Omca Korugan

Omca Korugan

Çevirmen
8.0/10
3.926 Kişi
·
16.859
Okunma
·
0
Beğeni
·
439
Gösterim
Adı:
Omca Korugan
Tam adı:
Omca A. Korugan
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1969
1969’da Ankara’da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki öğrenimini tamamladıktan sonra gittiği ABD’nin Boston kentinde on yıl yaşadı. Northeastern Üniversitesi’nden yüksek lisans derecesi aldıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü doktora programına girdi. Halen tez çalışmalarını sürdürmekte ve çevirmenlikle uğraşmaktadır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
480 syf.
·3 günde·9/10
Elif Şafak'ın daha önce okuduğum kitaplarından biraz farklı. Kitap Kanuni döneminden başlayarak Mimar Sinan ve kalfalarından Cihan üzerinden oluşturduğu kurguyla o dönemi farklı bir gözle anlatmaktadır. Cihan'ın masumane Mihrimah aşkını anlatırken o dönemle ilgili olumsuzluklara ve entrikalara da vurgu yapmıştır. Yazar akıcı bir üslup kullanarak okurları sıkmadan yazdığı bu kitabı okurken ben keyif aldım. Tarihi roman seven okurlara öneririm.
480 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Akıcı ve anlaşılır tarzıyla, mükemmel kurgusuyla Elif Şafak yine geçmişlere doğru yelken açmış, bizlere muhteşem eserler bırakmış Mimar Sinan’ın hayatını bir nebze de olsa hatırlatmış bu güzel eseriyle. Her ne kadar Mimar Sinan’ın devri ve eserlerinin anlatıldığı bir roman gibi gözükse de, eserin asıl konusu bir fil ve onun bakıcısının hayatta kalma mücadelesi.
Tarihteki yerlerini almış Kanuni Sultan Süleyman ve kızı Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa, Sokullu Mehmet Paşa, İtalyan Michalengelo, Şah Cihan ve nicelerinin hayatından bir kesit bulabildiğiniz bu eserde, kimiz zaman Hindistan, kimi zaman İtalya ve İspanya sahillerine yelken açabiliyorsunuz. Çok başarılı bulmuş olduğum bu eser ile ilgili anlatılacak daha birçok şey var ancak bunu sizlerin okuyup görmenizi tavsiye ediyorum.
448 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Alkol, ihanet,kumar...Bir aileyi nasil yok edisinin harika anlatimi.Harika bir kitap.Cok severek ve heyecanla okudum.Elif Safak in anlatimini zaten hep begenmisimdir.Kesinlikle okunmasi ve kutuphanemizde bulunmasi gerekli diye dusunuyorum...
Sinem
Sinem On Dakika Otuz Sekiz Saniye'yi inceledi.
@muhayyilist·19 Ara 2019·Kitabı okumadı
Çok sevdim. Daha da uzatılabilirdi bence. Bazı olayları birkaç cümleyle özetlemeyip uzun uzun yazabilirdi. Severek okunacak, dili son derece kuvvetli bir kitap
Leyla ve 5 kadim dostunun hikayesi ! Farklı yerlerden gelmiş 5 farklı insanın hayatlarının kesiştiği olayları anlatan çoğunlukla üzülüp yer yer isyan edip bazen tiksinerek okuduğum bu kitap için keşke her ebeveynin kız erkek ayırt etmeden çocuğunun masumluğuna güvenerek yalan söylemeyeceğine inansa. Keşke insanların kötülük yapmak yerine iyilikle dünyanın kurtulacağına güvense de böyle bir dünya da hele hele kız çocuklarına yapılan iğrençliklerle dolu bu dünya da yaşamak zorunda kalmasak.
392 syf.
·8 günde·5/10
Elimde alınacak kitap listemle gezerken rafların arasında, bu kitabı görünce uzunca durakladım karşısında. Elif Şafak’ın son iki kitabını okuduktan sonra bir daha okumam muhtemel derken. Yanımdaki kitap dostumun ‘’İçinde kalmasın, vedalar iyidir! ‘’ cümlesiyle, koydum diğer kitapların arasına. Zira kitaplar alemine adım attığım dönemlerde ev sahipliği yapmıştır bana yazar  tüm kitaplarıyla. Severdim psikolojik tasvirlerini, farklı uçlardaki hayatları  buluştururken çizdiği renkleri. Ama Elif Şafak mı değiştirdi kalemini, ben mi kitap okudukça seviye atladım bilmiyorum, zira bu kitap benim kendisine veda kitabımdır. Bunu ayırt edebilmem için eski kitaplarını tekrar okumam gerek galiba;  ancak hayat kısa, okunacak kitap çok:)

Farklı hayatları yine buluşturmaya çalışmış yazar kitabında. Uçları, tutunamayanları… Aslında yabancı değilim karakterlere. Kaç yıl acil nöbetlerinde şahit oldum ben de hayat kadınlarına, travestilere, töre kurbanlarına, ensest madurlarına. Bir adım ötesini resmetmiş yazar elbet. Hayallerini, pişmanlıklarını, isyanlarını. Ama gene de olmamış. Cümleler eksik kalmış. Altını çizdiğim, bana kalan cümleler o kadar azdı diyebilirim. Biraz zorlama devam etmiş sanki. Vermek istediği fikirlerin etrafında karakterlerin sohbetlerinin tekrarında kalmış. Ve neden bilmem, önceden farketmedim bu kadarını, artık kitaplarında ensest ilişkilerin analizinden ve cinsel tercihlerin sorgulanmasından çokça bahsediyor artık yazar. Ve karakterlerin cümlelerinde kendi itirafını, fikirlerini haykırıyor bence. Yani edebi kaygıdan ziyade, öncelikle kendisiyle yüzleşme ve zihniyet muhasebesi bence son kitapları.  ( mesela; https://cdn.1000kitap.com/...9dcce_1566327320.jpg )

Niyetim inceleme yazmak; fikirlerini, tercihlerini eleştirmek ya da edebiyatına puan vermek değil hoşgörünüze sığınarak. Paylaşmak istediğim başka şey.  Hani her kitap illa ki birşeyler bırakır ya insanda. Bir duygu, empati, endişe, muhasebe, özlem, niyet?? İlla ki bir şey tattırır. İşte bu kitaptan bana miras ‘’ Kimsesizler Mezarlığı’’ dır . O yüzden erteledim bu kitaba birşeyler yazmayı. Gidip görmeden yazmak istemedim. Geçen hafta sonu, kitapta ilk defa varlığını öğrendiğim İstanbul Kilyos’takı Kimsesizler Mezarlığı’nı ziyarete gittim ben. Her bir âdem, binlerce alemken… Orada kimsesizler mezarlığı sakinlerine dualar gönderdim, anlık da olsa kimseleri olmak niyetiyle. Birbirine karışmış, metal levhalardaki rakamlardan ibaret kimsesizlerin hayatından haberdar etti beni Elif Şafak. Saçma beki ama  yazarın selamını da ilettim mezarlık sakinlerine. İşte yazarın cümlelerinde bulduğum belki de buydu: Merhamet…  Gönlüme dokunan, vicdanımı dürten. Sırf bu yüzden bile kendisine teşekkür ederim ben vedamı da yaparken:) Bir de en aşağılık bir konuyu bile tasvir ederken bence bir nezaket seviyesi var yazarın ki takdir edilesi.

https://cdn.1000kitap.com/...f61e8_1566326941.jpg

https://cdn.1000kitap.com/...f096c_1566326893.jpg

Nezaketle, merhametle… Keyifli, bereketli, kaliteli okumalar efenim..
480 syf.
·21 günde·9/10
Kitap "Öğrenme aşkı ile geçti ömrümüz, aşkı öğrenemesek de..." sözünü anlatmaktadır.Fili Çota sayesinde Saray'a giren Cihan hem filbaz hem de mimar çırağıdır. Ustası Mimar Sinan'ı seven Cihan onun yanında yıllar boyunca çıraklık yapmıştır. Kitapta kin, nefret, aşk, sevgi kelimeleri bir arada barındıran kitabımız, ihaneti de arasına alıp acıyı hissettirmiş. Yazarımız bazı karakterleri hayali ürün olarak ele almış. Zamanın bir kısmı da hayalidir. Çok güzel bir eser.
448 syf.
·Beğendi·8/10
Soluksuz okuyacağınız doğru. Dizi izliyormuşsunuz hissi veriyor. Londra, İstanbul, Fırat Nehri arasında gidip gelirken, arada bir Kürt arada bir Türk oluyorsunuz.

Şafak, feminist duygularını sıkça serpiştirmiş aralara. Töre cinayeti, ailede erkeğin sözü, annenin evlatları arasında erkeği kayırması, kadın olan insanın seçememe özgürlüğü... Erkeğe verilen söz hakkının kadının sırf kadın diye elinden alınması. Yabancı ülkede göçmen olmanın zorluğu. Sevgi olmadan kurulan ailelerin beklenen / beklenmeyen sonları, kitap`da işlenen konulardandı.

Dikkat çeken nokta, karekterlerin seçilmesiydi. İskender`in çılgın, vurdumduymazlığı, kabadayılığı ne kadar varsa Yunus`un sakinliği, dürüstlüğü o kadar çoktu mesela.
Adem`in babasını yazarın iki yere - Sarhoş ve Ayık olan diye ayırmasını sevdiğimi söylemek isterim.
Okurken tüm karakterlerin ağzından kendilerini okuyorsunuz. Bu da kitabı başka boyutlara taşıyor. Yeni bir hikaye... Yeni nefes... Yeni macera... Esas hikayeden uzaklaşmadan, dönüp dolaşıp ona döneceğinizi bilerek...

Fakat, sevmediğim kısımlarda olmadı değil. İlk başlarda hikayenin farklı tınısı beni kendine çekse de sonu bir o kadar aynı diye uzaklaştırdı. Yazar, şaşırtmaca yapıp sonu böyle kapatmak istemiş olabilir ama sonu benim için hayal kırıklığı oldu. Nedenini henüz bilmiyorum. Belki kitabı daha yeni kapatıp, yorum yazdığım için olayların etkisinde kalmış olabilirim. En azından sade bitirmemesini temenni ederdim. Kimler içinse sade olmayabilir ama benim için oldukça basitleştirilmiş sondu.

Yine de okumaya değer kitap olduğunu belirtmek isterim

Keyifli okumalar :)
392 syf.
On Dakika Otuz Sekiz Saniye, okuyup okumamakta uzun süre tereddüt ettiğim bir roman oldu. Şafak’ın Pinhan’dan başlayarak her kitabını değil ama romanını okumuş bir okuruyum. Bu incelemede de aslında Şafak’tan değil de, son romanı On Dakika Otuz Sekiz Saniye’den söz etmek niyetindeydim.

Ancak, bütün yollar yine yazarını, eserinin önüne geçiriyor. Çünkü Şafak, öyle açıklamalar yapıyor ki, adeta “eserimin konuşulmasını istiyorum” değil de, “eserden başka şeylerin konuşulmasını istiyorum” der gibi davranıyor…

O yüzden biraz yazarının dedikodusunu yapacağız…

İlginçtir, Elif Şafak bana Arda Turan’ı hatırlatıyor. Elbette eğitimleri, dünyaya bakışları, branşları falan çok farklı iki insan ama ortak yönleri çok. İkisi de Türkiye çıkışlı ve beynelmilel alanda tanındılar. İkisinin de çıkışları alanlarında oldukça yetenekli, gelecek vaat eden hatta geleceğin bizzat kendisi olan isimler olmalarına dayanıyordu. Yetenekleri halen tartışılmaz ama bunu kullanmakta eskisi kadar mahir değiller. Bile isteye ya da istemeden de olsa gitmeleri gereken yoldan saptılar. Yani, düşüşleri bence kazaen değil, bunu kendileri seçtiler. Arda Turan’ın her ne kadar şu aralar iyice çaptan düşmesi nedeniyle pek yapamasa da, ara ara iyi maçlar çıkarabilmesi durumu gibi Elif Şafak da bu romanda zaman zaman üst seviye işler başarmış…

On Dakika Otuz Sekiz Saniye, birkaç bölümden oluşuyor. İlk bölümde öldürülmüş ancak beyni çalışmaya devam eden bir hayat kadınının geri dönüşlerle, hayatını anlatmasını okuyoruz. Bence romanın en etkileyici ve başarılı kısımları işte o anlatımların, İstanbul’a gelene kadar olan kısmıydı. Yani aşağı yukarı ilk 150 sayfa ve o, 150 sayfaya iyi not verebilirim.

Leyla’nın çocukluk ve ilk gençlik yıllarına tekabül eden kısımlar hayli etkileyiciydi bence. En azından hikayesi olarak öyleydi. Van’da doğan ve büyüyen Leyla’nın ve mesela annesi/teyzesi Binnaz’ın yaşadıkları Khalid Hosseini’nin Bin Muhteşem Güneş’i gibi beni yüreğimden yaraladı. Onu, o hale getiren şartlar iç burkan cinstendi. Zaten kitapta alıntı yaptığım cümleler de oraya aitti. Demem o ki, şahane başlayan, sizi içine alan, sarsan bir roman, sonrasında vites düşürüyor, vasata bağlıyor ve hatta kısmen sıkıyor…

Yazarlar gibi okurlar da farklı farklıdır. Bu anlamda ben zaman/mekan ilişikisine çok dikkat eden bir okurum. Yani tarihlerde, günlerde, vakalarda tutarsızlık olmamalı. Elbette roman denilen şey bir kurmacadır lakin yine de bazı şeylere dikkat etmek lazım. Romanda, bu zamana uygun olmama durumları vardı. Mesela mı?

Olaylar 1990 yılında bitiyordu. Sayfa 314'te bununla ilgili bir terslik vardı bence. İki polis memurunun radyoda maç dinlediklerini ama bu maçın önemsiz bir 2. Lig maçı olduğu yazılmış. Halbuki o yıllarda da 2. Lig maçlarının radyo yayınları yoktu.

Türkiye’de arafta kalmış bir yazar durumuna düşen Şafak’ın bu kitabında devrimcilere çok sık göz kırptığını hissettim. Sürekli devrimci güzellemeleri vardı. Romanın beyaz atlı ve iyilik timsali prensi D/Ali mesela… Ve onun üzerinden anlatılan pek çok konu…

Şafak’ın sıkı bir milliyetçilik bile değil "milliyetçi" düşmanı olduğuna iyice inandım. Çünkü romandaki pek çok karakter ve hadise oraya bilhassa konulmuş gibiydi. Bir kere, kötü çocuklar ülkücülerdi. Geneleve gidecek tıynette ama milliyetçiliği elden bırakmayıp padişah portresini oradan indirtecek bir tip var mesela. O uçkuruna düşkünken, D’Ali tam bir irade hakimi ve insanlık timsaliydi…

Keza, Amerikan Filosu’nu protesto eden devrimciler yüzünden Coniler, geneleve gelemeyince morali bozulan Şeker Ana, onlara o kadar kızıyor ki, Komünizmle Mücadele Dernekleri’ne para bağışı yapıyor!

Bitti mi? Hayır… Ülkemizin bir vilayeti olan Van’dayız. Ancak sonradan şeyhe bağlanan, aksi ve kaba biri olan baba mesela… Muhtemelen bir Kürt ailesi olmaları gerekirken ilginç bir şekilde oğlu olursa adını Tarkan koyacak! İkincisi olursa da Tolga… Tabii yetmiyor, romanın sapkın ve lanet adamı, adi bir herif olan amcası çoktan oğlunun adını Tolga koymuş bile. Bunlar bana bilinçli ve tuhaf geldi.

Romanın bahsini ettiğim ilk bölümlerini başka biri, ikinciyi başka biri yazmış gibiydi. Evet, hikayenin kendinden kaynaklanan bir durum vardır mutlaka ancak özellikle 236. sayfada başlayan ve "İkinci Bölüm" denen bölüm, usta bir yazar yerine ilk romanını yazan biri tarafından kaleme alınmış gibiydi. Mesela mezarlık diyalogları o kadar uzun ve bir kısmı gereksizdi.

Roman akıcı ve çabuk okunan bir romandı; bunu da söylemem lazım. Bir puanlama yapmak gerekirse, İstanbul’a gelene kadar ki kısım için 9, diğerleri için 5 verebilirim. Nihayetinde, Şafak, bir edebiyatçıdan çok popüler bir yazar olma yolunda koşar adım gidiyor…

Son olarak, yazar romanlarını epeydir Türkçe değil, İngilizce yazıyor ve Türkçeye çevriliyor. Bu nedenle Türk edebiyatı kategorisinde sayılmalı mı, ondan da emin değilim…

Mehmet Y.
kitapsuuru.com
448 syf.
·18 günde·Beğendi·10/10
3 kuşağın hikayelerinin ayni anda anlatılması...
Kitabın adindan da belli olduğu üzere asıl mevzu İskender gibi görünsede karakterlerin her birinin ayrı ayrı hikayeleri derinden etkiliyor insanı. Belki İskender'i sevenler vardır bu kitabi okuyanlar arasında. Ama ben sevemedim. Annesini öldürmeye teşebbüs ettiği için değil, hapisten çıkacağı zaman annesine yazdığı pişmanlık mektubunda bile, pişmanlığını gerçekten hissedemedigimden...
Benim en çok merakımı uyandıran karakter Ellias...
Mutsuz bi evlilikten sonra gerçek aşkı bulup da kavuşamadan, aşık olduğu kadının ölmesi... onun adına çok üzüldüm.
Kitapla alakalı anlatacak, yazılacak çok şey var aslında. Ama daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum henuz kitabi okumayanlar için. Ama şunu söylemeliyim ki, mutlaka okunmaya değer bir kitap. Belki bilgi birikimi açısından bir faydası yok ama hayatın değişik yüzlerini gösteriyor diyebilirim. Farklı kültürdeki insanların hayatlarına değiniliyor ara ara... Güzel bir kitap, etkileyici :)
480 syf.
Tarihimizin en büyük gurur kaynaklarından, Türk tarihinin en büyük mimarı, Mimar Sinan ın hayatını herkes okumak ister ve okumalıdır zaten. Biyografi kitabı okuyamayanlar için birebir. Sermimarın dört kalfasından birinin gözünden anlatılan olaylar cok geniş yelpazeye yayılıyor. Mimar Sinan ın önemli eserlerini ve bunları hangi zorlu şartlarda yaptığını görüyoruz. Dehasına şahit oluyoruz. En önemlisi de insani taraflarını görmek.
Gercek hayatta Mihrimah Sultana aşık olduğu düşünülüyor Sinan ın, ancak kitapta Kalfası cihan aşık. Kitaba casusluk olayları da girice(bazı insanların Sinan ın eserlerini zamanında teslim etmek istememesi) heyecan yükseliyor ve elinizden bırakamıyorsunuz. Her kitabını okumasamda Elif Şafak ın en akıcı ve sade anlatımlı romanı olduğunu düşünüyorum. Hatta en güzel romanı. En çok okunan 15 romanına bakarsanız yaxarın zaten en yüksek puanı bu kitap almış. Kalfa Cihan ın Hindistan dan getirdiği fil Çota yı da eklemeyi unutmayalım. En keyifli karakter. En kısa zamanda okumanız dileğiyle. .

Yazarın biyografisi

Adı:
Omca Korugan
Tam adı:
Omca A. Korugan
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1969
1969’da Ankara’da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki öğrenimini tamamladıktan sonra gittiği ABD’nin Boston kentinde on yıl yaşadı. Northeastern Üniversitesi’nden yüksek lisans derecesi aldıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü doktora programına girdi. Halen tez çalışmalarını sürdürmekte ve çevirmenlikle uğraşmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 16.859 okur okudu.
  • 239 okur okuyor.
  • 3.248 okur okuyacak.
  • 352 okur yarım bıraktı.