Pınar Polat

Pınar Polat

Çevirmen
7.3/10
1.048 Kişi
·
2.472
Okunma
·
1
Beğeni
·
157
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
188 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Neden Murakami neden, neden bu kadar güzel romanlarında bu kadar çok soru işareti bırakıyorsun? Tamam senin tarzın bu olabilir, kitaplarını okuduktan sonra okurlarının düşünmesini istiyor olabilirsin ama yine de bu kadar cevapsız soru işareti bırakmasan mı ki acaba diye de düşünmeden edemiyorum. Şöyle bir durum da var ki bu derece neden diye sormuş olsam da Murakami’nin finallerini, bıraktığı soru işaretlerini seviyorum. Finalden çok aslında kitap içinde okura verdiği, vermek istediği duygulara kesinlikle daha çok önem veriyor. Bu kitabında ise okuduğum diğer Murakami kitaplarına göre cevapsız kalan çok daha az soru işareti vardı; az olan soru işaretlerinin içinde de bana göre kitabın en güzel sorusu olabilecek olan neden karşıma daha önce çıkmadın sorusu. Cevaplanabilecek bir soru mudur, cevaplansa bile ne derece tatmin edebilir bunlar da yan sorularıdır.

Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında, Murakami’nin kitapları arasında bilindik tarz unsurlarına göre farklılık gösteren bir kitap, farklılıklar genel olarak aynı olsa da iki madde halinde sıralayabiliriz. En önemlisi olarak da bu kitabında kediler yok, kedi göndermesi ve kedi sevgisi var ama bu sefer ne konuşan kediler var ne de bir yerde hâkimiyeti olan kediler var. Bir başka olmayan da Murakami’nin kullandığı fantastik öğeler, masal ile gerçeği harmanlandığı yer yer gerçekçi yer yer de garip gelen masalsı fantastik öğelerine maalesef bu kitabında yer vermemiş. Murakami’nin fantastik öğelerini okurken düşünmek, sorgulamak ve yaptığı metaforlara anlam çıkarmak ise Murakami okumanın ayrı bir keyfidir.

Hacime sıradan, sıkıntısız gibi görünen bir hayat sürmektedir, kariyer ve maddi imkânlar olarak bayağı yükseklerde, evli ve iki de kız çocuğu babasıdır. Şimamoto tekrardan karşısına çıktığında bir ikilemde kalır ve her bir şeyi ile artık yüzleşir ve sevdiği eşi olan evlilik ile aşkın da arasında kalır. Bu kısımlarda betimlemeler, verilmek istenilen duygular o kadar güzel veriliyor ki yasak aşkı anlatmasına rağmen sanki yasak kelimesi olmadan bir aşkı okutuyor, yasaklığı değil de sanki ufak tefek başka bir sorunları var gibi ama yine de yasaklığını bilip okumamız ama yasaklığına hak vermek istemeyeşimiz aşkın etkileyiciliğini yapan en büyük unsuru. Aşkın içinde verilen cinsellik farklı ve çok uçarı gelse de aşkın bir üst seviyesi olarak, sevgi ve aşkın gerçek manada yaptığı bir istek olarak, bir yerlere dokunarak veriliyor. Gönüllerde farklı kişiler varken farklı bedenlerde yaşanması da sanırım en çok dokunduğu kısımdı. Hacime ve Şimamoto’nun arasındaki mükemmel uyum, her bir şeyin, dinlenilen müziğin, okunulan kitabın, yenilen ya da içilen bir gıdanın bile damak tatlarına uygunluğu ile yaşanılan bir aşkı okuyoruz; ama birbirilerinin hangi eksiğini tamamlayıp, Şimamoto Hacime’de hangi yokluğun vücut bulmuş hali, Hacime ile Şimamoto birbirlerinde neleri tamamlıyordu soruları çoğunlukla cevapsız bırakılmış ve yorumu da okura kalmış. Verilecek birçok cevap var ama hepsi de Şimamoto’nun muhtemelenler ve bir sürelerle dolu dolu olan cevapları, sözleri gibi olur.

Farklı, düşündürücü ve kesinlikle de çok güzel kitaptı. Tüm neslimin okumasını istediğim kitaplara bir yenisi daha eklenmiş oldu.

https://www.youtube.com/watch?v=YlhHIfgjFVk
188 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
“Sınırın güneyinde, güneşin batısında” dedi.
“Güneşin batısında?”
“ ‘Sibirya histerisi’ hastalığını duydun mu?”
“Hayır.”


Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında okuduğum dördüncü Murakami kitabı oldu, şunu net olarak söyleyebilirim henüz yolun başındayım ama diğer üç kitaptan çok ama çok daha farklıydı.Konusu olsun yazarın kafanızda soru işaretleri bırakması olsun diğer okuduklarım daha basit konulardı sonları beni hiç tatmin etmemişti birden bitiyordu, bu dolu dolu bir kitap en azından sonunu nasıl bağlayacak acaba diye büyük bir merakla okudum.Sadece Şimamoto’ya da bir iki söz hakkı tanısaydı yazar şimdi ona ne olduğunu bizim hayal dünyamıza bıraktı kitabı bitirdi....İlk kez Murakami okuyacaklara başlangıç için güzel bir kitap olacaktır.

Yazar kendi hayatından kesitleri yansıtmış biraz da romanlarına bkz;
“Murakami, yazarlığa başlamadan önce karısıyla birlikte yedi yıl boyunca “Peter Cat” adında küçük bir caz bar işletti. Müzik konusunda çok bilgili ve meraklı olan Murakami’nin neredeyse her kitabının bir çalma listesi var.”
Bu olayın aynısı aslında baş karakterin hayatı. Kitapta yazan ilişki olayını acaba yazar kendi hayatından esinlenip mi yazdı? Diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. :)

Ayrıca çevirmen olan Murakamin ilginç bir özelliği de İngilizce yazılmış kitapları Japonca’ya çevireceğini, ancak tersini yapmayacağını açıklamış.

1980’li yıllarda Türkiye’ye de geldi. Yunanistan’da başlayan yolculuğunda, Türkiye’ye geçip Karadeniz kıyıları ve Doğu Anadolu’ya kadar gitti. Yunanistan ve Türkiye izlenimlerini “Yağmur ve Cehennem Sıcağı” adlı bir kitapta topladı. Bu kitabında, Türkiye’de en çok sevdiği yiyeceğin taze pişmiş ekmek, içeceğin ise çay olduğunu belirtiyor. Kitap, Türkiye’de henüz yayınlanmadı. Asıl merak ettiğim kitabı da budur. Umarım Türkçeye çevrilir en kısa sürede. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum, kitapla kalın..
188 syf.
·2 günde·10/10
Murakami'nin bu kitabını okuduktan sonra, artık Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları adlı kitabından ve Tazaki'den özür dileyerek en sevdiğim Murakami kitabı sıralamasında bir numaraya Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında adlı bu eserini koyuyorum. Çok beğenerek okudum, etkilendim, ve Murakami üslûbunu neden sevdiğim bir kez daha anladım; çünkü, yazar akıp giden edebiyatından karakterler çıkarabiliyor, bizi karakterlerinin psikolojisine dahil edebiliyor, bizi onlara inandırabiliyor ve hayatlarını anlatan bir kaç yüz sayfalık bir kitapta onları gerçek anlamda umursuyoruz. Bir karakter yaratamadıkça iyi edebiyatçı olunabiliyor mu? Bence olunamıyor. İşte Murakami bu anlamda çok iyi...öte yandan, belki az önce söylediklerimle çelişecek gibi gelecek ama, aslında bu kitapta hikâyesini okuduğumuz Hacime, Tsukuru Tazaki'ye ve Sputnik Sevgilim'deki ana karaktere ve hatta Yaban Koyununun İzinde kitabındaki ana karaktere benziyor, bunu söylemem lâzım. Birbirlerini andıran bu karakterlerle belki de Murakami aynı kişinin paralel evrenlerdeki hikâyelerini mi anlatıyor diye düşündüm, sonra bunun sebebinin kitabı bitirirken fazla şokella yemekten olabileceğine ikna oldum.

Aşk, bu kadar güçlü birşey olabilir mi? Ama gerçekten? Bir edebiyatçının hayâl gücü ve kelimeleri değil de, gerçekten yaşayan, yaşanan böyle güçlü, ama hem de yıkıcı duygular olabilir mi? Bana çok gerçek geldi Hacime'nin duyguları. Kitabın son satırlarında gözleri kapalı, avuçları yüzünü kapatmış Hacime denize yağan yağmuru düşlerken ve duyarken onların sesini, ben de bir eylül gecesi ve hem de sabaha dek, saatlerce, deniz karşısında, bir küçük palmiyenin altında oturmuş, birinin dilini içki çözmüş iki insan düşündüm. Biri anlatırken diğeri dinliyordu, biri içini dökerken diğeri susuyordu. Sorsan, onlar iki arkadaştı, aynen Hacime ile Şimamoto gibi, ama aslında değillerdi. Şimdi? "bir serap oldu hayâlin". Ama hayâl etmek, ne güzeldi, ne güzeldi... sen şimdi bir hikâyeye döndün, okuyorum çünkü, palmiye ağacının altında, melahat gülses çalarken bir yandan, sanki bir gerçek yazarın kalemi anlatır gibi hikâyeyi, seninle değil de artık ağaçla dertleşir gibi, okuyorum ve etkilenmeden edemiyorum. Böyle şeyler gerçek olabilir mi? Yoksa, aslında sadece edebiyatçılar hayâl kuruyor ve kalemleriyle zihinlerimize gerçekte olamayacak duygulardan, hislerden resimler mi çiziyorlar?

İster gerçek, ister hayâl; Murakami'nin en sevdiğim eserini, gururla takdim ederim.
360 syf.
·2 günde
Bazen kırılırız ve parçalara bölünürüz hayat bizim için bitmiş gibi gelir atacağımız her adımda düşecekmişiz gibi olur bu yüzdende yürümek istemeyiz ve yürümeyi unuturuz zamanla, korkarız, küseriz ama öyle bir an gelir ki yada öyle biri girer ki hayatımıza bi bakmışız kırıklarımız toplanmış, parçalarımız birleşmiş ağır ağır da olsa adım atıyoruz, sanki yeniden dünyaya gelmiş gibi
sanki ilk kez nefes alıyormuş gibi.
Bu kitap ta insanın vaz geçmemesi gerektiğini ve her zaman bir yol olduğunu hiç birşeyin tesadüf olmadığını okuyacaksınız çok beğenerek okudum tavsiye ederim.
188 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ah bizim çocukluk dönemlerindeki saf aşklarımız, kalp kırıklıklarımız, unutamayışlarımız, fiziken ayrı olup da ruhen içimizden yollayamadıklarımız..

Hayatımıza zorla da olsa bir yön vermişken neden hep geçmişten birileri çalar kapımızı?

Fundy Körfezi'nin gel-gitlerinden daha fazla gel-git yaşadığımız hayatlarımızda geçmişten birinin çıkıp gelmesiyle karar mekanizmamızın zayıflaması, duygularımıza yenildiğimiz zamanlarda mantıklı düşünemeyen bizler, birçok soru işareti barındırırız kafalarımızın içinde:

Mantıklı yolda mı devam etmeli?
Duygularının peşinden mi gitmeli?

Hayatımıza bir yön vermişken hiçbir şeyin kafalarımızı karıştırmaması dileğiyle^^

Not: Haruki Murakami'nin tarzı düşünüldüğünde bu kitap, çok daha az soru işaretiyle bitti. Diğer eserlerine nazaran daha az belirsizlik barındırıyor. Daha gerçekçi duygular ve daha çok hissedebildiğimiz bir roman.
352 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Basit bir dille yazılmış, bir solukta okuyacağınız bir aşk romanı.
Kafa dağıtmak, vakit geçirmek için hafif bir kitap, iki üç saatte bitirebilirsiniz. Hüsranla biten bir düğünün arkasından yeni bir aşkın kıvılcımlanmasını konu alıyor.
Eğlence ve tatlı güzel bir kitap. İyi okumalar.....
188 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Uzun zamandır araştırdığım ve okumak istediğim bir yazardı. Sonunda bu kitapla başlamaya karar verdim. Bir arkadaşın yorumu ile kitabın sonu bütün cevapları vermeyecek, çat diye bitecek önyargısı ile okudum. Normalde sonunu okuyucuya bırakan kitapları sevmem çünkü ama yazarı çok beğendim. Farkı bir yazarı, konuyu, tarzı okumak çok iyi geldi. Okurken keyif aldım :)
Kitaba gelirsek, aslında pek çok kişinin hayatındaki gel-gitler anlatılmış, öyle yapmasaydım da böyle yapsaydım düşünceleri, karşılaşmalar, hayatımızdan çıkardığımız insanların aslında tam olarak hayatımızdan çıkmayışı ve aklımızın sürekli bir kenarında bulunması.. Ben kendimden pek çok şey buldum kitapta. Hayatta da her soru cevaplanmıyor, her nedeni anlayamıyoruz maalesef. Bu bakış açısıyla kitabı çok beğendim. Tabii ki keşke tüm soruların cevabını öğrenebilseydik.. Belki de yazar 2. bir kitapla bütün cevapları açıklar, kim bilir..
Çok uzattım biliyorum, çünkü etkileyici bir kitap. Herkese iyi okumalar dilerim :)
360 syf.
·Beğendi·10/10
Kargo gelince elime alıp şöyle bir bakayım bir ara başlarım diye düşünüp kendime geldiğimde 35.sayfada olduğumu fark ettiğim bir kitap oldu Kurak. Kitabın kapağında yazan tüm yorumlara aynen katılıyorum. Bana göre son zamanlarda okuduğum kitaplar arasında en iyisi. Küçük bir kasabada gerçekleşen bir katliam ve ortaya çıkan sırlar. Verdiği duygu öyle yüksek ki bir anda içinde buldum kendimi. Yeri geldi dedektif Luke ile birlikte çocukluk arkadaşımın cinayetini araştırdım, yeri geldi evlat acısı çektim, nefret ettim, öfke kustum. Peki bu kadar güzel kitabın hiç eleştirilecek yanı yok mu? Var aslında. Keşke daha uzun olsaydı diye düşündüm bittiğinde...
Yalnız şunu belirtmeden geçemiyeceğim; kitap psikolojik-gerilim-polisiye-gizem tarzında yazılmış. Yani yavaş ilerlediği için her okuyana hitap etmeyebilir. Ayrıca sık sık geçmişe gidip gelmeler var. Ben bu tarz kitapları sevdiğim için çok beğendim...
Kitabı bitirdikten sonra yazarı araştırdım sadece dedektif Aaron Falk serisi olarak iki kitabı var. İkincisi çok yeni. Umarım devamı gecikmez...
312 syf.
·1 günde·6/10
İsmine aldanıp elime aldığım bir kitap. Ama fena değildi yani. Okumak isteyen olursa okuyabilir. Fakat kitap uzatılmaya çalışılmış gibi geldi bana. Gereksiz olduğunu düşündüğüm olaylar anlatılmıştı. Yine de güzel olduğunu düşündüğüm ve sade bir anlatımla okuyabileceğiniz bir kitap. Her ne kadar edebi değeri olmasa da, iyi okumalar...
197 syf.
Murakami'nin kitaplarının isimleri bana hep ilginç gelir. 'Sınırın Güneyinde- Güneşin Batışında' ismi de bunlardan birisiydi. İsmin nereden geldiğini söylemeye düşünüyordum ama sonra vazgeçtim. Kitabı okumayı düşünenler de benim gibi okuduklarında anlasinlar. Böyle çok daha güzel olur.

Murakami'nin kitaplarının olmazsa olmazlarindan üç husus vardır: Kediler, şarkılar ve gizem. Bu kitabında kediler neredeyse hiç geçmiyordu, sanırım sadece tek bir yerde geçmişti. Önceki okuduğum kitaplarına kıyasla yazar bu eserinde kedilere önemli bir yer bicmemis. Gizem olgusu da diğer kitaplarına nazaran çok daha azdı. Ama şarkılar tam Murakami tarzı oldukça fazla yer verilmişti. Bu kitabında özellikle şu iki şarkı kitapta ağırlıktaydi:

- Nat King Cole/ South of the Border
https://youtu.be/gDpTxrj3Fps

- Duke Ellington/ The Star- Crossed Lovers
https://youtu.be/fOLwmxoA9gA

Kitabın konusuna gelecek olursak aslında sıradan bir konu diyebiliriz. Hacemi adındaki karakterin hayatını çocukluktan itibaren hızlıca nasıl seyrettigini görüyoruz. Çocukluk- ergenlik veya gençlik ve yetişkinlik çağlarinda onun hayatına konuk oluyoruz. Sıradan bir çocukluk ve gençlik geçirip oldukça sıkıcı ve sıradan bir isteyken babası zengin olan bir kızla evlenir. Kayinpederinin yardimlariyla bar sahibi olur. İki kızı olur. Sözün kısası hayatı gayet iyi olan bir profil çizer. Tabi bu esnada çocukluk və gençlik çağında hayatını önemli şekilde etkileyen iki kızla yaşadığı ilişkileri de okuruz. Bunlardan en önemli etkiyi yapan Şimomota ile bir gün tekrar karşılaşır ve hayatının yeterince iyi olup olmadığını kendine daha canlı ve cesurca sormaya başlar.

Çoğu insanın hayatında zamanında harekete geçmediği için yarım kalan anlar vardır. Öte yandan yaptığı büyük hatalar ve bu hatalardan dolayı zarar gören insanlar... Bunları ardimizda bıraktığımızi düşünürüz ve yolumuza devam ederiz. Çünkü hayat tek yönlü bir oktur ve bu okun yönü her daim geleceği gösterir. Geçmiş geçmiştir, sadece gelecek vardır. Ama geçmiş gerçekten geçmiş midir yoksa okun yönünü takip edebilmek için kendimizi buna mi inandiririz? Herkesin hayatında kendini geçtiğine inandırdigi anlar ve olaylar vardır. Bunlar kimi zaman insana yarım kalmışlik ve boşlukta kalmışlik hissi verir. Hacemi de bu hisleri yaşar.

Aynı zamanda Hacemi, hepimizin yerine Sibirya Histerisi yaşayan bir karakterdir. (Sibirya Histerisi kavramı kitapta geçiyor)

Son olarak, Murakami kitaplarında alisageldik bir durum da cinselligin açık bir şekilde betimlenerek anlatimidir. Okuduğum Murakami kitapları arasında en çok bu kitapta cinsellik geçiyordu. Ben şahsen rahatsız olmuyorum bundan. Ancak bu konuda hassasiyet duyan varsa bilgisi olsun.

"Muhtemelen, sınırın güneyinde bulabileceğiniz bir kelimedir. Ama asla ve asla güneşin batısında değil."

Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 2.472 okur okudu.
  • 43 okur okuyor.
  • 1.113 okur okuyacak.
  • 32 okur yarım bıraktı.