10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 15:56
Aslında bu kitap hakkında biraz önyargılıydım ama gerçekten gerekliymiş. Virüsün yayılma sürecini ve insanlar üzerindeki etkisini o kadar iyi işlemiş ki anlatamam. Labirent deneylerinden 13 yıl önce yaşanan güneş patlamasından sonra birbirlerini bulan Mark, Trina, Alec ve Lana tam 1 yıl boyunca oradan oraya sürüklenerek hayatta kalmaya çalışırlar. Bundan sonra daha kötü şeyler yaşayabileceklerini düşünmeden yapmaları gereken tek şeyin yerleşim yeri aramak olduğunu zannederler. Ancak havada süzülen Kayaç'lardan atılan oklarla Dünya daha da kötü bir yer haline gelmeye başlar. Bu oklar Işıl Virüsü'dür ve insanlık yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Patlama Sonrası Koalisyon Hükümeti, Ölüm Emri vererek virüsün yayılmasını onaylamıştır. Bu saldırılardan sonra yayılan virüsle birlikte tanıdıkları herkes ya ölmüş ya da delirmeye başlamıştır. Köylere gidip neler olduğunu anlamaya çalışan grubumuz, bu virüsten etkilenmeyen bağışık bir kız çocuğu bulurlar. Ve bu kız çocuğu yıllar sonra Labirent deneylerinin en önemli parçası haline gelecektir. Aynı zamanda başka bir yerde bağışık olduğu anlaşılan Thomas ise ailesinden ayrılmak üzeredir. İSYAN tüm planlarını kurmuş ve harekete geçmeye çoktan başlamıştır.
Labirent: Ölüm EmriJames Dashner · Pegasus Yayınları · 20155,4bin okunma
8/10
·208 syf.··
2026 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 19:39
Celal Tuna, “Mağaradan Kente” isimli serinin ilk kitabında eski Taş çağının mağara yaşamından-Tunç çağındaki ilk medeniyete kadar olan Anadolu’nun gelişim tarihini, tarihi eserler ve arkeolojik belgeler üzerinden ele almıştı. Bu kitapta da aynı yöntemle ilk kentlerden-imparatorluklara kadar olan tarihi süreci yerleşim yerleri üzerinden anlatıyor. Bu kitabında da her konu başında bahsedilen bölgeyi Türkiye haritası üzerinden gösteriyor. Bahsedilen tarihi eserlerin renkli fotoğrafları yer alıyor. Ayrıca kitabın belki de en beğendiğim yönü, bahsedilen arkeolojik bölgelerin, tarihi eserlerin renkli krokileri, çizimleri, o dönemin yaşamını canlandıran illüstrasyonları ve fotoğrafları. Harikulade çizimlerin yazarın kendisinin elinden çıkmış olması da kitabın ayrı bir nüans noktası. Bu çizimler hem konuyu daha anlaşılır hale getiriyor, hem de kitabı görsel ve estetik olarak çok cazip kılıyor. Kitabın son derece anlaşılır bir dili var. Gayet keyifli ve eğitici bir kitap, su gibi akıp gidiyor. Medeniyet tarihine, arkeolojiye, sanat tarihine, Anadolu Kültür tarihine meraklıysanız, mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Kentten İmparatorluğaCelal Tuna · İletişim · 06 okunma
Reklam
8/10
·85 syf.··
Beğendi
·
2026 89. kitabı
#morsandıktakiyazılar Kitap adı:Delifişek Yazar: José Mauro De Vasconcelos Çeviri: İnci Kut Sayfa sayısı: 85 Kitabın türü: Roman// Biyografi "Şeker Portakalı" kitabını takip eden üçüncü kitabını okumaya başladım ve bitirdim çünkü ikincisi hala gelmedi. Zeze artık yetişkin yaşa ulaştığından çocukluğunda onu yalnız bırakmayan her şey ve herkes terketmiştir onu. Ne portakal ağacı vardır ne de karşıdan karşıya geçerken işkenceye dönüşen yol. Hayat yolunda ona artık başka ailesi eşlik eder, aslında istediği her şeye de sahiptir ama mutlu değildir, çünkü yetişkin sorunları onu oldukça çok huzursuz ediyordur. İçi içine sığmadığı için, yaşadığı yer de ona dar gelmeye başlar. Ya denizde uzun saatler geçirir ya da gece boyunca gemilerde çalışır. Kimsenin onu anlamadığını düşünüp, içini iyice kapar herkese. Ya rastgele gezmelere çıkar ya da kendine geçici meşguliyetler arar. Babası onu anlamaya başladığında, Zezenin aslında küçücük bir yerleşim yerine değil, keşfedilecek kocaman dünyaya ihtiyacı olduğunu anlar. Ona destek olmaya karar verir. Zezenin kendini arayıp bulması için kaçınılmazdır bu. Yeni işi gemilerle uzak diyarlara gitmektir artık. İlk başta dünyayı o kadar büyük sanmadığından bu durum biraz ürkütür onu. Bu kadar spoiler yeterli, kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum Not: "Bazen bizi anlamayan insanlarla çevrili olduğumuzda dünya dar gelir, boş gelir" Aylin Özgür
DelifişekJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202133,7bin okunma
7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 11:56
Eser, kitabın baş kahramanları olan Selim ve Leyla'nın lise dönemini konu alarak başlıyor. Selim, lisede arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi çok sevmeyen, ergenlik yıllarını kitap okuyarak geçiren bir gençtir. Aynı sınıfta okuduğu Leyla'ya âşık olur; ancak Leyla'nın bundan haberi yoktur. Selim, arkadaşının tavsiyesi üzerine Leyla'ya bir mektup yazar ve arkadaşı da bu mektubu ona ulaştırır. Leyla mektubu okur ancak ilk başta tepkisiz kalır. Leyla ve Selim birbirine zıt iki karakter gibidir. Hatta kitapta bu durum ikisi için şöyle anlatılır: Leyla,"Sanki hayatı, bir çizgi üzerinde ilerleyen, her hamlesi önceden hesaplanmış kusursuz bir matematik problemiydi. Sayılar arasında güvendeydi. Aşk ise çözülemeyecek bir bilinmeyendi ve o, bu denklemi çözmek için ne bir çaba sarf ediyor ne de bir merak taşıyordu; sadece görmezden geliyor, varlığını yok sayıyordu." Selim için ise "ruhu fırtınalarla sarsılan, direncini yitirmiş, rotasını şaşırmış, kaybolmuş bir gemiye benzerdi" ifadesi kullanılır. Selim ikinci mektubunu yazar ve bu kez bir buluşma yeri de belirler. Okuldan sonra mahallenin arka sokağındaki pastanede buluşup yüz yüze konuşacaklardır. Bu buluşmanın ardından ilişkileri ilerler. Liseden mezun olduktan sonra Leyla'nın babası da onların birbirlerine olan bağlılıklarını fark eder ve evlenmelerine rıza gösterir. Evlendikten sonra aynı evde yaşamalarına rağmen birbirlerine mektup yazmaya devam etmeleri benim çok hoşuma gitti. Bir süre sonra Zeynep adını verdikleri bir kız çocukları olur. Selim çok okuyan ve yazmayı seven bir karakterdir. En büyük hedeflerinden biri yazar olmaktır. Bir sabah her şeyden habersiz şekilde uyanır; kapı çalar ve gelen polisler hiçbir açıklama yapmadan onu alıp götürür. Selim, yaşadığı bu durumu Franz Kafka'nın Dava adlı eserinin baş kahramanı Josef
1000Kitap
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
8/10
·183 syf.··
2026 18. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 08:54
Kitap, atalarımızın Anadolu’da en eski taş çağlarındaki mağara yaşamlarından-Tunç çağında kurdukları ilk medeniyete kadar olan süreci ülkemizdeki yerleşim yerleri, arkeolojik belgeler ve tarihi eserler üzerinden inceliyor. Her bölümün başında bahsedilen bölgeyi Türkiye haritası üzerinden gösteriyor. Ayrıca yazar Celal Tuna, bölgelerin kroki çizimleri, bulunan tarihi eserlerin ve o dönemin yaşamını canlandıran harikulade ilüstrasyonlar ile hem konuları çok daha anlaşılır hale getirmiş, hem kitabı estetik ve görsel olarak olarak da çok cazip hale getirmiş. Dili gayet anlaşılır ve su gibi akıp giden konu akışı var. İkinci cildi “kentten imparatorluğa” ‘yı okumak için sabırsızlanıyorum. Medeniyet tarihine , arkeolojiye, sanat tarihine , Anadolu Kültür tarihine meraklıysanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim. 
Mağaradan KenteCelal Tuna · İletişim Yayınları · 200011 okunma
“STEPANÇİKOVO KÖYÜ” ~ DOSTOYEVSKİ
8/10
·290 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 14:00
Stepançikovo Köyü, Fyodor Dostoyevski’nin kurşuna dizilmek üzereyken, cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildiği dönemde 1859 yılında Sibirya’da kaleme aldığı eser. Dostoyevski’nin bilinen dev eserleri arasında alkış sırası kendisine pek gelmeyen bir romanı. Kronolojik olarak bakarsak, daha o kalın klasiklerin yazılmadığı, yıllar sonra yazacağı o başyapıtların habercisi diyebiliriz. Yazarın kendi tarzını anca oturtmaya başladığı zamanların kitabı. Daha sonra Dosto mektuplarında, bu kitabı isteksiz ve aslında borçlarını ödemek için mecbur kalarak yazdığını söyler. Yazar o yıllarda sansür korkusu yaşasa da, yine de eserlerinin alt metinlerinde gerçekçi yönünü yansıtmaktan geri durmamış. Ama öncelikle kısa kısa notlarımla Dostoyevski; *çocukluğunu ayyaş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirmiş olmasaydı, *on altı yaşındayken annesini veremden kaybetmiş olmasaydı, *babasının ölüm haberini aldığında mutlu olabilecek derecede kin duymasaydı, *yirmi sekiz yaşında altı ay hapis yattıktan sonra tam idam edilecekken bir Rus çarı tarafından son anda affedilmeseydi, *annesi gibi veremli bir kadınla evlenip, onu da kaybetmemiş olsaydı, *kumar borçlarını ödeyebilme uğruna normal bir insanın bir haftada okuyacağı kitabı üç günde yazmak zorunda kalmasaydı, *epilepsi hastası olmayıp, her an bir sara krizi geçirme ihtimalinin sırtına yüklediği yükten doğan stresle yaşamak zorunda kalmasaydı, Ne o Dostoyevski olabilecekti, ne de o kitapları yazacaktı. Dostoyevski’yi olduğu kişi yapan şeyler, bence bu geçmişi ve yaşadıklarıdır.. Kitaba geçince; her şeyden önce kitabı almamda büyük etken bu köyü merak etmemdi. Zaten Slav kökenli diller de hep hoşuma gitmiştir. Yalnız ‘Stepançikovo’ belirli bir gerçek köyü temsil etmiyormuş (kurgusal), fakat Rusya’da ‘Stepanchikovo’ adlı birkaç yerleşim yeri
Stepançikovo KöyüFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,915 okunma
Reklam
Reklam