Hakikat kendini zıtların iç içeliğinde gösterir. Yin ile Yang’ın birbirini var eden iki kutup oluşu gibi veya Platon’un idealar alemini, duyulur dünyanın eksik ve gölgeli karşıtı üzerinden kavratması gibi. Varlık, kendi zıddının sessiz eşliğinde konuşur. Zıtlıklar yalnızca çatışan iki güç değildir anlamın ve bilincin açıldığı iki kapıdır. Hiçbir şey karşıtı olmadan bilinemiyorsa, varlık da yokluğa bakılarak anlaşılır. Aydınlık karanlığı, hareket durağanlığı, hayat ölümü imler. Bu yüzden varlığın çoğalması insanda sorguyu, yükü ve kederi çoğaltır çünkü çoğalış, farkındalığı keskinleştirir. Ama insan, zıtların ötesine doğru bir adım attığında varlığı varlık yapan bağlardan sıyrıldığında keder de sorular da geride kalır. Zıtlıkların birbirini tükettiği, kendilerini aşarak birliğe döndüğü o noktada hakikatin daha saf, daha çıplak hali görünür. Çünkü her şey zıddıyla kaimse zıtların ardında duran birlik her şeyin gerçek kaynağıdır.