MIT’de İktisad Profesörü olarak görev yapan ve dünyanın en etkili ekonomistleri arasında gösterilen Sn. Acemoğlu’nun Ulusların Düşüşü ve Dar Koridor kitaplarının ardından okumuş olduğum üçüncü eseri İktidar ve Teknoloji. Diğer ilk iki kitaplarını İngiliz iktidadçı James Robinson ilke beraber yazmışlardı. Bu kitabı ise IMF Eski Başkanları’ndan Simon Johnson ile birlikte geçmişe dayalı 20 yıllık araştırmaların ürünü olarak yazıyorlar. Ama tabi kitaba katkı veren birçok ekonomist ve uzmanın isim listesi kitabın son bölümlerinde bir teşekkür ile paylaşılıyor. Kitabın araştırma konusu geçmiş bin yılda Avrupa ve Dünya Tarihi’nde önemli olan üretim teknolojilerindeki gelişmelerin izini sürerek teknolojik gelişmelerle beraber ortaya çıkan üretim artışı dönemin hakim güçleri olan kişi ve kurumlar ile, iş dünyasının en üst katmalarından toplumların orta ve alt sınıflarına doğru bir gelir ve refah artışı yaratıp yaratmadığının izini sürmekte. Ortaçağ’da Avrupa’da pulluk ve yel değirmenlerinin tarımsal üretim artışı ve Çin’deki tarımsal üretimdeki artışlar neden toplumun tüm katmanlarına yansımadı? Acemoğlu ve Simon Johnson İktisad Tarihi’nin her döneminde teknolojik gelişmelerde ve üretim artışlarında öncü kişi ve kurumların hakim bir vizyon belirlediğini tarihten somut örneklerle öne sürüyor. Örneğin; Ortaçağda Avrupa’da tarımdaki üretim fazlası ve toplanan ek vergiler köylülerin ve üretimde payı olan emeğin refah paylaşımında birşey elde edemediğini ve kaynakların aristokratlar ve kilise aracılığıyla katedraller yapımına harcandığını delilleri ile bize gösteriyor. Sanayi Devrimi’nin 11. ve 17. yüzyıllar arasında Akdeniz havzasında ülkeler ve Çin’den ileri ve zengin olmayan İngiltere’de ortaya çıktığının izlerini sürüyor. 11. yüzyılda İngiltereyi işgal eden Normanlar feodal
Kitap teknolojinin kendiliğinden refah üretmediğini, aksine kimin kazanç sağlayacağını belirleyen asıl unsurun iktidar ve kurumlar olduğunu savunan bir kitap; sanayi devriminden günümüz yapay zekâ çağına kadar uzanan örneklerle, teknolojik ilerlemenin çoğu zaman geniş kitleleri değil belirli bir elit grubu güçlendirdiğini gösterirken, yaygın “ilerleme herkesi zenginleştirir” anlatısını ciddi şekilde sorguluyor ve okuyucuyu rahatsız edecek kadar açık bir gerçeklik sunuyor: teknoloji nötr değil, yönlendirilendir; ancak kitap bu güçlü teşhise rağmen çözüm kısmında daha düzenlenebilir, daha adil bir sistem varsayarak biraz iyimser kalıyor, çünkü gücü elinde tutanların kendi avantajlarını sınırlayacak mekanizmaları neden kabul edeceği sorusuna tam anlamıyla ikna edici bir cevap veremiyor....
Eşitsizlik, hava kirliliği, radikalizm gibi bir sürü sorunları teknoloji beraberinde getirir. Ama bunlar daha güzel bir dünyanın doğum sancıları sayılır. Herkes her yerde olabildiğince inovasyon yapmalıdır. Jeremy Bentham faydacılık (ultilitarizm) kurucusudur. Modern ekonominin babası sayılan 18. Yüzyıl düşünürü Adam Smith de günümüzdeki bir risk sermayesi formunun yönetim kurulunda yer alabilir veya ekonomi dergisi Forbes’da yazarlık yapabilirdi.
İnsanlık tarihinin son 1000 yılı refah paylaşımı getirmenin yanından bile geçmemiş sayısız icatlarla doludur. Mesela daha iyi sabanlar, daha gelişmiş değirmenler nöbetleşe ekimin daha etkili uygulaması yoksul köylüye hiçbir fayda sağlamadı. Avrupa gemi tasarımında yaşanan gelişmeler ticareti mümkün kıldı ama köle ticaretini de başlattı. İngiliz sanayi devrimi de fakirleri etkilemedi. Üstelik tekstil işçilerinin çalışma saatini uzatıp çalışma koşullarını daha kötü hale getirdi. Pamuk çırçır makinesi de devrim yarattı ama bunun yanında Güney Amerika’da yayılmasıyla köleliğin acımasızlığını daha da şiddetlendirdi. Bilgisayar teknolojileri de üniversiteye gitmemiş birçok insanı geride bıraktı. Yapay gübre fikrinden yola çıkarak üretilen silahlar birçok can aldı. Bunun yanında atalarımızdan çok daha iyi koşullarda yaşıyoruz. Batı toplumlarında yoksullar bile 3 asır öncesine göre çok daha yüksek yaşam standartlarına sahip. Bu da teknoloji sayesinde oldu. Tabiatı itibarıyla sosyal ve konuşkan olan insanoğlu bir yandan sahip olduğu bilgi kırıntılarını sergilemekten kıvanç duyarken bir yandan da fırsatını bulduğunda bu bilgileri arttırma hevesindedir.
Teknoloji konusunda Jeremy Bentham, Edmund Burke ve hatta Adam Smith’in zamanına göre bile çok daha körü körüne iyimserliğin ve elitizmin hâkim olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu kitap
Daron Acemoğlu; kalkınma ekonomisi alanında yaptığı çalışmalarla dünyada saygın bir konumda bulunan Nobel ödüllü ekonomistimiz. Analizleri ile toplum yapısının nasıl şekillendiğini sunar bize. İçerdiği bilgiler ile ufkumuzu genişlettiği gibi aynı zamanda kitaptaki kavramlar da konuyu daha derinlemesine anlamamız adına araştırma merakını doğurmakta. Teknolojiye farklı bir perspektiften bakmaya ne dersiniz?
-Teknoloji mutlak surette yararımıza mıdır?
- Görünen surette teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor görünse de bu görevi her zaman yerine getirebilir mi?
- Getirmeyebilir.
Belki de sermaye kurumlarının etkisi altında kalarak toplumsal eşitsizliklere neden olabilir.
Kitap, yer yer tarihi sunulara da yer vererek, örneklemeler kullanarak konuyu pekiştirmiştir de aynı zamanda.
Bazı anlarda teknoloji ile yakından ilgilenen biri olarak karamsar duygulara kapıldım. Ama her şeye kötü bakmamak gerek. İnsanoğlu var oldukça, ihtiyaçları doğrultusunda teknolojiyi ihtiyaçlarını giderme konusunda kullanacaktır.
Tabii ki, bu teknolojiyi kimlerin kontrol ettiği de önemli bir konu. Hangi otoritelerin veya iktidarların kontrolünde olması da toplumsal katman da oldukça önemli bir yer tutuyor. Örneğin; barbarlık ile buluşunca teknoloji ne hale gelebilir? Bunu iyi düşünmeliyiz.
Kitap son bölümde ilgimizi çekebilecek yeni kaynaklar ve okumalara yapmamız adına da tavsiyelerde bulunuyor.
Okumayı düşünen okurlarımıza kapsamlı ve değerli bir çalışmanın sunulduğunu söylemek isterim.
Bu bağlamda; Daron Acemoğlu ve Simon Johnson'a teşekkürlerimi sunuyorum...
Daron Acemoğlu
İktidar ve teknoloji arasındaki ilişki, çağdaş düşüncenin en köklü ve en sancılı sorunsallarından birini oluşturmaktadır. Daron Acemoğlu ve Simon Johnson'ın kaleme aldığı Power and Progress, bu ilişkiyi yalnızca iktisadi ya da teknik bir mesele olarak değil; kimin kazanıp kimin kaybettiğini, kimin görünür kılınıp kimin dışlandığını belirleyen derin bir iktidar sorunu olarak ele almaktadır. Eser, teknolojik ilerlemenin kaçınılmaz biçimde refahı yaydığı yönündeki hâkim anlatıyı köklü biçimde sorgulamakta; bunun yerine teknolojik seçimlerin her zaman siyasi, toplumsal ve ahlaki tercihler içerdiğini ısrarla savunmaktadır.
“Technology does not have a predetermined path. The direction of innovation is shaped by the choices of those who hold power — and those choices reflect whose interests are being served.”
— Acemoğlu & Johnson, Power and Progress, s. 14
Bu alıntı, kitabın ontolojik çekirdeğini özetlemektedir: teknoloji, kendiliğinden gelişen doğal bir süreç değil; belirli çıkarları, belirli bir varoluş tarzını ve belirli bir iktidar düzenini içkin olarak barındıran bir seçim alanıdır. Yazarlara göre teknolojiyi kim yönlendiriyorsa, gerçekliğin hangi boyutlarının görünür ya da meşru sayılacağını da o belirlemektedir. Bu saptama, Heidegger'in Gestell kavramıyla derin bir rezonans içindedir: teknoloji, varlığı açığa çıkaran değil; onu belirli bir biçimde çerçeveleyen ve böylece onu kapatan bir tehdit olarak iş görmektedir. Benim için bu pasaj, tüm kitabın yol gösterici tezi niteliğindedir.
“For most of history, technology has been used to expand the power of elites at the expense of workers. There is nothing automatic about technological progress translating into shared prosperity.”
— Acemoğlu & Johnson, Power and Progress, s. 87
Yazarların bu cümlesi, kitabın tarihsel
Bu kadar hem teknoloji hem hükümetler üzerine akıcı sade dil, anlamsız kelimelerin olmadığı bir kitapti, okuması çok zevkliydi. Çoğu yerde yok artık dedirtiyor