Ö.Yücel Ulukanoğlu

Kanlı Gözyaşı?
Şamanist halklarda ölen için duyulan acı, çeşitli şekillerde ve birtakım törenlerle ifade edilir. Jordanes (yaklaşık 6. yüzyılın ortalarına doğru) Attila’nın defin töreni sırasında Hunların, gelenekleri nedeniyle, saçlarını kestiklerini yazar. Aynı yazara göre, onlar bir kahraman için göz yaşı dökmez, yüzlerini yaralayarak kan akıtırlardı.[144] Çin kaynaklarına göre, Tukuelerde aile bireyleri, ölünün bulunduğu çadırın kapısı önünde ağlayıp haykırırken, yüzlerini bıçakla yaralayıp kanlı göz yaşları dökerdi.[145] Orhon yazıtlarında Bumın Kağan ile kardeşi Kül Tigin’in ölümü nedeniyle komşu halklardan gelen kurullar arasında yas tutan (yogçı) ve ölüye ağlayan (sıgıtçı) kişilerin bulunduğundan sözedilir. Yas (yog) töreninde bulunan kişilerin, yas işareti olmak üzere, kulak ve saçlarını kesmeleri âdetti.[146] Katanov’a[147] göre, Kazak-Kırgızlarda ölünün gömüldüğü gün, dul kalan eşi ile kızlarının saçlarını kesmek âdettir. Beltirlerde de ölü gömülürken, karısının saçları çözülerek ortadan kesilir. Hiungnuların, kesilen saçları, başka değerli şeylerle birlikte mezarın içine koydukları anlaşılıyor. Nitekim Urga çevresinde Noyin-Ula’da bulunan bir Hun mezarında, ipek örtüye sarılı 17 saç örgüsü bulunmuştur.[148] Saç kesmenin, ölüye sunulan bir tür kurban sayılmış olması olasıdır. Radloff’da[149] geçtiğine göre, Kırgızlarda ölenin atının kuyruğu ile yelesini kesmek de yas işaretidir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şaman sözü aslında, Altay dillerindeki ortak bir kökten gelen tabirin Tunguzca şeklidir. Türkler bunun yerine kam, Moğollar ise, Tabu yüzünden böge > bö'e> bö tabirini kullanırlar.
Sayfa 8·Kitabı okudu
Puan vermedi·224 syf.·
2025 7. kitabı
Osman Karatay
9/10 · 123 okunma
Birçok araştırmacıya göre aynı Tengricilik'te de olduğu gibi tektanrıcı bir temelden, zamanla çoktanrıcı bir biçime doğru evrilmiştir. Bazı motifler, ögeler mitolojik sembol haline gelmiş ve tanrılaştırılmıştır. Ayrıca tarihi Türk halklarının temasa geçtikleri Zerdüştlük, Mani dini ve Budizm de Türkler'in mitolojisinden izler devralmıştır. Hala devam eden şamanist geleneklerimizde de bu mitolojik inançların izi taşınmaktadır. Altay Türklerinde yoğun olarak yaşanan bu çok tanrılı dinde de figürler günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. TÜRK MİTOLOJİK KİŞİLERDEN BİR KAÇI Ürüng Ayıg Toyon Yakut Türklerine göre ilk insanı o yaratmıştır. Eski Türkçede ürüng-beyaz, ayıg-yaratan, toyon-tanrı, efendi demektir. Yakut Türklerinde beyaz yaratıcı diğer yaratıcı ruhların en büyüğüdür. Kainatı o yaratmıştır. Dünyayı idare eden de odur. İnsanlara yaratıcı gücü ve çocukları o verir. Yerin ve toprağın verimli olmasını o sağlar. Hayvanların çoğalması ve bolluk onun sayesinde olur. Eliade aynı tanrıya ata bey de dendiğini söyler. İnsana kut veren odur. Büyük efsane kahramanlarını yeniden hayata döndürerek ölümden kurtarır. Bu yaratıcıya canlı beyaz at kurban edilir. Ürüng Ayıg Toyon, çok saygı gösterilen, kutlu, nur yüzlü ve ulu bir varlıktır. ******************************* Ak Ana Henüz hiçbir şey yaratılmamışken ve yalnızca uçsuz bucaksız bir su varken, sonsuz sulardan çıkarak, Tanrı Ülgen’e yaratma ilhamını vererek sulara tekrar dalmıştır. Işıktan (cisimsel olmayan) bir bedeni vardır. Başında gücü simgeleyen ve taca benzeyen zarif boynuzları bulunur. Alt kısmında denizkızı gibi çok uzun bir balık kuyruğu bulunur. Kuyruğu hafif maviye çalan bir renktedir. Etrafında denizyıldızları dolaşır. Hayatın başlangıcına dair ne varsa hepsine ruh vererek yaşam döngüsünü başlatmıştır. Akdeniz’de
UMAY ANANIN ÇIRPINIŞLARI VE YAĞMUR : TÜRK MİTOLOJİSİ İnsan yaratılışı gereği kendisine verilmiş bir çevreden düzenli bir dünya kurmaya yetenekli tek yaratıktır. Zekasıyla çevresini değiştirir ve onu gözlemler. Bu bakımdan çevreyi oluşturan her fenomen ve evrende teşkileden her olay, onu derinden etkilemiş ve dikkatini çekmiştir. Kendi deney ve gözlemleriyle insanlar, suyun hayatın devam edebilmesi için zorunlu olduğunun şuuruna varınca, bunu inanç ve düşüncelerinde de canlandırmaya, efsaneler halinde ifade etmeye başlamışlardır. Kısacası su hayattır diyerek var oluşu ona bağlamışlardır. Bu yüzden su kavramı üzerinde birtakım mitolojik özellikler atfetmiş, suya olağanüstü bir değer vermişlerdir. Hemen tüm eski kültürler ve dinlerde su, yaşamın evrensel sembolü olarak görülmüş, su kaynakları eski insanlar tarafından kutsal yerler ilan edilmiş, ırmaklar, nehirler, göller ve denizler tanrıların yaşadığı özel alanlar olarak görülmüşlerdir. Türklerde suyun kutsallığına ve varoluşun temel maddesi oluğuna inanılırdı. Su ve deniz kültünü inceleyebilmek için mitlere gitmek gereklidir. Altay Yaratılış Destanı’nda “deniz” şu şekilde geçmektedir. “Yerin yer olduğunda, denizlerle kaplıydı her yer, Ne gök vardı, ne de ay, ne güneş, ne de bir yer. Tanrı uçar dururdu, insanoğluysa tekti, O da uçar, dururdu, sanki Tanrıyla eşti. Uçar, hep uçarlardı, yer yoktu konmazlardı.” Anlatıda görüldüğü denizler tanrı tarafından yaratılan değil her zaman var olandı. Yaratılış tanrı tarafından gerçekleştirilse de, tanrının evreni var etmesi için suya ve denizlere ihtiyacı vardı. Her ne kadar Türkler denizle pek fazla haşır neşir olmasalar da kendi gözlemleriyle denizlerin ekolojik düzen içinde çok büyük öneme sahip olduğunu anlamış ve denizleri yaradılışın ve varoluşun temel değeri olarak