Berbat bir kitabın yorumuyla daha merhabalar...
Sevenlerini incitmek istemiyorum, bu yüzden sözlerimin size olmadığını bilmelisiniz ama kitap o kadar saçmaydı ki benim gözümde, müsaadenizle biraz içimi dökeceğim. Genelde bir kitabı sevmediğimde yazara laf söylemek pek aklıma gelmez ama bu kitabı okurken yazara sövmemek için kendimi zor tuttum diyebilirim. Kitabımızın bana hissettirdiklerini ancak spoiler ile verebileceğimden, yorumu okumak isteyenler bunu göz önünde bulundursun.
Serinin tamamlandığını, birinci kitabın yıllardır rafta durduğunu ve çoğunluğun kitabı sevdiğini görünce bir umut güzel bir seri mi buldum, diyerek okumaya başladım. Genel olarak bir hayli mantıksız, ergence ilerlese de ilk yüz sayfayı okurken 3/5 puanlık bir kitap olacak gibi hissettim. Ama bir yerlerde kurguyla ilgili işkillenmelerim başladı ve nihayetinde korktuklarım tek tek başıma geldi.
Kitapla ilgili en büyük saçmalık, esas karakterin 16.5 yaşında, hayatının aşkının da 17 yaşında olması bana sorarsanız. Okurken ergen benmerkezciliğini dahi aşan bir kendini bilmezlik içinde karakterlerimiz. Öyle eminler ki her şeyden ve kendilerinden çoğu cümlede gözlerimi devirip durdum. Şimdi ben size bu iki genç aşığın, ergenin öyküsünü anlatayım. (Bu arada sözde bu kitap bir Romeo ve Juliet uyarlaması ama Shakespeare bunu duymamıştır inşallah, zavallı kemikleri sızlar.)
Sophie, 16.5 yaşında, bir kasabada yaz tatilini geçirmekte olan esas kızımız. Anası, amcası ve en yakın arkadaşı dışında kimsesi yoktur çünkü babası yanlışlıkla bir adam öldürmüştür. (Adam büyük bir mafyanın lideri ve sözde Sophie'nin babasını bir uyuşturucu baronu sanıp öldürmek için karşısına çıkacaktır ama niye hazırlık yapsın ki, değil mi? Öylece dükkanına girip ölür.) Babası hapiste, annesi de çalıştığı için başıboş takılan