Jacques Semelin

Jacques Semelin

0.0/10
0 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
337
Gösterim
Adı:
Jacques Semelin
Unvan:
Fransız Tarihçi, Psikolog ve Siyaset Bilimci
Doğum:
1951
Naziler, iktidarı ele geçirir geçirmez, kitle iletişim aracı olarak stratejik önemini derhal kavradıkları radyo başta olmak üzere, medyayı neredeyse tamamen denetim altna
alırlar. Yayıncılık etkinlikleri derhal devlet denetimine tabi kılınır ve gazetecilerle, yazarlarla vb. ilgili meslek odaları kurulur. Böylece herkes devlete tabi hale gelir: Oto sansür kaçınılmazdır.Propaganda bakanlığına getirilen Goebbels "Herkes
kendi çalgısını çalabilir, yeter ki aynı müziği icra etsinler" der. "Alman halkı"na ihanetle suçlanan bir gazeteci, yargılanma olsun olmasın, kendini derhal hapishanede bulur. Böylece totaliter bir propaganda sistemi kurulur.
Nazi toplama kamplarının ilk zamanlarda siyasi, sosyalist ve komünist muhalifleri hapsetmek için inşa edildiğini hatırlıyor muyuz?
"Korku, gerçek korku şiddetli bir delilik anıdır; tüm deliliklerimiz içinde en zalimi odur. Onun hızına hiçbir şey yetişemez, hiçbir şey onun yarattığı sarsıntıyla başa çıkamaz. Korkuya benzer bir duygu olan öfke ise sadece geçici bir durumdur, ruhsal gücün dağılmasıdır. Üstelik kördür. Oysa korku bunun aksine, ilk endişe dalgasını savurmuş. olsanız bile, nefretle birleşerek en katı psikolojik bileşenlerden biri haline gelir."
Sigmund Freud "küçük farklar narsisizmi" üzerine çalışmasında bu paradoksu anlatmıştır. Freud, insanların -hepsi de birbirine benzer biçimde- küçük farklılıklara fazlaca önem vererek kendilerini diğerlerinden farklılaştırmaya çalıştıklarını saptamıştır. Bu farklılıkların önemini abartırlar ve bu girişim, insanlar arasındaki düşmanlığın nedeni haline gelir. Böylesi bir eğilim tam anlamıyla narsistik niteliktedir:
Büyük toplumsal gerilim anlarında, tüm üçüncü kişiler geçersizleşir ve çelişki durumu hem fiziksel hem de hayali dost-düşman çatışmasına indirgenir. Bu tümüyle düşman "mutlak Öteki"nin temsili, onun farklılığının özleştirilmesine bağlanır. "O" artık "biz" ile hiçbir ortaklığa sahip değildir. "Farklılığın" sembolik sının tümüyle geçit vermez bir hal alır. Bu Öteki, tümüyle farklıdır ve aslında artık tam anlamıyla insan dahi değildir.
(Almanya' yı 1930-3 1 yıllan arasında derinden etkileyen ve milyonlarca
kişinin işsiz kalmasına neden olan 1929 Bunalımı) Alman kamuoyunu, aşırı uçlardaki siyasi kutuplara (komünizm ve nazizm) doğru kuvvetle iter. Hitler de stratejisini krizden
en ağır biçimde zarar gören üç kesim yani işsizler, çiftçiler ve orta sınıflar üzerinde yoğunlaştırarak tam bir siyasi manevra olanağı yakalar. Gittikçe yükselen işçi hareketlenmesi karşısında, polisin yerini vurucu birlikler, bir savaş kahramanı (ve 1919'da Bavyera' da gönüllü kıtalann komutam) olan Ernst Röhm'un komutasındaki SA' lar alır; hem de kanlı çatışmalar pahasına:
Aslında bir Hitler'in, bir Milosevic'in, bir Kayibanda'nın iktidarı elde eder etmez
onları iktidara taşıyan "fikirleri" unuttuğu akla gelebilir. Amaçlarına ulaşan siyasi önderlerin programlarındaki en ölçüsüz ya da en demagojik iddialan terk etmeleri tarihte ilk defa görülen bir şey değildir. Ama sorun bu değil: Bizim konumuzla
ilgili olarak bakıldığında, bu "unutuş" anlaşılmaz bir hal almaktadır; çünkü iktidara yürüyüşleri, koruyuculuğuna soyundukları "halkla" kurdukları ve duygulara hitap eden bir ilişki üzerine temellenmiştir. Bu liderlerin "öbürlerine" karşı "biz"in savunucuları olmak istemeleri, kendileriyle çelişmeleri anlamına gelir. Halk onların söylemlerine ister -tümden ya da kısmen inansın ister inanmasın, onlar tanrısal bir vahyi ilettiklerini
düşünürler. Beyan ettikleri şeyi gerçekleştirmek zorunda olan bir "kahin" havası takınırlar. Adeta tehdidi bulup ortaya çıkarmak, önceden sezmek, gerektiğinde üretmek ve son olarak da yok etmek için "yaratılmışlardır". "Biz"in koruyucuları
olma meşruiyetini daima kargaşa ortamından alırlar.
" Propaganda, ait olunan gruptan yola çıkarak herkese "yaşamsal'' mış gibi gösterilen bir dünya görüşünü dayatmayı hedefler. Halkın duygusal açıdan kuşatılmasını, ideolojik kuşatma izler. Bunlar birbirinden ayrılamaz: İkisi de zihni ele geçirme girişimidir. Propaganda, her bir bireye kendi dünya görüşünü "nakşetmek" için korkuyu ve endişeyi besler. Bize, "Sizi ister memnun etsin ister etmesin, artık düşünülmesi gereken bu: İşte bizim yeni kılavuzlarımız," der. "Bizimle" misin,
"bize karşı" mı?
''Tarih, zihnin alaşımının bugüne dek ürettiği en tehlikeli üründür. (. .. ) Hayal kurdurur, halkların başım döndürür, onlarda sahte anılar uyandırır, tepkilerini güçlendirir, eski yaralarını kanatır, huzurlarını bozar, onları büyüklük budalası yapar ya da acılara gark eder ve ulusları acımasız, kendini beğenmiş, katlanılmaz ve gereksiz kılar."
(Alıntı Paul Valery' nin ifadesidir.)
Ekilen ötekileştirme ve dışlama tohumları, aşağılama ve insan olarak bile görmeme gübreleri ile büyütülünce soykırımlar, katliamlar ve savaşlar kaçınılmaz oluyor. Yıllardır kader birliği yaptığın insanlar, komşuların bir anda düşmanın olup, karşına dikiliyor. Açlık, sefalet ve ölüm öylesine kolaylaşıyor ki! Yağmurlar duruyor, kan akıyor her bir yerden, kuşlar susuyor, top sesleri, kurşun sesleri çınlatıyor dört bir yanı, sokaklar, caddeler ölmüş insan bedenleri ile dolmuş, ölüm kokuyor adeta... Geçmişte yaşanan bu manzaralar bir daha yaşanmaz diye düşünüldü ve ya düşündük, ama hep yanıldık. Yakın tarihteki Almanya' daki Nazi kampları, Hutular ve Tutsiler - Ruanda Soykırımı derken daha dün gibi hafızalarımızda sıcaklığını koruyan Sırpların Boşnaklara uyguladığı mezalim ve soykırım. En masum ve en suçsuz insanları yok etti ve etmeye de devam edeceğe benziyor böyle giderse. Bakıldığında üç soykırımda ve benzerlerinde de hep başlangıç noktaları aynı, uygulamalarda küçük farklılıkları var sadece. Modern Avrupa' nın göbeğinde olan soykırıma diğer ülkeler seyirci kaldı. Yapmacık ve yapay konuşmalar, formaliteden arabulucular semeresini ölümlerle, açlık ve sefaletle verdi hep. Yarınlarda bizlerinde aynı akıbeti yaşamamız konusunda rehberlik edecek ve ışık tutacak bir eser. Şahsen okuduğum süre içerisinde ülkem için tedirgin olmadım dersem yalan olur...

Yazarın biyografisi

Adı:
Jacques Semelin
Unvan:
Fransız Tarihçi, Psikolog ve Siyaset Bilimci
Doğum:
1951

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.
  • 7 okur okuyacak.