Japonya, çok uzun bir süredir dünyanın geri kalanından uzakta ve izole bir durumda. İzole olmak Japonların kendilerini geliştirmesine, düşüncelerini yansıtmasına bir fırsat sağladı. Kendilerini yansıtmalarının yanında öğrendikleri çay seremonisi de Japonya ile gelişti. Evlerimiz, alışkanlıklarımız, giyim tarzımız, yemek kültürümüz, porselen ve seramik işlerimiz, sanatımız hatta edebiyatımız bile, hepsi bu durumdan etkilendi. Her halükarda Japon kültürünü inceleyenler, Japon kültürü etkisinde yetişenler bu etkinin varlığını görmezden gelemezler. Bu etki asillerin malikânesinde çatı katlarında, halktan kişilerin evlerinin bir odasında yer edinmiştir. Çiftçilerimiz bile çiçek sanatını ve çiçek düzenlemeyi öğrendi.
Çay seremonisi, gündelik hayatın sıradan işlerinde bile var olan güzelliği ve değerleri görmek üzerine kuruludur. Saflığı ve uyumu, karşılıklı sevginin gizemini, sosyal düzende var olan romantizmi sabırla insanlara öğretmeyi amaçlar. Çay seremonisinin özü, kusurlarımızla barışmak, imkânsızlıklarla dolu dünyadaki hataları düzeltmek için çaba sarf etmemiz, hayat adını verdiğimiz anlaşılması güç süreçte çabalarımızdan sonuç almamız için nazik bir girişime başvurmaktır.
Bir anlığına da olsa işkencesinden kaçmak istedi; yükümlülüklerini, başarısını, yengesini, Osei'yi ve geri kalan her şeyi unutmaya çalıştı. Ceset gibi hiç kıpırdamadan uzanıyordu, nefes bile almıyordu.