Ramazan Erkut

Ramazan Erkut

Tasarımcı
8.3/10
239 Kişi
·
522
Okunma
·
0
Beğeni
·
58
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
319 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
İnsanlık tarihi, benzer şeylerin farklı biçimlerde yaşanmasıyla geçerken, diğer taraftan da keşfedilenin sonrakine miras kaldığı kümülatif bir bilgi aktarımının etkisiyle de radikal değişikliklere sahne olmaktadır. Bilgi, şüphesiz ki güçtür ama vicdandan, merhamet ve hikmetten ayıklanmış bir bilgi aynı zamanda zulmü de beraberinde getirmiştir. Nitekim atomu parçalamaya kadar giden bilgi birikimi ve gelişim iradesi, atom bombası da yapabilmiştir. Hidrojen üzerine çalışmalar yapıp ondaki enerji potansiyelini gören irade atom bombasından bin kat daha güçlü Hidrojen bombasını da yapabilmiştir.

İnsanlık en başından beri aydınlatılmaya muhtaç bir karanlıkta. Kastettiğim sadece bilimsel-teknolojik aydınlanma değil elbette. İnsanın kendi doğasında var olan cevherlerin de meydana çıkarılması, içine de ışık tutarak o büyük âlemin farkına varması gerekmekte. Çünkü insanlık; âlem içinde bulunan, içinde âlem bulunduran bir âlem. Karanlığa düştükçe, yaşam boğucu hâle geldikçe her devirde birileri çıkmış ve bir kibrit çakarak bulunduğu tarafı aydınlatmıştır. Bu aydınlanma zaman ilerlese de silinmemiş, o ortak tarihe eklenmiştir. Geldiğim nokta kitabı anlatmak için yeterli o yüzden bu genel girizgahı daha fazla uzatmayacağım.

Kitap, tarihin çeşitli dönemlerinden ve çeşitli coğrafyalardan iz bırakmış yaşamlara mercek tutuyor. Aklınıza kronolojik bilgilerin ansiklopedi duyarlılığıyla bir yekûnu meydana getirmesi gelmesin. Çünkü işin güzel tarafı; bir edebiyatçı tarafından yazılmış, hem de akıcı ve edebi bir dille. Kitabın alt başlığı ise Doğudan ve Batıdan Portreler. Portre, bize bir şey hakkında genel bilgiler verir. O şeyin ana hatlarını portre sayesinde görmüş ve onu biraz da olsa tanımış oluruz. Bu bakımdan çok doğru bir isim seçimi bana göre. Bunu okuduktan sonra daha iyi görüyorum.

Peki kitapta kimler anlatılıyor? Antik Yunan da var Mâverâünnehir de. Felsefe de var sanat da. Pozitif bilim de var hikmet de. Hem de bu hayatlar kendi içinde belli bir tasnifle düzenlenerek verilmiş. Alelade bir sıralamadan çok bilinçli bir çalışma sonucu düzenlendiği anlaşılıyor. Bölümler arasında belirgin bir ayrım yok sadece aynı alandaki kişiler sıralama olarak birbirini takip ediyor. Büyük roman üstatlarının ardı adına verilmesi, sizi başka duygu ve düşüncelere sürüklerken, şair ve müzisyenlerin olduğu tarafa geldiğinizde bambaşka bir iklimi yaşıyorsunuz. Filozofların olduğu kısma geldiğinizde zihniniz, fikirler üzerine talim yaparken, İslam alimleri ve yöneticilerin erdemli ve adaletli yaşamları üzerine hikmet ve erdem üzerine düşünüyorsunuz. Genel anlatım sanki manzume gibi akıcıyken, doğudan portreler sanki menkıbe tadındaydı. Büyük geniş bir karışım olmuş olması kitabı, ilgi çekici ve ufuk açıcı kılıyor. Sadece filozofların ya da sadece bilim adamlarının ya da sadece doğunun hikmetli bilgelerinin anlatılmamış olmasını; yazarın, bizim daha büyük resme odaklanmamızı istediği için olduğunu düşünüyorum. En başta bahsettiğim o vicdanın, merhametin, adaletin ve hikmetin içinden alınmadığı bilginin ve gelişmenin değerini göstermek için… İnsanın içindeki ‘tasavvur etme ve meydana getirebilme’ potansiyeliyle neler yapabildiğini hatırlatmak için…

Daha evvel sözlerini duyduğum ancak hayatı hakkında hiçbir fikrimin olmadığı yazar ve filozoflar hakkında çok ilginç bilgiler edindim. İlginç yaşam öykülerinin yanında savundukları fikirlerinin de verilmiş olması oldukça faydalıydı. Fikirlerinden ilham aldığım, ilgimi çeken filozoflar ve kitaplarını araştırdım, araştırma sonucunda ise bazı kitapları listeme ekledim. Yani bir kitap, sadece merak uyandırıp bilgiler katmış olmadı, benim için kitaplar da doğurmuş oldu.

Aklın dışında gönle, duyguya hitap eden tarafından da bahsetmek isterim. Özellikle şairlerin olduğu tarafa gelirken hikmetli, incelikli kısım da başlamıştı. Bir gece vakti Suskunlar Meclisi’ne kabul edilmek için başvuran Molla Cami’yi okurken bir bardak suyla zarif bir biçimde reddedilişini, onun da dolu su bardağına gül yaprağı koyarak verdiği cevapla kabul edilişini görmek, o inceliğe, duyarak, hissederek yaşamaya dair beni düşündürdü, algı kaybı çok büyük çünkü. Sonrasında bir de yazarın “Açıldığında kapanmıyorsa bir kapı, açılan kapıdan kovulmuş olarak girer insan,” deyişi bana İhsan Oktay Anar’ ın Suskunlar romanını hatırlattı: ‎"Senin buraya gelişin, bizim gel dememizden ziyade onların git demesindendir." Tamamlanan bir misyon ile yeni bir kapının zorlanması ve açılması, dışarıdan kovulma içeriden kabul edilme anlamına da geliyor çünkü. Yine kuyumcu titizliğinde çalışan ravileri duymak, adaletle hükmetmek ve mütevazi yaşamaya gayret eden yöneticileri okumak, erdemlerini ve inandıklarını kimseye boyun eğmeden, çıkar gözetmeden mahkûm edilmek, sürgüne uğramak pahasına yaşayan alimleri okumak, hikmetli sözlerin nerelere vardığını duyumsamak oldukça güzeldi.

Son olarak kitabın adının geldiği yerden de bahsederek sözü bağlayalım. Diyojen bir ağacın dibinde otururken bir gün, ona teveccüh göstermek için yanına Büyük İskender gelmiş. Üzerine vuran gölgeden hoşnut olmayan, kimseye de tabi olup kendi düşünce ve hareketlerini kısıtlamak, hür iradesini kaybetmek istemeyen Diyojen, Büyük İskender’e “Güneşimin önünden çekil” der. (http://www.resimag.com/p1/6bd51e1843.jpeg )
Kitap da bu adı alarak bana göre iki şeyi çağrıştırıyor: Birincisi, hiçbir güce tamah etmeden, yaltaklanmadan başkasının doğrusu yerine ilham alıp inşa ettiği kendi doğrusunu, hikmet-merhamet-adaletten sıyrılmamış bilgiyi yaşamaya çağırması. İkincisi; Güneş’in, aydınlatma için imge olarak kullanılması. Kitap, büyük resmi kastetmesinden dolayı Güneş, aydınlatma açısından oldukça doğru bir kullanım tercihi. Ayrıca bilindiği gibi güneş, hem ışık hem de ısı kaynağıdır. Kitaptaki gönle hitap eden yan da bu ısı kaynağı tarafına denk geliyor diye düşünüyorum.

Sabırla, sonuna kadar okuyan herkese teşekkürler..
319 syf.
BİR KİTABIN ADI ÜZERİNE

Güneşimin Önünden Çekil, A. Ali Ural’ın Doğudan ve Batıdan; yazar, şair, filozof, bilim adamı, sanatçı, müzisyen, ressam gibi birçok tarihi şahsiyetin portrelerine yer verdiği ve benim de âcizane kendisinden çokça istifade ettiğim oldukça kıymetli bir eser. İsmini; Diyojen’in, bir ağacın altında oturduğu sırada kendisine gelen ve “Ne dilersen yapayım!” diyen Büyük İskender’e verdiği, çoğunlukla “gölge etme, başka ihsan istemem” şeklinde hafızalarda yer eden cevaptan alıyor.

Diyojen’in kitaba ad olan “güneşimin önünden çekil” sözü üzerinde, güneşin bizden büyüklüğü ve bize olan uzaklığı açısından düşünüldüğünde, önünde durulmasının onun ısı ve ışığının dağılımı noktasında pek bir hükmü haiz olmadığı herkesçe malum; ama ışığın yolunu kesen her bir cismin ışıklı yerde meydana getirdiği karartı da malum. Kitabın adını okuduğunuzda ilk etapta akla gelen de bu oluyor zaten; güneşimize engel olanlar, onun ısı ve ışığından istifade etmemize ket vuran olumsuz unsurlar… Ama kitabı okuduğunuzda, içindeki birbirinden farklı onlarca portreyle hemhâl olduğunuzda belki biraz mahcubiyetle, belki biraz pişmanlıkla, ama kesinlikle bir özeleştiri neticesinde husule gelen bir aşk, bir heyecan, bir gayret ile farklı çağrışımlar ve yeni kararlar da zuhur ediyor zihninizde.

“Okumak bize kendi kendimizle yüzleşme zemini hazırlar. Okurken okuduklarımızla ve kendimizle yüz yüze geliriz. Bu süreçte kendimizle yüzleşir, kendimizi dinler, dingin bir vakitte kendi kendimizle hesaplaşır, doğrularımızı, yanlışlarımızı düşünür, kendimize yol yöntem buluruz.” diyor Necip Tosun; okumak üzerine yazdığı bir yazısında. İşte bu kitapta tam da bunu yaşıyorsunuz, bir iç hesaplaşmayla ömrünüzün akıp giden bölümü için çokça hayıflanıyor, kalan kısmının derdine düşüyorsunuz; karartılara sebep olan her neyse hiçbirine yenik düşmeden ömrümü nasıl ihya edebilir, hakkını tam olarak teslim etmem için ne yapmam gerekir sorularının cevabını arıyorsunuz.

Güneşimin önünden çekil! Sitemle de söyleyebilirsiniz bu sözü emir kipiyle de. Sözün kapsadığı anlamı, onu oluşturan kelimelerin taşıdığı literal anlamların dışında belirleyen bir diğer unsur da sözün hangi bağlamda söylendiğidir. Sitemle söylediğimizde bu sözü, sitemimize gerekçe olacak bir mağduriyetten de bahsedeceğiz belki. Sonra mağduriyetin sebep oldu mahrumiyetlerimizden… Ardından mahrumiyetlerimize bulduğumuz mazeretler sökün edecek birbiri peşi sıra… Kaçınılmaz bir akıbetin mahkûmu olarak göreceğiz kendimizi, irade gibi bir kuvvet ve kudreti görmezden gelerek. Ama sitemle değil de emir kipiyle söylediğimizde işin rengi tamamen değişecek sanki. Yelkenleri indirmiş, teslim bayrağını çekmiş mağlup rolü oynamayacağız belki o zaman. Güneşimizin önünde gölge oluşturanların varlığını yok edemeyeceğiz belki, onların köküne hiçbir zaman kezzap suyu dökülmeyecek; ama gölgede en ufak bir darbede yok olmaya mahkûm cılız bir bitki de olmayacağız. Hem sıcakta hem soğukta varlığını muhafaza eden bir ardıç ağacı olabiliriz pekâlâ ya da yaz kış yeşil kalan bir çam.

Güneşimin Önünden Çekil’i okuduğunuz zaman tarihe mal olmuş, aradan asırlar geçmesine rağmen ne adları ne sanları unutulmuş, bilakis hâlâ rahmetle ve minnetle yâd edilen ve arkalarında bıraktıkları eserlerden istifade edilmek suretiyle hâlâ yaşatılan bütün büyük şahsiyetlerin zor zamanların, sıkıntıların, acıların, buhran dönemlerinin, siyasi çalkantıların çocukları olduğunu görüyorsunuz, hiçbir şey tozpembe olmaksızın. Kimi zaman parçalanmış bir ailenin çocuğu olarak çıkıyorlar karşınıza, kimi zamansa kendilerine en çok ihtiyaç duyacakları bir zaman diliminde ya anneleri çekilmiş oluyor hayattan ya da babaları. Bugün buradan baktığınızda her birinin güneşinin önünde ışıklarına engel olabilecek nitelikte arzı endam eden türlü türlü setler görünüyor gözünüze. Gölgeye sebebiyet veren setler kimi zaman hasetlerden, fesatlardan geliyor; kimi zaman bağnazlardan, yobazlardan; kimi zamansa güç ve iktidar sevdasında olup aslında zayıf ve muhteris olanlardan, velhasıl kelâm hayatlarındaki bu olumsuz unsurlar hep var oluyor, hiç eksik olmuyor.

Ama yazarın kitabında portrelerine yer verdiği şahsiyetler, her daim aslolana yöneliyorlar, var olana yüzlerini dönüyorlar. Dikkatlerini ışığa teksif ediyorlar. Karartılara takılmıyorlar. Işığın bir kaynağının olduğunu, bir kaynaktan zuhur ettiğini; gölgenin ise herhangi bir kaynaktan zuhur etmeyip ancak ışığın engellenmesi ile ortaya çıkan arızi bir durum olduğunu çok net idrak ediyorlar. Bu sebepten olsa gerek gelip geçici olan meşgul etmiyor onları. Bu sebepten olsa gerek gözleri gölgeye takılmıyor da bakışları ufka yöneliyor. Ve ben de bu tavırlarından olsa gerek; her birini, karşılarına çıkan engelin ebadı ve hacmi hangi boyutta olursa olsun asla yenilmeden, ezilmeden, gevşemeden, ümitsizliğe düşmeden kes(k)in bir kararlılıkla, büyük bir azimle, yüksek bir dirençle topuna birden “Güneşimin önünden çekil!” demeyi beceren mücadele ruhu gelişmiş kahramanlar olarak görüyorum.

Güneşimin Önünden Çekil, okuruna, yaşadığı hayatı sorgulatması belki de radikal denilebilecek nitelikte kararlar aldırtması ile birlikte edebi zevki de yaşatan şiirsel dili, akıcı anlatımı, teşbih sanatını ustalıkla kullanan üslubu ile kesinlikle okunmayı hak ediyor.

http://elestirihaber.com/...kavurmacioglu-yazdi/
176 syf.
·3 günde
Akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine deli ol dünya senin kahrını çeksin. Aptallar karşısında her türlü şeytani planın akıbeti çöküştür.
Tolstoy saf ve temiz yürekli insanı "Aptal" olarak nitelese de sonunda kazananlar sınıfına almıştır. "mutluluk, iyilik nedir" sorularıyla kafanız meşgul olacaktır.

Okumanızı tavsiye ederim (:
276 syf.
#35410111 etkinliğin mimarları inci ve Sueda Reyyan a teşekkürlerimle...

Ali Ural'la yıllar önce Posta Kutusundaki Mızıka yı çalarken kendisi kesişmişti yolumuz. Diğer kitaplarını okumak nasip olmamıştı etkinliğe kadar ve diyorum ki iyi ki okumuşum yazarı.

Şiirsel bir dili, teşbih sanatını ustalıkla kullanan bir üslubu var yazarın. Bölüm bölüm yazdığı için okunması kolay, akıcı bir şekilde gidiyor kitap. Doğu'dan ve Batı'dan çeşit çeşit yazar, sanatçı, müzisyen, alim, düşünür vs. hep duyduğumuz ilgi uyandıran tarihi şahsiyetlerin hayatını kısaca işlediği için içerik yönünden de tam benlik. Benim için en önemli kısmı ise okurken aldığım 'edebi zevk'. Bütün bu etkenleri saydığımızda kitap da benim sevdiklerim arasında yer alıyor.

Kitapta birçok isim var ve adını tanıtımda da belirttiği gibi Diyojen’in anlatıldığı kısımdan alıyor. Sırf bu yüzden almıştım kitabı ben de.
Söylemeden geçemeyeceğim; Dostoyevski ve Tolstoy'a 10 sayfa ayırdığın için seni daha çok sevdim sevgili dost Ali Ural..

İbn Haldun'la ilgili bir şey öğrendim ve şoktayım: Meğersem kendisi siyasi alanda yanardönerliğiyle meşhurmuş. Jack Sparrow un ilim adamı versiyonu hemi de gerçek, canlı yaşamış insan!!

Sormazsam olmaz: Niye hep erkekler var bu kitapta? Benim için kitabın tek olumsuz yanı diyebilirim, çok gözüme battı.
176 syf.
·Beğendi·9/10
Çok güzel hareketleri seyreden var mı ne diyor yılmaz erdoğan çgh diyenler işte ben bu kitaba çgk diyorum yani çok güzel bir kitap peki ne diyor mükremin abi skecin önermesi nedir evet işte bende anlatacak bir şeyi olan kitapları düşündüren ve fikri olan kitapları seviyorum peki kitap neyi anlatıyor ilk hikayemiz aptallar ülkesinde çalışmayı nasırlaşan elleri anlatıyor ve soruyor insanlar kısa yoldan zengin olurken biz elleri çalışmaktan nasırlaşan insanlar aptalmıyız yoksa nasırlı eller yani bir emekçi takdire değer bir insanmıdır

Kâhya hikayesi soruyor diyorki kötülükle nasıl mücadele edilmeli kötüyü öldürmek gerekir mi yoksa kötülüğe sabretmek mi gerekir eziyet ile savaşmazsak sadece sabır ile eziyet ortadan kalkar mı insanlar niçin atıp durur ve sonradan bir serçe gibi kaçar kötülükle mücadelenin nice örneği vardır bir kaç örnek verim HZ Ali savaşta yendiği bir müşrik ona tükürünce HZ Ali nefsine yenilmemek Allah rızasından uzaklaşmamak için düşmanını öldürmez ona sırtını dönüp affeder ve bu iyilik karşısında müşrik müslüman olur ve mekkenin fethinde nice müşrik kendine yapılan iyilik sayesinde müslüman olmuştur yani kötülük iyilik sayesinde yok edilmiştir bir de abdurrahim karakoç un bir sözü var haksıza sövenin dili cennetlik yani haksıza sövmek mi yoksa haksıza bile iyilik mi yapmak gerek

Evet tolstoy gene soruyor bir aşk zamanla söner ve biter mi cevap şu insan eziyet görürse ortada sevgi ve aşk kalırmı yani aşık olduğumuz bir kızın babası bir adama sokakta işkence ederse bizim kimden nefret etmemiz gerekir ve sevdiğimiz kızın yaptığı eziyetler yüzünden bizim sevdiğimiz kıza olan aşkımız biter mi bu doğrumudur

Tolstoy kiliseyi çok cesur ve sert bir dille eleştiriyor bildiğiniz gibi doğru söyleyeni o köyden kovarlar ve bildiğimiz gibi tolstoy kiliseden kovulmuş afaroz edilmiş dinsiz ilan edilmiştir ama tolstoyun dediği gibi kilise insanları katletmiştir peki bu gün bizim cemaatler ne durumda evet Allah yolunda yürüyen her cemaate saygı duyarım ama bir cemaatte Allah kelamı yerine kebap ve menfaat kokusu varsa yazıklar olsun derim ve şunu unutma islam bir cemaat dini değil ayet ve hadis dinidir ve iki kaynak vardır farz ve sünnet mevlana saidi nursi gazali ise islamın yardımcı kaynağıdır takdir edilesi insanlardır

Kitapta sömürülen alyoşa adlı bir çocuk ve yevgeniy denen nefsine yenilen bir genç ve hazin sonuda anlatılıyor yevgeniy adlı gencin hikayesinde soru şu bekarken hepimiz hata yaptık kimimiz zinaya battı ama her şey tövbe ile başlar diyerek günahlarımıza nefsimize set çekelim rotamız helal daire olsun ve helal olan a olan sadakat en güzel sevgi ve aşktır helale olan sevdamız çocuklara olan en büyük mirasımızdır umarım bir gencin dramındaki yevgeniy gibi hayatımız sadece dram ve hazin son olmaz ve hayatta her duyguyu yaşarız ümit aşk hüzün sabır ve komedi bize yoldaş olsun

Evet kitap çok güzeldi her duyguyu anlattı okuyun düşünüp ibret alın
176 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Tolstoy her zaman olduğu gibi dini değerleri vurguladığı 5 hikaye yazmış, bize de okumak düşmüş. Her yaştan insan okuyabileceği için öğrencilere de tavsiye edebilirim. Özellikle ahlaklı olmanın din ile bir ilgisi olmadığına dikkatinizi çekerim. Genelde bunu kullanarak ahlaksızlıklarını gizlemiştir yüzyıllar boyu kötü ruhlu insancıklar.
276 syf.
·Puan vermedi
Deneme türüyle tanışıklığım ilk okulda olmuştu. Ahmet Haşim'in "Bize Göre" kitabını okumuştum. Malesef ki o yaşta bu kitabı anlayacak kapasitede değildim. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan tek şey kargaların üçe kadar saymayı bildiğiydi (utanan maymun emojisi). O kadar zor okumuştum ki deneme türünün "bana göre" olmadığına karar kılmıştım. Uzun yıllar sonra bir arkadaşımın zorlamasıyla Ali Ural'ın kitabını okudum ve ne kadar yanlış düşündüğümü farkettim. Sonrasında Cemil Meriç geldi ve tamam dedim deneme türü tam da bana göre.


Ali Ural'ın kitaplarında ortak bir konu etrafında toplanan düzenli bölümleri vardır. Bu sayede birbirinden farklı birçok başlık aynı amaca hizmet edecek şekilde birleşir. Hatta aynı kişiyi farklı kitaplarında farlı yönleriyle anlattığını görebilirsiniz. Yazarın şiir kitapları da var hiç okumak nasip olmadı ama denemelerini okurken de ne kadar şair ruhlu bir insan olduğunu hissediyorsunuz. Gerek devrik cümleleri gerek sözüklerdeki ahenk gerekse kullandığı imgeler anlatımı daha akıcı hale getiriyor.



Kitapta tarihi kişiliklerin yaşama dair görüşlerinden bahsediliyor. Genel kültür açısından kesinlikle okunmaya değer bir kitap. Belki anlatılan kişilerin hepsi aklınızda kalamaz ama eminim ki hayatınıza dokunacak birşeyler bulabileceksiniz.
276 syf.
·10/10
Portre yazmak, hele de yazılan kişiyi birkaç sayfada yazıp ortaya koymak kolay iş değildir. Sonuçta birinin hayatından bahsediyorsunuz. Anlatmak istedikleriniz öyle kısaca bitmeyebilir. Ama yazar, şair olmanın avantajını kullanıyor bu yazılarda. Fazlalıklar atılınca, kelimeler iktisatlı kullanılınca, anlatımda ve üslupta yoğunlaşılınca, olmuş. Hem de çok güzel olmuş. Şiirsel olmuş. Kişi anlatılırken önce eserinden yola çıkılmış. Kendi sözleriyle bazen kendisi anlattırılmış. Önemli fikirleri alıntılanmış. Yaşadıkları zorluklar, yazdıkları eserler, hocaları, etkileyenleri, etkiledikleri her bir özellik sayfalar arasında yer bulmuş.

Portrelerin girişleri çarpıcı öykülemelerle başlamış çoğu zaman. Birçok portrede yazının ortasına geldiğimizde anlıyoruz kimin anlatıldığını. Hayatların çoğu hüzünlü. Kitabı okumaya başladığım sıralarda şöyle bir not düşmüşüm.

Yazarların hissesine hep acılar mı düşer? Elimde bir kitap var. Şu ana kadar okuduklarım hep yazar. Okuyorum okuyorum da mutlu olan bir tane yazar göremedim desem yeridir. Kitabın konusu olmaya değen bütün yazarlar acılar içerinde kıvranıyor. Dostoyeski, Tolstoy, Ezop, Cicero… Mutlu sonla biten bir yazar hayatı yok mu Allah aşkına! İşte Çehov hem de kendisi bir doktor, 44 yaşında ateşler içinde veremden ölüyor. Ölürken de kalbi üzerine buzlar koyan karısına sesleniyor: “Bomboş bir kalbin üzerine buz koyma!”

Yazar bir roportajında kitabı için şöyle diyor: “Kitaba ismini veren “Güneşimin önünden çekil!” cümlesi Diyojen’in Büyük İskender’e söylediği bir söz olsa da, hemen hemen kitaptaki bütün karakterler tavırlarıyla bu sözü söylüyorlar. “Güneşimin önünden çekil!” demek hakikati perdeleyenlere “Penceremizi kapamayın!” demektir. Bunu demek yürek ister, bedel ister çünkü. Nitekim yalnız Diyojen değil, Arşimet ve Attar da farklı cümlelerle “Güneşimin önünden çekil!” diyebildikleri için öldürülmüşlerdir. Bu kitapta Doğu’dan ve Batı’dan onlarca portre var; hakikati arayan onurlu adamların sıra dışı bir üslupla kaleme alınmış öyküleri bunlar. Yaşadığımız sığ hayata gönderilen derinlik davetiyeleri…”

Beni etkileyen birçok hayat oldu tabi. Kitabını okumak istediklerim de oldu. En çok mezhep imamlarının yaşadıkları beni etkiledi. Yöneticilerin isteklerine uygun fetvayı vermediklerinde neler neler yaşamışlar. İşkenceler, hapisler. Ya İmam-ı Buhari? Valinin çocuğuna ders vermediği için Buhara’dan sürülüyor. Yöneticiler o zaman da kendilerini bir şey zannederlermiş. Dünya hep aynı. Aynı devran üzre dönüyor ne yazık ki.

Bir de Muhammed İkbal’den çok etkilendim. Kurtuluş savaşı verdiğimiz yıllar. Pakistan’da bir meydan. Meydanda yüz binlerce insan. Kürsüde Muhammed İkbal. Hayalen ölmüş. Sormuş ona peygamberimiz: “Söyle gelirken bana ne armağan getirdin?” “Efendim, dünyada huzur ve rahat kalmadı, gönlün arzu ettiği hayat ele geçmiyor. Varlık bahçelerinde binlerce gül, binlerce lale var ama vefasızdır onlar, terk eder bizi renkleri de kokuları da. Efendim, bunların yerine bir şey getirdim size, cennette bile eşi benzeri olmayan bir şişe kan getirdim. Bu senin ümmetinin namusudur, şerefidir, vicdanıdır. Bu, Trablusgarp'ta, Çanakkale'de şehit olan askerlerinin kanıdır." Bu hitap üzerine kalabalık dalgalanır. Kadınlar küpelerini, bileziklerini, erkekler neleri varsa küçücük servetlerini Türkiye’ye bağışlarlar.

Ah bir de Nabi’yi anlatmalıyım. Yok yok anlatmayayım, onu kitaba bırakayım. Açıp okuyun. “Sakın terk-i edebten kûy-ı Mahbûb-i Hudâ'dır bu/ Nazargâh-i ilâhidir, Makâm-ı Mustafadır bu.” Naatının hikayesini…

“Kitapta en sevmediğin kişi kimdi?” diye sorarsanız İbn-i Haldun derim. Nerede güç kuvvet, orada İbn-i Haldun… Kim başta, o revaçta. Kimin kuyusu kazılmış, o da vurmuş bir tekme.

Güneşimin Önünden Çekil, Ali Ural, Şule Yayınları, 10. Baskı, 2014, İstanbul
174 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Zamanında Petersburg'da yaşamış Rus yazar Dostoyevski; Mutluluğun Kıyısında kitabında Mutluluğun Kıyısında, Beyaz Geceler ve Soytarı olmak üzere üç hikayeye yer veriyor.

İlk hikaye çok ilginçti bana göre, tam mutlu olacağını anlayıp onu bozmaktan korkuyorsun ama bu korkun aslında mutluluğa engel oluyor. Mutluluk isteği insanın gözünü öyle kör ediyor ki ona ulaşmaya en yakın olduğun zamanda onu kaçırmaktan korkup her şeyi daha da mahvedebiliyorsun. Bu hikayede de bunun bir insanın hayatını ne denli değiştirebildiğini görüyoruz.

Karakterlerin birbirlerine hitap ederkenki gerçekliği inanılmazdı; sinir, üzüntü ve mutluluğun bu kadar hisli ve gerçekti anlatıldığına daha önce hiçbir kitapta şahit olmamıştım. Özellikle Beyaz Geceler hikayesinde bunu görebiliriz.

Önceden çokça hayal kurmanın iyi olduğunu düşünürdüm ta ki Beyaz Geceler hikayesini okuyana kadar. Hayal kurmanın sınırı aşıldığında insana büyük zararlar verebilir. Hayal dünyasına sıkça gidersek oraya takılı kalır ve gerçeğin ne olduğunu unuturuz. Öyle alışmışızdır ki yalan mutluluklara, gerçeğini görünce cennetten düşen bir taş misali korumaya çalışırız. Ne kadar yapabileceğimiz ise meçhul.
174 syf.
·9/10
Mutluluğun kıyısında... ancak bi türlü bunu yaşayamayan karakterlerin buluştuğu güzel Bi kitap.. Vasya ve Arkadi aynı evi paylaşan iki arkadaş.. Vasya Liza ya olan aşkının ve işine olan olan sorumluluğunu yerine getirmenin noksanlığını yaşayan birisi.. Sonrasında gelen psikolojik bir rahatsızlık.. Arkadi nin dostunu böyle rahatsızlığa karşı koruyamamasının öyküsü.. Üç öyküden oluşan ve bir solukta okunacak kitap...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 522 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 325 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.