Rauf Ahmed Müceddidi

Rauf Ahmed Müceddidi

Yazar
9.0/10
3 Kişi
·
8
Okunma
·
2
Beğeni
·
52
Gösterim
Adı:
Rauf Ahmed Müceddidi
Tam adı:
Şâh Raûf Ahmed bin Ahmed bin Muhammed Şeref bin Radıyyüddîn bin Zeynel’âbidîn bin Muhammed Yahyâ bin İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i elf-i sânî Ahmed Fârûkî Serhendî
Doğum:
1786
Ölüm:
1837
Hindistan’da yetişen evliyânın büyüklerinden. İsmi Şâh Raûf Ahmed bin Ahmed bin Muhammed Şeref bin Radıyyüddîn bin Zeynel’âbidîn bin Muhammed Yahyâ bin İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i elf-i sânî Ahmed Fârûkî Serhendî olup, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin küçük oğlu Muhammed Yahyâ’nın neslindendir. 1201 (m. 1786) senesi Muharrem ayının ondördüncü günü Hindistan’ın Mustafaâbâd beldesinde doğdu. 1253 (m. 1837) senesinde hacca giderken, Yemen’de denizde şehîd oldu.
Demişler ki kalp boş durmaz. Mâsivaya veya matluba bağlanır. İnsan uyanık olduğu müddetçe, beş duyu organı casus gibi âlemin haberlerini kalbe ulaştırır, kalpte dağınıklık meydana getirir. Kalbin sahibi kalbine teveccüh edince, sanki kalbin etrafında bu teveccühten bir kale meydana gelir. Dışarıdaki haberlerin kalbe ulaşmasına mani olur. Bu sırada gönül en yüksek maksada bağlanır. Çünkü kalp boş durmaz. Mâsiva düşüncelerinden alıkonunca çaresiz kalır. Asıl maksada dönmekten başka işi kalmaz.
Kırk senedir gözümün önüne seyretmem için cennetin kapılarını açıyorlar. Ben gözümü başkasından emanet aldım, ondan başkasına bakmam.

Şeyh Mimşâd ed-Dîneverî hazretleri (kuddise sırrıhû)
Huzur, kalbin Allah isminin manasına teveccüh etmesidir. Nasıl ki başta iki göz vardır, kalpte de bir göz hâsıl olur ve bu göz hakiki sevgilinin cemaline bakarak hayran kalır.

Hâce Bahâeddin-i Nakşibend hazretleri (kudise sırruhû)
Kişi iftitâh tekbirini alıp namaza durduğunda, ayaktayken, bedenim ve kalbim Allah Teâlâ’nın huzurunda durmakta, rükûa varınca, bedenim ve kalbim yüce Allah’ın huzurunda rüku ediyor, secdeye varınca, bedenim ve kalbim bargâh-ı kibriyâda (Hak Teâlâ’nın huzurunda) secde ediyor diye düşünür. Ya Rabbi! Bedenim ve hayalim sana secde etti. Kalbim sana iman etti.
Huzurlarında Resûlullah’ın (sav) ashabının faziletinden söz açıldı. Abdullah-ı Dihlevî hazretleri buyurdular ki:
“Bütün ümmetin en faziletlisi ve en şereflisi Hulefâ-yi Râşidin’dir. Yeryüzünün dört yanına hidayet, bu dört halife vasıtasıyla ulaşmıştır. Onlardan sonra ümmetin en üstünü aşere-i mübeşşeredir. Hiçbir kimse onların kemalinin yüzde birine ulaşamamıştır. Böyle bir müjde onlardan başkası hakkında hiç işitilmemiştir. Bunlardan sonra Bedir Savaşı’na katılan sahabiler gelir. Onların her biri şehadet ve vilayet semasının parlayan ayıdır. Bu sahabilerden sonra ümmetin en üstünü Bey’atürrıdvân’da bulunan ashâb-ı kirâmdır. Bu sahabiler ağaç altında Resûlullah’a (sav) biat edip iman nehrinin suyuna kanmışlardır. Sonra ashâb-ı Uhud’dur. Bütün ümmetin evliyası, onlardan birinin derecesine ulaşamamıştır. Bunlardan sonra diğer bütün ashap gelir. Zamanın ve zeminin serveri Hz. Peygamber’e iman ederek onu gören veya Resûlullah’ın kendisini gördüğü her kimse, o büyüklerin zümresine dahildir.”
Ruh, bedeni ayakta tutan ve görünmeyen varlıktır. Beden ise görünen bir yoktur. Bedenin her zerresi ruhun gücüyle hareket eder. Yoksa beden asla iş yapamaz. Ruhun bedenin her zerresi ile beraberliği vardır. Bunun gibi vâcibü’l-vücûd olan Allah Teâlâ, bütün mahlûkları varlıkta tutmaktadır. O hareket ettirmeden varlıkların hiçbir zerresinin hareket etmesi mümkün değildir. Bütün âlemi varlıkta tutan O’dur.
Bir gönlüm var ama o gönülde yüz türlü mahrumiyet var. Kanlı gözüm yenimde, göz yaşımda tûfan var. Kıyamet gününde herkes elinde defteriyle gelir, ben ise sevgilinin tasviriyle orada olurum.

Hâce Muhammed Can Kudsî-i Meşhedî
Birisi ne hoş demiş:

Güzeller âşıkların cân ve gönlünü ister,
Yara açarlar hem de bedel rızâ isterler.
Bunlardan, kem gözlerden, sakın ha, çok uzak dur,
Adamı öldürürler, diyetini isterler.
404 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
18. Yüzyılın sonlarında Nakşibendiyye yolunda iz bırakmış, “Silsile-i Aliyye” adı verilen alim ve velilerin 28’incisi olan Abdullah-ı Dihlevî’nin (kuddise sirruhu) sohbetleri ile toplam 167 Meclis’ten oluşmaktadır. Mütercimin önsözünde bahsedildiği gibi anlaşılması güç konular örneklerle akla uygun hale getirilerek, sade bir üslupla hazırlanmış.

Her meclis genel itibari ile 2-3 kadar sayfada sonlanıyor. Sayfaların alt bilgisinde geçen ilmi tanımlamaları, akli kütüphanemize atılması konusunda çokça faydalı bulduğumu belirtmek isterim. Hidayet eylerse Mevla’m kalbi kütüphanemize de düşürsün.

Güzel olan şu ki her mecliste Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinin (ks) huzurunda bunu kaleme alan halifesi Ahmet Raif Müceddidî’nin yanında dizlerimi büküp oturarak minnet ile dinlemiş gibi oldum. Rabbim bu sohbetlerden feyz almayı nasip, bir yanlış lafzım oldu ise şu fakîr kulunu affeylesin.

İnceleme bu aciz kulun haddine değildir vesselam.

Yazarın biyografisi

Adı:
Rauf Ahmed Müceddidi
Tam adı:
Şâh Raûf Ahmed bin Ahmed bin Muhammed Şeref bin Radıyyüddîn bin Zeynel’âbidîn bin Muhammed Yahyâ bin İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i elf-i sânî Ahmed Fârûkî Serhendî
Doğum:
1786
Ölüm:
1837
Hindistan’da yetişen evliyânın büyüklerinden. İsmi Şâh Raûf Ahmed bin Ahmed bin Muhammed Şeref bin Radıyyüddîn bin Zeynel’âbidîn bin Muhammed Yahyâ bin İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i elf-i sânî Ahmed Fârûkî Serhendî olup, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin küçük oğlu Muhammed Yahyâ’nın neslindendir. 1201 (m. 1786) senesi Muharrem ayının ondördüncü günü Hindistan’ın Mustafaâbâd beldesinde doğdu. 1253 (m. 1837) senesinde hacca giderken, Yemen’de denizde şehîd oldu.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 8 okur okudu.
  • 8 okur okuyacak.