Nihal Önol

Nihal Önol

Çevirmen
7.8/10
798 Kişi
·
1.693
Okunma
·
1
Beğeni
·
334
Gösterim
Adı:
Nihal Önol
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
214 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Bir incelemeden daha hepinize selamlar ola .. Uzun tutmamaya çalışarak hemen girizgahı yapalım istiyorum .. Hazırsanız başlayalım canikolar .. Bu kitabı da hepinize söyleye söyleye , anlata anlata bitiremediğim o çok sevdiğim sahaflardan aldım.Genel olarak rus edebiyatı olsun modern klasikler olsun kitap alışverişinde Cem Yayınları her daim ilk tercihimdir ..Bir de bu adamların nobel serisi adıyla yayınlanan ciltli kitapları cidden bir dünya markasıdır .. Çevirisi olsun , üstünden on yıllarca geçmiş olmasına rağmen kondüsyonlarının halen daha taş gibi olması olsun şu söylediklerimin doğruluğunu kanıtlar nitelikte ( bkz : eski varlık yayınları da böyledir ).. Bu kitapta Steinbeck' in ilk ve nobel ödüllü romanı olması sebebiyle dediğim seriden çıkmış bir kitap..

Öncelikle kitabın geçtiği dönemler hakkında kısa bir bilgi verelim.Roman 1600 lerin ilk yarısına tekamül eden dönemlerde geçiyor..İngiltere' nin henüz İspanya' ya ve Portekiz' e açıktan açığa diş geçiremediği , İspanya' nın ise koloniler vasıtası ile latin amerika' nın canına ot tıkadığı ve tabiri caizse yeraltı ve yerüstü ( özellikle altın ve işgücü babında ) kaynaklarını hortumladığı dönemler .. İspanya bu yıllarda gücünün zirvesinde .. Kitaba gelir isek kahramanımız bu dönemde İngiltere ' de yaşayan Henry Morgan isimli bir çocuk.. Kitapta bu çocuğun korsanlık hayalleri üzerinden ilerleyen yaşamını bize aktarıyor ..Steinbeck daha önce okuduğum kitapları göz önüne alındığında daha çok emek - sermaye ikilisi üzerinden sömürüye karşı çıkmış bir isim.. Bu romanda ise bambaşka bir anlatım görmek mümkün ..Kimi yerler ve İngiltere tarihine atıfta bulunarak senaryoya dahil edilen kimi şahıslar kapsamında fantastik bir hava, dolayısıyla masalımsı bir anlatım söz konusu..Ezilenlere dolayısıyla sosyal adalet kavramlarına değinmeksizin Steinbeck , bu kez masalımsı bir anlatımla süslediği ve şahsi duyguları olayların merkezine entegre ettiği bu nobel ödüllü romanında şahısların yenik düşmemesi gereken egolarına ve anlamsız hırsla yoğrulmuş arayışlarına atıfta bulunmuş...Yani pazardan bodrum mandalinası alacam diye onca kasarda gözünü karartıp insanlıktan çıkarsan aldığının saman kıvamında bir kabak olduğunu ancak eve geldiğinde anlarsın demiş .. Son olarak tekrar belirtmek gerekirse anlatım çok zevkli ve rahat..Korsan hikayeleri sevenlere özellikle tavsiyemdir..
374 syf.
·17 günde·Beğendi·10/10
Okumaktan ziyade beraber yaşayacağınız, size yoldaş olacak bir kitap. Bir karakterin hayatı, günlük yaşamı, aşkı, sevgisi veya cinselliği bu kadar mı başarılı bir şekilde okura verilir de kitabı okumaktan ziyade okurla beraber yaşatılır. Vatanabe daha ilk sayfadan sizi bir hüznün, burukluğun hatta yaşama sevincinin içine alıyor. Hemen hemen her bir paragrafında bir duyguyu yaşıyor, o duyguya ait düşünüyorsunuz. Okumadığınız anlarda ise Midori’yi, Naoko’yu ve Vatanabe’yi merak edip, kitabın eksikliğini hissediyorsunuz. Kitap bittiğinde ise üzülüyorsunuz, nasıl ve ne şekilde kitaba ve karakterlere bağlandığınızı kendinize açıklamak ise inanın zor oluyor. Karakterlerin başından çok büyük olaylar geçmiyor, çoğunluk olarak günlük olayları ve günlük olayların arasına serpiştirilmiş kitabın ana konusunu okuyoruz ve inceden inceye kitaba, karakterlere bağlanıyoruz. Sanki kitabın içindeki oynanmamış, gündelik cümlelerin içindeki bir sihir insanı etkisi altına alıyor.

Kitapta aslında ana mesaj olarak verdiği Japonya’daki intihara meyilli olan gençler ve intihar etmeleri diyebiliriz. Kitapta birçok karakterin ağzından intihar kelimesi geçiyor ve bazıları da gerçekten intihar ediyor. İntihar, kitap boyunca farklı karakterler tarafından farklı şekillerde karakterlerine göre yorumlanıyor. İnternette kısa bir araştırma yapınca da Japonya’daki intihar oranlarının özellikle gençler arasında ne kadar çok olduğu bilgisine kolaylıkla ulaşmak da mümkün. Yıllık 30 bin gibi bir rakam söz konusu, gerçi bu rakam son zamanlarda artmış, kitabın yazım yılı olarak ve konusunun da yazım yılına göre daha eski zamanlarda geçtiğini düşünürsek Murakami belki o zamanlardan bu rakamı ön görerek kaleme almış olabilir veya direkt olarak bulunduğu zamana da dikkat çekmek istemiş olabilir.

Murakami aslında iki farklı türün tek bir yazarı. Ya romanlarında masalsı fantastik ile gerçeği harmanlayarak ortaya bir eser çıkartır ya da hayatında bir takım sorunları olan bir kişiyi son derece yalın bir dille hüzün ve burukluğun içinde anlatır. İki türlü eserlerinin de lezzeti çok iyidir, ikisinden de farklı damak tatları olarak tadını alırız. İki farklı türde yazdığı romanlarının ortak noktaları olarak da her bir eserinde bize güzel müzik listeleri vermesi diyebiliriz, biliyoruz ki Murakami yazarlığa başlamadan önce caz bar da işletmiş ve bunun için de müzik tutkusunu ve kalitesinin de ne kadar güvenilir olduğunu şüphesizdir. Her kitabında bizlere yeni müzikler kazandırıp, en azından ben romanlarında sürekli Sporify ve YouTube ikilisini kendime yoldaş ederim. Bir başka ortak noktası ise roman içindeki kediler diyebilirim. Murakami kedisiz bir yaşam düşünemediğini de bir röportajında dile getirmiş ve bunun için de birçok romanında kedilere yer vermektedir, hatta 1Q84 romanında ise kedi şehri diye kedilerin hâkim olduğu bir şehir varken Sahilde Kafka’da ise kedilerin dile geldiği, özellikle yaşadığı zorlukları anlattığı bölümler de mevcuttu. Son olarak söyleyeceğim ortak nokta ise karakterlerin yalnızlığı ve romanlarının özellikle karakterleri için cinsellik içermesi. Evet kulağa belki hem karakterlerin yalnız olması hem de cinsellik içermesi garip gelebilir ama romanları okuyunca bu durum anlaşılır hale geliyor.

Murakami’yi tanımak, kitaplarını okumak, karakterleri ile beraber yaşamak büyük bir ayrıcalık.
738 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Haruki Murakami'nin tarzını yansıtan, zaman zaman beynimizi yakan, ne olup bittiğini anlamakta güçlük çektiğimiz, kimi zaman oldukça realist, kimi zaman gerçekdışı bir roman. Çok sürükleyici bir kitap. Yine içinden yüzlerce alıntı çıkarılabilecek, her cümlesinde anlam taşıyan bir kitaptı. Okurken çok zevk aldım, tavsiye ederim.
738 syf.
·16 günde·7/10
Bir kaç ayrıntı dışında, sıradan bir Haruki Murakami kitabıydı Zemberekkuşu'nun Güncesi. Karakterler, olaylar, hikayenin işleniş şekli diğer kitaplarıyla neredeyse birebir aynı Yıllar önce, ilk defa yazarın 1Q84 kitabını okuduğumda alışkın olmadığım bir tarz keşfetmiş olmanın heyecanıyla herhalde, tabii yazarın oldukça sade anlatımının da etkisi vardı bunda. 1500 sayfalık kitabı 1 haftada bitirivermiştim. Daha sonra arka arkaya Sahilde Kafka, Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında derken, anlatımı etkileyiciliğini bir nebze yitirmeye başladı gözümde. Son birkaç yıldır eskisi gibi uzun uzun yazmamasından yakınıyordum romanlarını. Etkileyiciliklerinin orada olduğuna inandırmıştım kendimi ve uzun bir süredir okumayı istediğim bu kitabı elime aldığımda beklentim de çok yüksekti doğal olarak. İlk sayfaları heyecanla çevirmeye başlamıştım ki yaklaşık 200'lere geldiğimde kitap o kadar ağırlaştı ki elimde, hem bitirmem uzun sürdü hem de 500'üncü sayfalardan sonra "cidden bu kadar uzatmaya gerek var mıydı yani?" sorusu dönüp durmaya başladı aklımda. Sonuç olarak, okuduğuma yine pişman değilim. Ve evet, Haruki Murakami hala favori yazarlarımdan, çünkü en azından hayal gücü bunu hak ediyor bence. Bir süre ara verdikten sonra diğer kitaplarıyla devam edeceğim muhtemelen.
184 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Kitap tesadüfen elime geçmiş bir kitapti ..
reklam dünyasının açgözlü'lüğünü, bizleri yani tüketicisini ne sıfatlarla etiketledigini göstermekte..ama asıl olan kitabın yazarı oliviero toscani ...
başka bir bakış açısıyla reklam dünyasını farklı yerlere çekmeye çalışan profosyonel bir fotoğrafçı..ırkçılıktan tutunda bosna savaşına kadar bilboardlarda fotoğraflar yayınlayan hem saygı gören hem istenmeyen bir adam ..enteresan bir hikaye çıkıyor kitabın içinden ..
738 syf.
·Puan vermedi
Okuduğum 5. Haruki Murakami kitabı. Genç bir adamın, yaşamında bir anda meydana gelen garipliklerin peşine düşmesini konu alıyor. Çoğu okurun,böyle tuğla(740 syf)gibi bir kitap okudum fakat hiçbir şey çıkaramadım dediği yerde ben aksine Murakami'nin deli hayal gücünü seviyorum. Gerçek/hayal arası yolculuğu, gel-gitleri oldukça başarılı.Yan karakterler öyle bir anda konuya dahil olup yok oluyorlar ki o geçiş cidden muazzam. Kedi ve kuyu metaforları yine başucumuzda. Kitaplarında, karakterlerin akıbeti genelde askıda kalır fakat bu kitabında çoğu karakter sonuca bağlanmış. Alışılagelmişin dışında kitaptaki tek şaşkınlığım bu oldu. Bir de o işkence sahnesi...İşte onu okurken ki hissettiğim şeyi asla unutamam. Şuan yazarken bile vücudum soğuyor.
Aforizma yok,edebiyat dediğimiz o ağır, üzerinde düşünülesi, altı çizilesi cümleler, çıkarımlar yok. Ama bolca zengin hayal gücü var. Bu tarzı severseniz, benim gibi sıra da hangi 6. kitabı olsa diye düşünürsünüz.Yoksa ilk tanışıklık sonrası hoşça kal der ayrılırsınız...
Seni okumayı seviyorum Murakami, yaşayan efsane... ‍️
*Ki kii ki (Zemberekkuşu)
374 syf.
·Puan vermedi
Herkesin ballandıra ballandıra anlattığı çok sevdiği bayıldığı yazarı tanıma fırsatını yakaladım sonunda ve ilk kitap olarak da diğerlerine göre daha ünlü olan “İmkansızın Şarkısı” kitabını seçtim.

Yazarın anlatımı çok yalın duru akıcıydı hiç zorlanmadan okuyup bitirdim bir grup gencin üniversite zamanlarındaki hayatı ele alınıyor. Dostlukları, aşk hayatları, cinsel yaşamları, kitapta intiharlarla sık sık karşılaşıyorsunuz ama buna şaşırmamak gerek çünkü Japonya’da gençlerin intihar oranı 30 yılın en yüksek seviyesine ulaşmış durumda.

Bazı kitaplar insanları duygusal olarak çöküntüye uğratır, hayatı sorgulatır, düşündürür açıkçası bu kitaba başlarken bunu beklemiştim ama sanırım beklentiye girmemin bir sonucu olarak hüsrana uğradım dümdüz okudum ve bitti.

Yazarın bir diğer özelliği kitabın sonunu tam getirmemek okuyucuya açık kapı bırakıyor keşke bir sonu olsaydı da dedim açıkçası...
353 syf.
·7 günde·9/10
Bu kitapta da Murakami’nin bir çok kitabında olduğu gibi karakterlerimizin gerçek birer isimleri yok. Başkahramanımız ve arkadaşı bir reklam ajansı işletirler ve bir gün yaptıkları bir işten dolayı ‘’Büyük Patron’u’’ kızdırırlar. Son derece şık ve zengin adamlar başkahramanımızı kullandığı fotoğraftan dolayı cezalandırmak isterler ve her yer koyun işlemeleri olan bir evde onu sorguya çektikten sonra önemli bir görev verirler. Fotoğrafta olan ve bu insanlar için ciddi derecede önem taşıyan, diğerlerinden farklı olarak sırtında bir yıldız lekesi bulunan bu koyunu bir ay içinde bulması gerekmektedir.
Kız arkadaşı ile başkahramanımız yola çıkar ve zor da olsa fotoğraftaki manzaraya ulaşırlar. Tabii koyunu bulmak o kadar da kolay olmayacaktır.
Yine çok severek okuduğum bir Murakami kitabı oldu. Gerçekliğin ve hayalciliğin birbiri ile bu denli iç içe ve doğal olduğu bu kitabı herkese tavsiye ederim.
353 syf.
·3 günde·7/10
Ta-tat-ta-taam! İlk kez bir Murakami kitabına 4/5 verdim ey ahali, toplaşın! #heraybirmurakami okuyayım diyerek çıktığım bu yolda, (4. kulvarda bir boy geriye düşen) Yaban Koyununun İzinde ile kimsenin mükemmel olmadığını bir kez daha hatırlamış oldum. Hayal kırıklığı yaşamadan külliyat tamamlamanın imkanı var mı ki zaten? (İhsan Oktay Anar okumuyorsanız, yok elbette. ) Kedisi, müzikleri ve Cutty Sark viskisiyle tanıyıp sevdiğimiz Murakami, bizi durduk yere Japonya'nın Hokkaido'suna gönderiyor bu kez, hem de sırtında yıldız sembolü olan özel bir koyunu bulmaya. Açıkçası, benim için keyifli ama yorucu bir yolculuktu. Sıklıkla "neden" diye sordursa da, vardır elbet adamın bir bildiği diye diye sonunu getirdim. Önümüzdeki ay çoook merak ettiğim #sahildekafka ile Murakami okumalarıma devam edeceğim. Tavsiye ederim. =)

Yazarın biyografisi

Adı:
Nihal Önol
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 1.693 okur okudu.
  • 81 okur okuyor.
  • 1.148 okur okuyacak.
  • 47 okur yarım bıraktı.