Sabaha karşı mutfak masasında oturuyorum. Daha sıfır aldığım paketin son dalındayım. Bitmeyen sigarayla yeni sigara yakıyorum. Saatlerdir aynı şarkı çalıyor. Evde bir eksik var. Babam eksik. Canım yanıyor. Neyse, sen nasılsın?
Günlerdir uyumuyorum. Oturduğum yerde nefesim kesiliyor. Dört duvar üstüme geliyor. Kimseye anlatamıyorum. Yemek yemeyi unuttum. Sigarayla, suyla besleniyorum. 5 odalı bir evde 4 kişi kaldık. Sevdiğim herkesi kaybettim. Neyse, sen nasılsın?
Herkesten "seni anlıyorum" cümlesini duyuyorum ama anlaşılmıyorum biliyorum. İnsanların seslerinden midem bulanıyor. Sizin gibi toz pembe hayallerim de yok sadece uyumak istiyorum. Etrafım çok kalabalık ama yapayalnız hissediyorum. Neyse, sen nasılsın?
Gitmek istiyorum ama gidecek bir yerim de yok. Varlığı fayda etmeyen bir sesin yokluğunu hissediyorum. Ayağım taşa takılmış da bedenim de kırılmamış kemik kalmamış gibi hissediyorum. Beynimde sancı, boğazımda yumru hissediyorum. Neyse, sen nasılsın?
Sevdiğim adamdan bin darbe yemiş de doymamış gibi hissediyorum. İyi biriyim ama kötü biliniyor gibi, herkesin kustuğu kini hazmetmeye çalışıyor gibi hissediyorum. Canım çok yanıyor ama kafamı yastığa gömerek ağlamak zorundayım. Neyse, sen nasılsın?
Ne hayali ne hayatı kalmamış bir insan olarak yaşıyorum. Her gece yatarken bir daha uyanmamak için dua ediyorum, sabahleyin uyanıp güneşi görünce bütün neşem kaçıyor. Nasıl hayat felsefesi güzel dimi. Ben daha 20 yaşındayım. Neyse, sen nasılsın?
Herkese düz yol olan birinin dik yokuşunda nefesim kesilmiş gibi hissediyorum. Sokak ortasında kaldırıma çöküp ağlayacak kadar güçsüz, mutsuzluktan saatlerce yalancı kahkahalar atacak kadar aciz hissediyorum. Ne çok şey hissediyorum ama dimi. Neyse, sen nasılsın?
Gözümün şişini anlamasınlar diye insanlarla göz teması kurmaktan