Düşkapanı’nda başlayan savaşın mekânını seçme hakkı onlara bırakılınca herkes Elzem’in zihnini seçer.
Oysa Elzem’in zihni, sandıklarından çok daha karanlık ve tehlikeli bir yerdir.
Ona yıllarca “Düş artık, ağla artık, bir kere de yenil,” diyen, hayatını dışarıdan mükemmel sanan herkes onun zihnine girince hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlar.
Mükemmel sanılan çocukluğu aslında şiddetle doludur.
Her konuda en iyisi olmazsa öleceğine inandırıldığı, en güvendiklerinin—sözde seven ananelerinin—onu gizli gizli dövdüğü, nefes bile alamadığı anılar tek tek gün yüzüne çıkar.
Tüm bu anılar zincirinin ardından herkes bir şekilde kapandan sağ çıkmayı başarır.
Ama Elzem’in kardeşi Itır, ananelerinin ruhuna karşı verdiği savaşı kaybeder ve ölür.
Zihinden çıkar çıkmaz, ananesi kardeşinin bedenine yeni yerleşip kendine gelirken, Elzem gözünün önünde kardeşini bir kez daha kaybetmemek için onu kendi elleriyle öldürmek zorunda kalır.
Bu an, Elzem’i tamamen kıran son damladır.
Artık her şeyi yakıp yıkmak istemektedir.
“Benim kardeşimin yaşamadığı yerde kimse yaşamayacak,” diyerek tüm klanlara savaş açar.
Aykırıların soyunu tüketmek için yaratılan perileri uyandırmak üzere yola çıkar ve onları da bulur.
Perilerle bir anlaşma yapar:
Kendi yakınları hariç herkesi öldürürlerse tüm klanı uyandıracaktır.
Ve dediğini yapar… uyandırır.
Fakat bilmediği şey şudur: Periler anlaşmalara uymaz.
Onlar sadece belirtilenleri değil, Araf’taki herkesi öldürmeye başlar.