Roy Porter

Roy Porter

7.9/10
8 Kişi
·
14
Okunma
·
0
Beğeni
·
277
Gösterim
Adı:
Roy Porter
Unvan:
Tarihçi, Yazar
Doğum:
Londra, Birleşik Krallık, 31 Aralık 1946
Ölüm:
St Leonards-on-Sea, Birleşik Krallık, 3 Mart 2002
Roy Porter (d. 31 Aralık 1946 - ö. 3 Mart 2002) tıp tarihi üzerine yapmış olduğu çalışmalarla tanınmış İngiliz tarihçidir. Londra'da doğmuş, büyümüş ve eğitim almıştır. 1993 yılında görevli olduğu üniversitede profesörlüğe yükselmiş, 2001 Eylülü'nde emekliye ayrılmış, birkaç ay sonra bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiştir. 100'ün üzerinde kitabın yazımında veya editörlüğünde bulunmuştur. Porter, Londra Tarihi hakkında da büyük çaplı araştırmalar yürütmüştür.

Hayatı boyunca 4 kez evlenmiştir, ilk olarak Sue Limb ile (1970), sonra Jacqueline Rainfray ile (1983), sonra Dorothy Watkins ile (1987) ve son olarak Hannah Augstein ile evlenmiştir. Hayatının son zamanlarını ise Natsu Hattori ile geçirmiştir. Çok az uykuya ihtiyacı olduğu bilinmektedir.

Roy Porter birçok televizyon ve radyo programında yer almıştır. BBC Radyo 3' Nightwaves'in orijinal sunucusudur.
Felsefenin tıbbın ihtiyaç duyduğu teorik temeli sağlamak için zorunlu olduğu öğretisini ileri sürüyordu. Ona göre hekim pratik bir şifacı (ampirik) olmakla kalmamalı; mantık (düşünme sanatı), fizik (doğa bilimi) ve etik (davranış kuralları) konularına da vakıf olmalıydı.
Anatomiyi kitaplardan değil teşrihlerden, fılozofların öğretilerinden değil doğanın dokusundan öğrendim ve öyle öğretiyorum. WİLLIAM HARVEY
Roy Porter
Sayfa 65 - Metis yayınları
Evrimsel açıdan, insanın hastalıklara karşı yürüttüğü küresel savaş, daha çok sonu olmayan bir savaşta düşmanı mevzisinde tutma operasyonuna benziyor.
Afyonu at...; diğer ilaçları al...; şarabı at, neticede bir gıda maddesi ama onu da at; anestezi mucizesini yaratan buğu­ları da at gitsin; tıbbın bugün kullanılan eczalarının denizin dibini boylaması insanlık için en hayırlısı olur bence - gerçi balıklar için pek de hayırlı olmaz.

OLIVER WENDELL HOLMES,
Meılicul E.uay.ı· ( 1891 )
Roy Porter
Sayfa 107 - Metis yayınları
Tıptaki birçok yaklaşım ve yatırı­mın Üçüncü Dünya'nın gerçek ihtiyaçlarına hiç uygun olmadığı an­laşılmış durumda.
Roy Porter
Sayfa 100 - Metis yayınları
Bakınca soluk renkli bir at gördüm. Binicisinin adı Ölüm 'dü. Ölüler diyarı onun ardınca geliyordu. Bun­lara kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla, yeryüzünün ya­banıl hayvanlarıyla ölüm saçmak için yeryüzünün dörtte biri üzerinde yetki verildi.
Roy Porter
Sayfa 17 - Metis yayınları
Hipokratçı hekimler sihirli tedavileri varmış gibi yapmıyordu ama her şeyden önce zarar vermemeyi vaat ediyor (primum non nocere)
Günümüze kadar hayat dünyanın her yerinde hastalık imparatorlu­ğunun hükmü altında yaşanıyordu. Doğan bebeklerin yarısı daha bebeklik çağında ölüyordu, çocukluk ve yetişkinlik son derece kı­rılgan dönemlerdi ve ne yazık ki kadınların büyük bir çoğunluğu do­ğum esnasında can veriyordu. "Dünya koca bir hastane" ifadesi ade­ta atasözü haline gelmişti. Bu tür deneyimler Hıristiyanlığın dünya­yı gözyaşı pınarı olarak tasvir eden görüşüne çeşni katmıştı: İnsan günahkar olmalı, başına gelen bunca acı neden yoksa?
Roy Porter
Sayfa 35 - Metis yayınları
James Primrose 1651 'de tipik bir ata­tapınmacılığı yaparak şöyle diyordu: "Hipokrat, filozof olan bir he­kimin Tanrı olduğunu söyler." Thomas Fuller ise, "Hekim bira gibi­dir. yıllanmışı makbuldür," diyordu
Roy Porter
Sayfa 41 - Metis yayınları
Hastalık ile hekimler arasındaki tenin savaş alanında süren savaşın başı ve ortası var ama bir sonu yok. bir başka deyişle, tıp tarihi sonu zaferle biten bir hikaye olmaktan çok uzak.
Bunca yaşanmışlığı içinde barındıran dünya,o kocaman tarihiyle ,savaşları,ölümleri,yaraları,bitmek tükenmek bilmeyen ızdırapları,içinde hazin sonlar barındıran delilikleriyle koca bir hastane olarak nitelendirilse yanlış olmaz sanırım.
Doğal yaşamın şartlarının değişmesi ve insanlığın kendi değerlerini yavaş yavaş kaybetmesiyle ortaya çıkan hastalık kavramının başlangıcını şöyle tanımlayabiliriz esasen;
‘Her şey elmanın yeryüzüne düşüşüyle başladı’’
Hastalıkların tarihi incelendiğinde bazı toplumlar tarafından ‘Tanrının Gazabı’olarak nitelendirilen hastalıklara(komik değil mi? ) ,yüzyıllarca ve belki hala etik ve ahlaki mistik anlamlar yüklenmiştir.
Fakat hastalıklar insan ve onun sosyal davranışlarının kaotik sonucudur.
Avcı –toplayıcı yaşam süren ve dağınık gruplar halinde yaşayan Homo Sapiens ,sürekli değiştirdikleri yer ve su kaynakları sayesinde, yerleşik hayatı ve kalabalığı seven mikroorganizmaların kendi içlerine sızmasına yıllarca izin vermemişti.Fakat gruplar arası etkileşimin artması farklı ve dirençli mikroorganizma gruplarının bir araya gelmesini kolaylaştırırken aynı zamanda yerleşik hayata geçen insan oğlu,dünyayı sömürge haline getirirken kendisi de yerleşik mikroorganizmaların kurbanı oldu.
Hayvancılık ve yerleşik yaşam sayesinde sayısını giderek arttıran insanoğlu daha fazla kaynağa ihtiyaç duymaya başladı.Kaynak tüketimi arttıkça ,ekosistemin bozulması kaçınılmaz hale gelirken bir yandan da tarımın ve hayvancılığın artması,diğer türlere özgü hastalıkların bir takım mutasyonlar geçirerek insanda vuku bulmasına sebep oldu.
Neolitik dönemde sığırlar insan patojen havuzuna tüberküloz,çiçek virüsü ve diğer virüsleri kattı.Domuzlar ve ördekler gribal enfeksiyonları bulaştırırken,hareketimizin destekçisi atlarda rinovirüsleri yani bildiğimiz soğuk algınlığını hastalık hazinemizin içine ekledi.Günümüzün BSE-CJD krizi ;yani Creutzfeldt-Jakob hastalığı,süngerimsi ensefalopati hayvandan insana geçen hastalıkların en iyi örneklerinden biridir.Hayvan etlerinin yenmesinden farklı olarak da su yoluyla bulaşan salmonella ,tifo,bazı mantarlar insanın başka açılardan da zayıf olduğunu kanıtladı.Bir yandan insanlar arası etkileşim ve farklı yörelerden evlilikler de zamanla hız kazanıyordu.Bu da bilinen ölümcül bir hastalığı başka bir bölgenin ölümcül hastalığı haline getirmeye yetiyordu.Tarihçi Tukididis;
Bu duruma örnek olarak Mısır da başlayan baş ağrısı,kusma ,göğüs ağrısı ve kasılmalarla beraber tenleri kabartı ve çıbanlarla doldurduktan sonra bağırsakları ele geçirip ölümle sonuçlanan bir hastalığın Yunanistan’ı kırıp geçirdiğinden bahseder.Bu hastalığın ne olduğu hala pek bilinmemekle beraber Atina ‘nın düşüş dönemini hızlandırdığını tüm tarihçiler teyit edebilir.
Yunanista’nın devrilmesinden sonra egemenliği ele geçiren Roma da Antonine Vebası ve kızamıkla savaşmış ve büyük kayıplar vermiştir.
Gel zaman git zaman ,bu hastalıkların yol açtığı salgınlarda o kadar çok kayıp verildi ki,bir şey çokça başınıza geldiğinde artık bağışıklık kazandığınızı söylememenin imkanı yoktur.Konakçı yokluğunda patojenlerin de kaybına sebep oldu.Bu hastalıklar yok olurken yerini başka hastalıklara bırakmaya devam etti.
Madem insanı konakçıları azaldı deyip,meydanı boş bulan kemirgenler veba basili gibi hastalık yapıcı etkenlerin taşıyıcısı olmaya başladılar.Lenf bezlerine yayılan ve koltuk altı,kasık boyunda şişliğe sebep olan ,hıyarcık vebası tahmin edildiği üzere ilk defa Roma da kayıtlara geçmiştir.MS 540 da Mısır da başladığı bilinen bir veba salgınının Akdeniz ve Konstantinapolis’e saldırdığı sonrasında Kuzey Afrika ve Avrupa yı da ele geçirdiği bilinmektedir.Şeytan imgeleri,ölüm dansı(camille saint-saëns’in Danse Macabre ‘si mesela) sembolleri,mahşer atlıları ;Kara Ölüm vebanın sessiz söylemleri haline geldi.Zavallı ortaçağ insanı biyolojik gerçekliklerden bihaber ,Tanrının gönlünü hoş tutabilmek adına türlü sapkınlıklara göz yumdu.Sözde cadı kırımları ve ruhani kaos biyolojik hastalıklara ,psikiyatrik bir takım hastalıkları ekledi desek pek de yanılmış olmayız sanırım.
Yine de en büyük sağlık dehşetlerinden birini Hispaniola’ya (Bugünkü Dominik Cumhuriyeti ve Haiti) ayak basıp Eski ve Yeni Dünya’nın temasına sebep veren Kolomb’un yaşattığı da mühim bir gerçektir.Pizaro İnkaları ve Aztekler;İspanyolların gemilerinin ve tatlı sevimli domuzlarının taşıdığı grip ve çiçek gibi hastalıkların kurbanı olmuşlardır.
Kendi kayıplarını karşılamak konusunda ısrarcı olan İspanyol ve Portekizliler ;Afrika yerlilerini köle olarak ülkelerine getirmeye başladılar.Bu da sarı humma ve sıtmanın Avrupa da yayılmasına sebep oldu.
Frengi askeri ve tüccar kesimlerle yayılmayı sürdürürken,Sanayi devriminin etkisiyle kentlerin atıklarından doğan tifüs büyük bir salgın yaratacaktı.
Kolera 19.yüzyılın yeni hastalığı olarak dünyanın büyük kısmını büyük zaman dilimlerinde etkiledi.Sanayi devrimi dünya üzerinde tarımın ortaya çıkışının yarattığı yeni hastalıkları ortaya çıkardı.Madenciler ve çömlekçilerde görülen akciğer hastalıkları gibi mesleki deformiteler mikrobiyal hastalıkların yerini aldı.Zengin ve yaşlanan ulusta kanser,diyabet,hipertansiyon gibi sorunlar baş göstermeye başladı.Kolera ve diğer ölümcül hastalıklar gerilemiş olsa da yüzyıl hastalıkları insanın karşısına farklı şekillerde getirdi.Büyük savaşın hemen ardından gelmiş geçmiş en kötü pandemik hastalık olarak bilinen İspanyol Gribi,60 milyon insanın ölümüne neden oldu.İlerleyen zamanlarda AIDS,Ebola,Lassa ve Marburg ateşi gibiyeni hastalıklar ortaya çıkmıştır.
Evrimsel açıdan ,insanın hastalıkların içinde yeni tedavi usullerinin sürekli deneniyor olmasıyla beraber düşmanı yok edecek değil, düşmanın iç mihraklara girmesini engellemeye yönelik bir tutum sergilenmeye başlandı.
Kadercilikten kurtulup yeni çözümler üretmeye ve metanetli olmaya başlayan insan oğlu;şifacıları,hekimleri yetiştirmeye başladı…
Kitabın tarihe bakışı,felsefi değerlendirmeleri oldukça güzeldi fakat yazarın ön sözde belirttiği gibi,tıp batıdan ibaret değildi,doğu tıbbı yetersiz anlatılmıştı....

Yazarın biyografisi

Adı:
Roy Porter
Unvan:
Tarihçi, Yazar
Doğum:
Londra, Birleşik Krallık, 31 Aralık 1946
Ölüm:
St Leonards-on-Sea, Birleşik Krallık, 3 Mart 2002
Roy Porter (d. 31 Aralık 1946 - ö. 3 Mart 2002) tıp tarihi üzerine yapmış olduğu çalışmalarla tanınmış İngiliz tarihçidir. Londra'da doğmuş, büyümüş ve eğitim almıştır. 1993 yılında görevli olduğu üniversitede profesörlüğe yükselmiş, 2001 Eylülü'nde emekliye ayrılmış, birkaç ay sonra bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiştir. 100'ün üzerinde kitabın yazımında veya editörlüğünde bulunmuştur. Porter, Londra Tarihi hakkında da büyük çaplı araştırmalar yürütmüştür.

Hayatı boyunca 4 kez evlenmiştir, ilk olarak Sue Limb ile (1970), sonra Jacqueline Rainfray ile (1983), sonra Dorothy Watkins ile (1987) ve son olarak Hannah Augstein ile evlenmiştir. Hayatının son zamanlarını ise Natsu Hattori ile geçirmiştir. Çok az uykuya ihtiyacı olduğu bilinmektedir.

Roy Porter birçok televizyon ve radyo programında yer almıştır. BBC Radyo 3' Nightwaves'in orijinal sunucusudur.

Yazar istatistikleri

  • 14 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 17 okur okuyacak.