Semih Atayman

Semih Atayman

YazarÇevirmen
9.1/10
422 Kişi
·
287
Okunma
·
0
Beğeni
·
513
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
206 syf.
Bana Mutluluktan Bahsetme, Bahşet.

İnsanlar hep nasıl mutlu olunacağından, nasıl dertsiz, tasasız olunacağından bahseder durur. Mutluluk kavramı görecelidir. Her insanın algılayışına ve bakış açısına göre değişir. Kitapta birbiri ile alakası olmayan çeşitli öyküler bulunmaktadır. Bu öykülerin bazıları mutlu biterken, bazıları ise yürek yakan cinsten oluşmaktadır. Baş ucu kitabı olarak kullanılabilir. Akıcı ve sıkmıyor insanı okurken.

Özellikle son öykü dikkatimi çekti. Bu öykü de adamın biri dünyalar güzeli karısını elinde tutabilmek için 11 yılda tam 7 tane çocuk doğurtmuştur. Ne garip değil mi, bir kadının sizi sevmediğini bile bile sırf sizi terk etmesin diye sürekli hamile bırakıyor sunuz. Sonra da ben erkeğim diye insan içine çıkıyor sunuz. Erkeklik çocuk doğurtmak değildir. Erkeklik sahip çıkmaktır. Kıyamamaktır. Onunla ağlayıp onunla gülmektir. Hastalandığıda baş ucunda beklemektir. Kadını bir işçi olarak görüp bir hizmet aracı olarak kullanmak değildir erkeklik. Bir insan aile bireylerini sosyal statüde ki yeri gibi göremez. Bir öğretmen ise evdekiler öğrencisi değildir. Bir asker ise evdekiler emirerleri değildir. Onlar eşleri dir. Çocuklarıdır. Kimse toplum içinde ki yetersizliğini aile içinde ki bireyler ile tamamlayamaz.

Her şeyden önce bir canlıya insan muamelesi yapılması esastır. İnsanların zaaflarını bilip bunları dibine kadar kullanmak vicdan terazisi olmayan insanların en uğrak noktasıdır. Bir insanı meraktan öldürmekte, ona insan değil de bir eşya gibi davranmakta buna dahildir.

Okuyan herkese teşekkür ediyorum.

Not: Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkasına yapmayın.

Not not: Nasıl bulmak istiyorsanız öyle bırakın.

Not not not: İnsanları sadece kendi mutluluğunuz için bir oyuncak gibi görmeyin. Onlarında bir kalbi olduğunu unutmayın.
234 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Dünyadaki dört büyük öykücüden (Çehov, O. Henry, Poe ve Maupassant) üçünü okumuş, geriye okumadığım yalnızca Guy De Maupassant kalmıştı, Mutluluk ile onu da okumuş bulundum. Maupassant'ın yeri bende Çehov kadar özel oldu diyebilirim. Yazarı uzun zamandır okumak istemiştim fakat fırsat olmamıştı. Gerek kütüphanede geçen seferinde gördüğüm ve bir dahaki sefere almayı kafama koyduğum kitabının yerinde olmaması gerekse de mevcut okuduğum kitapları bitirememem bunda etkili oldu. Mutluluk'u kütüphanede, rafta gördüğümde dünyalar benim oldu.

Maupassant'da beni çeken özel bir yan vardı. Kitabın arka kapağında da bahsedildiği gibi yazar "hüzünlü bir gözlemci" rolü yüklüyor biz okurlara. Mutluluk'daki hikayelerin çoğu hüzün içeren öykülerdi. Ama bu rolü yalnızca duygusal anlatımla yapmıyor Maupassant. Hikayenin gidişatı daha en baştan belli ediyor kendini. Ama bu da ölçülü bir şekilde oluyor elbette. Hikayenin başında dramatik ve hüzünlü olaylar biraz biraz başlarken sonlara doğru işler öylesine karışıyor ki bir hüzün dalgasına kapılıyorsunuz. Bu dalgayı okura yansıtmak elbette ki kolay değil. Mesela bir öykücü, hikayesini nerede bitireceğini çok iyi ayarlamalıdır. Aksi takdirde hikaye okuru sıkabilir ya da beklentileri minimum halde iken öykünün bitmesi onu boğabilir.

Maupassant bunu çok iyi ayarlamış. Bir hikayeyi öyle bir noktada kesiyor ki, okur ister istemez öykünün vermiş olduğu duygusal akıma kapılıp gidiyor. Kendisi olay hikayecisi olduğu için öykülerinde bir devamlılık söz konusu değil. Yani öykü bittiğinde, olaylar okurun kafasında devam etmiyor. Fakat bu Maupassant'ın eksik bir yönü değil tabii ki; bu onun tarzı. Olay ve durum hikayeleri bu açıdan kıyaslanmamalı bana göre, ikisi de ayrı bir zevki yansıtıyor.

Maupassant'ın diğer bir yönü de betimlemelerindeki ustalık. Hocası Flaubert'in betimleme üzerine öğütlerine bağlı kalan yazar bunu zamanla öyle iyi bir dereceye getirmiş ki insan onu okurken ayrı bir zevk alıyor. İki aşığın gözyaşları ya da batan bir güneşin resmedilme anı öyle özgün bir dille betimlemiş ki okurken hayran kaldım. Elbette ki biz okurlara verilen "hüzünlü gözlemci" rolüne bu özgün betimlemeler de katılınca anlatım çarpıcı bir hale geliyor. Bu sayede de hikayelerin doruk noktası da mükemmel ayarlanmış. Üstte de bahsettiğim gibi hikayenin doruk noktasında içinize yepyeni duygular giriyor; bazen hüzün, bazense de neşe. Dolayısıyla her hikayeden sonra diğer bir hikayeye hemen başlayamıyorsunuz. Bu duyguların ağırlığı sizi bir süre onları sindirmeye zorluyor.

Maupassant'ın hikayelerine bir bütün olarak bakılmalı bana göre. Çünkü kimi öykülerinde ayrıntıya fazla yer verilmemiş. Dolayısıyla olaylar ve verilmek istenen duygular tüm hikayeye yayılmış. Bu açıdan bir bütün olan öykülerinin çoğu gereksiz ayrıntılarla kirlenmemiş desem yeridir. Bunun nedeni belki de Maupassant'ın öyküleriyle okura vermek istediği olgular. Okura kimi duyguları yaşatmak istemiş zannımca. Bu duygular genellikle hayattaki olaylar karşısında içimizde yeşeren ya da çürüyen duygulardan ibaret. Kısacası hayatın duygusal anlamdaki gerçekliğini öykülerinde gayet etkili bir şekilde yansıtmayı başarabilmiş bir yazar Maupassant.

Her öyküsünün sonundaki o duygu yoğunluğunu deneyimlenizi kesinlikle öneririm. Şahsen bundan sonra Maupassant dendiği zaman benim aklıma hikayelerindeki doruk noktaları gelecek. Bu deneyim bir nevi hayatın kendisi; kendi hayatınızı, başka hayatlardan yansıtıyor size Maupassant.
206 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
17 öykü 17 hayat. Mükemmel bir dil akıcı bir üslup.en çok beğendiğim ise "soru yaratan guzellik" idi.kitabı hediye eden arkadaşıma teşekkür ederim beni böyle mükemmel bir yazarla tanıştırdığı için.
552 syf.
·9/10
İyi bir edebiyatçının elinden çıkmış bir roman gibisi yoktur. Konusu itibariyle erkek okurları biraz sıkabilir ancak kadın okuyucular için tam bir keyiflik kitap şekerim. Ayol meğerse ilişkiler hep böyleymiş dedirten türde bir eser. Hani diyoruz ya zaman kötü eski insanlar ne kadar saygınmış vs. falan. Birkaç yüyzyıl önce Paris'te hiç de öyle saygın bir monşer hayatı olmadığını mektuplarla anlatıyor yazar. Mektubun iletişimdeki rolünü öyle güzel bir matematikle kurgulamış ki bayıldım... Demek ki neymiş? İnsanoğlu daha ilk çağdan beri yozlaşmış bir türmüş sadece şimdi teknoloji olduğu için her şey ortada yaşanıyor şekerim...
2282 syf.
·10/10
Haksızlıkların insan hayatını nasıl kararttığını bu kitabı okurken anlayabiliriz. Ruhu aydınlatmak için dini semboller kullanılmıştır. İnsana şevkat, merhamet , sevgi gibi, insan olmanın gerektirdiği tüm olguları hatırlatan bu kitabı iyi ki okumuşum.Mesajı doğru anlamak ve kitabı dikkatli okumak insanın bilinç düzeyini de artıracaktır.
2282 syf.
·Puan vermedi
Jean Valjean ile başlar hikaye. Ailesini doyurmak için ekmek çalan ve bu yüzden kürek mahkumu olan, kaçma girişimleriyle beraber 19 yıl hapis yatan bir adamdır Valjean. 19 yıl içerisinde kürek mahkumlarının insan dışı yaşama şartları onu da insan dışı bir kişi haline getirir. Her türlü kötülüğün meskeni olur ruhu. Cezasını bitirip şartlı tahliye edilince eline “tehlikeli ve güvenilmez” biri olduğuna dair bir kağıt verirler ve bu kağıdı gittiği her yere götürmesini şart koşarlar.... MUHAKKAK OKUMALISINIZ
408 syf.
victor hugo'nun okuduğum ilk kitabı , en önemli eseri olduğunu düşünüyorum,okuduğum için kendimle gurur duyuyorum.

Sevinç üzüntü heyacan dolu bir roman.
Sonunda merhametli yüreğinizi gözyaşlarıyla dolu olarak bulacaksınız.
Tek kelimeyle
Harikulâde bir roman okunuşu anlatımı son derece kolay anlaşılır biçimde yazılmış,her yaşta okunacak bir roman.
2282 syf.
·196 günde·Beğendi·10/10
Mesele sefil olup olmamak değil.
Mesele gönlün,düşüncen, bakış açın sefil olmasın.
İster fakir ol ister zengin.
Hayatta yaptıkların çok ama çok önemli. Her ne olursa olsun geriye dönüp baktığında yaşadığın hayatın bir anlamı olsun.
2282 syf.
·Beğendi·9/10
Jan Valjean, aç ailesini doyurmak için ekmek çaldığından, bir kadırgada kürek çekmeye mahkûm edilmiştir. Kaçma girişiminde bulunduğu için mahkûmiyet süresi on dokuz seneye çıkarılır ve 1815’de serbest bırakılır.

Hapisten çıkınca, mahkûm olduğunu gösteren belge yüzünden herkes ona kötü davranır. Bir piskopos onu evine alır, o ise evin gümüş takımlarını çalarken yakalanır..

Ve bundan sonrasını merak edenler için şunu söyleyebilirim; kitapta anlatılanlara Jan Valjean'ın omzunda şahit oluyosunuz, başka bir dünya ile karşı karşıyasınız ve roman bittikten sonra gerçek dünyaya dönüşünüz biraz zaman alıyor. Ölümsüz bir başyapıt, herkesin kütüphanesinde bulunmalı.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 287 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 120 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.