Necdet Dümelli

Necdet Dümelli

ÇevirmenEditör
8.6/10
32 Kişi
·
63
Okunma
·
0
Beğeni
·
64
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
376 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
İnternet üzerinden görüp tesadüfen sipariş ettiğim bu kitap şimdiye kadar ki okuduğum en ilginç kitap oldu, çünkü bu kitap grafik bir roman. Kitap tam tamına 376 sayfa ve tamamen çizimlerle dolu ve diyalog sayısı çok az. İçerikten bahsetmek gerekirse; ailesinin kendisinden utandıkları çocuklarını deniz fenerine hapsetmeleri ve bu çocuğun 50 yaşına kadar oradan hiç ayrılmaması ve orada yaşadıkları konu ediliyor. Yalnızlık ve yapayalnızlık arasında ki farkı net bir şekilde gözler önüne seren kitap ilginç bir şekilde sizi hikayenin içine alıyor. Sonuç olarak ön yargıyla elime aldığım kitap kendini baya bir sevdirdi.
499 syf.
·6 günde·9/10
Daha önce Uçurum İnsanları, Beyaz Diş, Martin Eden ve Demir Ökçe ile Jack London keyfini yaşamış biri olarak 'Deniz Kurdu'nun da keyifli ve önemli bir okuma olacağı yönündeki beklentim netti ve bunun aksi olmadı.

Jack London

Jack London'ın metinlerini deneyimlerinden ve anılarından faydalanarak oluşturmuş olması, yaşamı/yaşamını damıtması beni çok etkiliyor. Bir yazarı elbette ona dair yazılan metinlerden daha kolay tanımak mümkün ama onu kendi metinlerinin içinde bulmak ve anlamak beni her zaman daha bir heyecana sürüklemiştir. Her Jack London okumasının bende yarattığı keyfin temel sebeplerinden biri de bu.

Müthiş bir gözlemci gözlüğüne sahip London. Kurduğu cümlelerdeki başarısıyla o gözlemci gözlüğünü metni okuyan okurun gözlerine de takmayı başarıyor. Fark ettiklerimizden etkilenmemizin seviyesini artıran da bu olsa gerek.

London kadın karakterleri konuşturmada da çok başarılı. Deniz Kurdu’nda Bay Weyden ile Brewster arasında geçen diyaloglarda Brewster’e kurdurduğu cümlelerde gerçek hayattaki bir kadını çok iyi hissediyorsunuz, o kadar içimizden. Elbette çevirmenin de başarısı göz ardı edilemez.

London’a dair son söylemek istediğim şey; metinlerine eklediği ayrıntıların her zaman etkileyici olduğu. Deniz Kurdu’nda uzunca bir süre denizde geçen yolculuğun sonrası Weyden ve Brewster’i ‘Emek Adası’na ayak bastırdığında denizdeki devinimin ardından karanın sabitliğinin kahramanlar üzerinde yarattığı şok etkisiyle London'ın kahramanlarını yere kapaklaması en hoşuma giden ayrıntıydı.

Deniz Kurdu

Humphrey Van Weyden, yakın arkadaşı Charley Furuseth'i her cumartesi akşamı gitmek ve pazartesi sabahı dönmek şeklinde ziyaret etme alışkanlığına sahiptir. Gemi yolculuğuyla gerçekleşen bu ziyaretlerin en sonuncusunda, bir pazartesi sabahı Bay Weyden’in dönüş için bindiği 'Martinez' adlı gemi bir gemi kazası yaşar ve batar.

Yaşanan bu kaza sonucu denizde savrulan Humphrey Van Weyden, içine düştüğü bu durumdan, Japonya'ya doğru fok avına giden ve kaptanının Kurt Larsen olduğu 'Hayalet' -ad manidar- adlı gemi sayesinde kurtulur.

Kurt Larsen; materyalist, hedonist, güçlü, acımasız, sert, yabani, ahlaktan uzak, korkulacak bir adamdır; ancak kitaplarla zaman geçirme, okudukları üzerine düşünme ve bunları birileriyle tartışma duyarlılığına sahip bir yapıdadır.

Humphrey Van Weyden ise; akademisyen, sanat ve edebiyat meraklısı, eleştirmen, nâzik yetiştirilmiş ve nâzik yaşamış, rahatına düşkün, zor işlerde bulunmamış, durağan, olaysız, sabit, güvenceli, iyi bir gelire sahip ve münzevi bir yaşam süren bir yapıdadır.

Deniz Kurdu, farklı tipteki bu iki adam arasında oluşturulan kontrast ile Darwin, Nietzsche, Schopenhauer, Ömer Hayyam, Milton gibi insanların düşüncelerine de yer yer değinerek yaşama, yaşamaya, ahlaka, ahlaksızlığa, haklılığa, haksızlığa, güce, güçsüzlüğe, doğruluğa, yanlışlığa, insanlığa, aşka ve kısacası yaşamdaki varoluşsal pek çok sürece dair olan fikirsel tartışmalar merkezinde ilerliyor. Bu fikirsel tartışmalar okuyucuda o kadar güzel bir sorgulama ve düşünme süreci oluşturuyor ki Jack London bir bilge edasıyla parlıyor.

Kurt Larsen ve Humphrey Van Weyden ikilisine ilerleyen sayfalarda yine bir gemi kazası sonucu Maud Brewster adlı kadın katılıyor. Bu andan itibaren Weyden ve Larsen arasındaki tartışmalara daha az olarak Brewster'da katılmış oluyor.

Brewster, Weyden gibidir. Brewster daha çok aşk temasıyla metne girmiş bir karakter. Weyden ve Brewster arasında işlenen aşk temasında Weyden’in aşka ve kadına dair önemli tespitlerine, içsel konuşmaları aracılığıyla tanık oluyoruz. Burada aşka ve kadına dair içsel konuşmalar gerçekten etkileyici.

Özetle söyleyecek olursak; Deniz Kurdu'nda Kurt Larsen, H. Van Weyden ve M. Brewster üçlüsünün yaşam karşısındaki felsefeleri üzeriden tartışmalarına, birbirlerini etkilemelerine ve etkileyememelerine tanık olarak yukarıda sözünü ettiğim varoluşsal süreçlere biz de okuyucu olarak katılmış oluyoruz. Kendinizi de dahil ettiğiniz zaman bu dörtlü arasında kim kazanacak sorusu daha cazibeli oluyor.

Hayalet, Dalga, Sis, Emek Adası

Olayların geçtiği geminin adının ‘Hayalet’ olması, sert dalgaların varlığı, sisin kapladığı denizler birer imge olarak tam da yaşamın tablosu olarak karşımızda duruyor. Yaşam ve kaos. Bazılarımız bunun farkında olmadan bununla mücadele ediyor; bazılarımız da bunun farkında olarak bununla mücadele ediyor. Kurt Larsen ve Humphrey Van Weyden de metindeki bu iki tarafın birer izdüşümü gibi.

Emek Adası, Weyden ve Brewster'ın 'Hayalet'ten sonra düştükleri adaya verdikleri ad. Burada pek de mümkün olmayan -gerçek dünyada yaşamın dışına çıkıp kendimizi var etme isteğimiz gibi- hayatta kalmayı amaçlayan yeni bir yaşam mücadelesi verirler. Ancak ilerleyen sayfalarda 'Hayalet' -belki de gerçek dünyada bizim için yaşam- tekrardan ortaya çıkar ve kurtulma umutlarını yeniden 'Hayalet'e -belki de bizim gibi gerçek dünyadaki yaşama- bağlayarak mücadele etmeye devam ederler. Sonrası mı? Sonrası okumanız için Deniz Kurdu sizi bekliyor.

İletişim, Çocuk Klasikleri

İletişim Yayınları’nın 'Mutlu Prens'le başlattığı 'Çocuk Klasikleri' serisi beni heyecanlandırmış ve seriyi takip etme kararı almıştım.

Bu seriyi hâlâ keyifle takip ediyorum, tavsiye de ederim; fakat seriye dair söylemek istediğim bir şey var. Jack London'ın Deniz Kurdu serinin on birinci kitabı. Kitap hakkında önceden bilgim olduğu için bunun bu seride yer almasına şaşırmıştım. Bu kitapla birlikte serinin kapaklarındaki 'Çocuk Klasikleri' yazısı da kaldırıldı. Yayınevine bunun nedenini sorduğum zaman 'kapak tasarımını biraz ferahlatsak ve bu klasikleri çocuk kitabı olarak sınırlamasak daha iyi olacağını düşündük' şeklinde yanıt almıştım.

Yayınevi 'Dünya Edebiyatı' adı altında zaten London'ın Uçurum İnsanları', 'Beyaz Diş' ve 'Martin Eden' adlı eserlerini basmıştı. Sırf içerdiği macera açısından 'Deniz Kurdu'nu 'Çocuk Klasikleri' grubuna almak ne kadar anlamlı? Tartışılır. Kapaktan 'Çocuk Klasikleri' yazısı kaldırıldı ama iç sayfa künyede 'Çocuk Klasikleri' ifadesi kullanılıyor.

Deniz Kurdu'nu 'Dünya Edebiyatı' serisinde basmış olmalarını tercih ederdim. Bu hem eserin ağırlığı hem de içerdiği işkence etme, adam öldürme sahneleri ve intihar düşünceleri gibi bazı yerleriyle çok da çocuk kitabı olmaya müsait değil.

Son olarak;

Otobiyografik yansımalar, kurt imgesi, Darwinist, materyalist, varoluşçu yaklaşım, deniz, vahşet, emek, aşk ve daha fazlasıyla Deniz Kurdu için tipik bir Jack London kitabı diyebiliriz.

Jack London yaşamını kimseye ve hiçbir şeye bırakmayıp kendi elleriyle ve gerçekliği ile var etmiş bir yazar.

Zor yaşamlarınızdan mı şikâyet ediyorsunuz?
Jack London’ı tanıyın.
Tanıyor musunuz?
Öyleyse daha derine inin.

Herkese iyi oku...

Bir dakika. Şu gemi kazaları ile karakterlerin birbirini bulması durumu. Aklıma karşımıza çıkan insanların bir gemi kazası olabileceği düşüncesini getirdi.
Saat?
Saat çok geç olmuş.
Bir dakika. Sizin de aklınıza bu gelmiyor mu?
Neyse, neyse…
Saat çok geç olmuş…

Herkese iyi okumalar.
124 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10
İsmail saymazı gazeteci olarak da yazar olarak da çok severim. Çay güzeli kitabı da çok güzeldi bu da çok güzel olmuş kısa kısa öykülerden oluşuyor hepsini çok beğendim en çok sağdıç ve ah Yasemin öykülerini beğendim dram severim :)) hemencecik bitiyor zaten öykü severseniz tavsiyedir. Books and Cats Balkon Sefası İsmail Saymaz
124 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Spoiler içerebilir;
sanırım hemen hemen hepsi gerçek olan , kısa kısa anı- hikayelerden oluşan , iki bölüm halinde yazılmış kitap. Yazarın daha önce Çay Güzeli kitabını okumuştum ve öyle tanımıştım kaleminin güzelliğini. Bu kitabı da hüzün , gülümseme bir arada kısaca büyük bir keyifle okuyup çapucak bitirdim. İlk bölüm yazarın kendi ağzıdan kendi hikayelerinden oluşuyor. İlköğretim öğrecisiyken bir gün öğretmeni şarkı söylemesini ister o da yanık yanık gözünü yumup seksenlerin çok ünlü bir arabeskçisinin şarkısını okuyor, sanki o an o sınıftayım ben de. Anlatımı o kadar samimi ve doğal ki kitaptaki her bir acı tatlı hikayeyi yaşadım sanki. Rize'nin köylerinde can dostunun umulmadık acı ölümü ve cenazseninin matemini hissettim. Karadeniz'deki bir olayı anlatırken birebir o yörenin şivesini, Erzurum'daki olayı da yine birebir oraya has şiveyle anlatması gülümsetmekte çok haklılık payı olduğu kesin. Japon dil bilimci araştırmacının Rize Pazar'da bir düğünde kendi şive ve ana diliymişcesine Lazca türkü söylemesi ..Konya'da üniversite öğrencisiyken o grup senin bu topluluk benim siyasi arayışları o kadar çok ve sabırlı ki okurken bu kadar ısrara gerek var mıydı ki ? dedim. Hele stajer muhabirken yaralanmalı trafik kazası geçirip de belindeki telsizden kendi yaralandığı kazanın anonsunun geçmesi hüzünlendiriciydi. Kitabın ikinci bölümünde de her kesimden ordan burdan yine en doğallığıyla kısa hikeyeler var. Bir o kadar güzel ve okunası. Daha nasıl anlatayım ki kitabı bilemedim, yani . Kitabın kendisi incecik ama içinde koskocaman bir Türkiye var..Seksenler ve doksanlar çocuğu olarak o yılların acısını tatlısını doğallığını , hatıralarını,öyle güzel yansıttı ki hikayelerinde , adeta o yıllara geri gidip o anları tekrar tekrar yaşadım. Sıradan bir olayı bile okura hisstirerek yazdığı için , değil bir kitap bu tarz yüzlerce kitap yazsa hiç düşünmeden alır okurum vesselam. Favori alacağım kitaplara ekli bir kaç kitabı daha var ilk fırsatta okumak istiyorum.
132 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Kitabi okumadan önce "Bir idam mahkumunun son günü" tarzi birşey bekliyordum fakat öyle olmadi. Hatta "Kırmızı Pazartesi" ya da "Fareyi Öldürmek" gibi kitap dogrudan bir cinayetle başlıyor. Zanlı yine suçunu itiraf etmiş ve hakimin karşısında, sorguya çekilirken kendini bu suça iten nedenleri cozunlememizi sağlıyor.Kitabin sonunda hakim Fransız ceza kanunu madde:353u okuyup, kanaatini bildiriyor. TCK da m.353 yok ama keşke olsaymış Kitabı sevme nedenim ise, hani ulkemizde de çok sık duyduğumuz "dolandırıcılık" mevzusunda, dolandirici olan kişinin kişilik analizinin cok iyi yapılmış olması. Okudukça "Evet ya, o adamlar aynen böyle davranıyor galiba" demeden edemiyorsunuz. Bence insana çok şeyler katabilecek bir kitapti. Sadece hukukla ilgili olanlara değil, "insanligini" kaybetmemiş, hala "ahlak" diye bir erdemin olduguna inanan herkesin okuması gerekli diye düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.
132 syf.
·7/10
Çok beğendiğimi söyleyemem. Betimlemeler yapay durmuş. Konusu güzel. Sonu da iyiydi. Alıntılanacak çok yeri vardı. Daha büyük beklentilerle okumaya karar vermiştim. Abartıldığı kadar değil, güzel.
124 syf.
·Beğendi·10/10
Korkusuz, Cesur, Kalemini satmayan, Gazeteci gibi Gazeteci Değerli @ismailsaymaz
ın son kitabı; çok güzel hikâyelerin, çok naif öykülerin yer aldığı harikulade dinlendirici, tebessüm ettirici ve hüzünlendirici bir etkiye sahip...
.
Her kitabında olduğu gibi yine samimiyet karşılıyor sizi ve yine içten hisler... Öyle güzel bir kalem ki, sizi hiç yormadan ve geçmişte kalmış duyguları hatırlatarak, zihninizden, derinlerden bulup çıkartarak, naif bir şekilde aktarıyor okuruna... Ve yine bir oturuşta okudum, son sayfa kapandığında zihnimde leziz bir tat...
.
Kitabın bize ulaşmasını sağlayan başta matbaa emekçileri ve @iletisimyayin çalışanlarına çok teşekkürler...
.
Yüreğine, Emeğine, Zihnine ve Kalemine sağlık @ismailsaymaz
.
Muhakkak okuyunuz okutunuz Eşrafım
124 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitabı okurken kendinizi Karadeniz in bütün güzelliklerinin içinde hissedebiliyorsunuz, yeri geliyor Ayder Yaylasına çıkıyorsunuz, yeri geliyor Kazım Koyuncu dan bir parça söylemeye başlıyorsunuz. İsmail Saymaz kısa kısa öyküleri ile sizi ben de keşke Karadeniz'e yaşasaydım diye hayıflandırıyor. Günübirlik gezilerde ve yolculuklarda okunacak çok güzel bir kitap...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 63 okur okudu.
  • 68 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.