Savas Kalenteridēs

Savas Kalenteridēs

Yazar
0.0/10
0 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
15
Gösterim
Adı:
Savas Kalenteridēs
Unvan:
Yazar
Doğum:
1960
Kürtlerin bir kesimi Medler’i kendi ataları olarak kabul etmektedirler. Perslerin egemenliği sürecinde, Ahemenidon Hanedanlığı (MS. 700) döneminde Kürtler, İmparatorluğun askeri güçleri içinde kadrolaşıp, Zerdüşt tapınaklarını koruma görevini almışlardı.
PKK, aslında 1983’te Güney Kürdistan’da IKDP ile yaptığı ittifak sonrası, 1984 yazında Türkiye’ye yönelik geliştirdiği silahlı eylemleriyle büyüdü ve yola devam ederek, bugünlere geldi. Bu sürecin de irdelenme­si gerekiyor. Sözünü ettiğimiz bu ittifak, daha sonra IKDP ta­rafından tek yanlı ortadan kaldırılmış ve kamuoyuna bazı açıklamalar da yapılmıştı.
20.yüzyıl, onlara kendi devletlerini kurmalarına müsaade etmedi (ki, hiçbir zaman uygulanmayan Sevr Antlaşmasında böyle bir öngörü vardı), ama ulusal uyanışlarının yüzyılı da oldu. 20. yüzyılın başlarında, tarih, şiir ve edebiyat kitapları basıl­maya başladı. Bu gelişme derece derece Kürt Edebiyatı’m da oluşturdu. Teknolojik gelişmeler Kürt geleneksel müziğinin gelişmesini sağladı. Ve devletlerin koydukları sınırları aşarak bütün Kürdistan’da ağızdan ağıza söylendi. Bu tarihsel müzi­ğin yolları, Kürdistan’ın yayla ve dağlarına oyulmuştu. Bit­mek tükenmek bilmeyen bu zengin müziğin kaynağı, çok çekmiş bir halkın ulusal zenginliğini de oluşturuyordu. Ulusal merkezin yokluğuna rağmen Kürtler, müzikleri ve edebiyatla­rı ile 20. yüzyıl başlarında, yavaş yavaş birleşik ulusal ve kül­türel kimlik konusundaki bilinçlerini oluşturmaya başladılar.
Rizgarî Siyasal Hareketi, bağımsızlık yanlısı olarak Kürdistan’ın 4 parçası için genel bir strateji ile bunun gereklerini yerine getiren ideolojik-siyasal yapılanma yaratmıştı. Yine, Türk “Solu” ile ilişkiler içinde ve federasyon tezi ile Özgürlük Yolu siyasal hareketi devreye girmişti. Gençlik kesiminde ise, önce bütünlük gösteren ve daha sonra belli bir grubun ilişkileri içinde DDKD oluşmuştu. O a sonra da süreç içinde Türk “Solu” yanlısı bir eğilim göstermeye başlamıştı. İllegal TKDP’ler çalışmalarını sürdürürken, Çin ve halk hare­keti yanlısı Kawa örgütü de oluşmuştu.Tüm bu örgütlenmeler, 1978 sonlarından itibaren bölünme­lere ve ayrılıklara uğramışlardı. Rizgarî’den ayrılan grup Ala Rizgarî’yi, Kawa’dan ayrılan birkaç fraksiyon, Denge Kawa, Red Kawa vb.’yi oluşturdular. TKSP’den birçok kadro ayrıldı ve başka siyasal hareketler oluşturuldu. TKS de, ondan ayrılan silahlı bir gruptu. TKDP’ler de bölündüler. KİP ile KUK örgüt­leri ortaya çıktı (KİP, PKK değildir). Daha sonraları bu örgüt­lenmeler dışında, küçük bir grup olmasına karşın UKO ismi duyulmaya başlandı. Bu grup, bir süre sonra da APO’cular ola­rak anıldı. Ve TDKP’den ayrılan KUK ile aralarında silahlı ça­tışma başlamış, Kürdistan’ın belli yerlerinde, özellikle Güney­doğu’da bazı illerde bu çatışmalar yoğunlaşmıştı12 Eylül’e gelindiğinde bütün Kürt örgütleri bölünmüş ve çoğu ülkeyi terk etmiş, Suriye vb. kapılarına dayanmışlardı. Hemen tümü de askeri örgütlenmelere geçmişler, ama Türki­ye’ye yönelik somut eylemlilik gösterememişlerdi. Rızga- rî’nin kadrolarını bundan ayrı tutmak gerekiyor. Onlar ülkeyi terketmemişler, KKP-ÖK olarak örgütlenerek, askeri eylemli­liklere başlamışlardı. Başta İstanbul olmak üzere metropol merkezlerde birçok eylem gerçekleştirmişlerdi. 1983 sonrası kadrolarının büyük bölümü tutuklanıp, yargılandı ve ağır ce­zalara çarptırıldılar. Geri kalanlar ise, ülke dışına çıktılar. İlk sayısı 1983 Newroz’unda çıkan Yekiti adlı bir yayın organı da vardı, muhteva olarak bütün Kürdistan parçalarını kapsıyor­du. 1987 sonrası başta Atina olmak üzere, Avrupa ülkeleri ve Türkiye’de çalışmalarını yürüten bu siyasal hareket, PRK- Rizgarî adıyla bir cephe örgütüyle bir süre daha sürece devam etmişti.İşte, bu gelişmeler içinde, 1979 sonrası, PKK Kuzey Kür­distan’da diğer grupların siyasi çalışmaları üzerinde bütün alanları rahatlıkla tutmuş, hazır birçok kadroyu da toplayarak örgütlü bir güç olmuştu. Her ne kadar, diğer siyasi gruplar il­legal örgütlenmeler olarak sürece devam etmişlerse de önemli bir varlık gösterememişlerdi. PKK, aslında 1983’te Güney Kürdistan’da IKDP ile yaptığı ittifak sonrası, 1984 yazında Türkiye’ye yönelik geliştirdiği silahlı eylemleriyle büyüdü ve yola devam ederek, bugünlere geldi. Bu sürecin de irdelenme­si gerekiyor. Sözünü ettiğimiz bu ittifak, daha sonra IKDP ta­rafından tek yanlı ortadan kaldırılmış ve kamuoyuna bazı açıklamalar da yapılmıştı.
20. yüzyılda, 1946 yılında ilk Kürt Devleti kuruluyor ve sadece üç ay yaşayabiliyor. İkinci Dünya Savaşı’nm bitişin­den sonra, Avrupa’da amaçlarına ulaşan Sovyetler Birliği, bu kez Ortadoğu ve İran’da, batının gücünü dengelemeye uğraş­tı. Bu politika çerçevesinde, diğerlerinin dışında Kürtleri des­tekleme planını geliştirdiğini de gösteriyordu. Sovyetlerin de desteği ile, 22 Ocak 1946’da İKDP lideri Qadı Mıhamed, Do­ğu Kürdistan’ın Mehabad kentinde aynı adla anılan Kürt Mehabat Cumhuriyeti’ni kuruyordu. Bu devlet, sadece Azerbaycan ile ilişkiler geliştirebilmiş ve üç ay yaşayabilmişti. Çün­kü, Sovyetler Birliği, Kürdistan’ın diğer parçalarında böyle bir ulusal hareket geliştiremedi ve bütünlüklü bir biçimde bu “girişimi” destekleyemedi. Bu dönemin kahramanı ise; ulus­lararası düzeyde önemli politik çalışmasıyla ve bugün Irak Kürdistan’ında (Güney Kürdistan) oluşturulmaya çalışılan Kürt Devleti’nin varlığının temellerini de atan, Irak Kürdis­tan’ı ve Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) lideri Molla Mustafa Barzani’dir. Ayrıca, Irak Kürdistan’mda, Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin lideri ve şimdi Irak Cumhurbaşkanı olan Celal Talabani de, önceleri Molla Mustafa Barzani’nin partisinde onun yardımcısı ve genel sekreteriydi.
Son dönemler, basın-yayın alanında da gelişmeler başlamış­tı. 1990 sonrası bütün parçalarda, birçok dergi ve yayın dışında, özellikle Kuzey’de günlük gazete de çıkmaya başladı. Bu yayın politikası ülke dışında da sürmektedir. Avrupa’da günlük gaze­te yayını dışında, önce MED-TV olarak günlük yayın yapan te­levizyon, daha sonra ROJ-TV olarak yayınını sürdürmektedir. Bunun gibi, son dönemlerde MMC, KURDISTAN TV, ZAG- ROS TV, PUK TV, KURDSAT ve diğerleri de yayın hayatına katılarak, hitap ettikleri ülkelerden bağımsız ortak ulusal bir araç olarak güçlenmeye başlamışlardır. Özellikle, kitlelerin Türkiye’de yasaklarla boğuşarak, en çok çanak anten kullan­maları bu yayınları izlemek amacına yöneliktir.
Yıl 1999, Şubat’ın 16’sıydı. Dünya kamuoyu, Türk tele­vizyonlarından verilen ateşli ırkçı görüntüleriyle heyecanlanı­yordu. Kürt Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin lideri Abdullah Öcalan’ın elleri kelepçeli, gözleri bantlı ve arkasındaki fonda Türk bayrağı. Öcalan'ı, Kenya’nın başkenti Nairobi’de, iki hafta boyunca Yunan Elçiliği’nde misafir edildikten sonra, 15 Şubat’ta kaçırılmıştı. Geniş bir kesim için henüz açıklığa kavuşturulmamış koşullar içinde gerçekleşen, bu eylem sonucu Öcalan, Marmara Denizi’ndeki İmralı Adası'na götürülmüş­tü. Yunanlılar’ın Kalolimno’suna.
Apo, yani Öcalan Kuzey Kürdistan’daki (Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu dediği bölgeler) Ulusal Kurtu­luş Mücadelesi ile özdeşleşen PKK’nin başkanı olarak yıllar­ca sahnedeydi. Bu nedenle, tutuklanması kamuoyunu meşgul etmişti.Apo’nun tutuklanması, Türkiye’nin ulusal bir başarısı -ki öyleydi- olarak gösterilirken, Türk Milliyetçiliği’nin de doru­ğa çıkmasını sağlamıştı. Ayrıca, seçim sonuçlarını da etkile­mişti. Bülent Ecevit ile (ki, Atilla’nın -Yunanlılar, Türklerin Kıbrıstaki 1974 işgal harekatını bu adla anarlar- Kıbrıs'ta gö­rünen başrol oyuncusuydu) aşırı sağ, milliyetçi, Bozkurtlar’ın Partisi MHP’nin başkanı, Devlet Bahçeli’nin oy oranları yük­selmişti.Apo’nun yasal olmayan bu kaçırılışı, aynı zamanda onurlu Yunanlı’yı da derinden yaralamış, politik kesimde ve halkın önünde hükümetin izlediği çizgi, ciddi sorular oluşturmuştu. Ve Konstantinos Simitis Hükümeti’nde de çok şiddetli sallan­tılara neden olmuştu. Çünkü, “Apo’nun hayatını koruma” adı altında Yunan Hükümeti’nin kritik “Kenya” seçimi kararı, şu ana kadar bilinmeyen koşullar altında alınmıştı. Ayrıca, şid­detli sarsıntılar sonucu Dışişleri Bakanı Teodoros Pangalos görevden alınmış; Yorgo Papandreu’ya ise, dişişleri bakanlığı görevindeki parlak ve başarılı döneminden sonra, PASOK ge­nel başkanlığı yolu açılmıştı.Yunan halkı başından beri açık biçimde, tutuklu Kürt lide­rinin ve zorluklara katlanan Kürt halkının yanındaydı. Ancak Yunan halkı, Kürtlerin amaçsız biçimde Yunanistan’ın dış ül­ke temsilciliklerini işgalleri ve PKK’nin o dönem temsilcisi olduğu söylenen Dilan kod adlı bayanın, Nairobi’den döner dönmez Atina’da yaptığı “basın toplantısı”ndaki, kaba ve an­laşılmaz tavrı karşısında “donup kalmış”tık!

Felaketli tercihin sorumluları da, “Apo’nun Güvenliği”, Kenya vb. gibi durum­ların ve benzer gelişmelerin üzerine “basıp”, sorunu politik ve iletişimsel olarak kontrol etmek istediler. Gerçek sorumlula­rın ortaya çıkmaması için de, Kürt konusunu lanetlemeye başladılar ve o süreçte Kürt sorununu konuşmak isteyen, buna cesaret eden her sesi de sınırlandırdılar.Kürt sorunu tekrar, “Made in USA” olarak dünya günde­mine geliyor ve Washıngton’un bilinen plan ve amaçlarından bağımsız olarak, bölgenin Jeopolitik haritasını değiştiriyor. Sonuç olarak; Akdeniz, Ortadoğu, Kafkaslar, Karadeniz, Bal­kanlar ve Ege çokgenini içine alan bölgede dengeler değiş­mektedir. Yukarıdaki koşullar ve değişimler karşısında Yuna­nistan’ın, bütün konularla ilgili olarak tavır ve politika ile ye­rini belirlemesi zorunluluğu var. Çünkü, bu sorunların tümü Yunanistan’ı “kapsamakta”dır. Abdullah Öcalan’ın yasal ol­mayan kaçırılışı ve bu çok ses çıkaran olaya dönemin Yuna­nistan Hükümeti’ndeki bazı kişilerin karışmış olmaları, Kürt ve Yunan halkında her ne kadar korkular oluşturmuş ve gü­vensizlik izleri yaratmışsa da; yukarıda belirttiğimiz değişim­lerin en önemli yanını oluşturan Kürt sorununda da, Yunanis­tan’ın somut bir politika saptamasını koşullar zorunlu kılmak­tadır.
Böylesine kritik bir dönemde bu kitap; Kürt liderinin kaçırılış operasyonundaki sorulara cevap verme, Kürt-Yunan halklarının aralarındaki ilişkiyi etkileyen ve günümüze kadar kanayan bir yarayı aydınlatma amacıyla yazıldı.
Bu olayın olgularının anlaşılması için, ki Yunan halkının çoğunluğunun onur ve gururunun kurban edildiği, sadece tra­jedinin son pratiklerinin olduğu anlar hariç (benim de oldu­ğum anlardı) ek belgelere yer vermeye karar verdim. Umut ediyorum ki, bu okuyucunun konuyu daha iyi anlama ve kav­ramasına yardımcı olacaktır.Bu nedenle kitabın birinci bölümü, Kürtlerin tarihlerinin kısa bir özetini, Kürt Ulusu’nun Bağımsızlık Mücadelesi’nin tarihini, PKK’nin kuruluşu ve lideri Abdullah Öcalan’ın kişi­liğini de kapsıyor.

Daha sonra, Yunan-Kürt İlişkileri’nin tarihsel süreci ve be­nim bu ilişkiler sürecine katılışım; ana olayın boyutları, yani Apo’nun Suriye’den çıkışı ve yolculuğunun sonu olan İmralı Cezaevi’ne kadar olan süreç anlatılıyor.

Kitabın ağırlıklı olan bölümü, Kenya süreci ve orada ger­çekleşen trajedinin sert sahnelerini kapsıyor. Bunu, elçilik bi­nasında “özgür ve kuşatılmış” olarak yaşadığımız günler, Na­irobi’de bir kulenin 13. katı, kuşatmadan kurtulma ve Yuna­nistan’a dönüşümüz izliyor.Devamında, Yunanistan’a geri döndükten sonra, trajedinin sorumluları ile karşılaştığım dönemin sorunlarını raporumda detaylı belirlemiştim. Sorumluluklarını gizlemek için, kamu­oyuna bilinçli ve örgütlü yalan bilgilerin verilmesi, saygın in­sanların vicdanlarını lekeleme, çamur atma ve eski dönemleri hatırlatan birçok uygulama.Son bölümde, günümüzde gelişen durumlar işleniyor. Kürt sorunu önemli bir olgu olarak görünmekte ve bölgedeki genel dengeleri de etkiliyor, ki, bu Yunanistan’ı yakından ilgilendi­riyor. Her zaman güncel olarak tartıştığım ve 1990’larda da konuyla ilgili devamlı vurguladığım gibi, “Eğer Yunanistan Kürtler konusunda bir politika oluşturmazsa, sonuç verici bir dış politikası olmayacaktır”.


Savaş KALENDERİDİS
Kürtlerin Ulusal Kimliği ve Demografik Yapısı

Kürtler, Mezopotamya’nın en eski yerleşik sahipleridirler. Ari ırkına mensupturlar ve dilleri Hint-Avrupa dil grubundan- dır. Kürtler’in, binlerce yıldır yerleşik oldukları geniş coğrafi alan, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin egemenliği altındadır. Bu bölge dışında, ayrıca eski Sovyetler Birliği ülkelerinin ba­zılarında, özellikle Kafkasya ve Merkezi Asya’da yerleşik Kürt nüfusu da bulunmaktadır. Kürtler, uzun uzadıya ve geçit vermez sıra dağların bulunduğu coğrafi bir bölgede tarih bo­yunca yaşadılar ve halen de yaşamaktadırlar. Kürt aşiretleri­nin yüzyıllarca değişik devletler bünyesinde onlara bağlı ol­maları, birleşik bir ulusal bilincin Kürtler açısından oluşması­nı engelledi. 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyılın başında böl­gede hakim olan koşullar ve ilişkiler; eski Osmanlı împarator- luğu’nun topraklarında, Balkanlar ve Ortadoğu’da ulus-dev- letlerin doğuşları gözlemlendiğinde, Kürtlerin Ulus olarak do­ğuşlarına (ethnogenesis) ve gelişmelerine izin vermedi. Bu ulusal doğuş, genel olarak ulusal kurtuluş mücadelesi sonucu oluşacak devlete tekabül etmekteydi.Tarihsel süreç her ne kadar yukarıdaki gibi de olsa; 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Kürtlerin devlet varlıklarına (beylikler) rastlanmaktadır. Duruma göre de Kürtler, Pers, Arap ve Osmanlı-Türk egemenliği altına yaşamışlardır.
Ulusal İstihbarat Teşkilatı elemanı olarak yıllarca Türkiye'de çalışmış bir isim olan Savas Kalenderidis hatta Türkiye'deki adıyla Savaş Kalender Türkiye'nin senelerine ket vuran PKK hareketi ile Yunan istihbaratının ilişkisini, kendi yorumlarını, bölücü başı Apo ile hatıralarını anlatıyor fakat bir yerden sonra olay salt terör övücülüğüne dönüştüğü için alıntıları da bırakmak zorunda kaldım. Zira hamiyetli bir vatandaş olarak ırkçı bir Yunanın ülkeme kin kusup, bölücülüğü kutsamasına daha fazla dayanamadım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Savas Kalenteridēs
Unvan:
Yazar
Doğum:
1960

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okuyacak.