Henry Corbin

Henry Corbin

Yazar
8.4/10
17 Kişi
·
38
Okunma
·
10
Beğeni
·
645
Gösterim
Adı:
Henry Corbin
Unvan:
Fransız Filozof, Bilim adamı, Yazar
Doğum:
1903
Ölüm:
1978
(Paris, 1903-1978) Fransız doğubilimcisidir. Özellikle İslâm Felsefe ve Tasavvufu üzerinde çalışmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul’da Fransız Arkeoloji Enstitüsü’nde çalışmalarını sürdürmüş, savaştan sonra Fransız-İran Enstitüsü’nde görev almıştır. Daha sonra L. Massignon’un halefi olarak Sorbonne’da “L’Ecole des Hautes-Etudes”de İslâm araştırmaları yöneticisi de olmuştur. Türkçe’ye çevrilen bu eserinden de anlaşılacağı gibi; İslâm felsefesi konularına yüzeyden veya tepeden bakmayan, özellikle İslâm İrfanı’nın derinliğine nüfuz etmeye çalışan bir bilim adamıdır. Başlıca eserleri: Sohrawardi d’Alep (1939), Imagination créatrice dans le soufisme d’Ibn Arabi (1958), Histoire de la Philosophie Islamique (1964-çevirisi sunulan kitap), L’homme de Lumière dans le Soufisme Iranien (1971) ve En Islam Iranien (1971-1973)’dir.
İlahi inayet ve lütuf vasıtalarını el­lerinde tutan bir ruhban sınıfı İslam'da olmadığı gibi, dini nasslar hususunda yetkili makam, bir ruhani yetki, nassları belirleyen bir ruhani yetkili heyet (concile) yoktur.
İslam felsefesi her şeyden önce Kur'an ifadesi ile "Ehl-ul­ Kitab" (kitap ehli) diye belirlenmiş bir dini topluluğa mensup düşünürlerin eseri olarak kendisini göstermektedir.
Şiilik etkeni (facteur) hemen tümü ile ihmal edilmiştir. Oysa İslam'da felsefenin kaderi ve yine buna bağlantılı olarak tasavvufun anlamı, Şiilik kavram ve anlamından bağımsız olarak düşünülemez. İsmaili Şiiliği yönünden İslam irfanı (La gnose Islamique) ana konuları ve terimleri ile birlikte, daha feylesof İbni Sina doğmadan önce kurulmuş ve saptanmış bulunuyordu.
Bu hakikat terimi diğer çok yönlü görevleri arasında ilahi vahylerin gerçek anlamını da belirler. Diğer bir deyişle bu anlamda "hakikat", doğru olan anlamı ifade eder. Doğruluk demek olunca da ilahi vahyin özü demektir. Sonuç olarak da manevi anlamdır. Bu noktadan hareket ile denebilir ki "vah­yedilmiş Kutsal Kitap" olayı özel bir insan tipi, belirli bir manevi kültür tipinin varlığını içerir, varoluşunu gerektirir.
“Tanrı insanda ne kadar mevcut ise insan o kadar özgürdür, demek oluyor ki insan ne kadar aşkla bezenmiş ise o kadar özgürce eyler.”
Şiilik'te temel ve kurucu bir düşünce olup bizzat baş­langıçtan beri var olan hatmi anlam kavramı, kelimenin dar anlamı ile Şii olan çevrelerin dışında da yayılmakta ve geliş­mektedir. (Böylece birden fazla sorunun bu yayılma dolayısı ile ortaya çıktığı görülecektir.) Tasavvuf erbabı, sufiler ve feylesoflar katında da bu kavram etkili olmakta ve sonuç doğurmaktadır: Mistik (gizemci) içe yöneliş ve içte derinleşme Kur'an metninin okunuşunda nüzul sırrının, kökenindeki sırrı canlandırılmasına yönelecektir.
"Bu ayeti Peygamber (S.A.) için işbu ayeti tilavet eden (okuyan) melekten duyuncaya değin tekrar etmeyi sürdürdüm."

Demek oluyor ki Kur'an-ı Kerim'in en eski manevi yorumu Şii imamlarının öğretilerinden kaynaklanır ve onlar bu yorumu kendilerine tabi olan ve kendilerinden öğrenen kişilerle görüşmeleri sırasında yapmışlardır. Onların manevi te'vil ve tefsirlerinin ilkeleri de sufiler, tasavvuf erbabı tarafından kabul edilmiş, benimsenmiştir.
199 syf.
·3 günde
Kitabın 1nci cildi olduğu için İslam Felsefesi Tarihi Cilt 1 ile birlikte incelemek istedim. Öncelikle, birinci cildini Hüseyin Hatemi çevirmiştir. aslında çevirmemiş yorumlamış gibi geldi bana. İyi bir çevirmen okuyucunun çoğunluğunun aşina olmadığı bir noktayı dipnotla açıklığa kavuşturabilir, elbette çevirmenin notu olduğu belirtilerek. ama Hatemi böyle yapmamış, çevirisinde neredeyse orijinal metin kadar dipnotlu açıklamaları var. bir yandan da koruyucu bir baba gibi okuyucunun "yanlış kanaatlara" varmasını engellemeye çalışmış.

İki cildin geneline bakmak gerekirse de, kitap Türkçe'de İslam Dünyasınnda Felsefeye ilişkin eserlerdeki eksikliği bir nebze giderme niteliğine sahip olsa da, daha ziyade İran'daki felsefe hareketlerine vurgu yapıyor. Fakat Corbin'in bir İranolog olduğu göz önünde tutulduğunda bu pek şaşılacak bir olgu değil.Araştırdığı kültürden etkilenmesi doğal olabilir, ancak esere bu kadar yansıtılması ne kadar doğru orası yoruma açıktır.
490 syf.
·7 günde·5/10
Yazar, batının düşünce ve felsefe tarihine parelellik gösteren veya göstermesini istediği bir İslam Felsefesini anlatmaktadır.
Baktığınızda, bilimsel bir eser görünümü arz etse de, batı felsefesindeki terimlere karşılık gelecek şekilde, özellikle mezheplerdeki kavramsal açıklamalara yer vermesi, bir nevi Hiristiyanlık ile özdeş ve birbirinin devamı olan bir din ( İslam ) düşüncesinin kabulü için okuyucuya sunulmuş bir eser izlenimi uyandırdı bende.

Özellikle Şiilik ve İsmaililik üzerinde aşırı bir detaylandırma ve "Velayet", "İmamet" kavramlarını üstüne basa basa defalarca farklı sayfalarda açıklama ihtiyacı duyması, çok ta masumane bir kitap olmadığı izlenimi bıraktı bende.

İslamın Kuran temelinden ayrılarak, İslam düşüncesinde mezheplerin ortaya koyduğu saplantıları, çelişkileri ve hatta sapkın denebilecek düşünceleri, felsefe olarak ortaya koymak ve Müslüman kişinin dahi bu çerçevede dinini ele almasını ve sorgulamasını sağlamak temelinde bir kitap...

Yazarın yazdıklarına çeviren kişinin sürekli olarak dipnot düşme ihtiyacı hissetmesi ve bir çok yerde kitapta yazarın verdiği bilgi için çevirmenin " Bu görüş için hiç bir kaynak belirtilmemiştir."
şeklinde notlar eklemesi, yukarıda belirttiğim görüş ve eleştirilerime ayrıca önemli bir kanıttır.

Bu incelemeyi, kitabı henüz bitirmeden yazmak istedim. Çünkü bugün modern edebiyat, sanat eserleri ile de aynı yöntemle bizim değerlerimiz çürütülmeye ve değersizleştirilmeye çalışılıyor. Bilim ve felsefe hatta tarih gerçekçiliği adı altında modern yozlaştırma hareketleri devam ediyor. Hiristiyan toplumun yaşadığı tarihsel ve düşünsel olay - olgu ve kavramlar genelleştirilerek aslında İslam karşıtı bir cephe oluştulup, bu cephenin teçhizatı ve donanımı güçlendiriliyor.

İlk çağlar ve İslam dönemi dahil Doğu düşüncesi, ancak kendi kaynaklarıyla açıklanabilir. Batı bugün her alanda zirvede olabilir. Ama bu, her konuda Batı'nın bakış açısı ile düşünmemizi gerekli hale getirmez. Özellikle de düşüncenin tarihi ve dinlerin kökeni söz konusu ise bu daha da önemli bir hal alır...

Kitabı okurken, İslam felsefesini kavramlar ve düşünürler açısından, ayrı ayrı net olarak ortaya koyan bir anlatımdan ziyade, islam içinde ortaya çıkan mezhep ve düşünce sistemleri arasında kavramların nasıl anlaşıldığı ve nasıl bir çatışma ortamı yaratıldığı üzerinde yoğunlaşılmış. Böyle olunca da kişi okurken, tercih yapmak ve "hak" - "batıl" düşünce diye etiketleyerek taraflı bir okumaya sevkedilmiş olmaktadır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Henry Corbin
Unvan:
Fransız Filozof, Bilim adamı, Yazar
Doğum:
1903
Ölüm:
1978
(Paris, 1903-1978) Fransız doğubilimcisidir. Özellikle İslâm Felsefe ve Tasavvufu üzerinde çalışmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul’da Fransız Arkeoloji Enstitüsü’nde çalışmalarını sürdürmüş, savaştan sonra Fransız-İran Enstitüsü’nde görev almıştır. Daha sonra L. Massignon’un halefi olarak Sorbonne’da “L’Ecole des Hautes-Etudes”de İslâm araştırmaları yöneticisi de olmuştur. Türkçe’ye çevrilen bu eserinden de anlaşılacağı gibi; İslâm felsefesi konularına yüzeyden veya tepeden bakmayan, özellikle İslâm İrfanı’nın derinliğine nüfuz etmeye çalışan bir bilim adamıdır. Başlıca eserleri: Sohrawardi d’Alep (1939), Imagination créatrice dans le soufisme d’Ibn Arabi (1958), Histoire de la Philosophie Islamique (1964-çevirisi sunulan kitap), L’homme de Lumière dans le Soufisme Iranien (1971) ve En Islam Iranien (1971-1973)’dir.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 38 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 58 okur okuyacak.