Multatuli takma adını kullanan yazar Eduard Douwes Dekker’in eseri Max Havelaar, Hollanda edebiyatının klasiklerinden sayılıyor. Roman, bugünkü Endonezya topraklarının Hollanda’nın sömürgesi olduğu dönemde, 19. yüzyılın ortalarında yaşananları anlatıyor; sömürgeciliği, oradaki yerli halkın topraklarının ellerinden alınarak yok pahasına çalışmaya zorlandığı, ağır vergiler altında ezildiği, Hollanda’dan atanan yöneticilerle buranın -ağalık sistemindeki gibi- yönetici sınıfının kurduğu yozlaşmış düzeni ele alıyor.
Konu itibarıyla tanıdık bir hikaye olsa da biçimsel açıdan çok ilginç ve farklı bir metin Max Havelaar. Kitap, Hollanda’da kahve tüccarlığı yapan anlatıcının, edebi kurgular ve tiyatro eserleri ile ilgili eleştirileriyle başlıyor. Ardından anlatıcımızın yolu seneler önce tanıştığı biriyle kesişiyor ve bu tanıdığının kendisine içinde yayımlanacak çeşitli yazıların bulunduğu bir dosyayı göndermesiyle kitabın akışı da değişiyor. Dosyadaki şiir, makale, roman gibi farklı türdeki yazıları inceleyen anlatıcımız, bunlardan hareketle kendi kitabını yazmaya ve bunu da bir çalışanına dikte ettirmeye karar veriyor. Bu noktada kurguya, Endonezya’da kaymakamlık yapan, yozlaşmış düzenin bir parçası olmayı reddeden, idealist ve prensiplerine bağlı bir kaymakam olan Max Havelaar’ın hikayesi dahil oluyor. Havelaar’ın yolsuzluklara karşı verdiği mücadelenin hikayesiyle beraber, Endonezya’daki sömürü düzenine tanıklık ediyoruz. Bir yandan da anlatıcımız, adeta makale yazar gibi, adaletten yazarlığa, siyasetten dine çeşitli konularda fikirlerini paylaşıyor okurla. Multatuli’nin, kurguyu yer yer bölerek okurla sohbet eden anlatıcıyı susturup kendisinin söz aldığı kitabın sonu da ayrıca etkileyiciydi bence. Anlaşıldığı gibi, Multatuli, 1860 yılında postmodern bir eser kaleme almış;
Öncelikle bu kitaba 10 puan verme sebebim şu ana kadar 7 okuyucu okumuş, kimse inceleme yazmamış ve 3 kişi puan vererek kitabin notunu 4.6 olarak belirlemiş olmasıdır. #ölmedenönceokunmasıgereken1001kitap dan biri olan bu kitap bence hakettigi değeri görmemiş.
Yazarımız Eduard Douwes Dekker, Latince "çok acı çektim" anlamına gelen "Multatuli" müstearıyla kaleme almış eserini. Aylak Adam yayinevi de kitabi orijinal dili olan Hollandaca aslından çevirmiş. Multatuli gercekten de kitabın gectigi bölge olan, bugün Endonezya olarak bildiğimiz, kitabın yayınlandığı 1860lı yıllarda Hollanda sömürüsü olan, Doğu Hint adalarında görev yapmış bir memur. Dolayisiyla kitap otobiyografik ögeler barındırıyor.
Bir yazıldığı döneme bakıyorum bir yazarın geçmişine nasıl böyle bir kitap yazmış bilemiyorum. Kitabın tarzi o kadar farklı ki "roman" demek ne kadar doğru emin değilim. Kitap şöyle başlıyor:"Ben kahve tüccarıyım ve Laurier Kanalı No:37, Amsterdam'da oturuyorum. Roman veya benzeri eserler yazmak alışkanlığım değildir" ve kitabın ilk bölümlerinde bu cümle sık sık tekrar ediyor. Max Havelaar isminde Sömürge Bakanlığı tarafından kaymakam olarak atanmış bir memurun yaşadıkları ve yaptıkları, onunla alakası olmayan kahve tuccari olan Batavus Droogstoppel'in ağzından anlatılıyor gibi! Gibi diyorum çünkü yazar birden cümleyi olmadık yerde kesiyor ve okuyucuyla muhabbete koyuluyor :) bu durum haliyle kitabi bölüyor. Yazarin asıl derdini son bölümde anlıyoruz. Istedigi şey, Hollanda'nin ahlaklı toplum yaratma adina baska topraklar üzerinde yaptığı ahlaksızlıgı yüzüne vurabilmek. Sömürü anlayışının o insanlara neler yaptırdığını ve o insanlardan çıkarı olanları ne hale soktuğunu göz önüne sermek. O kadar çok hiciv var ki kitabın bir yerinde yazar da şöyle diyor; "Neden hep hicvin
Saidjah en Adinda – Multatuli
Bu kitap, 19. yüzyılın önemli Hollandalı yazarlarından Multatuli’nin (gerçek adıyla Eduard Douwes Dekker) ünlü eseri Max Havelaar içindeki en dokunaklı bölümlerden biri olan Saidjah en Adinda hikâyesine odaklanmaktadır.
Hikâye, sömürge döneminde Hollanda’nın kontrolü altındaki Endonezya’da, özellikle Java’da geçmektedir. Saidjah ve Adinda, genç yaşta birbirine âşık olan iki köylü çocuktur. Ancak, baskıcı sömürge yönetimi nedeniyle hayatları büyük zorluklarla karşı karşıya kalır. Saidjah, ailesinin geçimini sağlamak için başka bir yere gitmek zorunda kalırken, Adinda geride kalır. Aralarındaki aşk, yaşadıkları adaletsizlikler ve zorunlu ayrılıklar nedeniyle trajik bir hâl alır.
Saidjah en Adinda, sadece dramatik bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda Hollanda sömürge yönetiminin acımasız yüzünü gösteren etkileyici bir eleştiri niteliği taşıyor. Sömürgecilik dönemindeki toplumsal adaletsizlikleri ve bireylerin yaşadığı trajedileri anlamak için okunması gereken önemli bir eser.
Saïdjah en AdindaMultatuli
Saïdjah en AdindaMultatuli · Eenvoudig Communiceren B.V. · 20231 okunma
Hollanda sömürgelerinin birinde memur olan, asıl adı Eduard Douwes Dekker, 1859’da Maltatuli takma adıyla “Max Havelaar“ veya “Hollanda Ticaret Şirketinin Kahve Borsaları” kitabını yazar. Multatuli, ‘çok sıkıntı çektim, çok şey gördüm, geçirdim’ anlamına geliyor. Hollanda’nın Doğu Hint Adaları’nda (Endonezya) sömürgeci yönetimin yol açtığı yolsuzlukları ve kültürel değişmeleri sertçe eleştiriyor.
Kitap, Hollanda sömürgelerinin yerli halkın kültürünü değiştirip dönüştürme, asimilasyon politikasını da ele alıyor. Şöyle ki, aslında bir devlet memuru olan Max Havelaar’ın gerçek hayatta yaşadığı ve mütevazi ilerleyen bir el yazmasından öğreniyoruz. Sömürgeci sistemin yardımcısı Havelaar, Doğu Hint Adaları’nın gerçek yerlileri olan Cava Adası halkının çıkarlarını korumak ve çıkarlarını güvende tutmak için, Hollandalı amirleri ve yerli halkın içinde bulunan, aynı zamanda sömürgeci yönetime destek sağlayan çıkar gruplarıyla mücadele edecektir. İçinde küçük küçük öykülere de yer veren kitap ana hikayeyi hizmet ediyor.
Okunması gereken 1001 kitaptan biri olan bu eser, kahve plantasyonlarında çalıştırılan halkın dile getirilmiş feryadı. Bu tür eserlerin daha çok okunmasını salık veririm. Ayrıca, 1999’da Endonezyalı yazar Pramoedya Ananta Toer, yazdığı makalesinde bu eseri 'sömürgeciliği öldüren kitap' olarak nitelendirdi.