Tufan Göbekçin

Tufan Göbekçin

Çevirmen
8.4/10
708 Kişi
·
1.248
Okunma
·
6
Beğeni
·
700
Gösterim
Adı:
Tufan Göbekçin
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
384 syf.
·2 günde
Tüm edebiyat severlerin okuması için çok güzel bir kitap. Kitap sayesinde edebiyat hakkında bilmediğim bazı bilgileri öğrendim. Kitap 40 bölümden oluşuyor ve okuduğum her bölümü keyifle okudum.
Kitabın 1. Bölümün de "Hayatınızın geri kalan günlerini Robinson Crusoe gibi ıssız bir adada geçireceğinizi hayal edin. Yanınızda en çok hangi kitabın olmasını isterdiniz?" sorusunu okuyunca o kadar çok düşündüm ki ben yanımda hangi kitabın olmasını isterdim diye. Sevdiğim kitap o kadar çoktu ki o yüzden de yanımda olmasını istediğim kitaba bir türlü karar veremiyordum. Sonunda karar verebilmiştim yanımda hangi kitabın olacağına. Yanımda olmasını istediğim kitap, bana kitap okumayı sevdiren, bana edebiyat aşkını aşılayan "ÇALIKUŞU" kitabı olurdu.
Arkadaşlar ben de size soruyorum.
Sizler yanınızda hangi kitabın olmasını isterdiniz?
148 syf.
·Puan vermedi
Öncelikle incelememe Thomas More'un hayatını özetlemek ile başlamak istiyorum
Çünkü eseri okunmadan önce yazarımızı tanımamızın çok faydası olacağını düşünüyorum.

Thomas More 7 Şubat 1478 yılında İngiltere'de doğmuştur. Yazarımız bir devlet adamı ve hukukçudur.1517 yılında ise Kral'ın hizmetine girdi, görevini
başarıyla sürdüren More şövalye ünvanı aldı. Daha sonra More'un Kral VIII. Henry'nin İngiliz Kilisesi'nin başına geçme niyetine karşı çıkmasıyla kendi
siyasi kariyerini bitirdi ve hain olarak görülüp idam edildi.




Thomas More un Ütopya'sında
sınıfsız bir toplum vardır. Altın, gümüş gibi madeni eşyaların hiçbir değeri yoktur. Çünkü herkes ihtiyaç duyduğu
şeylere rahatça ulaşabildiği için bunlara ihtiyaç duymazlar. Ütopyalılar barış yanlısıdırlar hayvanları çok sevdikleri gibi insanları da çok
severler. Fakat savaşmak zorunda kalırlarsa bunu ahlaki normlara göre yaparlar. Teslim olunduğu takdirde yağma yapmazlar. Sivil halka dokunmazlar.
Özel mülkiyet kavramı yoktur. Bunun yerine ortak mülkiyet kavramı vardır. İnsanlar kapılarını kilitlemezler, ihtiyacı olduklarını bir başkasının evinden
rahatça alabilirler. Ütopyalıların hepsi birbirleri için çalışır. Hatta 30 hane bir yönetim kurabilir. İnsanların siyaset konuşması yasaktır, Bütün dinlere
tolerans gösterilir.


1500'lü yıllarda yazılmış ve günümüzde Ütopya severlerinin beğendikleri aynı zamanda eleştirdikleri
bir kitap. Thomas More düşlediği sınıfsız toplumu aynı zamanda özel mülkiyetin olmadığı
bir sosyal yapıyı kurduğu Ütopyaya yerleştirmiş. Fakat sınıfız bir toplumdan bahsedilen
bu kitap, sosyalist bir ütopya değildir. Gariptir ki bu Ütopya'da her ne kadar sınıfsız bir toplumdan bahsedilse de kölelik olgusu vardır. Sanırım kölelik unsuru da ortaçağ
olgusu olduğu için Thomas More bunu eserine yansıtmış. Ama Ütopya'da bahsedilen kölelere
zulüm edilmez, aç bırakılmaz yani orta çağ köleliği ile bir alakası yoktur.
355 syf.
·19 günde·10/10 puan
Alfa yayıncılığın 'Büyük Fikirleri Kolayca Anlayın' serisinin tüm kitaplarını şiddetle öneriyorum. Serinin en güzel kitabını da incelemek istedim. Bu kitabı bitirince 100-150 kitabı ,okumamışsanız bile, okumuş biriyle muhabbetini yapacak kadar bilgiyi hiç sıkmadan aşılıyor size.
Edebiyat tarihini kronolojik olarak incelemekle beraber kitap, her dönemin tarzını, alışkanlıklarını, yazarların zihniyetlerini anlatıyor. Dönemin diğer olaylarıyla; savaş, göç, buluşlar, v.b durumlarla arasındaki bağı aktarıyor eserlerin.
Sevilen klasiklerden, seyahatnamelere; ilk yazıtlardan modern günümüz eserlerine her yapıtı şekilli analizlerle, soru-cevapla, kitaplardan alıntılarla anlatan bu eser eğlenceli bir ansiklopedi niteliğinde.
180 syf.
·Puan vermedi
Yüzüm beni yeterince tanıtır. Hem, bir kimse, benim Minerva yahut Bilge olduğumu iddia etmeyi aklına koyarsa, nutuklarımla ruhumu betimlemeye mi ihtiyacı olacak? Aksine, inanmak için bana bir kez bakması ona yetmez mi?
252 syf.
·Puan vermedi
Sevgili Okur;
Bu kitabın çok basit bir önermesi var: Hiç kimse ortalama değildir. Anneniz, babanız, siz, arkadaş çevreniz, çocuklarınız, meslektaşlarınız ve etrafınızda gördüğünüz görmediğiniz diğer insanlar…Herkesin birbirine parmak izi kadar benzediği bir dünyada yaşıyoruz. Ama hepimiz bu karmaşanın içerisinde kendimizi ve standartlarımızı ortalamaya göre yordar olmuşuz. Bizi ortalamayla kıyaslayan ölçütlerin, potansiyelimiz hakkında önemli bilgiler ortaya koyduğu şeklindeki varsayım bilincimize öyle kazınmış ki onu sorgulamıyoruz. İşte bu kitap, bize bunun ne kadar yanlış olduğunu tekrar hatırlatmak için güzel bir fırsat olabilir.
366 syf.
Merhaba,Kitap içindeki alıntılarımın sayfa numaraları:18,63,111,113,137,141,171,181,195,216,291,302
Bilim.... Ucu açık bir kavram, evren var oldukça varolacak her açıklanamayan olguyu açıklamaya çalışıcak.Peki bilim hakkında neler biliyoruz? İlk ne zaman ,nasıl ortaya cıkmış?
Bu konularla giriş yapıyor kitap,gelişme kısmında birçok bilimsel konuya; Tıp, Fizik,Kimya,Biyoloji,Astro fizik ve kuantum fiziği gibi bilimin dallarına yüzeysel ;halkın anlayabileceği bir üslupla kaleme alıyor.
Sürükleyici bir kitap mı? Yer yer evet,bazende hayır, ortalmaya vurursak fena değil.
Güzel anektodlara,kafamdaki bazı sorulara cevap vermiş bir kitap. Şunu unutmayalım ki içinde bilim olan ne olursa olsun kiymetlidir.
Ayağı yere basmak gibidir,vardır ve somuttur.
Okumanızı tavsiye ediyorum.
Keyifli okumalar
384 syf.
·13 günde·8/10 puan
Kitap adından anlaşılacağı üzere; edebiyatın sözlü ve ilk örnekleri olan efsane, mit, destanlardan başlayan uzun yolculuğunu; kitapların ve yazarlarının kısa öykülerinden oluşan bir seçkiler dünyasını sunuyor. Ve şu soruyu soruyor(sorduruyor): “... sınırlı ömrümüzü hangi kitapları okuyarak değerlendirmemiz gerekir?” Bu doğrultuda okurken kendi adıma bir liste de yapabildim(umarım sadık kalırım). Ve son bölümde yazar kitabının amacını(hatta bence 1000kitap’ ın da oluşum amacını) şöyle anlatıyor:
“Bu kitap bir bütün olarak edebiyatın nasıl komünal bir şey olduğunu inceledi. Edebiyat kendi zihnimizden daha büyük zihinlerle kurulan bir diyalogdur, hayatlarımızı nasıl sürdürmemiz gerektiği hakkındaki renkli fikirlerdir, dünyamızın nereye gittiği ve nereye gitmesi gerektiği hakkında yürütülen bir tartışmadır. Edebiyat sayesinde zihinlerin buluşması, bugün varoluşumuzun merkezinde yer alır. Her şey yolunda giderse zihinlerin buluşması daha yoğun, daha yakın ve aktif hale gelecek. İnsan zihninin harikulade yaratıcı ürünü edebiyat, yeni şartlara uyum sağlayarak hangi formlara bürünürse bürünsün sonsuza dek hayatımızın bir parçası olacak ve hayatlarımızı zenginleştirecek.”
252 syf.
Elimizdeki bu kitapta, yazar aynı olmaya değer veren bir dünyada başarılı olmanın yollarını aramıştır. Ortalama kavramının insan ve insanlık yaşamını nasıl etkilediği üzerine derin araştırmalara yer vermiş, insanın biricikliğini yıkan, onu sıradanlaştıran bu yaklaşımı eleştirmiş ve bu hususta çözüm yolları sunmuştur.

Eser üç ana bölüm ve alt bölümlerden oluşmuştur. İlk bölümde ortalamanın nasıl icat edildiği, dünyamızın nasıl standart bir hale geldiği ve ortalamayı devirmek konuları ele alınırken, ikinci bölümde yeteneğin dalgalılığından, özelliklerin mit oluşundan ve hepimizin daha az kullanılan yolda yürüdüğüne dair bulgulara yer verilmiş, son kısımda ise; bireyselliğe yönelen işletmelere, yükseköğrenimde ortalamanın ikamesine ve fırsatı yeniden tanımlamak konuları ele alınmıştır.
Hepimiz ortalamacı kültürün baskın hale gelen tek boyutlu düşünmenin ağırlığı altında eziliyoruz. Bizi hiç durmadan sıralayan, kategorilere ayıran standart eğitim sisteminde yok olup gidiyoruz. Bize özgürlüğü vaat edenler bizi tutsak edenlerden başkası olmadı. İnsan eşref-i mahlukattır; yani yaratılmışların en şereflisi. Parmak izi gibi hepimiz birbirimizden farklıyız. Tek tipleştirmek, aynılaştırmak, sıradan kalıplara sokulmak bir insana yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bu kitap ortalamacı zihniyetin sonu, bireyselliğin zafere ulaşma vesikasıdır.

Günümüzde bireyselliğin temellerine dinamit döşenmiş ve durmadan yok edilmeye çalışılmaktadır. Yeteneklerimiz yok sayıldığı gibi aynı yollarda yürümeye zorlanmaktayız. Standart bir insandan daima harikalar yaratması beklenmektedir.
Eserde, Daniels’ in ortalama pilot düşüncesinin hüsranla son bulduğuna şahit oluyoruz. Ayarlanabilir pedalların üretilmesi sayesinde bu düşüncenin değiştiğini ortalama zihniyet yerine bireyselliği esas alan düşüncenin mantıklı olduğunu görüyoruz.

Cleveland Sağlık Müzesi, “İdeal Kız” olarak yarattığı Norma heykeli de bir başka ortalamacı zihniyetin tezahürüdür. İdeal kadın Norma’ nın da “yanlış ideal” olarak hüsranla son bulmuştur. Birkaç yıl önce “Beyonce” nin ideal kadın olduğuna dair haberlere rastlamıştım. Sonrasında ise insanların ona benzeme yarışına tanıklık etmiştim. İnsanların bu yanlış idealler uğruna kendilerinden vazgeçtikleri, botokslar, ameliyatlar, estetikler yapması onları mutsuzluğa itmektedir.
Evet, ortalama vücut ölçüsü, ortalama pilot, ortalama zekâ veya ortalama karakter diye bir şey yoktur; çünkü hiç kimse ortalama değildir. Bu konuda yazarla aynı görüşleri paylaşıyorum ve “Ortalama kişiyi merkez alarak tasarlanan her sistem başarısızlığa mahkumdur.”

Doktorların tedavi ettikleri bireyleri değerlendirmek için ortalamanın kullanılmasına şiddetle karşı çıktığını görüyoruz. Fransız Doktor Claude Bernard, 1865’te “Hastaya bu tür vakaların yüzde sekseninin iyileştiğini söyleyebilirsiniz…ama bu onu çok az etkileyecektir. Hastanın bilmek istediği şey, iyileşen yüzdelik dilimin içinde olup olmadığıdır.” diye yazmıştır.
Coronavirüs’ ün bütün dünyayı etkilediği günümüzde bütün insanların gözü kulağı ölüm oranlarında. Önemli olan hangi ülkede ölüm oranının ne olduğu değil. Diyelim ki ülkemizde Coronavirüs’ ten ölenlerin oranı yüzde bir olsun, bu bize isabet etmeyeceği anlamına gelmez. Yüzde birin bizde olması virüsü bizde yüzde yüz seviyesine çıkarır. Bu da ortalama algısını yok eder.

Taylor’un ortalamacılığın temel öğretisi olarak: “Geçmişte insan öncelikliydi, gelecekte sistem öncelikli olmalı.” düşüncesi ve bir konferansında çalışanlarla yöneticiler arasındaki ilişkiden bahsederken, onlardan inisiyatif istemediğini, onlardan tek isteklerinin verdikleri emirleri harfiyen ve çabucak yerine getirmeleri olmuştur. Charlie Chaplin’in Asri Zamanlar filminde bir fabrikada montaj işinde monoton ve delicesine çalıştırılan bir işçinin tempoya ayak uyduramayıp ruhsal çöküntü yaşaması ve George Orwell’ın 1984 distopyasından tek düzelik çağından, yalnızlık çağından, Büyük Birader çağından, çiftdüşün çağından kendisini selamlıyor bu zararlı düşüncesine en güzel cevap olarak “SİSTEM SENSİN” diyorum.

Bir kişinin benzersizliği ve değeri ortalamadan ne kadar saptığına göre belirlenemez. Bir öğrencinin yeteneği en iyi not ortalamalasına ve en yüksek standart test sonuçlarına göre tespit edilemez. Toplum her ne kadar bizi okulumuzda, kariyerimizde ve hayatımızda başarılı olmak için dar beklentilere uyum sağlamaya zorlasa da herkes gibi olamayız. Adlarımız bile farklıyken bu benzerlik yarışı oldukça anlamsızdır. Ortalamacı zihniyetin “engodik” kuş kapanlarına girmek bizler için hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

Ortalamacılık her ne kadar zihinlerimizi dar kalıplara sığmaya zorlasa da, ondan kurtulmalı ve bireyin biliminden türetilen üç prensibi: dalgalılık prensibi, bağlam prensibi ve yollar prensibini hatırlamalıyız. Kendi dalgalı profilimizin farkına varmalı ve bütün potansiyelimizi anlamalıyız. Bağlama özgü davranışsal imzalarımıza odaklanmalı ve benzersizliğimizi unutmamalıyız. Düşünmenin temel varsayımı, doğru yolun, ortalama kişi veya en azından başarılı mezunlar veya profesyoneller gibi kendimize örnek aldığımız belli bir grubun üyesi tarafından izlenen yol olduğunu söylese de A’dan B’ye ulaşmanın daima birçok yolu vardır. Cesaretli olup yeni yolları keşfetmeliyiz.
Edward Thorndike tarafından eğitim sistemimize sokulan, “Daha hızlı olan daha zekidir.” varsayımına da karşıyım. Gardner’ in Çoklu Zekâ kuramından öğreniyoruz ki zekanın tek ve baskın değil de, çeşitli ve özel boyutlardan oluştuğunu görüyoruz. Bugün eğitim sistemimizde eleştirdiğimiz ve değiştirmek için gayret gösterdiğimiz davranışçı yaklaşımın çıktı odaklı düşüncesi yerine öğrencilerimize süreç odaklı ve kendi öğrenme hızında imkân tanıdığımızda daha üretici olduklarını görmekteyiz.

Eserde işletmelerin bireyselliğe yönelip, insana yatırım yaptığında nasıl bir güce ulaştığını görmekteyiz. Costco, Zoho ve Morning Star’ın izlediği yolun onlara sadık, azimli ve tutkulu bireyler kazandırdığına şahit oluyoruz. Bireye yatırım bir anlamda kendine yatırım demektir.
Kitabın son bölümüne geldiğimizde eğitim sistemimizin ortalamacı mimarisini, bireysel öğrenciye değer veren bir sisteme dönüştürmek için üç fikir sunulmuştur: Diploma yerine yeterlik belgesi vermek, notların yerine yeterliliği esas almak, öğrencilerin kendi eğitim yolunu belirlemelerine izin vermek. Bu fikirlerin hepsine tüm kalbimle inanıyorum. Çünkü hepimiz bu sistemin bir ürünüyüz. Yeterince sıkıntısını yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz. Not sistemini özellikle ilk ve ortaöğretimde kaldırmadıkça üniversitelerimizin durumunun da değişeceğini düşünmüyorum.

Özetle; bireye yatırım yapan toplumlar kazanacak, bireyselliği göz ardı eden toplumlar da ya mevcut durumlarını sürdürecek ya da daha kötü olacak.
Son olarak; aynı olmaya değer veren bu dünyada başarılı olmanın yolu, kendi imzamızı taşımaktır, diyor, keyifli okumalar diliyorum!

Yazarın biyografisi

Adı:
Tufan Göbekçin
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 1.248 okur okudu.
  • 157 okur okuyor.
  • 1.947 okur okuyacak.
  • 48 okur yarım bıraktı.