Nur Küçük

Nur Küçük

ÇevirmenEditör
8.2/10
368 Kişi
·
892
Okunma
·
0
Beğeni
·
117
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
400 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Yepyeni bir yazar ve yepyeni bir adli patologla tanıştım. İngiliz yazar Simon Beckett'ın dört kitaptan oluşan ve ilk kitabı Ölümün Kimyası olan serisine başlamış bulunuyorum. Artık Simon Beckett adını duyduğumda aklıma gelen ilk şey David Hunter olacak. Sevdiğim kitap türleri arasında polisiye ilk sırayı çekiyor, bu türün istikrarlı bir okuyucusu olarak Ölümün Kimyası beklentilerimi karşıladı diyebilirim. İçinde esrarengiz cinayetler olan her kitap polisiye kategorisindeymiş gibi görülse de, örneğin Harlan Coben kitapları tam anlamıyla polisiye değillerdir, David Hunter Serisi polisiye türün kesin olarak karşılığı konumunda. Cinayetler, polis ekipleri, adli patologlar, otopsiler, zanlılarla dolu serinin ilk kitabı benden geçer not aldı.

David Hunter, yaşadığı bir trajedinin ardından eski hayatını ve adli patologluk görevini geride bırakarak Manham adlı küçük bir köyde doktor olarak çalışmaya başlamıştır. Sally Palmer isimli bir kadının vahşice katledilmiş haldeki cesedinin bulunması sonucunda polisler kariyer geçmişine bakarak Hunter'ın uzmanlığından faydalanmak isterler. Bu olaydan çok kısa bir süre sonra köyde yaşayan bir başka kadın kaybolur ve David Hunter kendini gittikçe esrarengiz hale gelen olayların içinde bulur. Az nüfusa sahip bu köyde artık herkes birbirinden şüphelenir hale gelmiştir.

Ölümün Kimyası sadece katilin kim olduğu ve nasıl ortaya çıkarıldığıyla ilgilenmiyor bunun yanında ölümden sonra bedenin geçirdiği başkalaşım ile de yakından ilgileniyor. Kitabın ilk cümlesi bile bu durumun göstergesi: "İnsan bedeni ölümünden dört dakika sonra ayrışmaya başlar. Bir zamanlar yaşamı barındırırken, şimdi son başkalaşımlarını geçirmektedir." Canlı bir bedenin artık bir et parçasından başka bir şey olmadığı bir duruma geçişinde gerçekleşen şeylerin neler olduğunu, vücudun geçirdiği değişimleri ilgi çekici ayrıntılar olarak gören biri olarak ben kitapta var olan bu detayları beğendim.

Ölümün Kimyası'nda beğendiğim noktalardan biri de, ortalama bir polisiye romanda pek sık görmediğimiz kırsal bölge betimlemeleriydi. Ilıman ve nemli bir iklime sahip İngiltere'nin Norfolk bölgesindeki bu ücra köye ait betimlemeler oldukça güzeldi. Bu sayede bir taraftan yaşananların arkasında kimin olabileceğini merak ederken, bir taraftan da göl, orman, bölgedeki evlerin tasvirleriyle huzur buldum desem yeridir. Kitapta belli bir sayfa sayısına ulaştıktan sonra beğenme yolundaki tek engel katilin kim olduğu sorgusuna verilecek cevabın benim için yeterli olup olmayacağıydı. Olaylar basit bir şekilde bağlanmamıştı ve ben bu açıdan da hayal kırıklığına uğramadım. David Hunter Serisi'ne serinin en güzel kitabı olarak tanımlanan Kemiklerin Şifresi ile devam edeceğim. Başta polisiye severler olmak üzere Ölümün Kimyası'nı tavsiye ediyorum. Kitapla kalın...
344 syf.
·Beğendi·9/10
Kitap David Hunter serisinin ilk kitabı. Polisiye-gerilim tarzında okumayı sevenler kesinlikle okumalı. David Hunter eşini ve kızını kaybetmiş bir doktordur. Doktorluğun yanı sıra eskiden antropoloji dalında da çalışmalar yapmış başarılı biridir. Fakat eşini ve kızını kaybetmesi bütün hayatını değiştirir. Resmen dünyası yıkılır. Bunun üzerine herşeyden kaçmak için, kendi başına huzur bulmak için Londra'dan ayrılır ve başka bir şehirde, ücra bir köyde dokturluk yapmaya başlar. Bir gün bu küçük sessiz sakin, herkesin birbirini tanığı, samimi, ve olaysız köyün ormanında bir kadın cesedi bulunur. Tabi ki sadece bir kurbanla sınırlı kalmayacaktır seri katil. David ve köy halkı artık huzurlu, sakin hayatlarını geride bırakmışlardır. Kitabın sonuna doğru katili David gibi bulduğunuzu düşürkenn aslında beklenmedik bir kişi karşınıza çıkar ve hikayeside sizi şok edicektir. Kitabı elimden bırakamadığım için 2 günde bitti. Sıra 2.kitapta :) Önyargılarınızı kırın. Ve aslında 'tanıdım' dediğiniz kişileri ne kadar tanıdığınızı onlara ne kadar güvenebileceğinizi sorgulayın :)) Keyifli okumalarrrr...
404 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
David Hunter serisinin ikinci kitabı olan Kemiklerin Şifresi bitti. Ölümün Kimyası ile tanıştığım seri gayet güzel gidiyor. İlk kitabı beğenmiş biri olarak ikinci kitaba kafamda beğenip beğenmeyeceğime dair çok fazla soru işareti olmadan başladım. David Hunter serisi olağanüstü olarak tanımlanabilecek bir seri olmasa da kendini okura gayet keyif vererek okutuyor. Keyif almamda ana karakteri sevmem, sade dil, akıcılık, seçilen mekanların tasvirleri ve genel olarak vakaların basit bir şekilde sonuca bağlanmaması gibi noktalar etkili. Simon Beckett girizgahı fazla uzatmadan kitabın henüz başlarında olaya giriş yapıyor. Ardından birbirine eklenen halkalarla ilgi çekici bir zincir çıkıyor ortaya.

Kemiklerin Şifresi'nde David Hunter'a gelen bir telefon olayların fitilini ateşliyor. Dedektif Graham Wallace'tan gelen telefon David'in tüm planlarını alt üst ediyor. Dedektif, İskoçya açıklarındaki Runa isimli bir adada bir ceset bulunduğunu, olayın büyük ihtimalle kaza olduğunu ama iyice emin olmak için bölgeye olay yeri inceleme ekibi göndermeden önce kendisinin bölgeye gidip bir inceleme yapmasını istiyor. Dış dünyadan izole olan bu adada David, ayakları ve bir eli hariç tamamen yanmış bir cesetle karşılaşıyor. İlk olarak olayın bir kaza olduğu düşünülse de David'in içgüdüleri tamamen farklı bir şey söylüyor. Birkaç gün içinde Runa'yı vuran fırtına, adanın dış dünyayla tüm bağlantısını kesiyor. Böylece iki polis, bir emekli polis ve bir adli antropoloğun başı çektiği bir kedi fare oyunu başlıyor.

Ölüm sonrasında vücutta gerçekleşen değişimleri, yani bu doğal süreci ilgi çekici buluyorum. Kemiklerin Şifresi'nde bu konulara yine bolca değiniliyor. Ölümün Kimyası'na yaptığım incelemede de bu durumdan bahsetmiştim. Ölüm sonrasında yaşanan fiziksel değişimleri daha detaylı anlatması yönüyle genel polisiye kitaplardan ayrılan bir yönü var David Hunter serisinin. Serinin her iki kitabında da mekan olarak küçük kasabalar seçilmişti. Bu da benim bu seride sevdiğim bir diğer nokta. Boston, New York gibi büyük şehirlerde geçen polisiyelere o kadar alışmışım ki, az nüfuslu, kırsal bir bölgede geçen bu tür bir kitap farklı bir tat veriyor. Kemiklerin Şifresi benim için keyifli bir okuma oldu. Kitabı okurken kesinlikle sıkılmadım. Bitirmeme az kaldığında, olaylar yavaş yavaş aydınlanırken bu kadar basit olamaz şeklinde düşünmedim değil. Ama evet öyle olmadı, Simon Beckett beni bu açıdan şaşırtmayı başardı. Neticede sağ gösterip sol vuran yazarları severiz. :) Genel itibariyle ise ortalamanın üzerinde, akıcı, şaşırtıcı, sürükleyici bir kitap okuduğumu söyleyebilirim. Toplamda dört kitaptan oluşan David Hunter serisinin üçüncü kitabı Ölülerin Fısıltısı. Bu seri ile ilgili tek sıkıntım serinin üçüncü kitabını temin etme zorluğu. Bir de Kemiklerin Şifresi öyle heyecanlı bir yerde bitti ki! Kendimi en sevdiği dizi çok heyecanlı bir yerde sezon finali yapmış izleyici gibi hissediyorum. Başladığı serileri yarım bırakmayı hiç sevmeyen biri olarak Ölülerin Fısıltısı'nı da kısa bir süre içerisinde temin edebilmeyi umuyorum. Polisiye türünden hoşlanıyorsanız ve henüz Simon Beckett okumadıysanız bu seriye başlamanızı öneririm. Keyifli okumalar...
400 syf.
·4 günde·Beğendi
'Ölümün Kimyası' polisiye-geriliminin sürükleyici örneklerinden olan, David Hunter serisinin birinci kitabıdır.
Adli antropoloji uzmanı olan Hunter, Londra'daki yaşamından uzaklaşarak kırsalda bir bölgeye geçmişinden kaçmaya gelir. Tâbi ki kendince haklı sebepleri vardır. Ne var ki sadece pratisyen hekim olarak görevini sürdürse de onun yeteneklerine ihtiyaç duyulan bir olay cereyan eder. Dr. Hunter istemeden de olsa olayların içine çekilir.
Kurgusu ve sürprizleriyle mükemmel bir kitap diyebilirim ve yazarın kalemine hayran olduğumu söyleyebilirim. Öyle gereksiz ayrıntılara girmeden tıbbi bilgiler vermiş. En güzeli de yaşanan bir olayın başka bir kişiye aktarılması karşılıklı konuşmayla değil, karakterin sadece anlattığını bize bildirmesiyle olmuş.
Bu kitapla birlikte nur topu gibi, okuyabileceğim bir polisiye serim daha oldu.
400 syf.
·Beğendi·8/10
Çok ama çok iyi bir kurgu biyoloji ve kimya kitaplarından fırlamış gibi bir sonra ki sayfa için sürekli tetikte olmanız ise cabası sonuç ise yine son derece mükemmel ötesi bir polisiye gerilim klişe olmaktan çok çok öte okuyun okunmasında tedbili ferahlık var. :))
272 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
--Rousseau, Schopenhauer, Nietzsche, Russell, Wittgenstein, Heidegger, Sartre ve Foucault--

Felsefeye ister aşina olun isterseniz yakından ilgilenin; bu kitap size eşsiz bilgiler, yeni düşünce yapıları katmakla yetinmiyor, hayretle ve heyecanla okurken ufkunuzda yeni alanlar açıyor.

Okuyacağınız bu kitap düşünce yapılarını, batı felsefe tarihini, insan zaaflarını ortaya koymakla birlikte düşünce tarihini şekilkendiren dehaların zaaflarını, çelişkilerini önümüze seriyor.
Bunu yaparken de okura bu sıradışılıklarının nedenleri hakkında da geçmişten ip uçlarını sıralıyor.

Aslında özünde son derece ağır bir kitap olduğunu belirteyim. Yani kitap sekiz felsefecinin de düşünce yapısını; alıntılar, eleştiriler ve açıklamalar ile birlikte sunuyor. Nitekim benim gibi felsefenin uzağında duran bir meraklı iseniz( yani bu düşünce alt yapısına uzaksanız) okurken sıksık durup, araştırma yapmanız gerekliliğin farkına varacaksınız. Çoğu yeri yavaş ve sık tekrarlar ile okumanız gerekecek.

Ancak yazarlar bu durumu okuyucular için daha ilgi çekici bir hale getirmeyi başarmış.

İlk olarak, anlatılan kişinin dehasını, ne kadar önemli olduğunu aktarıyor ki siz o anda zaten hevesle her zorluktan kalkacak motivasyonu elde ediyorsunuz.

İkinci olarak, filozofların hayatları gerçekten çok ilginç. Kesinlikle araştırmayı, okuyup öğrenmeyi ( hatta bazılarını özel olarak inceleyeceğinize eminim) hak ediyorlar.

Üçüncü olarak, bu dehaların nasıl bu noktaya geldiklerini öğreniyorsunuz ki bu ender bulunur bilgiler, önemsenmeyecek şeyler değil.

Lafın özeti entellektüel ufkunuz ile birlikte denizlere yelken açmak niyetindeyseniz bu kitap tam bir poyraz efendim, iyi okumalar.
344 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kitabı okurken çok şaşırmadım ama okuması zevkliydi ve son sayfaları özellikle güzeldi. Kitabı beğendim ve seriye devam etmek istiyorum, şimdilik benim seride en sevdiğim kitap Kemiklerin Şifresi oldu. Polisiye seven biriyseniz mutlaka bu seriye göz atın derim.

Ayrıntılı yorum; http://yorumatolyesi.blogspot.com/...lerin-fisiltisi.html
404 syf.
·Beğendi·8/10
Mini mini boyutuyla içerisine kocaman bir kurgu sığdıran sizi etkileyen , sinirinizi bozan , elinizden bıraktırmayan nefis bir gerilim sunan tüylerinizi diken diken edip sarsan bir deneyim sunuyor en azından bende bıraktığı etkileri bunlardı.
208 syf.
·16 günde·Beğendi·6/10
Popüler kültürün oyuncağı olan Psikoloji'yi biraz da eleştirebilmemiz gerektiğinin en güzel örneklerinden bir kitap.
Günümüz bireylerinin de aslında sorumsuzluklarının savunma mekanizmalarından olan bazı psikolojik hastalıkların nasıl üretilebileceğini de görebiliriz kitapta.
404 syf.
·6941 günde·Beğendi·7/10
Serinin ikinci kitabında adli antropolog David Hunter’in bu seferki macerası İskoçya açıklarında küçük bir adada geçiyor.Bir eli ve ayakları haricinde bütün her yeri yanan bir vücudun arkasındaki gizemi çözmek için bu küçük adada kahramanımıza bir emekli polis de eşlik edecektir.Olayın araştırılmaya başlanılmasından kısa bir süre sonra çıkan fırtına nedeniyle adanın ana karayla tamamen irtibatının kesilmesi ve üstelik bu yetmezmiş gibi cinayetlerin arkasının kesilmemesi. Zor şartlar altında sürdürülen bir katili bulma serüveni.Kurgusu güzel, akıcı, okuru sıkmayan, gerilimi dozajında,sürükleyici güzel bir Simon Beckett kitabı daha diyebilirim.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 892 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 633 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.