Uğur Büke

Uğur Büke

ÇevirmenEditör
8.2/10
472 Kişi
·
65
Okunma
·
7
Beğeni
·
358
Gösterim
Adı:
Uğur Büke
Unvan:
Çevirmen
1981 yılında Ankara Üniversitesi DTCF Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiştir. Rus Dili ve Edebiyatı’nda popüler tarihçi İlber Ortaylı’nın annesi Şefika Ortaylı’dan aldığı derslerle pekişmiş bir çevirmen. 1984’ten bu yana sıkça Rusya’ya gidip gelmiş, Nazım Hikmet’in eşi Vera’nın desteğiyle dönemin Rus yazarlarıyla tanışma fırsatı bulmuş. Rus edebiyatı konusunda saygın bir isimdir.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
56 syf.
·4 günde·8/10
Selam Dostlar;
Dünya klasiklerine girmiş bir kitabı okumak bile mutluluk kaynağıyken, bunu yorumlama ve paylaşma fırsatını bulduğumuz bir platform hazırladıkları için 1k ekibine teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Eser, gerek genel kültür gerekse ihtiyatlı davranmanın önemini, içerisinde barındırdığı öykülerin muazzam ahengiyle okurlarına sunmuş, ders çıkartılması gereken birkaç hikayeden bahsetmiş. Kendi fikrimce herkesin okuyabileceği bir eser. Lakin bizlerden çok ilkokul, ortaokul ve lise çağlarındaki kardeşlerimizin bu hazzı yaşaması gerektiğine ve gelişme çağında olduklarından, hikayelerde anlatılan olayların onları olumlu yönde etkileyeceğine inanıyorum. Sanırım bu düşünce sebebiyle de 100 temel eser içerisinde.

"Her çok azdan olur." atasözünden de anlaşıldığı gibi hırs ve açgözlülüğe hayatımızda yer vermemeliyiz. kendimizdeki azı biriktirmenin, başkalarının sırtından kazanılan çokluktan daha hayırlı olduğunu unutmamalıyız.
Bu kitap şimdiye kadar çok defa elimin altına gelmesine rağmen okumamıştım. Bu zamana nasipmiş. Gönül rahatlığıyla okuyabileceğiniz bir eser.

Kitapla kalın, Sevgilerle...
152 syf.
·3/10
Bir deli bir palto ve burun !!! Kitabın 3 hikayesi ve 3 ana karakteridir bunlar.

Deliye bir diyeceğim yoktur. 2018 senesinde sırf bu kafayı yakalamak için kişiler ne kimyasallar kullanıyor ne kimyasallar. Hikaye kronılojik bir şekilde tarih belirtilerek ve akıcı bir şekilde yazılmış. Konuşan köpekler mi dersin, markete çay almaya giden inekler mi dersin hepsi var. Eğlenceli hikaye. “Tamam, neyse sus.”

Palto ise deliye göre çok daha dramatik bir hikaye. Keza hep üstlerin astlarını ezdiğini her devirde gördük ve yaşadık. Makam sahibi olup kişiliklerimizden ödün verip kendimizi bir halt sandık. Hikayede değinilen en ince ayrını buydu bence. Her insan eşit iken mevkiilerin kişileri başkalaştırması. Kişinin bütün ihtiyaçlarından ödün verip bir paltolya sahip olması ve paltonun keyfini süremeden işlern sarpa sarması...

Burun hikayesi ise tam bir karmaşa... kişi hiç burnunu yitirir mi? Gece uyuyorsun sabah kalkıyorsun burun yok, nasıl yok... Nasıl yok olduğunu yazmamış yazar bende bilmiyorum. Ama çok iyi göndermeler yapmış. Paltodaki ast üst ilişkileri burada da geçerli. Kimseye derdini anlatamama ve insanların diğer bireylere karşı hissiyatsız oluşları...

İyi bir kitap değil, kötü de değil. 120 sayfa ve arada okunacak bi kitap. Yazarın isminin ağır oluşu bence kitabı bu günlere getirmiş, sıradan basit bir yazar olsaydı bu hikayeler zamana meydan okuyup bu zamana kadar gelemezlerdi.

“Tamam, neyse sus,” “Tamam sus” ve “sus artık.” Bir Delinin Hatıra Defteri’nde geçiyordu hoşuma gitti ve buraya eklemek istedim.

Sevgi ile kalın...
merve
merve Bir Delinin Hatıra Defteri - Palto - Burun'u inceledi.
152 syf.
kitap 3 hikayeden oluşuyor, bir delinin hatıra defteri, burun ve palto. hikayelerde ön plana çıkan delilik durumu ve o delilik etrafında gelişen olaylar silsilesi. psikolojik karmaşa bolca yer alıyor. severek, merak ederek, üzülerek, şaşırarak, gülümseyerek okudum. yaratıcılığına da hayran kalmadım değil.
80 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Uysal Kız'da anlatılanlar bir gazete haberindeki gerçek bir olaydan yola çıkmakla beraber Dostoyevski'nin kendisinin de belirttiği gibi tümüyle düşsel boyutlara da uzanıyor..
Karısının cansız bedeniyle karşı karşıya kalan ana karakterin çaresizlik, pişmanlık ve vicdan azabı içinde bütün yaşadıklarını ve karısıyla olan ilişkisini sorgulaması üzerine şekillenen bu uzun öyküyü beğenerek okudum..
128 syf.
·3 günde
Karakterimiz Bay İvanoviç başlangıçta normal bir devlet memuru gibi çalışıyor. Yaptığı işten, işyerindeki diğer insanlardan bahsediyor. Sonra kitaba bir kadın dahil oluyor. Bay İvanoviç'in erişemeyeceği statüde olan bir kadın bu. İşin içine bu statü farkı girince öykünün rengi belli olmaya başlıyor.

Öykü biraz ilerleyince iki de köpek dahil oluyor. Ama bunlar bizim Bay İvanoviç'e göre öyle normal köpekler değil; bunlar konuşup mektup falan da yazabiliyorlar.

Şimdi asıl mevzu şu:
Sınıf ayrımı ve bürokrasinin acımasızlığı.

Şöyle ki; bizim Bay İvanoviç biraz ezik psikolojisine sahip birisi. Kendisinden üst statüde yer alan insanları sürekli aşağılamaya çalışıyor. Kendisinden pek farkları olmadığını dile getirip daha üst kademedelerse ne olmuş yaniye benzer ifadeler kullanıyor. Ancak buna rağmen eğer o da onlar gibi üst statüde yer almış olsa, yani güce ve paraya sahip olsa, daha alt statüdekilere yapacağı zulümlerden bahsetmeyi de es geçmiyor. Ya da kendini ne kadar çok öveceğine dair hayaller kurmaktan...

E hal böyle olunca bir süre sonra kendisinin de yüksek kesimden olduğuna ilişkin şizofrenik düşünceler gelişmeye başlıyor Bay İvanoviç'te. Keskin sınıf ayrımının olumsuz ve kısıtlayıcı yanlarını, nasıl da kılıflar bularak kendi lehine çevirmeye çalıştığını görüyoruz. Ancak bu gerçek olmayan düşünceler öyle büyük bir yıkım yaratır ki bu kişinin beyninde, İspanya ile Çin'in aynı ülke olduğundan, ayın çok kırılgan olup dünyada tamir edildiğine kadar varan değişik düşünceleri vardır. Ya da burunlarımızı göremeyişimizin asıl sebebinin burunlarımızın ayda olmasından kaynaklandığına dair olan inancı gibi :)

Okudukça eğlenceli bir hal alan ama gerçekten trajikomik bir hikâye.
272 syf.
·3 günde·8/10
Kısa kısa öykülerle okurunu yormayan bir eser olmuş... Fantastik kurgular şahane... Ama ne biliyim ilk kitabını okumama rağmen pek ısınamadım, pek kanım gitmedi... Dili biraz dolambaçlı geldi... Biraz da kültürümüze karşı eleştirilerde bulunması da hoşuma gitmedi ... Ama tabii Rus kültürü ve değişik betimlemeler sevenlere güzel bir kaynak olabilir... Sanırım bende kitabı okuyup kendime şans vereceğim..

Okuyun efendim...
107 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
William Shakespeare'in unutulmaz karakteri Lady Macbeth tam 360 sene sonra yani 1865 yıllarında Nikolai Leskov tarafından farklı bir kurguda işlenmiştir. 1865 yılında Dostoyevski’nin ‘Epoch’ adlı dergisinde yayımlanan bu hikaye, 1934’te opera olarak sahnelenmiş,1962’de ise ‘Sibiryalı Lady Macbeth’ olarak filme uyarlanmıştır. William Oldroyd ise 2016 da tekrar filme uyarlamıştır.
Devamı : https://www.kitapofisihakan.com/...enskli-lady-macbeth/
1120 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Kitap gerçekten güzeldi. Sayfa sayısı başta insanın gözünü korkutuyor fakat su gibi akıp gidiyor. Kitabın konusu hakkında bir şeyler yazmak istemiyorum çünkü kendimi tutamayıp spoiler veririm diye korkmuyor değilim... Bir tek; çoğu zaman Anna'ya çok sinirlendim ve kocası Aleksey Aleksandroviç gerçekten büyük bir adam bence...

Sadece rus edebiyatı okurken en zorlandığım şey kesinlikle isimler! İsimler beni cidden çok zorluyor fakat bu kitapta yine de o kadar da zorlamadı.

Kitabı bitirir bitirmez hemen filmini de izledim. Filmi çok güzeldi! Levin karakterini kitapta okurken de çok sevmiştim filmde Bill Weasley olarak tanıdığımız Domhnall Gleeson'ın canlandırdığını görünce çok mutlu oldum. (Büyük bir potterhead olarak...)

Ancak sanki dünyada başka hiç oyuncu kalmamış gibi Anna'yı Gurur ve Önyargı'nın Elizabeth'i Keira Knightley canlandırırken, yine Gurur ve Önyargı'nın biricik Darcy'si Matthew Macfadyen de abisini canlandırıyor...

Kitaba dönecek olursam, gerçekten güzeldi. Bazı kısımlarında okurken biraz sıkılsam da beğendim.

İyi okumalar...
88 syf.
·8/10
“Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık” -Dostoyevski.
Rus edebiyatının gerçekten bende hayranlık uyandırdığını bu eserle tekrar tekrar söyleyebilirim. İçindeki iki hikayenin de birbirinden kıymetli olduğu yadsınamaz bir gerçek. İlk hikaye, ezilen ve kendi halinde basit bir memurun palto alma yolundaki mücadelesi ve paltosunun başına gelenlerin anlatıldığı bir hikaye. İnsanların sessiz ve kendi halinde bir insanın çaresizliğine kayıtsız kalışı, umursamayışı yüzümüze yüzümüze çarpıtılıyor. Burun adlı hikaye ise, fantastik bir kurguyla bürokrasinin aksayan yönlerini bize anlatıyor.
152 syf.
·Beğendi·10/10
Gogol Rus edebiyatının yüceliğini sağlayan en değerli yazarlardan olmakla birlikte Tarihin gördüğü en etkileyici yazarlardan. Eşsiz hikayelerinde kalbiniz çarpabilir, ruhunuz sıkılabilir, öfkelenebilir, üzüntüden kahrolabilirsiniz. Sevgili Gogol iyi ki bırakmış bize miras bu güzel yazılarını.

Yazarın biyografisi

Adı:
Uğur Büke
Unvan:
Çevirmen
1981 yılında Ankara Üniversitesi DTCF Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiştir. Rus Dili ve Edebiyatı’nda popüler tarihçi İlber Ortaylı’nın annesi Şefika Ortaylı’dan aldığı derslerle pekişmiş bir çevirmen. 1984’ten bu yana sıkça Rusya’ya gidip gelmiş, Nazım Hikmet’in eşi Vera’nın desteğiyle dönemin Rus yazarlarıyla tanışma fırsatı bulmuş. Rus edebiyatı konusunda saygın bir isimdir.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 65 okur okudu.
  • 85 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.