Peter Ackroyd ünlü ve üretken bir İngiliz yazar, romanlarından ziyade biyografileri ile tanınıyor. Bu güne kadar yayınladığı 60’tan fazla eserinin 41’i ünlü kişilere, özellikle de meşhur İngiliz kökenli sanatçılara ait biyografilerden oluşuyor. Ürettiği işlerin hacmi, içlerindeki üslupların çeşitliliği, farklı seslere bürünme becerisi ve araştırmalarının derinliği ile takdir gören yazar, ülkesinde 1984 yılında Kraliyet Edebiyat Cemiyeti‘ne seçilmiş ve Kraliyet nişanı ile ödüllendirilmiş.
Bu eseri ünlü İngiliz komedyeni, sessiz sinemanın dahi çocuğu, bir döneme damgasını altın harflerle vuran Charlie Chaplin’in hayatını anlatıyor.
Londra’nın kenar mahallelerinden birinde doğuyor Charlie Chaplin. Çocuklukları abisi ile birlikte sahne sanatçısı annelerinin peşinde kiralık odalar arasında taşınmakla geçiyor. Alkolik baba neredeyse hiç ortalarda yok. Güzel, yetenekli ama istikrarsız anne gösterilerde yer almaya çabalıyor, sürekli sevgili değiştiriyor, rol bulamadığında ekmek alabilmek için önüne hangi iş çıkarsa -fahişelik dahil- onu yapıyor. Genç yaşında iki çocukla sersefil ortada kalışının, başarısızlıklarının, hayal kırıklıklarının acısını içki ile unutmaya çalışıyor ve o kadar sefil bir hayat sürüyor ki, izleyen yıllarda akıl hastanesine düşüyor.
İşte böyle acınası bir hayat içinden çıkıyor bu yetenekli çocuk. Ağabeyi ile birlikte tüm çocuklukları, bir parça ekmek bulmak uğruna Londra sokaklarında sürtmekle geçiyor. Annelerini sürekli sahnede izliyor, biraz büyüdüklerinde onlar da sahneye çıkıyorlar. 10lu yaşları daha da zor; annesi akıl hastanesine düşüyor, abisi askere gidiyor ve Charlie sirklere adım atıyor.
İşte Chaplin sanatının en orijinal ve ilgi çekici yanlarını bu sirk hayatındaki tecrübelerinden derliyor: Eklemlerinin hepsi hareketliymişçesine dans