Mevlüt Özben

Mevlüt Özben

Yazar
8.6/10
22 Kişi
·
90
Okunma
·
4
Beğeni
·
693
Gösterim
Adı:
Mevlüt Özben
Unvan:
Yazar, Akademisyen
Doğum:
İstanbul, 1973
1973 Yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1992-1996 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. 1996-2002 yılları arasında Rize ve Erzurum’da öğretmenlik yaptı. 1997-2001 döneminde yüksek lisans ve 2002-2007 yılları arasında doktorasını aynı üniversitede sosyoloji bilimi üzerine gerçekleştirdi. 2002 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde okutman olarak akademik kariyerine başladı. Halen aynı kurumda öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Özellikle din, modernlik, kimlikler ve günümüz modern toplumlarının tanımlanmasında öne çıkmaya başlayan risk kuramı üzerine yayımladığı makalelerinin yanı sıra Yapay Kutsallıklar adlı yayıma hazır bir kitabı da bulunmaktadır.
Olduğu ya da olduğuna inanılan şeyi askıya alarak şimdiye kadar ki olunan kişinin son bulması, bir yılanın derisinden sıyrılması gibi de düşünülebilirdi. Özellikle şimdinin postmodern zamanlarında, 'olanın üzerimizdeki geçicilik baskısının sebep olduğu tatminsizlik insanları birşeyler yapmaya itebilmekteydi. Alenen yeni bir benliğin sergilenmesi ve bir aynada ve diğerlerinin gözünde takdir edilmesi için, kişinin eski benliğini, kendisinin ve diğer insanların nazarından silmesi gerekebilirdi. 'Kendini (yeniden) tanımlama' ve 'kendini (yeniden) ispatlamaya girişildiğinde 'yaratıcı yıkıcılık' uygulanmalıydı, hem de her gün.
Kadın olduğu için, giyim kuşamından oturup kalkmasına, yiyip içmesinden kahkahasına varıncaya kadar önüne örülen beklentiler duvarını aşıp nasıl kendi olabilirdi ki?
"Sosyoloji ne güç sahiplerinin mevcut konumlarının meşrulaştırıcısı ne de güçsüzlerin koşullarının dillendiriciliğini üstlenen bir ideolojidir. Aksine Sosyoloji, insan etkileşimlerini ve toplumu, bilimin sınırları içerisinde kalarak inceleyen bir bilimdir."
304 syf.
·7 günde·9/10
Toplum yapısı ve dinamiklerine olan merakım beni sosyoloji okumalarına yöneltti doğruca. Önceden Bauman’ın Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm isimli kitabıyla küçük bir giriş yapmıştım ancak bu kitap benim gözümde daha güzel bir açılış oldu. Bu tabi ki Bauman’ın kötülüğünden değil, benim bu konudaki acemiliğimden.

Sosyoloji Kafa, sosyolojiye giriş yapmak isteyenler için harika bir kitap, bunu rahatlıkla söyleyebilirim, aynı zamanda bir roman şeklinde anlatımıyla okuyucunun ilgisini taze tutarak sizi asıl konulardan da koparmadan, yani roman kahramanımızın olaylarıyla okuyucuya arada bir nefes olacak şekilde ilerliyor. Özellikle yeni başlayan birisi olarak kitabın bu özelliğini çok sevdim.

Kitap başta sosyoloji nedir, ne değildir, sosyolojiden beklentilerimiz nelerdir, sosyoloji bilmek bize neler katar bunu basitçe açıklamaya çalışıyor. Buradan anlıyoruz ki hayata sosyoloji bakıp düşünmekle insan topluma daha bir kuşkuyla yaklaşıyor, aslında biliyor gibi gördüğümüz ancak asıl nedenin farkında olmadığımız birçok olayı bilmedikleştirerek toplumun güzel bir analizi yapıyor, tabi ki bunu yaparken sorulamayan sorular sorup gündelik hayatlarımızı bıçak altına alıyor, sessiz ve normal(!) rutinlerimizi bozuyor, peki böyle yapmasından memnun oluyor muyuz? Evet. Neden? Çünkü toplum yaşamına sadece gözlerimizle değil, manevi bir bakış ile de bakabilmeyi sağlıyor.

Sosyolojinin bir bilim dalı olarak kuruluşundan itibaren geçtiği aşamalardan, sosyoloji dendiğinde akla gelecek birçok bilim insanını anlatarak onların sosyolojiye farklı yaklaşımlarından bahsediyor. Öyle ya konumuz insan, tabi ki birçok görüş ortada oluyor haliyle. İnsanı konu alan her konu tabi ki sosyolojinin kapsamına girebiliyor, ancak yazar daha çok kültür, modern-postmodern toplum yapısı, siyaset, güç ilişkileri, devlet, iktidar gibi genel konulara da değiniyor, siyaset iktidar demişken Türk Modernleşmesi adı altında kısa bir bölümle de özel bir konuya giriyor. En son da yine cinsellik-toplumsal cinsiyet, ırk-etnisite, sağlık, engellilik, din-sosyoloji ilişkisi, küreselleşme gibi genel konuları ele alarak sosyoloji notlarına son veriyor ve romanı kahramınına da söz vererek bitiriyor.

Ele aldığı konularda yazar kendi fikirlerinden ziyade bir derleme yapmış gibi bunu kötü bir özellik olarak söylemiyorum tabiki aksine çok güzel bir çalışma ortaya çıkmış. ( Bu arada, sosyologlara çok büyük bir hayranlıkla bakıyorum, benim gözümde onlar 'Toplum doktorları' :) ) Sosyolojiyi öğrenilmesi gereken yerlerden öğretip, okuyucunun ilgisini canlı tutma kısmını kendisi yapmış daha çok. Yazarın görüşleri, kendisi hakkında çok bir bilgim yok belki de fikir ayrılıklarımız da çoktur bilemem, ancak sosyoloji kafayı konuşuyorsak eğer kesinlikle tavsiye ettiğim bir eser, özellikle bu alana yeni başlayan benim gibi acizane fakirane insanlar gibi :)

İyi okumalar :)
Normalde bir kitapta istediğim hazzı alamasamda, ihanet etmemek için kitabı bitirirdim. Ama bu kitap gerçekten olgunluk, derin düşünme...gerektiriyo en önemlisi de odaklanma gerektiriyor (pek bu ara odakalanamadığım için) yarım bıraktım üzülerek. Burda kendime söz vermiş olim;
Daha olgunlaşınca ve kafamdaki karışıklık gidince bu kitabı okuycam...VESSELAM...
304 syf.
Kitapçıdaydım, kitapları içinden bir iki sayfa ve arka kapak kısmını incelerken...

Daha ilk incelememde sayfaları okurken heyecanlanmaya başlamıştım. Neredeyse ev adresimi tarif edecekti. Romanda ilgimi çeken sadece adresti. Açıkça yazabilirim. Bizim mahalleden yazar mı çıktı? Neyin kafası bu?

Nilüfer adlı bir sosyoloji öğrencisinin üniversitenin ilk yıllarında derste öğrendiklerini İstanbul sokaklarında gezerek okura Sosyolojik Düşünmeyi öğretiyor. Türkiye’nin ilk sosyal bilimler romanıdır. Sosyolojinin edebiyata işlenmesi bana Sofie'nin Dünyası adlı kitabı hatırlattı. Diğer bir yandan Göğü Delen Adam adlı kitabı okuyup beğenenler sosyolojiye ilgisi olduğunu düşünüyorum. Sosyolojik Kafa ile ülkemizin sosyolojik değerlendirmelerini okumaktan keyif alacaklarını tahmin ediyorum.
Sosyolog ve adayları, ilgi duyanların baş tacı olacağını iddia edebilirim. Her bölümünde her sayfasında coşkun çaylar gibi bilgi akıyor. Altını çize çize bakkal defterine dönecekti kitabım  Not almaya başladım, bu sefer parmaklarım ağrımaya başladı. Kısacası ben bu romanda çok şey öğrendim, servetim olan kitaplığımda yer edindi.

Alıntıları paylaşamadım, çünkü anakartım yandı. Gerçi önemi yok, pek de ilgilen yok sanırım :D
304 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Sosyolojiye dair fikriniz olsun olmasın keyifle okunacak bir kurgusal sosyolojiye giriş kitabı :) Nilüfer'in sosyolojiyle tanışmasını, fikirlerinde, yaşamında gerçekleşen değişimlere tanık olacaksınız. Bu tanıklık kesinlikle sizde de değişime yol açacak. Mevlüt hocamız sade dili ile öğrencilere ve vatandaşa sosyolojiyi sevdirmeye çalışmış.
112 syf.
·Puan vermedi
Biz ve öteki...
Biz kavramı, ait olunan grupken;öteki, senin grubundan olmayana verdiğin isim olarak sosyal düzlemde inşa edilmiş iki kavram olarak tanımlanmıştır.

"Biz" i anlatırken en nadide en güzel nitelik sıfatlarını kullanırken , söz konusu "öteki" olunca en aşağılayıcı en çirkin nitelik sıfatlarını reva görürüz. Bu bağlamda sosyolojik bir bakış açısıyla yazar, aynı zamanda sosyolog gözüyle Alevilik kavramına etiketlenen "kirlilik" kavramını irdelemiş ve toplumsal düzeyde şekillenmiş ve süregelen "öteki" nin kültürel bir kanal ile yeniden inşasını ele almıştır.

Bizden olmayana duyulan nefretin bir bir kavrama (kirlilik) sıkıştırılmasını ele alan , toplumsal ve kültürel çerçeveden bakınca mantığın nasıl devre dışı bırakıldığını hissettiren bir eser.

Eleştirip sorgulatan bir kitap tavsiye edilir.
296 syf.
Temelde Sosyoloji bilimi, bildiğimiz bazı şeylerin "aslında öyle olmadığını" göstermeye çalışır. Ardında yatan sebepleri, motivasyonları, tetikleyicileri ortaya dökmeye çalışır.
Çünkü doğru diye kabul ettiğimiz, "doğası bu" dediğimiz, hep "öyle olduğuna" inandığımız bir çok şey; aslında öyle değildir.
Bu kitapta da din olgusuna bu bakış açısı ile yaklaşılıyor.

Kimi düşünürler, sosyologlar, filozoflar, antropologlar yani bilim insanları dinin insan hayatındaki etkisinin zamana bağlı olarak azalacağını, bu olgunun bir süre sonra kendini tasfiye edeceğini söylemişlerdir. Öyle ya, artık inandığımız, tırnak içinde "taptığımız" bir çok şeye sahibiz; modern toplumda.
Bu, yani bu son cümle, bir sosyolog için tam da üzerine basılması gereken bir yerdir, ki yazar da bu kitapta bunu yapmıştır.
Neşteri eline almış, bir çoğunun hemfikir olduğu bu konuyu boydan boya yarmıştır.
Ve içinden, kimselerin beklemediği bir şey çıkmıştır!
Din, öyle "sanıldığı", "inanıldığı", "hesaplanıldığı", "öngörüldüğü" gibi kendini tasfiye filan etmemektedir. Aksine, içinde yaşadığımız şu zamanda, oldukça güçlü, köklü, baskın bir şekilde hala varlığını korumaktadır.

Bu kitabı okumak, açık kalp ameliyatını izlemek gibidir. Şaşkınlık, dehşet, yer yer endişe ile...

Dili sade, üslubu akıcı, okunması kolay bir eser. Okunması kolay fakat anlaması, hazmetmesi, kabullenmesi zaman istiyor. Bittiği vakit kapağını kapatıp, kenara koyabileceğiniz bir eser değil. Dönüp dönüp bakacağınız, açıp açıp yeniden okuyacağınız bir eser.
Ve öyle ki, okuduktan sonra herkese okutmak istediğiniz bir eser!

Yazarın biyografisi

Adı:
Mevlüt Özben
Unvan:
Yazar, Akademisyen
Doğum:
İstanbul, 1973
1973 Yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1992-1996 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. 1996-2002 yılları arasında Rize ve Erzurum’da öğretmenlik yaptı. 1997-2001 döneminde yüksek lisans ve 2002-2007 yılları arasında doktorasını aynı üniversitede sosyoloji bilimi üzerine gerçekleştirdi. 2002 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde okutman olarak akademik kariyerine başladı. Halen aynı kurumda öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Özellikle din, modernlik, kimlikler ve günümüz modern toplumlarının tanımlanmasında öne çıkmaya başlayan risk kuramı üzerine yayımladığı makalelerinin yanı sıra Yapay Kutsallıklar adlı yayıma hazır bir kitabı da bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 90 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 74 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.