Wigan İskelesi Yolu

7,4/10  (26 Oy) · 
63 okunma  · 
19 beğeni  · 
1.427 gösterim
"Orwell söz konusu olduğunda biçem, insandır."

Yazarın Yorkshire ve Lancashire'daki iç karartıcı, yoksul sanayi merkezlerinin işçi sınıfı yaşantısından edindiği deneyimlerle yoğun bir hesaplaşması olan Wigan İskelesi Yolu, hem parlak hem acı bir tartışma yaratmıştır ve bu tartışmanın politik gücü, aradan geçen uzun zamana karşın, hâlâ ayaktadır. George Orwell, bu kitapta, kapitalistleşen ve makineleşen bir toplumda işçilerin, özellikle maden işçilerinin içinde bulunduğu insanlıkdışı yaşamı ve madenlerin işletilişi, kir, açlık, işsizlik kıskacındaki toplumsal adaletsizliği içimize işleyen bir dürüstlük, öfke ve derin bir insanlık yüklü kalemiyle gözlerimizin önünden hiç gitmeyecek biçimde betimler.

"İnsana doğrudan seslenen, zihnimize saplanan, taptaze ve gözüpek bu kitabın neden böylesine güçlü bir etki yaratmış ve hâlâ yaratmakta olduğunu anlamak zor değil... Karşımızda, her şeyden önce, yoksulluğun ve ondan sonra da sınıf ayrımlarında yatan gücün incelenmesi duruyor."
- Richard Hoggart

"Tam bir dâhi... olanca düş kırıklığı ve öfkesi ilk kez Wigan İskelesi'nde doğru anlatımlarını bulmuş."
- Peter Ackroyd - The Times
(Tanıtım Yazısı'ndan)
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2016
  • Sayfa Sayısı:
    240
  • ISBN:
    9789752731684
  • Orijinal Adı:
    The Road To Wigan Pier
  • Çeviri:
    Levent Konca
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
mehmet aysu 
30 Oca 15:57 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabi çok beğendim.
Orwell, İngiltere’nin işçi mahallerinde yapmış olduğu araştırmaları kaleme aldığı bir inceleme kitabı. Kurgu bir eser olmaması benim nazarımda daha bir önem kazandırdı. Biliyorum orada yazılanlar gerçek. Ete, kemiğe, toprağa değmişler. Bunu diyorum çünkü orada yaşananlar gerçek olamayacak kadar acımasız.( belki bana öyle geliyordur) 1984 kitabındaki gibi karanlık, umutsuz ve mutsuz bir toplum... Okurken, yazarın diğer eserlerinde de olduğu gibi, adaletsizlik vurgusu daha belirgin, daha net, daha gerçek. İşçi sınıfının yaşadığı sefaleti, zorluğu, sıkıntıları öyle sağlam, sarsıcı bir şekilde anlatıyor ki, okuyup da kapitalizme lanet etmemek zor. (sinirim yine bozuldu)

Olaya bak.
Orwell Bu kitabı 1937 yılında yayımlandığı sırada faşizme karşı savaşmak için İspanya’daymış. Zaten kitapta yazdıklarına tanık olup, böyle içten bir dille ifade eden birinden böyle bir duyarlılık beklenirdi. ( Benim için bu olay çok önemli. Yazarlar ve yaşadıkları. Yazlık villasında, elinde viski kadehiyle, toplumun dertleri yazıp, bununla yolunu bulan bir yazar, bana göre her zaman sahte, yavan, sahtekar gibi gelir. Ortada yürek yoktur para vardır ve yapılan teknik bir iştir)
neyse..
Kitapta şu tasvir dikkatimi çekti sizinle paylaşmak istedim;
“Kahvaltı masasının altında dolu bir lazımlık kovası olduğu gün ayrılmaya karar verdim. Bu mekan, içimi karartmaya başlıyordu. Bunun nedeni, yalnızca pislik, kokular ve berbat yemekler değil, değişmeyen anlamsız bir çürümenin, insanların hamamböcekleri gibi süründüğü yeraltındaki bir yerde, savsaklanan işlerden ve alçakça yakınmalardan meydana gelen sonsuz bir karmaşanın içinde olma hissiydi.” (s. 22)
Çok güçlü bir tasvir bana göre. Çaresizliği özetler gibi, değişmesi gereken yolunda gitmeyen şeyler var. Düzeltilmesi gereken. Bir şeylerin yapılması, hatta düzelse bile düzelmeyecek şeylerin karmaşası var. ( büyük ihtimalle anlatamadım)

Kitap üzerine çokça yazabilir, günlerce üzerine konuşabilirim ama burada yorumu bitiriyorum. Eğer sen kitabı okursan -ki bence okumalısın. Belki bir gün bir yerlerde karşılaştığımızda sohbetini ederiz. Konusu kanayan yaramızdır, seninde canını acıtırsa aynı yerdeyiz demektir. Görüşürüz... pai...