Geçtiğimiz Eylül ayında Şanlıurfa'ya gitmek nasip oldu. Ve bu şehirde beni bekleyen bir Göbekli Tepe vardı...
Yolculuğu kara yolu ile yapmayı seçince , yolculuk sürecinde okumak için bu harika kitabı aldım. Ve yolculuk sürecinde okuyup, bitirdim. Göbekli Tepe'ye vardığımızda ise elimde bu kitapla, ortamın atmosferine kendimi kaptırmış bir şekilde gezdim. Kitabın adına yakışır bir görsel olması için de baya bir fotoğraf çektim.Bu esnada çevreden kitabı merak edip, soranlar oldu. Çoğu kişi kitabın adını not aldı. Hatta bazıları kitabın yazarının ben olduğumu sandılar. Neyse, Urfa dönüşü hemen yorum hazırlayıp paylaşacaktım ama ben planlar yaparken hayatın benim için farklı planları olduğunu bilmiyordum. Koronavirüs ile mücadelem üç aya yakın sürdü. Biriken okumalar, paylaşımlar derken kitabın yorumunu girmek bugüne nasip oldu. Öncelikle bir noktaya değinmek istiyorum. Kitap ile ilgili bazı yorumları okudum ve kitabın durağan ilerlediğini, gereksiz detay verdiğini falan yazanlar olmuş. Hayır öyle bir şey yok ve öyle bir şey söz konusu bile değil. Buram buram emek kokan bir kitaptı. Yonca hanım gerçekten müthiş bir araştırma sonucunda bu kurguyu ortaya çıkarmış. Büyük emekler vermiş. Ben bu tarz, araştırmalarla yazılan kitapları gerçekten ayrı bir seviyorum ve evet Dan Brown tadında bir kitaptı diyenlere de hak veriyorum. @yoncaeldener in kalemine, yüreğine sağlık.
Kitabımızın konusuna da kısaca değinmek istiyorum.
Beş dil bilen ve bilgisayar korsanı olan Kâmil, kısa bir süre önce Dilbilimci olan annesini Milas Musevi Mezarlığında son yolculuğuna uğurlar. Bir gün oturduğu evi satın almak için kapısına Harranlı bir yabancının gelmesi ile hayatı alt üst olur. Bu yabancı öldürülmüştür ve tek şüpheli kendisidir.
Ada, babasının yaşadığı yerden kilometrelerce uzaktaki