Duvar/‘e kocaman bir teşekkürr <3

Şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Gülay Tunç
Unvan:
Tasarımcı

Yazar istatistikleri

  • 101,4bin okur okudu.
  • 1.830 okur okuyor.
  • 44bin okur okuyacak.
  • 883 okur yarım bıraktı.