Tarkan Elsoy

Tarkan Elsoy

Yazar
9.5/10
55 Kişi
·
61
Okunma
·
22
Beğeni
·
594
Gösterim
Adı:
Tarkan Elsoy
Unvan:
Türk Romancı, Senaryo Yazarı, Kompozitör
Doğum:
Rize, 23 Kasım 1969
Tarkan Elsoy, Türk Romancı, Senaryo Yazarı, Kompozitör
(23 Kasım 1969 Rize doğumlu yazar orta öğrenimini İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nde tamamladı. Kısa süreli mühendislik öğrenimi ardından sinema alanında lisans ve yüksek lisans eğitimine devam etti. Hollywood Film Müzikleri, Çağdaş Sanatlar ve Avrupa Sineması özel ilgi alanları oldu. Bir süre Berlin’de yaşadı. Yönetmen Aytan Gönülşen ile birlikte ilk Türk kısa bilim kurgu filmi “Mıy”ı (Biz) gerçekleştirdi. Ardından İstanbul’a yerleşti. Ağırlıklı olarak reklam alanında kreatif direktörlük, yapımcılık, yazarlık vb. görevler yürüttü.

2009 yılı itibarıyla artistik çalışmalarına ağırlık verdi. Hollywood senaristi Bettina Gilois ve Alman asıllı İngiliz yönetmen Tilman Remme ile birlikte Osmanlı’da geçen bilim kurgu projesi “The Floodstone”u hazırladı.

2015 yılında tiyatro oyunu ve roman türlerini bir araya getiren ve alanında bir ilk olan avangart romanı “Rönesans’ın Son Günlerinde Aşk”, Alakarga Sanat Yayınları tarafından yayımlandı.
Modern dünyada köy/kent kültürü çatışmasından yola çıkarak kaleme aldığı “Plazanın En Güzel Kızı” adlı romanı 2020 yılında basıldı.

Toplumsal gerçekçi, kara mizah ve bilim kurgu tarzında yazan Elsoy’un, ambient tarzı müziklerini içeren “Sonic Planet” adlı bir Youtube müzik kanalı bulunuyor.

Roman
Rönesans’ın Son Günlerinde Aşk, 2015
Plazanın En Güzel Kızı, 2020

Senaryo
The Floodstone, 2009
Dolunay, 2012
Black, 2016
Hotel Persephone, 2017
EDNA, 2018

Tiyatro Oyunu
Yeraltından Mucizeler, 2014
Seher Vakti, 2019
“İnsanlar her ne kadar modern ve hümanist görünmek isteseler de…
Sanıyorum bu çoğu zaman biraz yanıltıcı oluyor.
İlk fırsatta özledikleri o vahşi özlerine dönmeye çabalıyorlar… “
Ne kadar trajik ya da rahatsız edici olsa da, istemediği halde ısrarla bulunduğu durumdan mutlu olmanın yollarını aramaya kendini adayarak kurtuluşa ulaşılamayacağı ve bir insanın asla değişemeyeceğini artık kabullenmesi gerekiyordu.

Mutlu olmak kesinlikle zamana yayıp, gelmesi beklenebilecek bir şey değildi.
İnsan mutlu olmak isterdi ve olurdu; işin ilginci bu muazzam ve çok az kişi tarafından bilindiğini düşündüğü gerçeğe aklıyla değil sezgileriyle ulaşmıştı.

Bu onu bir geceliğine bile olsa yeterince ayrıcalıklı yapmaya yeter de artardı bile.
Komik olan her şey bir ölçüde trajik ,trajik olan her şey bir ölçüde komik .Hayat gerçekten çok da önemseyeceğimiz bir şey değil gibi , belki kendimizi de gereğinden fazla önemsiyoruz...
Yani hayatın başlangıcı ve sonu arasındaki süreyi nasıl doldurduğun konusu öyle çok da kafayı taktığımız kadar büyük bir sorun olmasa gerek .
“Aslına bakarsanız, hala yanıtını bulamadığım bir soru var; tiyatroda herkes oyun yazarını önemserken, yönetmen en iyi olasılık ikinci sırada dikkate alınırken, sinemada neden kimse üç tane bile senarist adı sayamaz, aklım bunu kesinlikle almıyor…”

Sandra utangaç bir kahkaha attı: “Bu gerçekten hem çok basit hem de muazzam bir soru… İnsan doğası böyle işliyor sanırım, en ortadaki gerçekleri sorgulamak aklımızın ucundan bile geçmiyor… Hiç düşünmemiş olmama şimdi ben de çok şaşırıyorum…”

“Modern insanlar olarak, önümüze gelen hazır çözümleri tüketmeye bayılıyoruz desek hiç de abartmış olmayız kanımca. Sanıyorum beyinlerimiz giderek daha büyük bir hızla tembelleşip, kısırlaşıyor… Ve duyarsızlıktan her zaman adaletsizlik doğuyor; yani bir mimar bir proje hazırlıyor, inşaat mühendisi hayata geçiriyor, çalışmanın sahibi mimar kabul ediliyor. Bir senarist bir proje hazırlıyor, yönetmen hayata geçiriyor ve projeye imza atmış sahibi oluyor…”

“Hmmm… Oldukça yerinde bir benzetme gibi görünüyor, hatta sinemanın genelini bile sorgulatmaya dünden hazır gibi…”

"Kimine göre sinema bütün sanatları birleştirip yüceltti, kimine göre de her birini tek tek özenle katletti... Ama ben asıl sinemanın nereye kaybolduğunu merak ediyorum. Ayrıca yerine göz dikmiş başka hiç bir artistik tür de göremiyorum..."

“Bu cesur romantizminiz gerçekten hoşuma gitti. Haftaya mutlaka öğrencilerimle tartışmaya açmam gerek bu yaklaşımlarınızı…”

Wolfgang şaşırmış bir yüz ifadesiyle Sandra’nın yüzüne odaklandı. Sandra kadehini Wolfgang’a kaldırıp :”Sandra Rosenfeld, Sanat Tarihi Profesörü…”

Wolfgang ağır ağır kadehini kaldırırken, bu şatafatlı unvana ne karşılık vermesi gerektiğini düşündü: “Bayan Rosenfeld gerçekten çok üzgünüm, uzmanlık alanınızda patavatsızca ileri geri laflar edip durdum sanırım…”

Sandra eliyle önemi yok anlamına gelen bir hareket yaparak “Boş verin, baksanıza artık herkes fotoğrafçı, ressam, yazar, yönetmen… Sanatın o ayrıcalıklı, elitist günlerini sanıyorum uzunca bir süreliğine geride bıraktık…”

“Size kesinlikle katılıyorum, patates baskısını resim diye yutturmaya çalışan galericilerden de, izleyene adeta ruhsal hastalık bulaştırmak isteyen düşük bütçe damgalı filmlerden de gına geldi artık. Müzik deseniz, sanat müziği diye yüzyıllar öncesinin müziklerini dinliyoruz, yeni bir şey aramaya kalkmayın, zaten bulamazsınız…”

“Yani?..”

“Yani?..”

“Yani demek istiyorum ki, tüm bunları nereye bağlıyorsunuz?..”

“Rönesans’ın bittiğine…”
" Aristokrasiyle kendi halklarına kan kusturdukları yetmezmiş gibi hızını alamayıp nerede zavallı ülke varsa üzerine çullanıp onları da sömürge yapmışlardı.
Milyonların kanını içiyor ama asla doymuyorlardı, hep daha fazlasını hep daha fazlasını istiyorlardı.
Dönüp baksan görünürde her biri şık giyimli, elinden kitap düşürmeyen, birbirlerine naziklikten kırılacak incelikte, en yakışıklısından en güzeline salon beyefendileri, salon hanımefendileriydiler. "
“Modern insanlar olarak, önümüze gelen hazır çözümleri tüketmeye bayılıyoruz desek hiç de abartmış olmayız kanımca. Sanıyorum beyinlerimiz giderek daha büyük bir hızla tembelleşip, kısırlaşıyor…
Ve duyarsızlıktan her zaman adaletsizlik doğuyor; yani bir mimar bir proje hazırlıyor, inşaat mühendisi hayata geçiriyor, çalışmanın sahibi mimar kabul ediliyor.
Bir senarist bir proje hazırlıyor, yönetmen hayata geçiriyor ve projeye imza atmış sahibi oluyor…”
" MUSTAFA KEMAL: Savaşın senden isteyecekleri çok fazla, sana vereceklerimizse çok sınırlı. Bunu hiç aklından çıkarma.

KARA FATMA: Allah bize senin gibi dünyanın en haşmetli komutanını bahşetmiş, üzerine daha ne isteriz ki…"
Hoş karşılar mı şimdi etraftaki komşular?..”
İşte hemen her annenin olduğu gibi annemin de arkasına saklanmayı en çok sevdiği anahtar sözcüklerdi bunlar: “Etraftakiler ne der?”
Etraftakilerin ne diyeceği şu saatten sonra bayır aşağıydı artık benim için. Benim ne yaşadığım ne hissettiğim burada nelerle kimlerle boğuştuğum falan değil de etraftakilerin ne dediği önemliydi annem için.
Kadınların köleliği koşulsuz kabullenişi böyle geçiyordu işte kuşaktan kuşağa: Başkalarını mutlu etmek için yaşayan, ürkek ve sert bakışlarla kafası yarı önde etrafı süzen, doğarken esir düşmüş bir dişi sürüsü!
Pek tabii! Bir kızın kişiliği, tercihleri, istekleri ya da beyni olabilir miydi hiç bu coğrafyada?
Olsa olsa kıytırık bir bekâreti olabilirdi.
O da gidince geriye itaat etmekten, hizmet etmekten başka ne kalıyordu ki elinde?
70 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Tarkan Elsoy'un 2 kitabını okumuş, ikisinden de çok etkilenmiştim.
Seher Vakti isimli bu yeni kitabı Kurtuluş Savaşı sırasında adını hepimizin bildiği Kara Fatma 'nın hikayesi .
çok gerçekçi ve heyecanlı bir kurguyla, oldukça çarpıcı karakterler kullanarak anlatmış.
Oyunun Hollywood filmlerini çağrıştıran kendine has dinamik bir havası var. umarım yakın zamanda tiyatroda da izleme şansımız olur .
379 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Rönesansın son günlerinde aşk isimli romanıyla tanıdığım yazar Tarkan Elsoy’un kurgusuna ve tarzına hayran olduğum için ikinci kitabını da alıp hemen okuyup bitirdim .

Plazanın en güzel kızı romanı başından sonuna kadar heyecanını ve temposunu yavaşlatmıyor .
O derece soluk soluğa ilerleyen bir olay örgüsü var.
Son yıllarda okuduğum en iyi beş kitaptan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Romanda neyin nereye varacağını hatta bir kaç sayfa sonrasını bile asla tahmin edemiyorsunuz.
Okuyucuyu ciddiye alan, titiz bir yaratıcılıkla hazırlanmış. Kitap bittikten sonra yoğun bir sarsılmışlık, şaşkınlık, hüzünle karışık bir umut kaplıyor içinizi.

yeni kitaplarını heyecanla bekliyor olacağım
Kalemine sağlık Tarkan Elsoy
358 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10 puan
öncelikle kitabı yeni bitirdim ve hemen yazmak istediğim şey
bu bir kitap değil bir kitaptan çok daha fazlası ; sayfalara yazılmış, harflerle çekilmiş bir film gibiydi .
Okurken tek satırında bile sıkılmadım ve sahneleri gözümün önünde seyrettim . yazarın merak ettiren tarzı ve sade anlatımı ile okuması çok kolay sürükleyici bir kitap.
bence bir ya da iki kitap daha devamı olmalı ve umarım hakkını vererek sinemaya da uyarlarlar .
379 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
iyinin ve kötünün algısal yanılsaması üzerine yazılmış muazzam roman.
yazarı Tarkan Elsoy'un sinema sektöründen geldiği belli oluyor ve bence bu yazara dikkat edin çok konuşulacak , gündeme gelecek ve fark yaratacak .
insanların dış güzellikten beslendiğini kanıtlayan, ama bunun aynı zamanda insanın yıkımını getirdiğini gösteren bir eser.
mükemmel bir akıcılıkla tutku , cinsellik , inanç , ego gibi olgular üzerinden seyreden film tadında işlenmiş bu kitabı okuyun , okutturun .
358 syf.
·Beğendi·10/10 puan
okuduğum en iyi Türk yazarlardan birinin kitabı ve kesinlikle filmi çekilmesi gereken inanılmaz bir kurgusu var .
her sayfasında hayata dair en az bir tane yerinde ve çok etkileyici yorum bulunduran zamanın ötesinde bir roman.
tiyatro severlerin mutlaka okuması gerekir , çünkü içinde bir tiyatro senaryosu da kitaba dahil edilmiş bir şekilde .
yazarın yeni kitaplarını heyecan ile bekliyorum . takipçisiyim .
sevgiler ..
358 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10 puan
En popülerinden eski klasiklere kadar geniş bir yelpazede kitap okuyan biriyim. Ben de pek çoğumuz gibi birbirine çok benzeyen, okudukça pek de tat vermeyen kitaplardan şikayetçiyim. Bu nedenle facebook’da kitap gruplarını takip ediyor paylaşımları ve yorumları inceliyorum zaman zaman .

Rönesans'ın Son Günlerinde Aşk romanına bu gruplardan birinde rastladım, zevkine güvendiğim bir kaç kişi de övgüyle bahsedince sipariş verdim.
Daha ilk sayfalarda şaşırdıkça şaşırdım, roman bir Türk yazarındı ama asla Türk bir yazar yazmış gibi durmuyordu. İlk kez yaşadığım bir histi bu.
Sayfalar ilerledikçe, olay örgüsü griftleştikçe şaşırmaya devam ettim; kitap bir aşk romanından çok daha fazlasını vaat ediyordu. Yani aradığınız düşük IQ'lu ergen aşk romanıysa, o kitap bu kitap kesinlikle değil.
Sıra dışı bir kitap arayan insanların okuması gereken bir kitap ve her kelimesinden tat alacaklarına eminim . bu kitapta bu güne kadar rastlamadığım mükemellikte çok enteresan bir sinematografik kurgu var.

Tarkan Elsoy’un ince zekası ile kurguladığı bu kitapta tekrar tekrar okunacak cümleler buluyorsunuz. kitabın içinde geçen sözlerin altı çizilmeli,özellikle diyaloglarda çok şey gizlenmiş .

Ayrıca kitabın bir bölümünde tiyatro oyunu da yerleştirilmiş . kahramanlarımız tiyatroya gidiyorlar ve muhteşem betimlemelerle siz de tiyatroya gitmiş gibi önce sahne ve ortamı sonra da oyunu izlemiş kadar oluyorsunuz . Bu açıdan baktığınızda roman Türk edebiyatında bir öncü roman ve bir ilk.
Dünya edebiyatında bu tarz avantgarde bir eser var mı bilmiyorum...

Bence bu kitabın filmi de olmalı . okurken film izliyormuş gibi hissettiriyor ve yarısından sonra hala okuyucuya sonraki aşamalarda neler olabileceğini çok açık sezdirmediğinden merak duygusunu çok canlı tutuyor, beklenmedik şeyler oluyor ve kitabın ilk sayfalarında ufak detaylarla bağlantılı olarak kurgu tam olarak oturuyor . eğer kitabı okuyup, olan bitene hiçbir anlam veremediyseniz, bence Elif Shafak okumaya devam edin .
Bu kitabın okuyucu kitlesi ; romanda klişe tipler değil karakter arayan, yeniliklere açık , seçme cesareti olan - herkes gibi olmayan okuyucular - diye düşünüyorum .
358 syf.
·38 günde·Beğendi·10/10 puan
okuduğum en ilginç kitaplardan biri . bir sayfa sonrasını tahmin edemedim çok şaşırtıcı bir konusu var .
içinde saklı bir tiyatro senaryosu da var . kurgu o kadar iyi oturmuş ki perde aralarında kitap devam ediyor .
çabuk bitmesin diye her gün azar azar okumaya çalışsam da merak ettiğim için dayanamadım hemen bitti .film gibi akan bir kitaptı çok sevdim .
yazarın müzisyen ve senarist olduğunu okumuştum .
bu kitap için türünün tek örneği diyebilirim . benzerine hiç rastlamadım ve duymadım .
379 syf.
·41 günde·Beğendi·10/10 puan
İnanılmaz sürükleyici ve şaşırtıcı bir kitap.
Sanki Avrupalı bir yazar günümüz İstanbul'unda Levent taraflarında plazalardan birinde çalışan , ailesi köyde yaşayan yalnız ve çok güzel bir kızın hayatını onun ağzından anlatmış .
Olacakları önceden tahmin edemiyorsunuz.
Hele finali asla.
379 syf.
·Beğendi·10/10 puan
yazar Tarkan Elsoy'un Rönesansın son günlerinde aşk isimli kitabını okumuştum orada da baş kahraman bir kadındı ve sürükleyici harika bir konusu vardı . yazarın dilini çok sevdim
Plazanın en güzel kızı ; yine bir kadın hikayesi .
köyden gelen Melis isimli yalnız bir kızın istanbul'da hayallerinin peşinden koşarken yaşadıkları ve özellikle dikkatimi çeken detaylardan biri de kitap Melis'in gözünden anlatılıyor .
bir anda kendinizi tam olayların içinde onun yerinde buluyorsunuz ve bazen romantik bazen komik bir sürü olaylar ve yine şaşırtıcı bir son .
358 syf.
·Beğendi·10/10 puan
kadınlarla ilgili romanları sevdiğimi bilen bir arkadaşım önermişti bu kitabı
daha önce okuduğum hiç bir aşk romanına benzemiyordu. büyük bir aşk vardı içinde ama çok farklı anlatılmış , sürükleyici ve merak ettirici bir kitap . yumuşak ve yavaş başlayan olaylar kitabın ortasına gelince çok şaşırtıyor . sonunu çok hızlı getirdim . unutulmayacak ve devamı olsa dediğim kitaplardan biri oldu .

Yazarın biyografisi

Adı:
Tarkan Elsoy
Unvan:
Türk Romancı, Senaryo Yazarı, Kompozitör
Doğum:
Rize, 23 Kasım 1969
Tarkan Elsoy, Türk Romancı, Senaryo Yazarı, Kompozitör
(23 Kasım 1969 Rize doğumlu yazar orta öğrenimini İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nde tamamladı. Kısa süreli mühendislik öğrenimi ardından sinema alanında lisans ve yüksek lisans eğitimine devam etti. Hollywood Film Müzikleri, Çağdaş Sanatlar ve Avrupa Sineması özel ilgi alanları oldu. Bir süre Berlin’de yaşadı. Yönetmen Aytan Gönülşen ile birlikte ilk Türk kısa bilim kurgu filmi “Mıy”ı (Biz) gerçekleştirdi. Ardından İstanbul’a yerleşti. Ağırlıklı olarak reklam alanında kreatif direktörlük, yapımcılık, yazarlık vb. görevler yürüttü.

2009 yılı itibarıyla artistik çalışmalarına ağırlık verdi. Hollywood senaristi Bettina Gilois ve Alman asıllı İngiliz yönetmen Tilman Remme ile birlikte Osmanlı’da geçen bilim kurgu projesi “The Floodstone”u hazırladı.

2015 yılında tiyatro oyunu ve roman türlerini bir araya getiren ve alanında bir ilk olan avangart romanı “Rönesans’ın Son Günlerinde Aşk”, Alakarga Sanat Yayınları tarafından yayımlandı.
Modern dünyada köy/kent kültürü çatışmasından yola çıkarak kaleme aldığı “Plazanın En Güzel Kızı” adlı romanı 2020 yılında basıldı.

Toplumsal gerçekçi, kara mizah ve bilim kurgu tarzında yazan Elsoy’un, ambient tarzı müziklerini içeren “Sonic Planet” adlı bir Youtube müzik kanalı bulunuyor.

Roman
Rönesans’ın Son Günlerinde Aşk, 2015
Plazanın En Güzel Kızı, 2020

Senaryo
The Floodstone, 2009
Dolunay, 2012
Black, 2016
Hotel Persephone, 2017
EDNA, 2018

Tiyatro Oyunu
Yeraltından Mucizeler, 2014
Seher Vakti, 2019

Yazar istatistikleri

  • 22 okur beğendi.
  • 61 okur okudu.
  • 18 okur okuyacak.