Şerif Hulusi

Şerif Hulusi

Çevirmen
8.1/10
244 Kişi
·
138
Okunma
·
2
Beğeni
·
229
Gösterim
Adı:
Şerif Hulusi
Tam adı:
Şerif Hulusi Kurbanoğlu
Unvan:
Türk Edebiyat Araştırmacısı, Çevirmen, Yazar
Doğum:
Manisa, Türkiye, 1910
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 4 Nisan 1971
Edebiyat araştırmacısı, çevirmen (D. 1910, Manisa - Ö. 4 Nisan 1971, İstanbul). Şerif Hulusi Sayman imzasını da kullandı.
İstanbul Erkek Lisesi mezunu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde okudu. Tanınmasını
sağlayan inceleme ve araştırma yazıları 1936 yılından başlayarak Ağaç, Kültür Haftası, İnsan, Yeditepe, Eylem vd. dergilerde
yayımlandı. Lenin, Plehanov, Mao, Aytmatov’un yanı sıra Batı edebiyatından çeviriler yaptı. Çeşitli yazı ve çevirilerinden dolayı
hakkında birkaç defa kovuşturma açılmıştı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
87 syf.
·2 günde·6/10 puan
Ahh gaydırıgubbak Cemile...

Şehirlere bombalar yağardı her gece,siz durmadan sevişirdiniz...derdik Suriyelilere.Savaş psikolojisini anlamak çok güç,bilemiyorum ama kadın-erkek ayırt etmeden aşırı derecede libido yüklediği kesin savaş ortamlarının insanlara.Memleketiniz cayır cayır yanıyor,siz mülteci çadırlarında aşk yaşıyorsunuz.Durmadan çoğalma çabalarınız ölülerinizin telafisi olamaz değil mi?

Savaş ve Suriyeliler örneği kitabın konusuna gayet uygundur.Evin has erkeği Sadık,savaşta cephededir.Sadığın karısı gaydırıgubbak Cemile,köyün kendisini belli eden,alımlı ve güzel gelini ve cephedeki Sadığın sadık olmayan karısıdır.Kitabı ağzından anlatan kişi de Sadığın 14 yaşındaki erkek kardeşidir.Yani Cemile,kitabı anlatan 14'lü balanın yengesi,Sadığın kardeşidir.

II.Dünya savaşı yıllarında köyün erkekleri askerde olduğu için cepheye ulaştırılması ve köyde yapılması gereken her işten kadınlar sorumludur.Cemile güzel olduğu kadar güvenilir sevecen ve erkek gibi bir kadındır (sözde).Kocasının cepheden gönderdiği mektuplarda bile son satırlarda hatırlanıp selam edilip gözlerinden öpülür Cemile'nin.Değersizdir Cemile.Derken köylerine birgün Kazak illerinden Daniyar isimli bir Behlül gelir.Ve Cemile,o erkek Cemile,o yanına erkek sineği bile yanaştırmayan gaydırıgubbak Cemile Daniyar'a aşık olur ve cephedeki kocasını,köyünü terk ederek birlikte kaçarlar.Bütün bunlara şahit olup kitapta ağzından anlatılan şahıs ise ressam olma hayalleri ile yanıp tutuşan Sadığın 14 yaşındaki erkek kardeşidir.Aşklarına yardım ve yataklık eder.

Cengiz Aytmatov'un okuduğum ilk kitabıydı.Keşke böyle tanışmasaydık.Edebiyatı kuşkusuz 10 numara ancak hikaye berbat ötesiydi.

Ayıptır,günahtır ya :)
330 syf.
·3 günde·9/10 puan
Brezilyalı yazar Jorge Amado’nun 1943 yılında yayınlanan romanı Kızgın Toprak, küçük bir köyün ormanlık alanlarının kakao plantasyonlarına dönüştürülmesinin hikayesini anlatıyor. Amado, kendisi de babasının kakao plantasyonunda büyümüş bir yazar. Bakir bir ormanın para ve güç hırsıyla katledilmesini, toprak için her şeyi yapmaya hazır toprak ağalarını, bu plantasyon sahiplerinin mala el koyma, kundak ve adam öldürmek gibi pis işleri için kullandıkları fedailerini, medyadan yargıcına doktorundan eczacısına herkesin tüm gücü elinde toplamış plantasyon sahiplerine hizmet etmelerini çok başarılı bir şekilde anlatmış. Bu anlatımını büyülügerçekçi ögeler de barındıran bir halk destanına o kadar güzel bağlamış ki, bir yerlinin ormanı kakao için yok edecekleri lanetlemesini de barındıran bu kısmı defalarca okudum. Yine böyle bir toplumda kadınların yazgılarını da atlamamış Amado, üç kız kardeşin iki sayfalık hikayesi beni çok etkileyen bölümlerden biri oldu. Kitap ilk sayfasından itibaren etkisi altına aldı beni ve ne ara yarıladım ne zaman bitirdim farketmedim bile. İlk bölümde çok fazla karakter varmış gibi gelse de, ikinci bölümden itibaren hepsi kurguya ve birbirlerine bağlanmaya başlıyor ve kitap sizi alıp götürüyor. Kitaba başladığım andan bitirdiğim ana kadar Latin Amerika topraklarında büyülü bir yolculuğa çıktım sanki, her sayfada o coğrafyaya, kültüre, insanların arasına gittim. Kısacası Amado’nun kalemine hayran kaldım, kesinlikle en sevdiğim yazarlardan biri oldu. Yakın zamanda okumayı planladığım Tarçın Kokulu Kız ve Gecenin Çobanları başta olmak üzere elimdeki tüm eserlerini mutlaka okuyacağım. Kızgın Toprak’ın birçok Amado eseri gibi ne yazık ki şu anda basımı yok, umarım yakın zamanda yeniden basılır hepsi. Mutlaka tavsiye ederim.
592 syf.
·3 günde·7/10 puan
Stendhal'ın Kırmızı ve Siyah eseri, Napolyon dönemi sonrasındaki Fransa'da geçer.Fransa'nın o dönemki siyasi durumu, soylularda ve halktaki siyasi karmaşayı özenle okuyuculara aktarıyor.Bu siyasi karmaşa durumu baş kahramanımız Julien Sorel'in ruh halini de etkilemiş görünüyor.

Gerçekte Napolyon hayranlığı olan Julien bunu çevresinden saklamak zorundadır çünkü o dönemde bu suç teşkil ediyor. Bir yanda Katolik kilisesi bir yanda liberal kesimi diğer yanda aristokratlar, burjuvalar, kralcılar varken Julien normal çevresinde de ikiyüzlüyken bu aristokrat çevreye girdikten sonra ikiyüzlü olduğunu iyice saklamak mecburiyetinde oluyor.

Siyasetteki bu kırmızı ve siyahlık aşkta da kendini gösteriyor. Julien iki aşk yaşıyor ve duygusal hayatı da iyice karmaşıklaşıp onlar da kırmızı ve siyah olarak ayrılıyor.

Yükselme hırsı içinde olan Julien roman boyunca çeşitli seçimler yapıyor ve yazar onun dünyasının karmaşıklığını çok net analizlerle yansıtıyor.

Tutkulu bir aşk okurken Fransa'nın genel durumuyla ilgili de bilgi alabileceğiniz bir eser.

İyi okumalar...
87 syf.
·1 günde·8/10 puan
“Konuşmak şart değildi ya. Hem duyup düşündüklerini insan her zaman anlatamaz ki. Zaten kelimeler de her şeyi ifade edemez...”

Ah Cemile, güzel Cemile...
Cengiz Aytmatov’un kaleminden kısacık ancak içinde gözümüzde gönlümüzde büyüttüğümüz(ki bence büyütülecek kadar güzel bir şey) aşkı ele alıyor. Cemile ve Daniyar’ın aşkı...
Eser, Cemile’nin 15 yaşındaki kiçine balasının gözünden anlatılıyor. Kiçine bala sözcüğü Cemile’nin eşinin erkek kardeşine ithafen kullanılan bir sözcük.
Doğru söylemek gerekirse 87 sayfacık bu kitabın beni böylesine içine çekeceğini hiç düşünmemiştim. Elinizde bulunuyorsa en yakın zamanda okumanızı öneririm.
128 syf.
·1 günde·8/10 puan
Maksim Gorki’nin kendisine gelen mektuplarda sorulan sorulara ve yazılanlara verdiği cevapların derlenmesi ile oluşan eseri.

Kimdir küçük burjuva? Çok değişim yaşanmış olsa da bugün orta sınıf denilen -burjuva demek hakaretle eş değer görülür- ekonomi çarkının dönmesini sağlayan en önemli dişlidir. Aynı zamanda toplumun çoğunluğu oluşturan kesimdir.
Büyük burjuva zaten yeterince eleştirilir. Köylü ya da alt sınıf(fakir, işci) aydınlatılmaya, geliştirilmeye ihtiyaç duyar. Bu yüzden biraz bilen, öğrenen ancak değişmeyen, düşünmeyen ve batıl inançların pençesinde kıvranan küçük burjuva vardır, Gorki’nin hedef tahtasında.
Her ne kadar Ruslar için yazmışsa da herkes için geçerlidir.
Tabii bu her devlet veya toplum için geçerli midir? Herhalde değildir. Gelişmiş ya da gelişmekte olan devletlerdir kasıt ya da içinde küçük burjuvayı büyük bir kitle olarak barındıran.
Somali’de pek geçerli değildir, orta sınıfın ortaya çıkması ekonomik gelişmişliğine bağlıdır.
Önce basit ‘ekmek’ lazım onlara.

Orta sınıf hep yerinde sayar ne ileri ne geri. Böyle olması gerek çünkü kapitalizmin sürdürülebilmesi biraz da buna bağlıdır. Çok çalışmak istemez ama iyi para ister, pek düşünmek istemez çünkü onun yerine düşünenler vardır. Düğünlerde hep bulunur, cenazelerde gömülen odur, oy vermek için sıranın en önünde bulunur, çağrıldığında ilk o koşar. Parazittir biraz.
Batıl inançlar zihnini esir almış. Bu yüzden değişimin önündeki en büyük engel olarak görür küçük burjuvayı. Bunun böyle olmasının tarihsel faktörlerini sıralar ancak küçük burjuvayı eleştirmekten geri durmaz.

Kimleri eleştirmemiş ki Gorki; Dostoyevksi, Tolstoy, Andreyev’i. Çünkü ona göre halk aydınlanması için aydınların da bir şey yapması gerek. Bu yüzden bu yazarları pek bir şey yapmamakla suçlar. Hatta yapmamalarını geçelim, bazı düşüncelerinin toplum için sakıncalı olduğunu da belirtmiştir. Sonra dinin kişiyi pasifize etmesine değinir, oradan devletin ideolojik dişleri arasında ezilmemize gelir.

SSCB'nin yaptığı işlere de değinmiş, övmüş ve çağdaş devletlerle karşılaştırmalar yapmıştır. Savaş, silahlanma, eğitim, sağlık, Doğu-Batı çatışması üzerine çok doğru tespitlerini sıralıyor.
Sadece burjuva ve kapitalizm eleştirisi yok aynı zamanda aşk, ölüm ve felsefe üzerine düşünceleri de var

“Tarih, ırk, milliyet, sınıf peşin hükümlerinden kurtulmuş yeni bir insanın ortaya çıkmasını istiyor.”

Sohbet havasında yazılmış, kolay okunan bir eser
İyi okumalar.
87 syf.
·4 günde·8/10 puan
Sözlerime nereden başlayacağımı bilemeden... Romanın başında ve sonunda, bir birinden ayrı hikaye var. Ne kadar ayrı ise, bir o kadar da birleşik, bir birine bağlı... Ve kurguyu o kadar güzel betimlemiş ve anlatım da akışı ve narinliği ile kendini okutuyor.

Hikaye, 19?? ( bin dokuz yüzlü) yılların başlarında Kurkuru köyünde geçiyor..

İpucu vermeden kısa keseceğim.. köye bir adam gelir, kim olduğu bilinmeden, o zamanın şartlarına (savaş) ayak uyduran köyün gençleri askere... geriye kalanlar, çoluk çocuk demeden, O dönemin Türkiye'si gibi bir yaşam var ortada. Yabancı da gelmedi hikaye.. (savaşın, ayrısı da olmazdı).

Cemile bir adam sever.. Cemile evlidir, kocası da askerdedir..
(Cemile aşka yenilir..)

Altınay yıllar sonra köyüne gelir ama o gün döner.. Kurkuru köyünün, çileli kızıdır Altınay, diğer kîzların çilelerine bir örnektir hayatı...Şehre gidip okur ve kendinin beklemediği yere varır.. okumak bir sevdadır Altınay'a.

Okusun diye; çocuklara hayatını adayan öğretmen Duyşen, neredeyse öleme kadar gidecek hayat yaşar, yinede çocukları okutmaktan geri durmaz.

Bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden yaşananlar...

Gözlerinizi yordum, kusura bakmazsınız artık :)

Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.
Betül
Betül Küçük Burjuva İdeolojisinin Eleştirisi'yi inceledi.
126 syf.
·Puan vermedi
"küçük burjuvaların temel niteliği kendisinin bir tek,eşsiz olduğuna inanmasıdır.o nedenledir ki hiç bir törenden eksik olmaz.
bütün düğünlerde damat bütün gömmelerde ölü olan odur." Diye başlayalım söze. Maksim Gorki düşüncelerini kendine gelen mektuplara cevap vererek açıklamış. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesini güden, toplumsal olaylarda pasif rol oynayan, hiç bir şeyin değişmeyeceğini inanan bir toplumu resmetmiş. Devrimin yaptıklarından, yapacaklarına, Emekçi ve köylü sınıfın kendini yetiştirdiğinden, gözünün açıldığından bahsetmiş. Zamanın aydınlarını hiç bir şey yapmamakta suçlamış, oysa üzerlerine düşen sorumluluğun ne kadar önemli olduğuna değinmiş. Ve şöyle demiş.

"küçük burjuva; uzun yıllar sürecinde oluşmuş düşünce ve alışkanlıkların dar çemberi içinde sıkışıp kalmış, bu çemberlerin dışına çıkamayıp, kurulu makine gibi düşünen bir varlıktır. ailenin, okulun, kilisenin, "insaniyetçi" edebiyatın etkisi, "kanunların ruhu", burjuva "gelenekleri" denilen bütün şeylerin etkisi küçük burjuvaların kafalarında bir saatin çarklarına benzer. küçük burjuva düşüncelerinin küçük çarklarını, küçük burjuvanın rahatına düşkünlüğünü harekete getiren bir zemberek, pek karmaşık olmayan bir cihaz yaratır. küçük burjuvaların bütün duaları belagat niteliklerini hiç kaybetmeyen şu kelimelerden ibarettir:
"tanrım, bize acı!"

Küçük Burjuva İdeolojisinin Eleştirisi, kitabı aslında kısacık toparlayacak olursak dönemin bir kapitalizm eleştirisidir.

Kitapla kalın efenim :)
Eda
Eda Küçük Burjuva İdeolojisinin Eleştirisi'yi inceledi.
128 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Gorki’nin kendine gelen mektuplara cevaben, küçük burjuvazinin vurdumduymazlığını, kapitalist rejim ile hümanizm arasındaki çelişkileri irdeleyen eseri.

Küçük burjuvazi, yükselme istekleri ile büyük burjuvaziye yakın; açlık sınırından ve “itibarsızlıktan” korktukları için de proletaryadan uzak seyreden bir ara sınıf olarak görülebilir. Bu insanlar, büyük bir burjuva gibi üretim aracına sahiplerdir fakat üretim esnasında kendileri de proleter gibi çalışıp ter döker.
-Hem kendi tarlasına sahip hem de bu tarlayı ekip biçip hasat eden bir çiftçiyi düşünülebilirsiniz -

Gorki’ye göre düşünce yapılarının temelinde “Çok yemek, pek az çalışmak, pek az düşünmek.” ve “ Böyle gelmiş böyle gider.” benzeri otomatik düşünceler yer alır. Ki bu düşünceler 1914-1918 yılları arasında yaşanan Birinci Dünya Savaşı’nda çektikleri zorluklarla da değişmemiştir. Küçük burjuvazi görüp geçirdiği savaşa rağmen, halk kitlelerine uygulanan zulme sessiz kalmaya ve savaşa destek olmaya devam etmiştir.

“Savaştan alınan korkunç dersler, sivrisineklerin, kurbağaların, hamam böceklerinin alışkanlıklarını nasıl hiç bir şekilde değiştirmemişse, küçük burjuvazinin de psikolojisini hiç mi hiç değiştirmemiştir.”

-Benim en çok dikkatimi çeken kısımlardan birinde- Gorki, bilerek ya da bilmeyerek küçük burjuvazinin düşüncelerini destekleyen Rus yazın dünyasına tepkisini de ortaya koyuyor. Tepki gösterdiği ünlü yazarlar: Gogol, Dostoyevski, Tolstoy, Andreyev.
Gorki’ye göre birtakım kitaplarda, akla ve düşünceye karşı bir tutum takınılmakta ve Avrupa’daki küçük burjuvazinin eline koz verilmektedir. Rus edebiyatının içine küçük burjuvazi hamuru katılmaktadır.

Eserin bir kısmında burjuvazinin temellerinin yavaş yavaş çürüdüğü ve Sovyet Rusya’nın kayda değer ilerlemesinin getirilerinden bahsedilmekte. Gorki’ye göre tüm bu ilerlemeler küçük burjuvaziyi mahvedecek güçte.
Gorki’nin yalnızca küçük burjuvaziyi yerden yere vurduğunu söylemek yanlış olur. Yedisinden yetmişine, “gerçek” aydınından köylüsüne kadar kendi insanını övdüğü gibi; yine kendi insanını yermesini de biliyor.

Kapitalist üretimin temelindeki sömürge mekanizmasının iki temel taşı olan proletaryanın ve burjuvazinin varlığı yadsınamaz. Küçük burjuvazi, bu iki sınıf arasındaki uzlaşmazsızlığın ortasında kalan; sığ düşünceli, kafası karışık ve “Özgün ve ayrı bir sınıfız.” düşüncesini direten tehlikeli bir ara sınıf. Eğer ki küçük burjuvaziyi ve Maksim Gorki’nin onlara dair düşüncelerini daha net anlamak isterseniz, kolaylıkla okuyabileceğiniz bir eser.
592 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Merhaba...

Psikolojik romanın kurucusu Stendhal, Fransız Restorasyonu'nun siyasi tartışmaları ortasında, dinî eğitimiyle, aşklarıyla, ihtiraslarıyla dünya edebiyatının en önemli karakterlerinden Julien Sorel'i yaratıyor.
Stendhal, 1840.

Fransa'nın küçük bir kasabasında, bir kerestecinin oğlu olarak dünyaya gelen Julien Sorel, genç yaşında yükselme ihtirasına kapılır. Çalışkanlığı ve dini eğitimiyle dikkat çeken Sorel, bir an önce bu kasabadan kurtulup Paris'e gitmeyi arzular.
Böylece kırmızı ve siyah arasında yaşadığı çelişkiler de başlamış olur.
Restorasyon Fransası'nın şartlarında yükselebilmek için genç Sorel'in önünde iki seçenek vardır:
Ya siyahı seçerek yükselişine Kilise yolundan başlayacaktır ya da kırmızıyı seçerek askeri yoldan.
Ancak bir yandan aldığı dinî eğitim, öte yandan Napolyon'a olan gizli hayranlığı bu seçimi yapmasını zorlaştıracaktır.
Üstelik ihtirasla girdiği bu yolda karşılaşacağı iki farklı kadın, iki farklı aşk, kendini çok başka yerlerde bulmasına sebep olacaktır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şerif Hulusi
Tam adı:
Şerif Hulusi Kurbanoğlu
Unvan:
Türk Edebiyat Araştırmacısı, Çevirmen, Yazar
Doğum:
Manisa, Türkiye, 1910
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 4 Nisan 1971
Edebiyat araştırmacısı, çevirmen (D. 1910, Manisa - Ö. 4 Nisan 1971, İstanbul). Şerif Hulusi Sayman imzasını da kullandı.
İstanbul Erkek Lisesi mezunu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde okudu. Tanınmasını
sağlayan inceleme ve araştırma yazıları 1936 yılından başlayarak Ağaç, Kültür Haftası, İnsan, Yeditepe, Eylem vd. dergilerde
yayımlandı. Lenin, Plehanov, Mao, Aytmatov’un yanı sıra Batı edebiyatından çeviriler yaptı. Çeşitli yazı ve çevirilerinden dolayı
hakkında birkaç defa kovuşturma açılmıştı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 138 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 160 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.