Bazı insanlar yalnızca yaşadıkları çağın değil, insan ruhunun hafızasında yer eder. Yıldız Kenter onlardan biriydi. Sahneye çıktığında yalnızca bir rol oynamazdı; insanın içindeki en kırılgan, en direngen, en çıplak duyguyu görünür kılardı.
Onun sesi…
Bir cümleyi söylediğinde yalnızca kelimeleri değil, bir hayatı duyarsınız. Kimi zaman bir annenin kırık kalbi, kimi zaman bir kadının onuru, kimi zaman bir insanın bütün yalnızlığı akardı o seste.
“Hep Aşk Vardı”yı okurken aslında bir hatırat değil, bir ömrün sahneye dönüşmüş hâlini okuyorsunuz. Bu kitapta yalnızca bir sanatçının hikâyesi yok; tiyatroya adanmış bir hayatın, kayıpların, direnişin, emeğin ve insan kalmanın hikâyesi var.
Kenter’in dünyasında tiyatro sadece bir meslek değildi.
Tiyatro; insanı anlamak, dünyayı anlamak ve bütün acılara rağmen yaşamı sevmekti.
Belki de bu yüzden onun satırlarında sık sık hayatın o sert gerçeğiyle karşılaşıyoruz: Kaybettiklerimizle eksilerek ama yine de yaşamaya devam ederek.
Yıldız Kenter sahnede yalnızca karakterleri canlandırmadı; insan ruhunun en derin yerlerini görünür kıldı. O yüzden onun ardından konuşurken “büyük oyuncu” demek yetmez. O, sahnenin vicdanıydı.
Bugün hâlâ tiyatronun ışıkları yanıyorsa, o ışığın içinde biraz Yıldız Kenter vardır.
Sevgili Yıldız Kenter…
Sahnede bıraktığın o güçlü ses, o zarif duruş ve insan kalma direnci hâlâ yankılanıyor.
Işıklar içinde uyu.