Levent Konca

Levent Konca

ÇevirmenEditör
7.6/10
358 Kişi
·
1.032
Okunma
·
1
Beğeni
·
122
Gösterim
Adı:
Levent Konca
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
1980
1980’de doğdu. İstanbul Lisesi’ni bitirdikten sonra Erlangen-Nürnberg Friedrich Alexander Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Sosyoloji okudu. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Ulrike Meinhof, Elias Canetti, George Orwell, Ulrich Peltzer gibi yazarların yapıtlarını çevirdi. Konca Berlin’de yaşıyor.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
118 syf.
·Beğendi·8/10
Saygıdeğer çokomeller nasılsınız diye sormayacağım .. Ben hastayım.. Ondan kelli işe de gitmedim bugün .. Kavun karpuz misali serildim bostanlara yatmaktayım .. Alayınız iyi olsa ne yazar ?!!? Tuco yataklara serilmiş ... Yansın ortamlar !! Bu incelemeyi yapmayı pek istemiyordum .. Yine de yapmazdım .. Ta ki 5-10 dakika öncesinde mailime gelen bir mesajı görene dek .. Çok ağarıma gitti okuduklarım .. Bir arkadaşımız işbu kitabı merak etmiş .. Yazdıklarını noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum ..

Dedi ki bana , " Merhaba sizden bişey rica edicek tim bana kitap larınız dan birkaç tane verir misiniz yada sadece kitaplar ve sigaralar verir misiniz korgo ücretini ben öderim ?"

Anlayamadım ilkten ne demeye getirdiğini .. Dedim ki , "Ben kitaplarımı satmam !"
Satmam ama hakikaten .. Doğruya doğru .. Yazdım gönderdim .. Sonrasında öyle bir cevap geldi ki beni maziye , çocukluğuma geri döndürdü .. Noktasına dahi dokunmadan aktarıyorum ..

-Zaten alacak param yok diye istedim. Orjinal kitaplarımı korsan la deyiştirdim geçen gün.

Şu cümleler öyle acı ki !! Kitap alamadığım günleri , elimde olanları yok pahasına değiş tokuş ettiğim günleri gel bir de bana sor ... Yokluktan gazete ile kapladığım Aziz Nesin kitaplarını döndür döndür onlarca kere okuduğum günleri gel bir de bana sor .. Parasızlık ayrı acı , elindekilerden olmak ayrı bir acı .. Bunu çok iyi bilen bir insanım .. 24 sayfa saman kağıt bir dergi almak için 2 gün okuldan eve yürümüş bir insanım .. Sen istersen şeytan de .. Ona da kabul .. Ama bugünleri yaşadım ben ... O yüzden incelemeyi Tuco adıyla , "OKUMADAN" BEĞENENLERİN aksine OKUYUP YORUM YAPACAKLARA, KENDİ İÇİNDE VİCDAN MUHASEBESİ YAPACAK OLANLARA SESLENİYORUM !!! Bu arkadaşımıza kitap göndermek isterseniz özelden yazın bana .. Adı , adresi ve gereken tüm bilgileri vereceğim .. İsmi öğrenenler lütfen sağda solda açıklamasın ki arkadaşımızı da zor durumda bırakmayalım .. Yok açıklarım diyecekler .. Duyarsam kalbinizi kırarım .. Demedi demeyeseniz ! Duyarlılığınız için şimdiden teşekkürler ..

Kitaba gelecek olursak .. Orwell esasen büyük bir şahsiyet edebiyat adına.. Çok büyük hem de ! Kitabı okurken sinirlerimi zıplatmış olsa da öyle .. Kitabın isminin , KİTAPLAR VE SİGARALAR olması çok manidar .. Orwell , kitapların pahalı olduğunun belirtildiği bir dönemde sigaraya verilen aylık tutarı kitaplara verilenle karşılaştırmış .. O dönem için doğru olabilir .. Ama günümüz Türkiyesi için hiçte doğru değil .. Size şöyle bir örnek vereyim .. Cengiz Özakıncı çok sevdiğim bir yazar .. Muhalifinden .. Medyanın tekelleşmesi yüzünden kendi yayınevini kurdu .. Reklamı yok ! Ardında kendini destekleyecek tek bir isim yok .. İşbu Cengiz Özakıncı, Otopsi Yayınlarını kurduğunda piyasadaki en pahalı kitapları satmaktaydı .. O zaman - çok iyi hatırlıyorum - kitapları 35 lira civarındaydı ve sayfa sayısı 750 civarındaydı .. Bugün ? Bugün kitapları 65 - 70 tl civarında .. SİGARA İÇMEYEN , ASGARİ ÜCRETLE geçinen bir birey bunları nasıl alsın okusun ? Bunları yazdım ama sanmayasınız ki Cengiz Özakıncı'ya karşıyım .. Her türlü desteği alan , en iyi çevirmenlerle çalışan Can ve İthaki gibi yayınevlerine ne demeli ? 180 sayfa kitaba 30 lira fiyat biçen Kırmızı Kedi'ye ne demeli ? !?!? Çıkış yolu esasında Orwell ' in bir dönem geçimini sağladığı ve bu kitap içerisinde bahsettiği bir müesseseden geçiyor .. Nedir o ?

SAHAFLAR !!

Burda sazı elime almak zorundayım .. Kimse kusura bakmasın !!
Bilir kişi miyim ?
EVET !!
Bana daha önce sahaflarla alakalı yaz diyenler ... Bugüne kısmetmiş .. İŞTE YAZIYORUM !!

Sayın çokomeller .. Evet kitap pahalı .. Evet aldığınız ücret de düşük !! Hepsine kabul !! Çare ne ?!

Çare sahaflar ! Şimdi aranızdan birkaç tipleme diyecekler ki sahaflar VAMPİR ! Evet var böylesi de.. Ama cidden yaptığı işe saygısı olan insanlar da yok değil ..İstese her hafta bana 100 - 150 liralık kitap satacakken tam aksi istikameti tercih eden ,bana, kitap satmayanlara ne demeli ?!? Böylesini de gördü bu gözler ... "GÜLDEN ABLAM sen BİR tanesin !!!!" İlkin şu kavramın bilincine varın.. Sahaflar kurt ise siz ise bir kuzusunuz ! Bu her açıdan doğru .. Bu adamları kazıklayamazsınız., kandıramazsınız .Neyin ne fiyatla verileceğini bu adamlar teee siz ana rahmine düşmeden önce biliyorlardı .. Lakin pazarlık sünnettir ... Kesinlikle ilk fiyata teslim olmayın .. UCUZ BULSANIZ BİLE !!1 LİRA OLSA DAHİ !!PAZARLIK ELZEM ! Ve bilmediğinizi belirtmekten asla ama asla geri durmayın.. Her sahaf aslında kitap satıyor olsa dahi gideceği kitabın layığına gitmesini ister içten içe .. Buna birinci ağızdan canlı şahidim ..O yüzden kitaba dair düşüncelerinizi muhakkak aktarın ... Yaşar Kemal mi alıyorsun , Kemal Tahir mi? Ne varsa aklında söyle .. bilmiyorsan merak ettiğini belirt .. Bir kazık yersin, iki kazık yersin ama bu işe gönül verdiğini anlarsa karşındaki, sana tutumu değiştirir ... Biz bu yollardan geldik caniko ... Sahafların da bir insan olduğunu unutmayın ... Sabah alıp dükkana götüreceğeniz 2 poaça size ne kapılar aralar tahmin dahi edemezsiniz!! Budur olayın özü ... Değer verirsen , değer görürsün ... ÇOK NET!!

Geri kalana bakarsak Orwell , siyasal eleştirileri de yapmış kıyasıysa... HAKLI MI ? Evet kendince haklı ...Alexey Tolstoy ve İlya Ehrenburg için söylediği "iktidarın fahişesi" kavramları sonuna kadar doğru... Peki kendisinin soğuk savaş dönemine kapı aralayan II. dünya savaşı sonrasında aldığı CIA desteği ?!?!?

Bunlara ek olarak dönemin İngiltere' sinde kabul edilebilir bir liberalizm eleştirisi.. Ve çocukluğunun geçtiği özel okuldan bizlere aktardığı anıları da kitapta yer alanlardan..
118 syf.
·2 günde·7/10
“Kitaplar Pahalı Mı?”

Kitabı yazarken yazarın çıkış noktası kitap okuma oranını düşük olması olmuş. Ta o zamanlardan günümüze kadar gelen bir hakikat, kitap okuma oranın düşük olması. Tabi toplumda azımsanmayacak derece belli bir kesim kitapların çok pahalı olduğunu söylüyor. Yazar bu gibi fikirlerden yola çıkarak kitap fiyatlarının yüksek olmadığını anlatmaya çalışmış. Bunu yaparken o zamanın şartlarında kitap fiyatları ile sigara fiyatlarını karşılaştırarak bir sonuca ulaşmış. Fakat o zamandan bu zamana çok şey değiştiği için yazarın anlattıkları çok anlamlı olmuyor.

Peki, aynı şeyi günümüz Türkiye’si için yaparsak bir anlam kazanabilir mi? Deneyelim…

Bir kişinin günde bir paket sigara içtiğini düşünelim.
Sigaranın Türkiye’de ortalama fiyatı 10 lira.
Kişi günde bir pakete 10 lira vererek, ayda 300 liralık bir bütçe sigaraya ayırmış olmaktadır.
Buda bir kişinin yıllık sigaraya ayırdığı bütçenin 3.600 lira olduğunu gösterir.
Sigarayla beraber harcadığı masrafları da düşünürsek.
Türkiye’de sigara içen biri yıllık olarak 4.000 lira sigaraya vermektedir.
Yaklaşık olarak bu kişinin 10 yıl sigara içtiğini düşünürsek
önümüze 40.000 gibi devasa bir rakam çıkmaktadır.

Şimdi aynı şeyi kitaplar için uygulayalım.
Ülkemizde iyi okuyan bir okur yaklaşık olarak senede 100 kitap okur.
Buna göre kişinin ayda okuduğu kitap sayısı yaklaşık olarak 10 tane diyebiliriz.
( Ki bu rakam gayet iyimser bir rakamdır.)
Kitap fiyatının ortalamasını 15 lira olarak alırsak
kişinin kitaba harcadığı aylık ücret 150 liradır.
Bunu da bir sene için hesaplarsak
iyi bir kitap okuru bir senede kitap için ayıracağı bütçe 1.800 lira olur.
Bununda 10 yıllık maliyeti 18.000 liradır.
Yani 10 sene içinde sigarayı bırakıp kitap okumaya başlarsanız.
22.000 lira kar elde etmiş olursunuz.

Rakamlar bizlere bunları söylerken peki kitabın pahalı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Konuşmamız gereken konu şu: “Kitaplar Pahalı Mı?”

Not: Kitap hakkında birkaç söylemek gerekirse kitap birkaç bölümden oluşmakta. Bir bölümde sözünü ettiğimiz konu işlenirken diğer bölümlerinde ise yazarın kendi hayatıyla ve o dönemin şartları ile ilgili düşüncelerini aktardığı yazılarından oluşmakta. Bana göre yayınevi yazarın ismini kullanarak kitap satmaya çalışmış ve bu amaçla kitabı basmış. Ayrıca para ve vakit ayrılacak bir kitap olduğunu düşünmüyorum…
118 syf.
·3 günde·Beğendi
Kitapta yoksullarin ölümü adlı bölümde yazar zatürre olduğu için bir süre kaldığı bir devlet hastanesiyle ilgili anılarını anlatıyor.
Hastanede öldüğü ancak sabah farkedilen hastalardan , onların insan olduğunu unutup onlara adeta deney malzemesi mualemelesi yapan doktorlardan bahsediyor.

Yazar kendi deyimiyle 19. Yuzyilin pis kokan acı dolu hastanesinden iyileşir iyileşmez kaçıyor. Evet kaçıyor. Bu aynı şey gibi değil mi mesela , bizim yirmibirinci yüzyılın katliamlarından kumandanın bir tuşuyla kaçışımız gibi.

Yazar benim dönemimde de savaslar vardı lakin en unutamadığım şey bir savas anısı degil , Titanik'in battığını gazetede okuduğum andı diyor.

Bizim en unutamadığımız an ne dünyaya dair?
Bihterin ölmeden önce Behlül'e -beni, beni, bihterini deyişimi?
Ya da koreli bir şarkıcının milyarlar izlenen klibi mi?

Suriyeli bir çocuğun yerden ekmek kırıntıları toplayıp yediği
ya da bir babanın açlıktan ölen evladına son bakışı gelmez aklımıza belki de.

Yazar simdi yaşıyor olsaydı yirmibirinci yüzyıl icin ne düşünürdü merak ediyorum.

Ondokuzuncu yy'ın hastanesine döndü dünya Orwell.

Vicdanlar ölüyor ancak biz farkında bile degiliz.
180 syf.
·2 günde·7/10
"Bir zamanlar bir baba, yaşlandığından, kızlarını ve oğullarını - dört, beş, altı, toplam sekiz tane - hepsi de uzun bir tereddütün ardından arzusuna boyun eğene dek bir araya toplanmaya çağırmış. Şimdi de masanın etrafında oturmuş, zaman kaybetmeden muhabbete girişiyorlar: her biri kendi kendine, hepsi de aynı anda ve babalarının düşündüğü şekilde, onun sözleri uyarınca da olsa, tüm sevgilerine rağmen onu sakınmadan. Hala kimin başlayacağı konusuna cevap aramakla meşguller."

Az önce kitabın ilk paragrafını okudunuz, gayet anlaşılır, sade bir dille yazılmış. Ama kitaptan benim anladığım sadece bu paragraf. Maalesef Günter Grass'ı bu kitabında da tam olarak anlama mutluluğuna erişemedim. Sanırım okuyacağım diğer kitaplarında da durum değişmeyecek. Grass okumak kolay ama anlamak çok sağlam bir sabır ve bilgi birikimi mi desek ne desek artık ondan gerekiyor. Ama şuna kani oldum ki Grass akademisyenler için yazmış, benim gibi sıradan bir okur Grass'ı hiçbir zaman anlayamayacak.

Kitap dokuz bölümden oluşuyor ve her bölümde yazarın çocuklarından biri söz alıyor ama kimin aldığı o kadar da anlaşılır değil, aslında kimin konuştuğunun da bir önemi yok çünkü arada hepsi koro halinde konuşuyor, kim ne diyor, kime diyor anlamak mümkün değil. Bu çocuklar kim peki? 3 erkek ve bir kız ilk evlilikten, 2 çocuk evlilik dışı bir ilişkiden ve ikinci eşten de 2 çocuk var ortada. Okuduklarınız kulağınıza vızıltı gibi geliyor. Peki genelde nelerden bahsediliyor diye soracak olursanız buna vereceğim cevap da sizleri pek tatmin etmeyebilir. Çocuklar genelde okuduğu okullardan, aşklarından, yaşadıkları evden, aile tartışmalarından bahsediyorlar. Grass ise bu konuşmaların öznesi konumundadır. Kendisiyle ilgili deneyimleri dinler çocuklarından. Konuşmalar da kayıt altına alınır. Hikâyede geniş yer tutan bir de Marie isimli bir kadın var. Bu kadın sanırım Grass'ın eski sevgililerinden ve ömürlük arkadaşlarından biri. Kendisi Grass'ın romanları için Agfa kamerasıyla fotoğraflar çeker. Kameranın sihirli güçleri olduğu, geçmişi ve geleceği çekebildiği iddia ediliyor. Kişilerin rüyalarını ve fantezilerini de ayrıca çekebildiği söyleniyor. Marie de tüm konuşmacıların odak noktası halindedir. Çektiği resimler üzerine çok fazla yorum yapılıyor ama ne amaçla yapılıyor orası belli değil. "Kutu kutu pense, Elmamı yerse" tekerlemesindeki dizeler birbirleriyle ne kadar alakalıysa okuyacağınız bu kitaptaki anlatılan her şey de birbiriyle o kadar alakalı.

Bu kadar şey yazdım ama baktığınız zaman hepsi hava cıva sözler, kitapla ilgili okuru aydınlatıcı pek bir şey yok. Bana bu inceleme nedense okuduğum bir kitabı anımsattı, hangisini acaba?
118 syf.
·9/10
Sevgili 1000kitap halkı,
Tasvir etmeye yetecek lügat bulamıyorum fakat yine de birkaç kelam etmem gerekirse; neden okuyoruz, nasıl okuyoruz, -bilhassa- ne okuyoruz gibi sorulara cevap veren bir Orwell söz konusu bu kitapta.
Gerektiğinde sayısal analizlerle de konuşan, çoğu zaman provokatif dilini kullanmaktan çekinmeyen ve bize okuma güdümüzü beslemeye, beslemeye ve beslemeye iten bir ustanın cümleleri söz konusu.
"..ancak okumanın maliyeti, kitapları ödünç almak yerine satın alsanız ve çok sayıda dergiye abone olsanız bile tütün ve içki içmenin toplam maliyetini aşmaz."
Dahasını konuşmaya cüret edemeden, içten tavsiyemle herkese iyi okumalar diliyorum.
Kitaplar ve sigaralar*(: peşinizi hiç bırakmasın!
Kitaplar pahalı mıdır?sorusuna en güzel cevabı verecek mâhiyette bir kitap.Bunu sigarayla kıyaslayarak da gözler önüne serip okuma oranın az oluşunu ozaman dilimiyle anlatıyor lâkin işin acı kısmı şuan günümüz Türkiyesinde de aynı okuma yoksunluğunun oluşu ozamandan bu zamana ilerleme yerine gerileme geçirişimiz kitapta anlatılanlar tokat gibi geliyor.
Orwell bu kitapta nasıl bir Orwell merakıyla okuduğum bir kitaptı farklılık için okunabilir.
1946 ingilteresi
2019 türkiyesi

george orwell 'kitaplar ve sigaralar'ı yazarken ingiltere'deki kitap okuma sayısını araştırmaya başlıyor. rakamları topluyor, çıkarıyor ve şaşırtıcı bir sonuç elde ediyor.

çünkü çıkan sonuca göre ingilizlerin kitap okumadığı ortaya çıkıyor. hepsi değil tabii ki, büyük bir kısmı.

şimdilerde, batıda kitap okumakla ilgili rakamlarda büyük değişiklikler söz konusu ancak bizde gerileme mevcut.

ve bu gerileme neticesinde bugün geldiğimiz nokta 1946'nın ingilteresi.

Günümüzde bize hitap eden bu araştırma içerikli kitap mutlaka okunmalı. belki bir şeyleri tetikler.
175 syf.
·3 günde·9/10
Savaş Günlükleri George Orwell'ın günlüklerinden oluşan bir kitap. Ve Orwell günlüklerinde 2. Dünya Savaşının politik ağırlıklı fakat bi o kadar da hayatın içinden bahsetmiştir. Ve Londra'nın bombalanmasını, Halkın ruh halini, yaşadığı sıkıntıları ele almıştır. Dedigim gibi kitap bir Günlükten oluşmuştur. Yani kitaptan çok heyecanlı, afilli ve maceraları şeyler beklemeden okursanız keyif alabilirsiniz. İyi günler.
109 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
İsminden de anlaşıldığı üzere Orwell'ın "Neden Yazdığı", "Nasıl Yazdığı" üzerine bir otobiyografi okuyacağımı düşünmüştüm daha çok. Tür olarak deneme inceleme yazıyordu evet ama ben bu beklentiyle okumaya başlamış ve 1984 ve Hayvan Çiftliği eserleriyle gönlümde taht kuran George Orwell hakkında eserleri ile sohbet edeceğimiz kanısına varmış ve çok heyecanlanmıştım. Bu noktada hayalkırıklığı yaşadığımı söyleyebilirim.

Kitap 5 ayrı bölümden oluşuyor ve kitaba ismini veren "Neden Yazıyorum" kısmı ilk kısım olmakla beraber sadece 10 sayfa sürüyor. Burada yazar çocukluğundan, neden yazar olması gerektiğinden, eserlerini oluştururken neler hissettiğinden bahsediyor. Bu kısmın daha uzun sürmesini isterdim. Kitapta en beğendiğim kısımlardan biriydi çünkü.

2. Ve 3. Bölümde ise İngiltere tarihi, sosyalizm, faşizm, kapitalizm, demokrasi üzerinde duruyordu. Ve bu terimleri bir de Orwell'dan okumak, onun düşünceleri ışığı altında bu terimlere bakmak güzel bir deneyim oldu benim için. Ancak bir süre sonra inanılmaz sıkılmaya başladım konu İngiltere ve tarihine dönünce. Altyapım yoktu ve zaten siyaset, politika, tarih kitapları beni cidden sıkar. Ancak yine de okunması gerektiğini düşünüyorum. Bu sayede bilmediğim birkaç terim öğrendiğimi de söyleyeyim. Örneğin: Entelijansiya'nın aydınlar sınıfı, entelektüeller demek olması gibi :)

4. Ve 5. Bölümde Orwell'dan iki kısa hikaye karşılıyor bizi. İşte en çok beğendiğim kısım! Ancak şöyle ki bu hikayelerin mimarı Orwell değil de Zweig gibi geldi bana. O kadar alışmışım ki Zweigdan böyle kendisi kısacık ama etkisi büyük hikayeler okumaya bu hikayeleri okurken de Dejavu ile doldu her yanım.

Yalnızca 7 sayfadan oluşan "Bir İdam" hikayesi ile özellikle etkilemeyi başardı beni. Zaten hassas olduğum, karşı olduğum bir düşünce olan idama Orwell'ın bakış açısıyla bakıp vermek istediği mesajları durdum, düşündüm, yutkundum.. Ve tekrar dedim ki "İdam İnsanlık Suçudur." Hangi vicdan kişiyi idam ettikten, onu bu dünyadan sildikten sonra rahat uyuyabilir, arkasından hemen bu işi gerçekleştirdiği adamlarla sanki az önce bir insan yitip gitmemiş gibi bunun üzerine gülüp, espriler yapabilir ki? Neresinden düşünürsem düşüneyim korkunç bir şey bu.

Son kısımda "Bir Fili Vurmak" adlı öyküde ise bir polisin bakış açısından yine çok güzel bir sistem ve insanlık eleştirisi yapmış Orwell. Derinden etkiledi iki öyküsüyle de.
118 syf.
·5 günde
George Orwell'ın deneme tarzında yazmış olduğu bir kitabıdır. Kitaptaki denemelerden "Kitapçı Anıları", "Bir Kitap Eleştirmeninin İtirafları", "Yazının Korunması" ve "Ülkem Sağ mı Sol mu?" oldukça etkileyici! Öte yandan hayatıyla ilgili eğitim anıları ve hastanede yaşadıkları kendi adıma ilgi çekici değildi. kitap, yazarın düşünsel düzlemde fikirleri ile duygusal açıdan geçmişinde yaşadıklarını anlatma arzusu olarak iki farklı bölümden oluşuyor gibi hissettirdi. Aynı kitapta toplanması ise doğru bir seçim midir? Bence değil ama her okurun düşüncesi farklı olabilir elbette. Öte yandan Orwell'ın bu yazılarını farklı yayınlar için farklı zamanlarda yayınlaması ancak bir kitap haline getirilmek üzere derleme olmasının etkisidir sanırım bu kopukluk.

Her kitapseverin arkadaşlarıyla ortak bir hayalidir sahaf dükkanına sahip olmak. Bu hayalime gölge düştü bu kitap dolayısıyla. Hayallerimizin pembe perdesini yırtıp gerçek sahaf dünyasına ayna tuttu Orwell. Üzücü...

Yazının korunması denemesinde, toplumların yönetim biçimleri ve yöneticilerin tutumlarının yazı türleri üzerine olan etkilerini tarihsel çerçevede ele alarak geleceğe ışık tutmuş yazar. Bir nevi uyarı ışığı! Öte yandan gerek Osmanlı gerekse Arap ülkelerinde şiirin diğer türlere göre daha gelişmiş olmasını da açıklayıcı ifadelere sahip bir yöne sahip.

Ülkem sağ mı sol mu denemesinde yazarın her ne kadar savaş karşıtı da olsa nasıl bir vatansever olduğu, çocukluktan itibaren bilinçaltına işlenmiş olan savaş anında ne olursa olsun vatanından yana olup gerekirse kan dökmeye kadar gidebileceğini hissettirmesi entellektüel bakış ile hayatın bazen aynı düzlemde ilerlemediğini düşündürücü... Çarpıcı ifade ise şuydu: ""...Vatanseverliğin muhafazakarlıkla hiçbir ilgisi yoktur. Değişen, ama mistik olarak değişmiyormuş gibi hissedilen bir şeye bağlılıktır."

Kitap bazı bölümleriyle çok yoğun düşünmelere sevk edici bir özelliğe sahip. Bazı kişisel hayat bölümleri ise okunmaya değecek gibi hissettirmiyor. Kitaptaki en az dikkatimi çeken nokta sigara ve kitap fiyatları ilişkisi olmasına rağmen, sigara içen insanların algılarına yönelik dikkat çekici bir başlık olsun diye bu başlığın vurgulandığını düşünüyorum. Aksi takdirde sigara kitap fiyatı kıyaslaması en gereksiz yönlerinden biriydi kitaptaki.

Ödünç kitap konusunda evrensel dengeyi sağladığına inanan bir Orwell ile karşılaşmak gülümsetici:)

Sonuç olarak deneme türünü sevenlerin okuması gereken kitaplardan biri. Keyifli okumalar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Levent Konca
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
1980
1980’de doğdu. İstanbul Lisesi’ni bitirdikten sonra Erlangen-Nürnberg Friedrich Alexander Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Sosyoloji okudu. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Ulrike Meinhof, Elias Canetti, George Orwell, Ulrich Peltzer gibi yazarların yapıtlarını çevirdi. Konca Berlin’de yaşıyor.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 1.032 okur okudu.
  • 38 okur okuyor.
  • 1.499 okur okuyacak.
  • 44 okur yarım bıraktı.