Nihan Özyıldırım

Nihan Özyıldırım

Çevirmen
8.1/10
197 Kişi
·
531
Okunma
·
0
Beğeni
·
173
Gösterim
Adı:
Nihan Özyıldırım
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
1972
1972’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Kuruluşundan itibaren Çevirmenler Meslek Birliği üyesidir. Çeviri yaptığı yazarların bazıları: Jules Verne, Guillaume Apollinaire, Paul Ricaut, Paul Veyne, Matthieu Ricard, Jean-François Revel, Evelyne Bloch-Dano, Andre Gorz ve Marcel Mauss.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
292 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Begümün 500 Milyonu, 1879 yılında Fransız yazar Jules Verne tarafından yazılan ütopik bilim-kurgu romanıdır. Jules Verne bu romanda bilimin hem iyilik hem de kötülükler için nasıl kullanılabileceğini göstermeye çalışmaktadır. Roman bir bakıma, o dönemlerde gerçekleşmiş olan Alman-Fransız savaşının etkilerini de taşımaktadır. Roman kahramanlarından iyi olan Fransız iken, kötü olan ise Alman olarak kurgulanmıştır. Almanların özellikle kimya ve savunma alanlarındaki teknolojik başarıları kitapta önemli bir yer tutmaktadır.
Jules Verne bu romanıyla insanoğlunun hem yapıcı hem de yıkıcı tüm özellikleri taşıdığını okuyucuya aktarmaya çalıştığından, okunmaya değer bir eser olarak görülmelidir...
528 syf.
·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
1828 – 1905 yılları arasında yaşayan ünlü yazar Jules Gabriel Verne’in ilginç ve bizde üzerinde pek bilinmeyen bir romanıdır "İnatçı Keraban".

Jules Verne’i, çocuklar için serüvenler anlatan bir romancı yahut salt bir bilimkurgu yazarı olarak göstermek yanlış. Halbuki kitabın bizi ilgilendiren, bizim için önemini artıran bir tarafı var: Konusu Osmanlı coğrafyasında geçen, kahramanlarının büyük bir kısmı Osmanlı halkından seçilen bir roman bu. “İmparatorluğun en uzun yüzyılı”nda, 1800’lerin sonlarında yaşanıyor romanda anlatılanlar. İstanbul’da başlayan olaylar, geniş ve ilgi çekici bir Karadeniz turu yapıldıktan sonra, yine İstanbul’da sona eriyor.

Romanda, 19. yüzyıl sonlarında Osmanlı toplumuyla ilgili başka veriler de yer almaktadır. Giyim kuşam, ramazan gelenekleri, mimari, evlenme ritüelleri, adalet sistemi, denizcilik, aşiret algısı, kullanılan para birimleri, kadın-erkek ilişkileri, yeme-içme olanakları ve âdabı, posta teşkilatı, köle ticareti gibi konuların yanı sıra çeşitli topluluklara ait folklorik ve sosyolojik belirlemeler de romanda ağırlıklı bir yer tutmaktadır.

Sürükleyici bir Jules Verne romanı olmasının yanı sıra, neredeyse yüz elli yıl öncesine ait zengin bilgi ve yorumlarla bezeli bir kitap İnatçı Keraban. Edebiyatçılar ve kitap kurtları için “Osmanlıya dair önemli bir hikâyat” olduğu da muhakkak.
292 syf.
·5 günde·8/10
Verne reis yine döktürmüş. Başlarda fazlaca ve karmaşık isimler olup okumayı zedelese de Marcel'in devreye girmesiyle karakterler azalıyor ve aksiyon yükseliyor. Doktor ve Professör kapışması. İkiside bir anda Begüm Hanımdan(Türk değil heveslenmeyin. Ancak Verne Bizi seviyor sanırım kitapta yine başka bir yerde bahsetmiş bizden) Kalan miras ikiye bölüştürülerek veriliyor. Biri Dünyayı Ütopik diğeri ise Distopik yapma derdinde. Paranın ve zekanın birleşimiyle Bambaşka sonuçlar doğuruyor. Hırs-Kan Çelik kent'teyken Mutluluk ve refahlık Doktor Sarrarsin'in yanında. Para insanı değiştirir. Nasıl kutlanacağını bilmezsen zıvanadan çıkarsın. Kimse de Paraya sahip olmadan ben param olsa da bunları yapmam demesin. Çünkü Nefis ve İradeyi bilemeyiz. Marcel Reisi en sevdiğim açık ara karakter oldu . Çok güzel olmuş. Verne nerdeyse her kitabından insanlara ders vermeyede çalışıyor bu yüzden her zaman +1 benim için :) Verne Okumaya devam, geç başladık ancak bırakma taraftarı değilim :)
312 syf.
·70 günde·7/10
Tam yetmiş gündür kitap elimde sürünüyormuş, bunu site sayesinde fark ettim. Kitap sıkıcı mıydı da ben bu kadar uzattım bu okumayı, hayır. Ama şu bir gerçek ki çok fazla olayların akışına kaptıramadım kendimi.

Kitabın konusu hemen hemen her yorumda belirtilmiş, o yüzden bu kısmı olabildiğince kısa kesmek istiyorum. Boğaz’ı geçmek isteyen Keraban Ağa vergi vermesi gerektiğini duyunca isyan eder ve kendisini ziyarete gelmiş Hollandalı arkadaşı Van Mitten’i de alarak Karadeniz’i turlayıp evine o şekilde gitmeye karar verir. Kendisine çok daha fazla bir masraf çıkaracak olsa da bu yolculuk Keraban Ağa oldukça inatçıdır. Evet, kitabın konusu kısaca bu.

Jules Verne’in Karadeniz’e bir seyahat yaptığı bilinmesine rağmen İstanbul’a uğrayıp uğramadığı belirsizmiş. Fakat İstanbul’da bulunmadığı daha yaygın bir görüş olarak kabul ediliyormuş. Dolayısıyla başlarda, insan bir yeri görmeden sadece kulaktan dolma bilgilerle ne kadar anlatabilir ki diye düşünsem de Jules Verne’in ‘’Ay’a Seyahat’’ adlı eserini hatırlayıp sustum. Kitap gerçekten de güzel bir başlangıç yaptı. Tophane Meydanı’nı anlatan sayfa 8’den bir alıntı yapmak istiyorum: ‘’Bu meydan her zaman bir resim kadar güzeldir. İlk anda dikkati çeken kıyafetlerin renk karmaşası olmadığında bile, Sultan Mahmut Camii’yle, onun fidan gibi minareleriyle, Çin mimari tarzındaki küçük çatısından şu anda mahrum bulunan Arap stili güzel çeşmesiyle, bin çeşit şerbet ve şekerlemenin satıldığı dükkanlarıyla, güzel koku ve tespih satıcılarının tezgahlarıyla tezat oluşturan kabak, İzmir kavunu, Üsküdar üzümü sergileriyle, kayıkçılarının ellerindeki çifte küreklerin Altın Boynuz’un ve Boğaz’ın mavi sularını dövmekten çok okşadığı, çiğ renklere boyanmış yüzlerce kayığın yanaştığı iskelesiyle bu meydan bir resim kadar güzeldir ve sanki göz zevki için yapılmıştır.’’ Bu tasvirler beni daha ilk sayfalardan kitabın içine almayı başardı. Sanki tablo gibi resmedilmişti mekanlar, sanki Jules Verne kendisi görmüş gibi. Ama sonrasında olaylar bana hayli durgun geldi. Bir yol hikayesi ‘’İnatçı Keraban’’, ama kitabın ortalarında bana bir coğrafya ders kitabı izlenimi de verdi. Başlarda bir şeyler öğreniyorum diye düşünsem de sonraları bu durum beni hayli sıktı. Her bölümün başında gezilen yerler ile ilgili uzun uzun düz bilgiler verilmiş, bir iki şeyi merak edip bakayım dedim, ama mekanların da isimleri değişmiş. Yani orda yazan hemen her şeyi anında internette bulamayabiliyorsunuz. O yüzden de bu bilgiler bayağı havada kalabiliyor.

Bir de karakterlerin fazla karikatürize olmaları olayı var. Bu beni rahatsız etmedi, ama göze de çarpıyor. Ayrıca Türk karakterlerin isimleri de hayli ilginç; Keraban, Nizib, Amasya… Bir Ahmet var herhalde normal, bir de bir yerlerde Selim geçiyordu.

Sözün kısası araya başka etkenler de girdi ve ben kendimi kitaba kaptırıp yeterince keyif alamadım. İkinci cildi daha iyi bir şekilde okuyup yorum yapmayı düşünüyorum. O yüzden büyük ihtimalle daha net yorumum, okuduktan sonra kitabın ikinci cildinin sayfasında olacaktır. Herkese keyifli okumalar…
64 syf.
·1 günde
• Değişimin, bir başka varlık, farklı bir insan haline gelmenin yolu nasıl açılır? Zorlu sınavlar sonucunda mı insan daha iyi biri olur? (s/42)

Wittgenstein’ın Gergedanı küçük filozoflar serisinin şu ana kadar ki okuduğum en eğlenceli, kahkahalar attıran kitabıydı. Türkçe'ye çok tatlı bir dille çeviren Nihan Özyıldırım 'ı takdir etmeden geçemeyeceğim. Lütfen çocuklar için deyip okumamazlık etmeyin. Kaç yaşında olursak olalım, hangi kitabın veyahut hangi sözün bize ne katacağını bilemeyiz öyle değil mi?

Ludwig Wittgenstein 1889 yılının çok varlıklı ailelerinden olan Avusturyalı Yahudi fabrikatör Karl Wittgenstein ve eşi Leopaldine'nın sekiz çocuğunun en küçüğü olarak dünyaya gelmiş bir filozof ve matematikçidir. Aynı zamanda kendisi ilkokulda iken Adolf Hitler 'le sınıf arkadaşıdır.

1912 yılında matematik ve mantık alanında eğitim almak için gittiği Cambridge Üniversitesinde tanıştığı Bertrand Russell ,kısa sürede Wittgenstein’ın bir dahi olduğunu anlamış ve Wittgenstein da donanımlarıyla, etkilendiği Russell’in seviyesine ulaşmıştır. (Zaten Russell de Wittgenstein’ın mantık ve felsefi eserler verme konusunda, kendinden sonra en uygun kişi olduğu kanısına varmış.)

2. Dünya Savaşının başlaması nedeniyle her şeyi bırakarak gönüllü olarak ülkesini (Avusturya'yı) savunmak için askere yazılmıştır. Bu süre içinde ilk eserini bitirmiş ve savaşın içindeyse felsefeden kopmuştu. Ancak aynı yıl İtalyan askerleri tarafından esir düşünce kampta kalır. Tesadüfen bu kampta bulduğu kütüphanede Antikçağ yazarlarından "Damascius" ün eserleriyle tekrar kendine gelir.

İşte bu kitapta da bunlar çok tatlı bir dille ve uyarlanmış basit bir hikâye ile anlatılmış.

• Kolay değil ama emin olunabilen ya da olunamayanı, bilinebilecek olan ya da olmayanı, ifade edebilecek ya da edilemeyecek olanı ayırt etmek önemlidir. Düşünceleri durulaştırmak, düşüncelerin dile getirilişini
değerlendirmek... felsefenin işi budur kuşkusuz . Ama daha ötesi değil. Daha ötesinde felsefenin söyleyecek hiçbir şeyi yoktur. İş sınırı aşmaya, yalnızca gösterilebilir olanı söyleme çabasına gelince, felsefe tatsız bir gevezeliğe dönüşür.

Wittgenstein düşündükçe, hayatın sözleriyle değil, iyi ve kötü bütünün edimleriyle kendini ortaya koyduğuna daha çok ikna oldu. (s/59)


*** Wittgenstein’ın Gergedanı 'nda çok yakın arkadaşı olarak bahsedilen "David Pinsent 'ın aslında gerçek hayatında Ludwig Wittgenstein 'nin sevgilisi olduğu ölümünden sonraki günlüklerinde ortaya çıkmıştır.
528 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Jules Verne kitaplarıyla büyümüş biri olarak bu kitabı daha önce hiç duymadığıma şaşırdım.

Hikayenin büyük kısmının II.Mahmut dönemi Osmanlı topraklarında geçtiğini öğrenince de hemen okumak istedim. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi inatçı bir karakterimiz var, hâli vakti yerinde bir tütün tüccarı olan Keraban. Keraban'ın Hollanda'da ticaret yaptığı dostu Van Mitten bir gün habersiz İstanbul'a gelir. Keraban Ağa, dostunu görünce çok mutlu olur ve onu hemen evine yemeğe davet eder. Fakat bu davet büyük bir serüvenin başlangıcı olur. .

Güzel bir Jules Verne macerasıydı. Böyle büyük bir yazarın bizim hakkımızdaki izlenimlerini okumak keyifliydi.
320 syf.
·Puan vermedi
1868 yılından sonra ,romanlarından elde ettiği gelirle büyük bir yat alan Jules Verne'nin ,bir dünya turu yaptığı ve Akdeniz'i gezdiği biliniyormuş. Ama , Türkiye'ye gelip gelmediği tam olarak bilinmiyor. Peki , o zaman Jules Verne dönemin İstanbul'unu ve diğer ülkeleri bu kadar güzel nasıl yansıtmış olabilir bu kitaba ? Yeni bir kitaba başlamadan önce çok büyük araştırmalar yaptığını okumuştum. Sanırım bunun etkisi çok büyük. Coğrafya ve kimya terimleri de kitabın içeriğinde yerini almış her zaman ki gibi. Verne bu ayrıntıları da es geçmemiş. Tüm bunların bir araştırma sonucu olduğu aşikâr anlayacağınız.
Şiiimdiii muhteşem bir maceraya var mısınız? Öyleyse hazır olun. Anlatıyorum
‌Her şey üniformalı bir adamın , İstanbul'dan Üsküdar'a, Üsküdar'dan İstanbul'a , kısaca Boğaz'ı geçmek isteyen herkes için, her kayık için ,on paralık vergi ödenmesi gerektiğini bildiren bir emri okumasıyla başlıyor.
‌Tophane'de karşılaştığı, Hollanda dan gelen dostu Van Mitten ile uşağı Bruno'yu Üsküdar'daki evine iftar yemeğine davet eden Keraban Ağa, bu parayı ödemek istemez. İşi inada bindirir ve dostunu da yanına alarak Üsküdar'a gitmek için : "Karadeniz'i boydan boya geçerim de bu vergiyi ödemem daha iyi" diyerek tehlikeli ve macera dolu yolculuğuna başlamış olur.İstanbul, Trakya, Balkan kıyıları ile Gürcistan ,Rusya , Ukrayna'nın Karadeniz sahillerinden tehlikelerle dolu bir yolculuk yaparak Üsküdar'a gelmeyi başarırlar.Başarırlar ama Keraban Ağa'yı bir sürpriz daha beklemektedir.
‌Yiğeni Ahmet'in evleneceği yer Avrupa yakasındadır. Sizce Kereban Ağa karşı tarafa nasıl geçti dersiniz ? Tekrar bir Karadeniz turu yapmayı göze alabilmiş midir ? ya da karşıya nasıl bir plan yaparak geçmiştir dersiniz ?
‌Ayrıca bir sürpriz daha var.Keraban Ağa'nın yiğeni olan ,Ahmet'in nişanlısı ,Sarraf Ağa tarafından kaçırtılmıştır. Bunu duyan Ahmet ve Keraban Ağa ne yapacak ?
‌ Müthiş bir son ve macera sizi bekliyor muhakkak okuyunuz.
‌Dipnot olarak belirtmek
‌ gerekirse okuduğum kitap 2 cillten oluşuyor.Gözünüzden kaçabilir sipariş verirken bilginize...
‌Keyifli okumalar diliyorum hepinize..
320 syf.
·171 günde·7/10
Birinci kitap için yazdığım incelemede ikinci cildin sayfasında daha ayrıntılı bir inceleme bulacaksınız demiştim. Ama öyle olmayacak. Çünkü birinci kitabın incelemesini yazarken acaba ben mi çok bölerek okudum da zevk alamadım diye düşünmüştüm. Oysaki ben düpedüz kitabı sevmemişim. Bu kitabı da araya başka kitaplar sokmadan bitiremedim, sıkıldım.

Birinci kitaptan coğrafya ders kitabı okuyormuş hissi aldım demiştim. Bu kitapta bu durumun ortadan kalktığını söyleyebilirim. Didaktik yazılar kısmen azalmış. Birinci kitabın incelemesinde; "Jules Verne’in İstanbul'a gelip gelmediği belirsizmiş, ama sanki görmüşçesine kaleme almış kitabı. " demiştim. Bu kitaptaki düşüncem ise; hayır, bence Jules Verne İstanbul'a ayak basmamış, oldu. Bunu düşünmeme sebebiyet veren birkaç durum var. En basitinden Ahmet ve nişanlısı Amasya arasındaki davranışlar bile bu düşünceme etki etti. O döneme uygun mu diye düşündürdü. Ya da diğer incelememde de bahsettiğim ilginç karakter isimleri; Keraban, Amasya, Nizip… Yine nişanlılık, evlenme hususları ile ilgili bazı şeyler de gözüme battı, fakat sürprizi bozacak herhangi bir ayrıntı vermemek adına bundan bahsetmeyeceğim. Sonuçta yazar İstanbul'a gelmemiş olabilir, ama Osmanlı topraklarında bulunmuştur diyebilirsiniz. Olabilir, ama yine de eksiklikler, kafama oturmayan şeyler vardı.

Başka neyden haz etmedim; karakterlerin aşırı karikatürize olmasından haz etmedim. Birinci kitapta gözüme batmadı demiştim, ama bu sefer rahatsız etti. İnandırıcılığı azalttığı için sıkılmama da yol açtı.

Sözün özü kitabı sevmedim. Konu ilgi çekici olsa da işlenişi beni sarmadı. İyi okumalar dilerim…

Yazarın biyografisi

Adı:
Nihan Özyıldırım
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
1972
1972’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Kuruluşundan itibaren Çevirmenler Meslek Birliği üyesidir. Çeviri yaptığı yazarların bazıları: Jules Verne, Guillaume Apollinaire, Paul Ricaut, Paul Veyne, Matthieu Ricard, Jean-François Revel, Evelyne Bloch-Dano, Andre Gorz ve Marcel Mauss.

Yazar istatistikleri

  • 531 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 533 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.